SÖNMÜŞ IŞIKLAR kitap kapağı

4. bölüm / 6

SÖNMÜŞ IŞIKLAR

3. BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Şimdilik Deli

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 3. BÖLÜM

Sabah öten horozun sesiyle uyanan Aldric Monasa’nın varlığını yadırgamadan edemedi. Her zaman yaptığı gibi odanın sessizliğinde ıslık çalıyordu. Monasa’yı uyandırmak gibi bir niyeti yoktu ancak onun için sessiz olmayacaktı. Zırhını ve kılıcını kuşanarak odadan çıktı. Üst kata çıkar çıkmaz Papa’nın meymenetsiz yüzüyle karşılaştı. Zoraki bir selam verip yanından geçiyordu ki Papa onu durdurdu.
“Ne yapmaya çalıştığını anlamadım mı sanıyorsun?”
Papa’ya yüzünü dönmeden önce etrafına göz attı. Kimsenin olmadığına emin olunca Papa’ya döndü. Zoraki olduğu her yerinden anlaşılan saygısını bir kenara bırakarak Papa’yı açık açık uyardı.
“Kendi işine bak.”
“Kendi işime bakıyorum. Bu yüzden o cadının ölmesi için her şeyi deneyeceğim.”
Papa’nın üzerine tehditkâr bir şekilde yürürken karşılık verdi Aldric.
“Durma. Dene. İşte o zaman herkes Papa’nın odasına götürdüğü kadınlarla ne yaptığını öğrenir.”
“Sen…” diyerek başladı Papa. Ama doğru düzgün bir cümle kuramayacağını anladığında devam etmedi. Aldric bunu nereden biliyordu? Eğer bu öğrenilirse dini otoritesinden eser kalmazdı. İçinde şu ana kadar nefsine sahip çıkamadığı ve Aldric’in eline bir koz verdiği için derin bir pişmanlık oluştu. Aldric’se arkasını dönüp gitmeden önce son lafı söyledi.
“Ben kendi işime bakıyorum. Sen de öyle yaptığın sürece kendi işime bakacağım.”
Günü kötü başlasa da saray bahçesinde uyuyan Finlo’yu görmek ona yetmişti. Yavaş yavaş ortaya çıkan gün ışığı yüzüne vururken ağzının kenarından tükürük akıyordu. Muhtemelen Papa onu geç saatlere kadar ayakta tutmuştu, o da buraya sızıp kalmıştı. Papa’ya içinden bir küfür daha savururken Finlo’yu sakince dürttü. Burada bu şekilde yakalanırsa başı derde girerdi.
İlk başta mırıltılar çıkardı Finlo. Sonra yavaşça gözleri açıldı. Anlamayan bakışlarından uyku akıyordu. Aldric gülümsemeden edemedi.
“Uyan.”
Başını onaylar şekilde salladı Finlo. O kadar uykusu vardı ki bakışlarını bir yere sabitlemekte zorlanıyordu. Yaslandığı duvara tutunarak ayağa kalktı. Sırtı çok ağrıyordu. Bunu dışarıya belli etmeden yüzüne bir gülümseme takındı ve şapkasını düzeltti. Mahcup bir kahkahayla “Teşekkürler. Gerçekten hayat kurtarıyorsun.” dedi. Bir insanın gururunu nasıl okşayacağını iyi biliyordu.
İşe de yaramıştı. Aldric’in yüzündeki gülümseme büyürken “Dikkat et kendine.” diye uyardı. Finlo onun gözünde bir kardeş gibiydi. Zarar görmesini istemiyordu. Başka biri olsaydı burada durup onu uyandırmadan yoluna devam ederdi. Finlo başını sallayarak karşılık verirken ikisi de kendi işine döndü.
Aldric kışlaya varmadan önce dün gece Monasa’yı getirdikleri kağnı arabasını gördü. Monasa’nın çantasını anında fark etti. Onu köyde kovalarken de bu çanta kolundaydı. Bir kadının çantasını karıştırmak ona göre olmasa bile kağnıya yaslanarak çantayı önüne aldı. İçinde bir pirinç çuvalı, siyah bir pelerin, isimlerini bilmediği otlar ve zaten üzerinde olan elbisenin aynısından vardı.
Çanta içerisindeki pelerini çıkartıp bir kenara fırlattı. Onu görmek bile sinirlerini bozmaya yetmişti. Madem cadı değil, ne diye pelerini vardı? Kendine güveniyorsa yüzünü gizlemesine gerek yoktu. Her ne kadar sinirlerini bozsa da pelerini ortalıkta bırakmanın iyi bir karar olmadığını fark ederek yanına aldı. Çanta ve pelerinle saraya, odasına geri döndü.
Monasa hala uyuyordu. Çantayı kitaplık ve yer yatağının yanına bırakarak dolaba döndü. Sandığını çıkarıp boynundaki anahtarla açtı. İçindeki Kur’an ona demin ne kadar büyük konuştuğunu hatırlatıyordu. Papa’nın zina etmesi onu sadece Papalıktan ederdi ama bu Kur’an yakalanırsa Aldric canından olurdu. Daha fazla o ihtimali düşünmeden pelerini Kur’an’ın yanına koyarak sandığı kilitledi.
Odadan ayrılıp tekrar kışlanın yolunu tuttu. Çok geçmeden sarayda uyuyan Monasa da uyanmıştı. Hemen baş ucundaki çantası dikkatini çekti uyanır uyanmaz. Hızla doğrulup içindekileri kontrol etti. Tüm eşyaları içindeydi, pelerini dışında. Kim, ne için aldı anlam veremese de bunu sorun etmedi.
Yatağından çıkıp acele etmeden topladı. Yorganı koymak üzere dolabı açınca gördüğüyle durdu. Yorganı dolaptaki yerine yerleştirip sandığa yöneldi. İçinde sadece Kur’an olmadığına emindi. Açmak için biraz uğraşsa da anahtarı yoktu. Kilide zarar vermeden açması imkansızdı. Sandığı şimdilik aklının bir köşesinde bırakarak dolabın içine yöneldi. Altın Muhafız üniforması dışında pek bir kıyafet yoktu. Elinde Kur’an dışında bir koz olmaması onu rahatsız ediyordu. Ayağa kalkarak kıyafetlerin ceplerini kontrol etmeye başladı.
Kayda değer bir şey yoktu. Ancak bir şey fazlasıyla ilgisini çekmişti. Oldukça eski olduğu her halinden anlaşılır bir mendilin üzerine elle işlenmiş “Aldric” yazısı. Bu mendilin bir anıyı taşıdığına yemin edebilirdi ama aklına ne olabileceği gelmiyordu. Sadece odayı karıştırarak bir şey bulamayacağını anladı. Aldric’i tanıması da gerekiyordu. Ama o, bu kadar soğuk davranırken nasıl yapacaktı?
“Finlo…”
Aklına gelen ilk kişinin ismi kontrolü dışında dudaklarından döküldü. Finlo ve Aldric’in çok eskiden tanıştığını tahmin edebiliyordu. Finlo ağzından laf alması kolay birine benziyordu. Hem dünkü yasaklılar listesinde Finlo yoktu.
Kapıyı arkasından kapatarak merdivenlere yöneldi. Finlo’yu nereden bulacaktı ki? Sarayda kimi, nerede bulacağını henüz öğrenmemişti. Her şey Finlo’yu bulmasına bakıyordu. Eğer Finlo’yu bulursa, o anlatırdı.
İlk önce bildiği tek yere, sarayın avlusuna baktı. Şansına Finlo bir duvarın dinine kıvrılmış, orada uyuyordu. Güneş çoktan doğmuş olsa da duvar Finlo’ya ulaşmasını engelliyordu. Monasa hızla yanına vardı ve karşısındaki yere oturdu.
“Finlo…”
Seslenirken bir yandan da onu dürtüyordu. Finlo’ysa sesin sahibini uykulu haliyle tanıyamayarak irkildi. Gözleri korkuyla açılırken Monasa’ya bakıyordu.
“Korkutmak istemedim.”
“Hayır, hayır. Sorun değil. Bir an tanıyamadım.”
Finlo hızla gülümseyen maskesini yüzüne takmıştı. Gözündeki çapakları silerken esnedi.
“Aynı anı ikinci defa yaşıyor gibiyim.”
“Neden?”
“Demin Aldric de beni böyle uyandırmıştı…”
“Hmm. Öyle mi?” dedi fırsatı değerlendirerek Monasa. Finlo’ysa ayağa kalkarken konuşmasına devam etti.
“Evet. Normalde burada uyumamam lazım. Uyandırdı beni ama geri dalmışım. Uyandırdığın için sağ ol. Bir saniye, sen neden gelmiştin?”
“Uyandığımda Aldric yoktu. Sarayda onu ararken seni gördüm.” diyerek basit bir yalan uydurdu Monasa. Finlo saraya ilerlerken yanında yürüyordu.
“Aldric muhtemelen kışladadır.”
“Kışla nerede kalıyor?”
“Götürmemi ister misin?”
“Aslında hiç fena olmaz.”
Aldric hakkındaki gizemler sonra da çözülebilirdi. Monasa’nın o anki önceliği yaşadığı yeri ve çevresini keşfetmekti ve bunun için saray soytarısından iyi birisi olamazdı. Monasa’nın ricası üzerine ilk önce sarayın dört katını; bodrumu, girişi, birinci ve ikinci katı gezdiler. Bodruma inen iki merdiven bulunuyordu. Birsi Altın Muhafızların kaldığı koridora çıkarken diğeri diğer hizmetlilerin kaldığı yere çıkıyordu. Finlo da orada kalıyordu. Oraya uğramışken kendi odasını da büyük bir heyecanla tanıtmıştı Finlo.
Odasında, Aldric’in odasından bile az eşya bulunuyordu. Bir köşede ahşap bir meyve sandığının içinde özenle katlanmış kıyafetler duyuyordu. Yatak veya dolap yoktu. Muhtemelen köşede katlanmış duran yorganı serip onun üzerinde uyuyordu. Ama Finlo bu boş odada bile yarım saat oyalanmalarını sağlayacak kadar şey bulmuştu. Finlo’nun odası dışındaki tur oldukça kısa ve verimliydi. Daha Monasa sormadan bir rehber edasıyla anlatıyordu, Finlo. Monasa artık sarayın içini az çok biliyordu.
Kışlaysa beklediğinden daha yakındı. Etrafı duvarlarla çevrili bir köyü andırıyordu. Kapıdaki asker, Finlo’yu görünce ikisini de içeri aldı. Monasa etrafına merakla bakarken Finlo kendinden emin bir şekilde Aldric’in bölgesine ilerliyordu. Kışlanın içinde ilerlerlerken birkaç Altın Muhafız durup Monasa’ya bakıyor, askerlere “Bu kadın kim bileniniz var mı?” diye soruyordu. Kışlada bir kadın görmek her gün olan cinsten bir şey değildi.
Kışlanın içindeki bu kısa yürüyüş Aldric’in onları görmesi ile son bulmuştu. Yüzündeki soğuk ifadeyi askerlerin önünde bozmasa bile bu ikiliyi henüz yan yana görmeyi beklemiyordu. Evet ilerleyen günlerde Finlo’nun yeni arkadaşıyla samimiyet kurması kaçınılmazdı ama Finlo samimiyet kurmadan önce uzaktan inceleyen tiplerdendi.
Yanına vardıklarında Finlo bir beyefendi gibi soytarı şapkasını indirerek selam verdi.
“Merhaba!”
Gerçekten selam verirken şapkasını geri başına taktı. Bu arada kaytaran askerleri anında fark etti Aldric. Onları uyarmak yerine dinlenmelerini emretti. Bütün askerler nefes nefese bir köşeye yığılırken Finlo’nun selamını havada bırakmadı.
“Hoş geldin. Bir şey mi lazım?”
“Monasa’ya etrafı gezdiriyordum da senin yanına da gelelim dedik.”
Bir an Monasa’ya bakarak başını salladı Aldric. Monasa’nın bu kadar hızlı bir şekilde adaptasyon sürecine girmesine şaşırmadan edemedi. Onu daha fazla göz önünde tutmalıydı. Eğer gerçekten şüpheli bir yönü varsa ve Papa bunu ondan önce öğrenirse işi zorlaşırdı.
“Pekâlâ. Siz içeride biraz dinlenin, birazdan bir saat kadar bir aram olacak. Saraya beraber döneriz.”
“Olur.” dedi ikisi adına da Finlo.
Aldric geri askerlere dönerken Finlo ve Monasa arkalarındaki kulübeye ilerledi. Burası Aldric’in ikinci evi sayılırdı. Kışlanın eskiden babasına ait olan bu kısmı şimdi ona aitti. Babasının izinden gitmenin huzuru hep içindeydi. Doğru olanı yapıyordu. Yine de sadece bir şüphe yüzünden iki yüzlü Papa’yı karşına almıştı. Doğru olanı mı yapıyordu? Aldric’in bu kafa karışıklığından Altın Muhafız da etkilenmişti. Askerleri zor anlar bekliyordu.
Aldric askerlere emirler yağdırırken Finlo ve Monasa içeriye varmışlardı. Finlo bir an bile kaygılanmadan koltuklardan birin kuruldu. Monasa’ysa bir müzeyi geze gibi etrafına bakıyordu. Duvara asılı kılıçlara anlam veremeden bakıyor bir ipucu arıyordu. Yakından bakınca kılıçların üzerine işlenmiş “Aldric” yazılarını gördü. Birisi dışında hepsinin üzerinde “Aldric” yazıyordu.
“Benavir…”
Bu ismi daha önce duyduğuna yemin edebilirdi ama nereden olduğunu hatırlayamadı.
“Finlo.”
“Efendim?”
“Benavir kim?”
“Benavir mi?”
Oturduğu yerden kalkarak Monasa’nın yanına vararak merakla baktı. “Bak burada.” derken kılıcın üzerindeki yazıyı gösterdi Monasa. Finlo’ya Aldric’in daha önce bahsettiğini hemen anımsadı. Şaşkın bir ses çıkararak “Sanırım Aldric’in babası.” dedi.
Anlam veremeyerek baktı Monasa. Aldric’in babasında neden bir kılıç olsun ki?
“Sanırım mı?”
“Aldric önceden babasının da Altın Muhafız olduğunu söylemişti. Onundur sanırım.”
Bu bilgiyi Finlo her ne kadar söylese de kulağa acayip geliyordu. Evlenmiş, bir de üzerine çocuk yapmış, aile kurmuş bir altın muhafız mı? İşte bu Aldric’in onu kurtarmasından daha tuhaftı. Aldric üzerindeki merakı birdenbire yaşamayan bir adamın üzerine yönelmişti. Ancak sorulan her sorunun cevabı olmaz, verilen her cevap soruya ait olmaz.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

33okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.