Siyah ve Beyaz kitap kapağı

4. bölüm / 10

Siyah ve Beyaz

4Bölum Prensin Kaderi

Vaveyla Yazarı: yasəmən Kitab yazrı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 10Şu an: 4Bölum Prensin Kaderi

2026.9.10:08saat yazdım
Lina olduğu yerde donup kalmıştı.
Kalabalığın içindeki bütün sesler bir anda uzaklaşmış gibiydi. Askerlerin bağırışları, atların nal sesleri, saray görevlilerinin telaşı... Hiçbirini doğru düzgün duyamıyordu.
Gözleri yalnızca Büyük Prens'teydi.
Siyah atının üzerinde saraya doğru ilerleyen genç adam, savaşın yorgunluğunu yüzünde taşıyordu. Üzerindeki zırh güneşin altında parlıyor, omzundaki koyu renk pelerin rüzgârla savruluyordu.

Lina onu daha önce hiç gerçek hayatta görmemişti.

Ama onu tanıyordu.

Hem de herkesten daha iyi.

Çünkü yıllar önce kendi elleriyle yazdığı hikâyenin bir parçasıydı.

Lina'nın kalbi hızla çarpmaya başladı.

— Bu mümkün değil...

Bileğindeki kırmızı ip yeniden parladı.

Bu kez daha güçlüydü.

İp, Lina'nın bileğinden uzanıyor ve kalabalığın arasından geçerek doğrudan Büyük Prens'in bileğine ulaşıyordu.

Lina gözlerini kırpıştırdı.

Belki de yanılıyordu.

Belki korkudan hayal görüyordu.

Ama ip hâlâ oradaydı.

Üstelik Büyük Prens yaklaştıkça daha da parlak bir hâle geliyordu.

Lina bir adım geriledi.

— Hayır... Ben bunu yazmadım.

Büyük Prens sarayın önüne geldiğinde attan indi.

Askerler aynı anda diz çöktü.

— Hoş geldiniz, Majesteleri!

Kalabalık da başlarını eğdi.

Lina ise ne yapacağını bilmiyordu.

Diz çökmeyi düşünmedi bile.

Gözleri Büyük Prens'in üzerinde kalmıştı.

Tam o sırada genç adam başını kaldırdı.

Bakışları kalabalığın üzerinden geçti.

Sonra Lina'nın üzerinde durdu.

İkisi birkaç saniye boyunca birbirlerine baktılar.

Lina'nın nefesi kesildi.

Büyük Prens'in yüzünde önce şaşkınlık belirdi.

Sanki Lina'yı daha önce görmüş gibi...

Ama bu mümkün değildi.

Lina onu tanıyordu.

O ise Lina'yı tanımamalıydı.

Büyük Prens kaşlarını hafifçe çattı.

— O kız kim?

Yanındaki askerlerden biri hemen Lina'yı gösterdi.

— Bilmiyoruz, Majesteleri. Sarayın önünde bulunuyordu.

Diğer asker öne çıktı.

— Üstelik saraya girmeye çalışıyordu.

Lina hemen başını kaldırdı.

— Hayır! Ben saraya girmeye çalışmıyordum!

Büyük Prens ona doğru birkaç adım attı.

— O hâlde burada ne yapıyorsun?

Lina cevap vermekte zorlandı.

Ne söyleyebilirdi?

"Ben başka bir dünyadan geldim."

"Sen benim yazdığım bir hikâyenin karakterisin."

"Ve kaderimizi birbirine bağlayan bu ipi yalnızca ben görebiliyorum."

Bunların hiçbirini söyleyemezdi.

— Yolumu kaybettim, dedi sessizce.

Büyük Prens Lina'nın gözlerinin içine baktı.

— Yolunu kaybettiysen neden sarayın önündesin?

Lina sustu.

Tam cevap verecekken sarayın merdivenlerinden yaşlı bir adam göründü.

Üzerinde uzun, siyah bir cübbe vardı.

Elinde gümüş işlemeli bir asa taşıyordu.

Lina onu görür görmez tanıdı.

Büyücü.

Kalbi daha da hızlı atmaya başladı.

Çünkü kitabında büyücünün görevi Büyük Prens'in kaderindeki kadını bulmaktı.

Büyücü yavaşça Lina'ya doğru baktı.

Sonra gözleri Lina'nın bileğine indi.

Yüzündeki ifade bir anda değişti.

Şaşkınlık...

Ardından korku.

Büyücü asasını yere sertçe vurdu.

— Herkes geri çekilsin.

Kalabalık şaşkınlıkla ona baktı.

Kraliçe sarayın kapısından çıkarken sordu:

— Ne oldu?

Büyücü gözlerini Lina'dan ayırmadan cevap verdi.

— Kraliçem...

Kısa bir sessizlik oldu.

— Aradığımız kişi burada.

Kraliçenin yüzündeki ifade değişti.

— Ne demek istiyorsun?

Büyücü Lina'nın bileğini işaret etti.

— Kader ipi onu seçmiş.

Lina'nın gözleri büyüdü.

Kraliçe yavaşça Lina'ya baktı.

Sonra oğluna.

Ardından tekrar Lina'nın bileğine.

Büyük Prens ise hâlâ sessizce Lina'ya bakıyordu.

Fakat onun gördüğü şey yalnızca bileğindeki kırmızı ip değildi.

Lina'nın gözlerinde açıklayamadığı bir tanıdıklık vardı.

Sanki yıllardır aradığı bir şeyi ilk kez bulmuş gibiydi.

Lina ise içinden tek bir cümle geçiriyordu:

"Bu hikâyenin sonunu ben yazmıştım..."

Gözleri Büyük Prens'e kaydı.

"Peki ya kader, benim yazdığım sonu değiştirmeye karar verdiyse?"