Son Gölge kitap kapağı

3. bölüm / 8

Son Gölge

Bölüm 3

Vaveyla Yazarı: ipek 🤍

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 8Şu an: Bölüm 3

Babamın elleri her zaman sıcaktı.
Bunu neden bu kadar net hatırladığımı bilmiyorum. Yüzünün tüm ayrıntılarını unutmaya başladım belki... sesinin tam tonunu bile bazen çıkaramıyorum zihnimde. Ama ellerini hatırlıyorum. Büyük, sertleşmiş avuçlarını. Parmaklarının üzerindeki eski yanık izlerini. Ve saçlarımı okşarken ne kadar dikkatli davrandığını. Ona ihtiyacım vardı, ancak elimde sadece onunla olan anılar kalmıştı, ve onların da elimden kayıp gitmesine izin vermek gibi bir niyetim de yoktu.

O gece hava çok soğuktu.
Rüzgâr, evimizin arkasındaki kuru ağaç dallarını birbirine vuruyordu. Çatı bazen inliyormuş gibi ses çıkarıyordu. Ben ise mutfaktaki masanın üstüne diz çökmüş, babamın deri kemerine bağlı küçük metal parçaları karıştırıyordum.

"Bunu sakın ağzına götürme," demişti babam gülerek.
Avucumun içindeki küçük gümüş parçaya baktım.
"Bu ne?"
"Ejderha düdüğü."

Gözlerim büyümüştü, zaten babam sayesinde ta o zamanlar ejderhalara ilgim vardı, ve belki de bu ilgimin nedeni ejderhalar ile ilgili olan olaylarda babama kendimi daha yakın hissetmemdi.

"Gerçekten mi?"
Babam başını salladı. Şöminenin turuncu ışığı yüzüne vuruyordu. O ışıkta her zaman daha güçlü görünürdü. Sanki masallardaki savaşçılar gibi.

"Her ejderha farklı ses tanır." dedi. "Bazıları ıslığı sever. Bazıları sessizliği."
"Ejderhalar neden insanları dinliyor?"
Babam hafifçe güldü.
"Dinlemiyorlar."
Kaşlarımı çatmıştım.
"Ama sen eğitmensin."
"Elbette." dedi sandalyesini bana doğru çekerek. "Ama insanlar hep yanlış düşünüyor meraklı." demişti burnumun ucuna dokunarak
Bana hep öyle seslenirdi
"Ejderhalar emir almaz." dedi yavaşça. "Onlarla savaşamazsın da. Eğer isterlerse tek nefeste bir kaleyi küle çevirebilirler."

Şöminedeki odun çıtırdadı.
"Peki sen neden korkmuyorsun?" Babam bana baktı, o kadar uzun bakmıştı ki benim hakkımda ne düşündüğünü merak etmiştim, belki benim geleceğim hakkında hayal kuruyordu, belki de benimde kendisi gibi olmamı dilemişti içinden.
Sanki vereceği cevabı dikkatlice seçiyormuş gibi. Çünkü korkmak kötü bir şey değildir." dedi sonunda. "Önemli olan korksan bile yaklaşabilmek."

Bunu tam anlamamıştım, o zamanlar küçüktüm zaten.
Ben yalnızca ejderhaların ne renk olduğunu merak ediyordum. "Hiç siyah ejderha gördün mü?" diye sordum heyecanla.

Babamın yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.
"Birkaç kez gördüm elbette."
"Gerçekten mi?"
Başını salladı.
"Hem de gece vakti."
Gözlerini şöminenin ateşine dikti. "Kanatlarını açtığında ay bile görünmez olmuştu." Nefesimi tutarak dinliyordum.

"Gözleri nasıldı?"Babam hafifçe bana baktı.
"Üzgün." Bu cevabı beklemiyordum."Ejderhalar üzülür mü?" diye sorduğumda hızla cevap vermişti bu sefer beklememişti. "Her canlı üzülür." dedi sessizce. "Öfke kadar eski bir duygudur bu."
"Pekii, pembe bir ejderha gördün mü?" sorumla birlikte babamı güldürmüştüm. "Hayır, daha önce hiç rastlamadım, ama belki dünyanın bir yerlerinde seni bekliyordur."
"Beni mi?"
"Evet, seni."

Dışarıdaki rüzgâr daha sert esti. Şöminenin alevi titredi. Babam ayağa kalkıp omzuna kalın paltosunu aldı. Çizmelerinin sesi eski ahşap zeminde yankılandı.

"Nereye gidiyorsun?"
"Ahırlara."
"Hava çok kötü."
"Ejderhalar havayı sevmezse gökyüzü diye bir şey olmazdı."
Gülmüştü bunu söylerken.

Ben ise sandalyeden atlayıp peşine gitmiştim.
Kapıyı açtığında soğuk rüzgâr bir anda içeri dolmuştu. Kar kokusu vardı havada. Babam dizlerinin üstüne çöktü ve burnumu iki parmağıyla hafifçe sıktı.

"Bir gün sana gerçek bir ejderha göstereceğim." Gözlerim parlamıştı. "Söz mü?" Babam küçük bir sessizlikten sonra gülümsedi. "Söz."
Ve nedense...En çok da o anı hatırlıyorum.
Çünkü bazı sözler tutulamaz olsa bile insan yine de inanmak istiyor.

Başka bir gün;

O sabahı hatırlıyorum.
Gökyüzü griydi ama yağmur yoktu. Sanki dünya nefesini tutmuş gibiydi. Babam beni her zamankinden erken uyandırmıştı. Elimdeki yün hırka bile tam giyilmemişti, bir kolum hâlâ içindeydi.
"Nereye gidiyoruz?" diye sormuştum yarı uykulu.Babam cevap vermemişti. Sadece kapıyı açmıştı. Ve o an...
Köyün dışındaki düzlüğü gördüm. İnsanlar oradaydı. Çok, çok fazla insan.

Hepsi sessizdi. Bu sessizlik normal değildi. Çünkü Elverda insanları hiçbir zaman böyle susmazdı. Ama o gün herkes aynı yöne bakıyordu. Gökyüzüne. Babam elimi tuttu.

"Bugün," dedi yavaşça, "Ejderhaların halkını görmek için ziyaret ettiği günlerden birisi"
"Bizi görmek için gelmiş!" Ama o an başka bir şey oldu. Rüzgâr değişti.
Sanki hava ağırlaştı.
Ve sonra... gölge geldi.
Önce bulut sandım.
Ama bulutlar böyle hareket etmezdi.

Yavaşça, dev bir şey gökyüzünü yararak geçti. Güneş bir anlığına kayboldu. İnsanların arasından bir uğultu yükseldi ama kimse kaçmadı.
Çünkü herkes biliyordu.
Bu bir saldırı değildi. Bu... gelişti. Babam başını kaldırdı. Elimi biraz daha sıkı tuttuğunu hissettim."Bak," dedi sadece.

Ve ben baktım.
Gökyüzü açıldı. Bir ejderha gördüm.
Ama kitaplardaki gibi değildi. Daha büyüktü.Daha gerçekti.
Kanatları açıldığında sanki dünya ikiye ayrıldı. Pulları gri ışığı yutuyordu. Ama en çok gözleri...Bana bakıyordu.

Hayır... Babama doğru bakıyordu.

Bir an için kalabalık, sesler, rüzgâr... hepsi yok oldu. Sadece o vardı.Ve ben vardım. O günü çok iyi hatırlıyorum, olaylardan o kadar çok etkilenmiştim ki o günü asla unutmayacağıma sanki yemin etmiş gibiydim ve bunu okuldaki tüm arkadaşlarıma anlatıp hava atmıştım, hangi çocuk bu olayın havasını atmazdı ki? Bence hala çok havalı bir olaydı, babam bir ejderha eğitmeniydi ve beni de ejderha ile tanıştırıyordu.
Babamın sesi çok uzak bir yerden gelmiş gibi duyuldu:

"Onlar insanları değil... ruhları görür."
"Neyimi görüyor?" diye fısıldadım. Babam cevap vermedi. Çünkü o anda ejderha alçaldı. Toprak titredi.
İnsanlar geri çekilmedi. Sadece izledi.

Ve ejderha...
Babamın önünde durdu.
O kadar yakındı ki, sıcak nefesi yüzümüze vuruyordu. Babam dizlerinin üstüne çöktü. İlk kez onu böyle görüyordum. Eğilen bir adam. Ama korkudan değil. Saygıdan.

"Demek geldin," dedi babam. Sanki onu tanıyormuş gibi.
Ejderha cevap vermedi. Ama gözlerini babamdan ayırmadı.
Sonra... çok yavaş bir hareketle bana baktı. Kalbim o an duracak gibi oldu. Babam başını hafifçe bana çevirdi.
Ve fısıldadı:

"Kaçma." Ben kaçmadım.

Çünkü hareket edemedim. Onun anıları sonsuza kadar benimle olacaktı, bu sıkıcı hayattan kaçmayı bana o öğretmişti