SÖNMÜŞ IŞIKLAR kitap kapağı

3. bölüm / 6

SÖNMÜŞ IŞIKLAR

2. BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Şimdilik Deli

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 2. BÖLÜM

Finlo, Kral ve Papa saraya girer girmez cadının yanına koştu. Saraya yeni birilerinin gelmesini seviyordu. Savaşçı erkekler veya din adamları değil tabii ki, şifacı kadınlar veya dürüst tüccarlardı, ilgisini çeken. Tek bir bakışlaysa anlamıştı cadının cadı olmadığını, o bir şifacıydı. Finlo zeki olmasa de birinin mesleğini ilk görüşte anlayabilirdi. Zaten ona göre cadılık bir meslek değildi. Yüzlerce yargılanma görmüştü ama hiçbiri cadı değildi.
Kadının tam karşısında durup kırmızı şapkasını indirerek selam verdi. En ufak hareketinde kıyafetlerindeki çanlar şıngırdıyordu. Kadın bir tepki veremeden gözlerinin içine baktı.
“Selam. Adın ne?”
Kadın anlam veremeyerek Finlo’ya bakıyordu. Bir soytarı olduğunu anlamak için dahi olmaya gerek yoktu. Gecenin karanlığında oluşmuş bir gökkuşağı gibi ona bakıyor, bir cevap bekliyordu.
“Monasa…”
Adını sanki tüm sesi bedenini terk etmiş gibi kısık bir sesle söyledi. Onun kısık sesinin aksine heyecanla devam etti Finlo.
“Çok güzel bir ismin var. Bende Finlo. Ama sen nasıl istersen öyle çağırabilirsin.”
Usulca başını salladı Monasa. Kendini hiç bu kadar göz önünde hissetmemişti. O genelde tek başına ormanda dolaşırdı. Evet, insanları ve insanlara yardım etmeyi çok severdi ancak Finlo’nun aksine o kadar sosyal birisi değildi.
Altın Muhafız’sa bir bilim insanı edasıyla ikisini izliyordu. İsminin Monasa olduğunu öğrendiği kadının en ufak tepkisini kafasına kazıyordu. Her ne kadar hayatını kurtarsa da bir tepki bekliyordu. Finlo’dan belki iğrenirdi, belki ona yanlış bir şey söylerdi, belki de kaçmaya çalışırdı. İşte o zaman Altın Muhafız olacaktı. Doğrudan onu canını alacaktı. Güvenilir olduğu için değil, bir şüphe yarattığı için hayattaydı.
Ancak Aldric’in beklediği gibi bir şey olmadı. Finlo ve Monasa biraz daha konuştuktan sonra Finlo bir kahkahayla ondan tarafa döndü. Bunu bir davet olarak gören Altın Muhafız ikisinin yanına gitti. Finlo’nun yanında Aldric olabilirdi ama bu kadın buradayken Altın Muhafız’a tutundu. Soğuk ve okunamaz ifadesiyle, hançerini çıkardı. İkisi de anlık bir korku yaşamıştı ki bu korku çok uzun sürmedi. Yavaşça Monasa’nın ellerini bağlayan ipi kesmişti. Her ne kadar ona güvenmese de nişanlısının sarayda o şekilde dolaşması saçma olurdu.
Finlo’nun zihniyse bir gerginlik detektörü gibi ötmeye başlamıştı. Aldric ve Monasa arasındaki gerginliği anında fark etmişti. Ne yapması gerektiğine anında karar verdi. Altın Muhafızı tanıyordu. Diğer saray mensuplarının aksine ona ve sözüne saygı da duyduğunu biliyordu. Hızlı davranarak zaten emin olduğu şeyi Altın Muhafız’ın da bilmesi adına sordu.
“Ne işle uğraşıyorsun, Monasa?”
Demin kargalar ne kadar güzel diyerek kahkaha atan Finlo’nun, Altın Muhafız gelir gelmez değişen tavrına inanamadı Monasa. Ne yapmaya çalıştığını da anında anladı. Bu gerginliğin varlığı onu rahatsız etmese de sorulan soruya cevap verdi.
“Ben şifacıyım.”
“Öyle mi? Ne harika!” dedi abartı bir tavırla, Finlo. Ancak yaratmaya çalıştığı samimiyetin bir sorgulamaya dönüşeceğini nereden bilebilirdi? Umduğu gibi Aldric yumuşamadı. Hala sert bakışlarla ona bakarken “Ne zamandır?” diye sordu.
“Çok oluyor… Neredeyse çocukluğumdan beri bitkilerle ilgileniyorum.”
“Annem öldüğünden beri.” diyemedi Monasa. Nasıl diyebilirdi ki? O zaman annesi hakkında sorular sorarlardı. Annesinden kimseye bahsetmezdi. Soran olursa “Beni doğururken ölmüş.” diyordu.
“Ailen?” dedi Aldric. Bir çocuğun ormandaki bitkilerle uğraşması normal değildi. Aynı sarayda eğitim görmesi gibi…
Bir cevap vermesi lazımdı Monasa’nın. Bunu hissediyordu. Sorgulandığını biliyordu. Ama tek kelime edecek gücü kendinde bulamadı. Sessizliği korktuğunun aksine başına bela olmadı. Aldric neden cevap vermediğini anladı. Geçmişini tozlu raflara kaldırmış herkes biraz suskun olurdu. Tekrar sormadı. O raftaki tozları silmedi. Bu onun değil, Monasa’nın sorunuydu.
İkisi arasında sessizlik büyürken Papa’nın “Soytarı!” diye bağırdığı duyuldu. Altın Muhafız böyle anlarda onu gerçekten öldürmek istiyordu. Karşısında Kral olmasaydı yapardı da. Finlo Papa’yı ikiletmeden şapkasını başına taktı ve saraya döndü. İçeriye koşar adım giderken arkasını dönüp ikisine el salladı, içeri girerek gözden kayboldu.
Finlo’nun varlığı bile gerginliği eritmeye yeterken şimdi saray avlusunda ikisi yalnızdı. Aldric bir an daha soğuk bakışlarıyla Monasa’ya baktıktan sonra saraya döndü. Yavaş adımlarıyla saraya ilerlerken Monasa da peşinden geliyordu. Her ne kadar Altın Muhafızlara bir sempati beslemese de demin Aldric onun hayatını kurtarmıştı. Nankör bir kadın değildi. Gururuna ağır gelse de kısık bir sesle “Teşekkür ederim…” dedi.
Herhangi bir yanıt gelmedi. Böylesi ikisinin de isteğiydi. İki yabancı olmak. Aldric bodrum katındaki odasına giderken önderlik etti. İçeri girerken yanında başka bir kadın olsaydı onun için kapıyı tutardı ancak Monasa’ya bunu yapmanın bir samimiyet yaratmasından korkarak kapıyı üzerine bıraktı.
Monasa’ysa zaten açık tutmasını beklemediği için kendisi için kapıyı açık tutarak içeri girdi. İçerisi beklediğinden daha düzenliydi. Kapının iki yanında tavana kadar uzanan kitaplıklar vardı. Kitapların alfabetik bir sırayla dizildiğini anında fark etti. Kitaplık rafında tek bir toz zerresi bile yoktu. Odanın ortasında bir yatak ve köşesindeyse ufak bir dolap vardı. Basit ama temiz bir odaydı.
Yatağın üzerindeyse Aldric’in dönemsini beklercesine açık bırakılmış bir kitap vardı. Aldric, Monasa görmeden kitabı aldı ve kaldığı sayfayı aklına not ederek kitaplıktaki yerine koydu. Odasına birini beklemediği için bu kitabı öylece ortalıkta bırakmıştı.
Monasa’ysa kitaplara yoğun bir merakla bakıyordu. Hiç tanımadığı yazarların kitaplarının yanı sıra doğu ve güneyden getirilmiş kitaplar olduğunu da fark etti. Beklediği gibi dini kitaplar yoktu. Ama onu en çok şaşırtan şey İncil’in yanında duran Kur’an-ı Kerim’di. Kuran okumanın ya da dinlemenin idama kadar yolu olduğunu biliyordu. Papa’nın bundan haberi var mıydı?
Aldric’se, Monasa’nın bakışlarıyla durumu hemen anladı. İnanamayarak sordu.
“Sen okuma yazma biliyor musun?”
Monasa’nın sadece başını sallaması yetti. Aldric hızla kitaplıktaki Kur’an-ı Kerim’i alarak dolaba vardı. Dolabın kapağını açınca içerisindeki sandık da görünmüştü. Aldric hızla Kur’an’ı sandığa kilitleyerek Monasa’ya döndü.
“Bundan kimseye bahsetmeyeceksin.”
Bu bir tehdit ya da rica değildi. Bu bir uyarıydı. Bahsedecekse bile sonrasını düşünerek bahsetmesi için bir uyarı. Monasa bu uyarıyı başını sallayarak karşıladı. Zaten onun ölmesi veya sürgün edilmesi onun da işine gelmezdi. Ama merak ettiği soruyu sormadan edemedi.
“Müslüman mısın?”
“Sadece merak.” diyerek yanıtladı Aldric. Ki olsaydı bile bunu şu an açık etmezdi. Dolap hala açıkken yorganını aldı ve kitaplıkla kendi yatağı arasına bir döşek gibi serdi. Yorganın uzunu sanki bir yastıkmış gibi katlayarak kendince bir yatak daha yapmıştı. Aynı dolaptan bir çarşaf daha çıkarırken “Yatak benim. Sen yerde yat.” dedi. Onun için o kadar da önemli değildi ancak bunu bir kırmızı çizgiymiş gibi söylüyordu.
Bu kadar titiz olmasından içten içe rahatsızlık duydu, Monasa. Yine de hayatı onun iki kelimesi üzerinde durduğu için şikâyet etmedi. Kim bilebilirdi, belki o uyurken fikir değiştirip Papa’nın yanına giderdi. Papa’ya derdi ki, bu kadın cadı. Onu yargıla. İşte o zaman gerçekten kurtulamazdı. En başından beri merak ettiği soruyu ona sormaya karar verdi.
“Orada neden bana yardım ettin?”
“Altın Muhafız olarak aldığım kararların hesabını yalnızca Kral’a veririm.”
Bu hayatında söylediği en büyük yalandı. Kral’a da aynı yalanı söylemişti. Bu karar Altın Muhafız’ın değil, Aldric’indi. Yatağına otururken Monasa’yı uyarması gerektiğini hissetti. Papa onu öldürmeyi deneyecekti. Doğrudan olmasa bile, otoritesi için bunu yapacaktı. Aldric en azından bunu öngörebilirdi.
“Eğer… Eğer sarayın içinde Papa’yı görürsen ondan uzak dur. Asla onunla baş başa kalma. Hatta sarayda kimseyle baş başa kalma. Finlo hariç, ondan zarar gelmeyeceğini sen de anlamışsındır. Eğer birisi sana zorla bir şey yaptırmaya çalışırsa ona de ki ‘Ben Altın Muhafız’ın nişanlısıyım. İstemedim bir şeyi yapmak zorunda değilim.’, tabii Papa ve Kral hariç. Onların sözü üzerini bir söz söylemeyeceksin. Ama kimse duymuyorsa Papa’yı dinlemesen de olur. Ve en önemlisi. Sarayın dışına çıkma, çıkacaksan bana söyle, birisi seni çıkarmaya çalışırsa gitme… Saraydan ayrıldığın an büyü yapmaya gitti derler.”
Bu uzun uyarının hepsini pürdikkat dinledi, Monasa. Söylediği her kelimeyi kafasına kazıdı. Bir saat önce yargılanmaktan son anda kurtulmuştu, Aldric bu uyarıyı yapmasa bile davranışlarına dikkat ederdi.
“Peki ya seni nerede bulabilirim?”
“Kışlada veya odamda değilsem görevdeyimdir. Uzun bir göreve gidecek olursam gitmeden sana söylerim.”
“Sen yoksan kime gideyim?”
“Kimseye.”
“Finlo?”
“Otoritesi yok.”
Finlo ne kadar zararsız olsa da bu zararsızlığı herkese geçerliydi. Papa bunu kullanarak sık sık onu eziklerdi. Sarayın içinde büyümüş bir yetimden ibaretti. Herkesin tuhaf sırlarını bilir, ama devlet işlerine bulaşmazdı. Eğer Finlo biraz daha kurnaz olsaydı sarayda kimsenin başı gövdesinde durmazdı.
Neyse ki değildi. Monasa tüm bu bilgilere başını ağır ağır salladı. Ama bir şeyi daha bilesi gerekiyordu.
“Peki benim şu anki otoritem ne kadar?”
“Abartma. Hayatta kal yeter.”
“Peki, peki…”
Altın Muhafız’ı kızdırmamak adına bu konuşmayı şimdilik rafa kaldırıyordu. Ama belli ki ömrünün geriye kalan kısmı bu sarayda geçecekti. Nerede olduğunu çözmeliydi. Altın Muhafız’ın nişanlısı olmak ne demekti? Altın Muhafızların evlenmesi yasak zannediyordu. Hiç evli olduklarını görmemişti. Onlar genelde kendilerini tamamen saraya ve Kral’a adarlardı.
İkisi arasında sessizlik büyürken Aldric ayağa kalktı ve duvara asılı duran gaz lambalarını birer birer söndürdü. Tüm oda karanlığa gömülmeden önce bir gaz lambasını aldı ve gece lambası gibi kitap rafındaki boşluğa koydu. Kılıcını çıkarıp yastığının altına koydu ama sıra hançerine gelince durdu. Her zaman yaptığı gibi onu çıkarmak yerine belinde bıraktı.
Bu hareketini Monasa da fark etmişti. Ancak anlayabiliyordu. O da ona güvenmiyordu ama ona hayatta kalmayı anlatan bir adamın ansızın onu öldürmeyeceğini biliyordu. Aldric zirhini çıkarırken yeniden kitaplığa döndü. Gerçekten okumak istediği kitaplarda vardı.
“Kitaplarını okuyabilir miyim peki?”
“Zarar verme, yerlerini değiştirme yeter.”
Kendini ufak bir zafer kazanmış gibi hissetti Monasa. Aldric’se hala anlam veremiyordu. Okuma yazmayı nereden öğrenmişti? Aldric ayakkabılarını çıkarıp yatağına girince o da kendisi için demin hazırladığı yer yatağına girdi. Uzun zaman sonra yukarı baktığında bir tavam görüyordu. Bunun iyi mi, kötü mü olduğunu zaman gösterecekti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

44okunma 4beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.