7. bölüm / 8
Son GölgeBölüm 7
Bölümler 8Şu an: Bölüm 7
Aetherion
Önünde yükselen şehir yanıyordu, ve o bunu izliyordu, kendi şehrinin yanmasını yüzündeki büyük soğukkanlılık ile izliyordu, hayat ona başka şans tanımış mıydı ki? Hayat adil değildi.
Siyah taşlardan yapılmış kulelerin tepeleri çökmüş, alevler geceyi gündüze çevirmişti. Gökyüzünü kaplayan duman yüzünden ay görünmüyordu artık. Yalnızca ateş vardı. Ateş ve çığlıklar.
Aetherion kanatlarını açmış halde göğün üzerinde süzülüyordu. Altındaki dünya ölüyordu. Bir zamanlar Velkarların başkenti olan Arkenveil'in son gecesiydi bu.
Bir zamanlar...
Aetherion bu kelimeden nefret ederdi. Çünkü artık geçmişten başka sahip oldukları hiçbir şey kalmamıştı, ve bu felaket bundan sonra ardı ardına gelen felaketlerin habercisiydi.
Rüzgâr kanatlarının arasından geçerken aşağı baktı. Sokaklarda insanlar koşuyordu.
Bazıları askerdi.
Bazıları sivildi, bazıları ise sadece ölümden kaçmaya çalışan çocuklardan ibaretti.
Ama artık bunların hiçbir önemi yoktu. Çünkü savaş başladığı gün taraflar ortadan kalkmıştı.
Artık yalnızca hayatta kalanlar ve ölenler vardı.
Aetherion gözlerini kapattı.
Bir zamanlar bu şehir kahkahalarla doluydu, yani…eskiden.
Ejderha suretinden insan suretine geçebilen Velkarlar burada yaşardı.
Taş köprülerde çocuklar koşar, gökyüzündeki ejderhalar kulelerin etrafında dönerdi.
İnsanlarla ticaret yapılırdı, krallar elçiler gönderirdi. Hatta bazı insanlar Velkarlarla evlenirdi. O zamanlar her şey mümkündü.
Sonra korku ortaya çıktı. Her şeyi öldüren o eski hastalık. Korku.
İnsanlar Velkarlardan korkmaya başlamıştı. Çünkü onlar iki dünyanın da parçasıydı.
Adları da zaten bunu anlatıyrodu, Velkarlar.
Eski dilde anlamı:
"İki dünyanın çocukları."
Ne tamamen insan.
Ne tamamen ejderha.
Ne ışık.
Ne karanlık.
İkisi arasında kalanlar, ve insanlar net bir şey istiyorlardı, onlar aç gözlüydü, bir sürü şey istiyorlardı ancak Velkarların bütün istekleri karşılayacak kadar sabrı yoktu.
Bazıları onların ruhları çalabildiğini söylüyordu.
Bazıları insanların düşüncelerini okuyabildiklerini.
Bazıları ise ölümsüz olduklarına inanıyordu.
Yalanlar büyüdü, herkes farklı hikayeler anlatıp sokaklara dedikodular saldılar, acımasızca.
Ve bir gün insanlar, Velkarların var olmaması gerektiğine karar verdi, sanki bu karar onlarınmış gibi.
İlk saldırıyı insanlar yaptı. İlk ihaneti ejderhalar.
Aetherion bunu hiç unutamamıştı. Çünkü Velkarlar yalnızca insanlar tarafından terk edilmemişti. Kendi soydaşları tarafından da terk edilmişti.
"Yarım kanlar." Bazı ejderhalar onlara böyle diyordu.
Aetherion hâlâ o sözleri hatırlıyordu. O gün gökyüzünde yüzlerce ejderha vardı. Ama bazıları yardım etmemişti. Şehrin merkezine doğru baktı.
Bir kule yıkıldı. Taşlar aşağıdaki meydanın üzerine yağmur gibi düştü. Ve o anda onu gördü.
Lysareth, kız kardeşiydi.
Son yaşayan kardeşi. Kanatları yaralıydı. Göğsüne saplanmış gümüş zincirler vardı gökyüzünde kalmaya çalışıyordu ama düşüyordu, ve düşünce neler olacağını da herkes ne yazık ki biliyordu.
Aetherion kükredi. Öyle bir kükremeydi ki bulutlar parçalandı. Kanatlarını çırptı. Göğü yararak aşağı indi.
Fakat geç kalmıştı, her zamanki gibi, her şey için geç kalmıştı.
Lysareth yere çarptığında şehir sarsıldı. Aetherion taşların üzerine indi. Kız kardeşi hâlâ nefes alıyordu. Ama ikisi de bunun uzun sürmeyeceğini biliyordu.
Lysareth ona baktı. İnsan suretine dönmüştü.
Siyah saçları kanla kaplanmıştı.
Yüzünde garip bir huzur vardı.
"Kaç."
Aetherion cevap vermedi.
"Kaç." dedi Lysareth tekrar.
"Birlikte gideriz."
Lysareth gülümsedi.
O gülümseme Aetherion'un yüzyıllar boyunca unutamayacağı son şey olacaktı.
"Hayır."
Etraflarında savaş devam ediyordu. Kuleler yıkılıyordu. İnsanlar ölüyordu, ejderhalar ölüyordu, dünya ölüyordu.
Ama o an bunların hiçbir önemi yoktu, şu an onun için sadece o önemliydi, kız kardeşi Lysareth
Sadece iki kardeş vardı ve yaklaşan son.
"Sen sonuncu olacaksın." dedi Lysareth.
"Hayır."
"Olacaksın."
Aetherion'un elleri titriyordu. İlk kez korkuyordu, bu duyguyu gerçekten ilk kez hissediyordu çünkü ilk kez gerçekten yalnız kalacağını anlamıştı.
Lysareth zayıfça elini kaldırdı.
Parmakları kardeşinin yanağına dokundu.
"Dinle beni."
Aetherion sustu.
"Onlar bizi öldürebilir."
Uzakta bir kule çöktü.
"İsimlerimizi silebilir." Şehir yanıyordu.
"Hikâyelerimizi yok edebilir." Gökyüzü ağlıyordu.
"Ama son Velkar yaşadığı sürece soyumuz ölmez."
Aetherion'un gözleri kapandı.
Çünkü ne söyleyeceğini bilmiyordu. Lysareth son kez gülümsedi. Ve fısıldadı.
"Yaşa."
Sonra eli düştü ve dünya sessizleşti, binaların yıkılması insanların ölmesi ve savaş sesleri, haykırış ve ağlama sesleri bile, o an Aetherion hiçbiri duymadı.
Aetherion uzun süre kıpırdamadı. Ne kadar sürdüğünü bilmiyordu. Dakikalar saatler, belki de günler. Sonunda ayağa kalktı geride kalan şehrine baktı, küllere baktı ölülerine baktı.
Ve o gün bir karar verdi.
Bir daha bulunmayacaktı.
O gün yalnızca bir kişi ölmedi.
Bir tür öldü. Bir halk öldü. Bir tarih öldü.
Sonraki yıllarda insanlar Velkarları avlamaya devam etti, ejderhalar da yardım etti, ancak ejderhaların yardımı hiçbir zaman gerçekten yeterli olamamıştı.
Çünkü korku iki tarafta da aynıydı. Yarım kalan şeyler herkesi korkuturdu.
Yıllar geçti, on yıllar geçti, yüzyıllar geçti.
Birer birer hepsi öldü. Avlandı. Yakalandı. Kayboldu.
Ve sonunda...
Sadece bir kişi kaldı. Aetherion, tıpkı kardeşinin dediği gibi sonuncu olmuştu.
Son Velkar, son gölge, son ruh taşıyıcısı. Bu yüzden ona ruh ile gölge arasında ki son varlık derlerlerdi.
Ve bu yüzden dört yüz yıl boyunca ortadan kaybolmuştu.
Çünkü savaşmak istemiyordu, çünkü bulunmak istemiyordu. Ve her ne kadar söylemekten kaçsa da Aetherion ölmekten çok korkuyordu.
Çünkü devletler, krallar ve akademiler onun yaşadığını öğrenirse tekrar aynı şey olacaktı.
İnsanlar korkacaktı. Ejderhalar korkacaktı. Ve korku… Tarihin en iyi katiliydi.
Ve son günlerde, göğün küllere döndüğü vakitte,
Ruh ile gölgenin son çocuğu yalnız kalacak. İsmi unutulacak. Kanı saklanacak. Ve dünyanın hafızasından silinecek. Dağlar onu tanıyacak, Rüzgâr onun adını fısıldayacak, Fakat insanlar onu görmeyecek.
Yüzyıllar geçecek.
Krallar doğacak ve ölecek.
İmparatorluklar yükselecek ve yıkılacak.
Denizler kıyılarını değiştirecek.
İnsanlık onu unutacak, belki bazı ejderha türleri bile, çünkü yıllar geçmişti, yüzyıllar, ve insanların hem insan hem de ejderha olabilen bir ejderha türüne acıyarak geçirecek yılları yoktu.
Tarih kitapları Velkarları bir efsane olarak yazdı.
Sonra bir süre sonra...
Onları hiç yazmamaya başladılar.
Çünkü bazı sırlar unutulmazdı.
Bazıları ise unutturulurdu.
Ve Velkarların hikâyesi...
Dünyanın özellikle unutturmayı seçtiği hikâyelerden biriydi.
Bir Velkar dünyada yalnız kaldığında, kader ona bir ruh yoldaşı gönderirdi. Ona eşlik etmesi ve susturulan ve unutturulan şeyleri birlikte tekrar gün yüzüne çıkartmaları için. Ve bu ruh yoldaşı
Ne efendi. Ne hizmetkâr. Ne de yalnızca bir binici. Ruh taşıyıcısı bunların hiçbiri değildi. O, Velkar'ın ikinci ruhuydu. Dünyanın unuttuğu bir halkın son tanığı.
Karanlık gecelerde kaybolan bir yıldızın yeniden göğe dönmesini sağlayan ışık. Bir Velkar'ın taşıdığı acıları, anıları ve yükleri paylaşabilecek tek kişiydi.
Çünkü bazı yaralar zamanla iyileşmezdi, bazı yalnızlıklar ise yüzyıllar boyunca sürerdi.
Ve hiçbir canlı sonsuza kadar tek başına yaşamamalıydı.
Bu yüzden kadim metinlerde ve Velkarlara eskiden anlatılan hikayelerde bundan şu şekilde bahsederlerdi.
Son ruh taşıyıcısı ortaya çıktığında, Son Velkar artık yalnız yürümeyecekti, çünkü ruh taşıyıcısı bir savaşçı değildi.
Bir hükümdar değildir. Bir kurtarıcı bile değildir.
O, unutulmuş olanın hatırlayıcısıdır. Kaybolmuş olanın tanığıdır. Küllerin altında kalan isimlerin son muhafızıdır. Yani son ruh taşıyıcısı, gölgeden korkmayan birini bulduğunda...Uyuyan tarih yeniden uyanacak.
İşte bu yüzden, son Velkar olan Aetherion kendini tekrar dünyaya hatırlatmak ve susturulmuş savaşları ve gerçekleri ortaya çıkartmak, hikayesini hatırlatıp kendini anlatmak için 400 yıl sonra saklandığı yerden çıkıp ruh taşıyıcısını aramaya koyuldu. Ve o gece, dağlardan yalnız bir ejderha inmedi.
Dört yüz yıllık bir sır da onunla birlikte yeniden uyanmaya başladı.
