5. bölüm / 8
Son GölgeBölüm 5
Bölümler 8Şu an: Bölüm 5
Gösteri günlerini severdim. Ve babam sayesinde zaten gösterilere diğer çocuklardan daha çok gidiyor ve onları yakından görebiliyordum. Ve o günlerde şehir farklı olurdu.Sokaklar daha kalabalık, insanlar daha neşeli olurdu. Çocuklar meydanın ön sıralarını kapmak için koşar, satıcılar erkenden tezgâh açardı. Her yerde sıcak ekmek ve duman kokusu olurdu.
Ve gökyüzü…Gökyüzü o günler daha güzel olurdu, sanki o günü görüyor, hissediyorlarmış gibi. Ejderhalar uçarken çok güzel gözükürdü, öyle güzel süzülerdi ki gökyüzünde. Devasa korkutucu yaratıklar olmalarına rağmen benim gibi küçük çocukların bile dikkatlerini çekerlerdi.
Küçükken bunun ne kadar tehlikeli olduğunu hiç düşünmezdim. Çünkü onlar benim için korkulacak yaratıklar değildi, çünkü herkese bu böyle anlatılıyordu, elbette ejderhalar bizim için önemlilerdi ve bizi temsil ediyorlardı ancak bazı istisnası olan ejderhalar vardı, onlar gereğinden fazla acımasız olabiliyordu ve ejderhalar onlarla oynanmasını sevmiyordu. Onu o gün çok iyi bir ders ile öğrenmiştim, sizde birazdan göreceksiniz zaten.
Babam onları seviyordu.
Ben de bu yüzden seviyordum, beni o canlılara alıştıran kişi babamdan başkası değildi.
O sabah odamın kapısını çaldığında hâlâ uyuyordum. Gözlerimi açtığımda onu kapının önünde durmuş, gülümserken bulmuştum.
“Hazırlan.” demişti yüzünde ki kocaman gülümsemesi ile “Bugün Varkor gösteri yapacak.”
O an yataktan nasıl çıktığımı bile hatırlamıyorum.
Çünkü Varkor herkesin görmek istediği ejderhaydı, dediğim gibi ejderhalar şaklaban olmak için yaratılmış yaratıklar değillerdi bu yüzden buna razı olan çok az ejderha vardı ve Varkor da bunlardan biriydi. Zaten diğer ejderhalar kadar vahşi ya da büyük değildi. Diğerlerine göre daha küçük bir yapısı turuncu pulları vardı, bir bakıma sevimli gözüküyordu.
Kahvaltı boyunca annem sürekli söylenmişti, ejderhalara karşı her zaman mesafeliydi, sanki zamanında geleceği görmüş gibi.
“Onu yine ön sıraya götürme.” Annem bunu dediğinde babam sadece gülmüştü.
“Bir eğitmenin kızı ejderhalardan korkarsa ayıp olur.”
“O halde sen de gel anne.” Annem bu şekilde ki etkinlikleri sevmez, onlardan rahatsızlık duyardı ancak sanırım o gün benim yalvarmam ve inatlaşmam üzerine beni kırmamıştı.
Çünkü kötü bir şey olabileceğini düşünmemiştim.
Neden düşüneyim ki? Kim düşünürdü ki? Babama ve ejderhalara güveniyordum.
Babam meydandaki en güçlü insandı benim gözümde.
Gösteri başladığında bütün şehir oradaydı, Elverda’ya yılda birkaç kere ejderha gelirdi, onu da babam getirirdi.
İnsanlar taş basamaklara dizilmişti. Bayraklar rüzgârda dalgalanıyordu. Gökyüzünde dönen ejderhanın gölgeleri ara sıra güneşi kapatıyordu.
Ve herkes babama bakıyordu.
O an hep gururlanırdım, çünkü o insanların hayranlıkla izlediği adam… benim babamdı, ve bu çok havalıydı
Her gösteriden önce yaptığı bir şey vardı.
Kalabalığa çıkmadan hemen önce diz çökerdi. Sonra alnını alnıma yaslardı. “Korkmayacağına söz ver, ne olursa olsun.” en fazla ne olabilirdi ki?
O zamanlar bu cümleyi anlamsız bulurdum. Çünkü babam varken neden korkayım ki?
Ama o gün…
Sarılması biraz daha uzun sürdü, sanki o gün bir şeyler olacağına dair birşeyler hissetmişti ve benim burada olduğumdan emin olmak istiyordu. Ellerini omuzlarımdan çekmeden önce yüzüme baktı.
Uzun uzun. Şimdi dönüp düşününce fark ediyorum, sanki beni hatırlamaya çalışıyormuş gibi bakmıştı.
Gösteri başladığında insanlar alkışlamaya başladı.
Kanatlarını açtığında bütün meydan kararıyor gibiydi. İnsanlar hayranlıkla bağırıyordu, ejderha diğer ejderhalara göre küçük olabilirdi evet ancak bizim kasabamızda diğer kasabalara göre küçüktü, yani buradaki insanlar uçan bir tavuk görse bile hayran kalırdı, gerçi uçan bir tavuk görsem bende hayran kalırdım ancak konumuz şu an bu değil.
Babam elini kaldırdı. Ve Varkor gökyüzünde döndü. Her şey normaldi. Ta ki o ana kadar.
İlk önce sesi duydum. Bir şey yanlıştı.
Varkor’un kükremesi… farklıydı. İçinde öfke vardı. Acı vardı. Meydanın alkışları yavaşladı. İnsanlar birbirine bakmaya başladı. Babam bir şey bağırdı ama duyamadım. Sonra Varkor aniden aşağı daldı. Çok hızlıydı, çok hemde çok hızlıydı.
Bir saniye babam ayaktaydı. Sonraki saniye… İnsanlar çığlık atıyordu.
Ben neler olduğunu anlayamadan çığlıklar daha çok yükseldi ve kalabalık ayaklandı, etrafımda alevler yükselmeye başladı ve o küçücük an babamın olduğunu düşündüğüm yere babama baktığımda son kez babamla göz göze geldik ve asi ejderhanın pençesi ile babamın kanının sıçrayışını izlerken koşmaya başladım, ancak tanımadığım ve ismini bile bilmediğim bir kadının beni tutması ile babama ulaşamadım, son kez tutsaydım elini, son kez öpseydim yanağını, ya da bunlara gerek yok ben babamı istiyordum.
“Bırak beni!” diye çırpınmama izin vermeyen kadın kolumdan tuttuğu gibi beni geriye çekiyordu
“Babam kaldı benim orada! Sana diyorum! Baba…” Her şey o kadar ani gelişmişti ki tepki bile verememiştim. Alevler vardı, kan vardı, heryer altüst olmuştu, yerli olmayanların çadırları da yanıyordu.
Alevler vardı, kan vardı, her yer altüst olmuştu, yerli olmayanların çadırları da yanıyordu.
İnsanlar birbirini eziyordu.
Bazıları kaçıyor, bazılarıysa korkudan oldukları yerde kalıyordu. Çocuk ağlamaları, çığlıklar ve ejderhanın kükremesi birbirine karışmıştı.
Nefes alamıyordum.
Kadının ellerinden kurtulmaya çalışırken gözlerim sürekli babamı arıyordu.
“BABA!”
Sesim boğazımı yırtmıştı resmen.
Ama cevap gelmedi.
Varkor yeniden kükrediğinde bütün meydan titredi. Kanatlarını savurunca alevler daha da yayıldı. Gökyüzü kıpkırmızı olmuştu artık.
“Bakma!” diye bağırdı kadın. Başımı göğsüne bastırmaya çalıştı ama çok geçti. Görmüştüm. Babam yerdeydi. Hareket etmiyordu.
Ve o an…
İçimde bir şey koptu. Herşey için çok geçti ve annemi de bulamıyordum, ya anneme de birşey olduysa?
Sanki bütün dünya bir anda sessizleşmişti. Çığlıkları hâlâ duyuyordum ama çok uzaktan geliyorlardı artık. Dizlerim güçsüzleşti.
“Hayır…” diye fısıldadım. “Hayır hayır hayır…”
Kadın beni sürükleyerek meydandan uzaklaştırmaya çalışıyordu. “Yaşamak istiyorsan koş kızım.” Bu kadın kimdi ve neden benim hayatım ile ilgileniyordu, şu an tek umursadığım şey babamdı ve annemin nerede olduğuydu, diğer şeyler umrumda değildi
Tam tekrar ona doğru gitmeye çalışırken gökyüzünden başka bir kükreme yükseldi.
Bu farklıydı.
Daha derin.
Daha korkutucu.
Meydandaki herkes istemsizce başını kaldırdı.
Ve sonra…
Gölgelerin içinden siyah-kızıl bir ejderha çıktı.
Hayır.
“Çıktı” demek yetmezdi.
Sanki gecenin kendisi canlanmıştı, yada küçük Thalira her zamanki gibi olayları abartıp gözünde büyütüyordu
Devasa yaratık bulutların arasından süzüldüğünde diğer ejderha bile bir an duraksadı. Kızıl gözleri meydandaki alevlerin arasında parlıyordu.
İnsanlar korkuyla geri çekildi.
“Tanrılar…” diye fısıldadı kadın. “Bu da ne…?”
Siyah ejderha yere inmedi, gecenin karanlığından ejderhayı tam inceleyememiştim çünkü Varkor sayesinde tüm ışıklar gitmişti ve gördüğüm tek aydınlık daha demin babamın yandığı ateşti ve çocuk gözlerim ile kestirebilidiğim tek renk de siyahtı, ve belki kızıllıklar da vardı ancak şuan ejderha incelemenin sırası hiç değildi.
Doğrudan Varkor’a baktı. Ve ilk kez…
Yabani ejderha geri çekildi.
Gerçekten geri çekildi.
Varkor öfkeyle kükredi ama siyah yaratık yalnızca ona bakıyordu. Sessizce. Hareket bile etmeden.Sonra zihnimin içinde bir ses yankılandı. Derin. Yabancı. Ama garip şekilde sakin.
“Korkma.”
Donup kaldım.
Çünkü ses dışarıdan gelmemişti.
Kafamın içindeydi.
Kadının elleri hâlâ omuzlarımdaydı ama ben yalnızca gökyüzündeki yaratığa bakıyordum.
Kızıl gözleri bir anlığına bana döndü.
Ve o an…
Bana baktığını hissettim. Doğrudan bana. Sanki beni görüyordu. Gerçekten görüyordu. Sonra siyah olduğunu düşündüğüm ejderha kanatlarını açtı.
Gökyüzü karardı.
Ve birkaç saniye sonra hem kendisi… hem de Varkor gecenin içinde kayboldular.
Hiç beklemeden kadının beni bir dükkana çekmesi ile afalladım, o kadar üst üste ve ani olaylar olmuştu ki babamın acısını bile yaşayamamıştım.
“Neden beni bırakmadın? Hem sen de kimsin? Seni daha önce gördüğümü hatırlamıyorum? Annem yabancılar ile konuşmamamı söylemişti ancak bir yabancı beni baba ve annemden koparıp bu aptal dükkana getirdi ve sen-”
“Hayatını kurtardım, teşekkür etmene gerek yok ve ben Kaelith Morvain.” Kadına anlamaz gözlerle bakmış olacağım ki kendini başka yerden anlatmayı denedi.
“Sylvareth’den geliyorum, babana Ejderhaları bir oyuncak gibi kullanıp gösteri yapmaması için kaç kere uyarmama rağmen beni dinlemeyip aynı hataları yaptı ve işte, bir ejderhayı oyuna davet edersen ejderha da kendi oyununu sergiler.” dediğinde yutkundum.
Sylvareth babam ve bu kadın gibi ejderha eğitimcilerinin, ejderha ile ilgilenenlerin ve ejderhaların olduğu bölgeydi, yani ejderhalar her bölgede vardı ancak en çok bu bölgede olurlar dı çünnkü en çok bu bölge de şımartılıyorlardı, babam da çoğu zamanını orada geçiriyordu zaten. Babam…baba ya
