9. bölüm · Sınır İhlali

9

Sümeyra Yalçın🤧😝

(Umay’ın Ağzından)

Güneş eve girdiğinde, odanın havası bir anda değişti. Üzerinde Çağıl’ın o ağır, odunsu parfümünün kokusu vardı ve gözlerindeki o sönük bakış yerini derin, dumanlı bir huzura bırakmıştı. Kimse sormadı, çünkü hepimiz o kolyenin ne anlama geldiğini ve o ıslak saçların hangi fırtınadan çıktığını biliyorduk.

O gece "Sınır İhlali" grubunda sessizlik vardı ama özelden dönen mesajlar susmak bilmiyordu.
Ertesi Sabah: Takım Ruhu ve Değişen Dengeler
Sabah antrenmanı için tesise geçtiğimizde, erkekler takımı çoktan sahaya çıkmıştı.

Ancak bu sefer bir fark vardı. Çağıl, her zamanki o mesafeli duruşunu bir kenara bırakmış, Güneş’in stüdyoya girişini gördüğü an antrenmanı bırakıp cam kenarına kadar gelmişti. Takım arkadaşları ona takılsa da umurunda değildi; sadece Güneş’e, sanki dünyada başka kimse yokmuş gibi gülümsedi.

Arda, topu ayağında sektirerek yanımıza yaklaştı. "Görüyorum ki dün gece bazı sınırlar sadece ihlal edilmemiş, tamamen haritadan silinmiş," dedi, göz kırparak. Hilal, Arda’nın bu lafına karşılık elindeki antrenman çantasını ona doğru fırlattı. "Kendi sınırlarına bak sen Tanyel, kale boş kalmasın!"

Ben stüdyoda kızlara ısınma hareketlerini yaptırırken, Alp’in kapı eşiğinde durduğunu fark ettim. Elinde iki bardak taze kahve vardı. Kızlara kısa bir ara verip yanına gittim.

"Dün geceyi duydum," dedi Alp, kahvelerden birini bana uzatırken. "Çağıl ve Güneş... Sonunda düğüm çözülmüş."

"Çözüldü mü yoksa daha da mı kördüğüm oldu, zaman gösterecek," dedim kahvemden bir yudum alarak. "Ama Güneş’in o soluk hali gitti. Bu benim için yeterli."

Alp, boşta kalan eliyle hafifçe belime dokundu. Bu dokunuş artık bir "not" kadar mesafeli değil, bir "cevap" kadar yakındı. "Sıra bize ne zaman gelecek Karatoy? Herkes kartlarını açık oynuyor. Biz hala bu koridorlarda kaçak dövüşüyoruz."
"Kaçak dövüşmeyi sevdiğini sanıyordum kaptan," dedim, gözlerimi gözlerine dikerek.

"Sevdiğim şey stratejiydi," dedi Alp, sesini sadece benim duyabileceğim bir tona düşürerek. "Ama seninle olan bu belirsizlik, en büyük mağlubiyetim olmaya başladı. Bu akşam, herkes bir yerlere dağılmışken... benimle sadece 'biz' olarak bir yere gel."

Öğleden sonra grupta bildirimler art arda düşmeye başladı.

Arda Tanyel: "Akşam sahil kenarındaki o mekanda masa ayırttım. Hep beraber geliyorsunuz, itiraz istemiyorum. Korhan’ın şerefine içeceğiz, o çocuk bunu hak ediyor."

Deniz Hazar: "Asmin ve ben geliyoruz."

Çağıl Özkan: "Güneş gelirse, ben her yerdeyim."

Güneş: "Geliyorum. Ama Çağıl, o kolyeyi bir daha saklamana izin vermeyeceğim."

Hilal Yalaz: "Arda, o yemeği ben ısmarlıyorum, iddiayı kaybettin. O yüzden mekanı ben değiştiriyorum. Konum atacağım."

Gruptaki bu canlılık, aslında büyük bir fırtına öncesi sessizlik gibiydi. Alara gitmişti ama bıraktığı o "gizli aşklar" artık gün yüzündeydi. Akşamki bu büyük buluşma, sekizimizin ilk kez bir "takım" olarak toplum içine çıkışı olacaktı.

Sahil kenarındaki o salaş ama şık mekana geçtiğimizde, herkes yan yana oturuyordu. Asmin ve Deniz el ele, Hilal ve Arda tatlı bir atışma içinde... Güneş ve Çağıl ise birbirlerine dokunmasalar bile aralarındaki o çekim, masadaki herkesi etkiliyordu.

Alp, masanın altından elimi tuttuğunda, bu sefer geri çekilmedim. Parmaklarını parmaklarımın arasından geçirdi ve sıktı. "Bak," dedi Alp, masadaki diğerlerini işaret ederek. "Herkes kendi çizgisini buldu."

"Ya biz?" diye sordum.

Alp, bardağını havaya kaldırdı. "Biz çizgilerin dışında, kendi dünyamızı kuruyoruz Umay. Ve bu sefer, kimsenin bizi izlemesine gerek yok."
Gecenin sonunda, otoparka doğru yürürken Korhan’dan gruba bir mesaj düştü. Herkes durup telefonuna baktı.

Korhan: "Hepinizi izliyorum çocuklar. Sınırları ihlal etmeye devam edin. Benim için de bir kadeh kaldırın."

Korhan’ın bu mesajı, masadaki o burukluğu bir nebze olsun dağıtmıştı. Ama tam o sırada, otoparkın girişinde tanıdık ama bir o kadar da istenmeyen bir siluet belirdi. Alara değildi bu...

Bu, hikayenin gidişatını değiştirecek, Alp’in geçmişinden gelen başka biriydi.Otoparkın sarı, cızırtılı ışıkları altında herkes donup kalmıştı. Korhan’ın mesajının yarattığı o duygusal atmosfer, yaklaşan topuk sesleriyle bir anda dağıldı. Alp’in elini tutan parmaklarımın gerildiğini hissettim çünkü Alp’in vücudu bir anda kaskatı kesilmişti.

Gelen kız, fazlasıyla özgüvenli, her adımıyla "ben buraya aitim" diyen bir tavırla tam karşımızda durdu. Adı Selin'di. Alp’in üniversite yıllarından, futbol kariyerinin en parlak dönemlerinden kalma o meşhur eski sevgilisi.

"Selam ekip," dedi Selin, gözlerini doğrudan Alp’e dikerek. "Duyduğuma göre sınırlar ihlal ediliyormuş, bensiz bir oyun kuracağınızı gerçekten düşünmediniz herhalde?"

Alp, elimi bırakmadı ama parmaklarının arasındaki o sahiplenici tutuşun yerini bir tereddüt almıştı. "Selin? Senin burada, bu saatte ne işin var?" diye sordu Alp.

Sesi kontrollüydü ama içinde bir yerlerde o eski tanışıklığın getirdiği bir yumuşaklık vardı ki, bu içimdeki tüm savunma mekanizmalarını harekete geçirdi.

"Döndüm Alp," dedi Selin, bize doğru bir adım atarak. Bakışları bir anlığına kenetli ellerimize kaydı, dudaklarında hafif, küçümseyici bir gülümseme belirdi. "Eski dostları özledim. Özellikle de kaptanımı."

Güneş, Çağıl’ın koluna daha sıkı sarıldı. Hilal ise Arda’nın kulağına bir şeyler fısıldıyordu. Ortamdaki hava bir anda ağırlaştı. Selin’in Alp ile olan o "bakışla anlaşma" hali, yılların birikimi olan o görünmez bağ, mideme bir kramp gibi oturdu.

"Biz de tam dağılıyorduk," dedim, sesimi en mesafeli tona çekerek. Elimizi yavaşça çözdüm. Alp, boşta kalan elini havada yakalamaya çalışsa da izin vermedim.

"Umay, tanıştırayım, Selin..." diye söze başladı Alp.

"Tanışmaya gerek yok Alp, gruptaki 'ifşa' döneminden sonra kimin kim olduğunu anlamak zor değil," dedim ve kızlara döndüm. "Benim uykum geldi. Yarın sabah erken antrenman var, unutmayın."

Eve dönüş yolunda arabanın içinde çıt çıkmıyordu. Alp, birkaç kez dikiz aynasından bana bakmaya çalıştı ama ben kafamı cama yaslayıp dışarıyı izledim. Selin’in Alp’e bakışındaki o "tapulu malıymış" gibi duran ifadeyi kafamdan atamıyordum.

Alp’in ona karşı olan o garip, suçlulukla karışık nezaketi ise en çok canımı yakan şeydi.

Eve girdiğimizde kızlar odalarına dağılırken Alp kolumdan tuttu. "Umay, dur. Yanlış anladın. Selin sadece geçmişten bir sayfa."

"O sayfa hala açık görünüyor Alp," dedim, kolumu yavaşça çekerek. "Bana stratejilerden bahsetme. O kızın sana nasıl baktığını gördüm, senin de ona verdiğin o 'yumuşak' karşılığı da. Ben senin 'geçmiş sayfalarınla' aynı paragrafta yer almayacağım."

"Sadece şaşırdım..."

"Şaşkınlığın geçince haber verirsin kaptan. Ama o zamana kadar, aramızdaki o 'resmi olmayan' şeyin üzerine biraz daha mesafe ekleyelim. Ben çizgileri yeniden çiziyorum."

Gece yarısı telefonum titredi. Alp gruptan bağımsız, sadece bana yazmıştı.

Alp: "Selin’in dönmesi hiçbir şeyi değiştirmez. Benim çizgim sensin."

Umay: "O zaman o çizgiyi netleştir Alp. Çünkü ben bulanık sularda yüzmeyi sevmem. İyi geceler."

Ertesi sabah antrenmanda, Selin tesisin kafesinde, Alp’in idmanını izlerken görüldü. Güneş yanıma gelip kolyemi düzeltti. "Üzülme," dedi fısıltıyla. "Çağıl ile ben o kadar çok 'eski' engelini aştık ki... Eğer gerçekten seninleyse, o kız sadece bir gölge olarak kalır."

Ama o gün Güneş’in ışığı parlarken, benim içimdeki ritim ilk defa sekteye uğramıştı. Alp sahada gol attığında herkes alkışlarken, ben arkamı dönüp stüdyoya girdim.Selin’in gelişiyle stüdyonun camlarından içeri sızan o güneş ışığı bile buz kesmişti.

Alp’in sahada her zamankinden daha sert, daha hırslı bir oyun sergilemesi Selin’in tribündeki varlığına bir tepki miydi yoksa ona bir gösteri mi, emin olamıyordum. Tek bildiğim; içimdeki o güven kalesinin ilk kez sarsıldığıydı.

Antrenman arasında kızlarla stüdyonun balkonuna çıktık. Selin, tam aşağıda, Alp’in yan sahadan çıkışını bekliyordu. Alp’in yanına gittiğinde elindeki su şişesini ona uzatışındaki o doğal hareket... Sanki hiç gitmemiş, sanki araya yıllar ve "ben" girmemişim gibi.

"Gözlerini onlardan ayır Umay," dedi Hilal, yanıma gelip koluma girerek. "O kızın istediği tam olarak bu. Seni dengenden etmek."

"Dengem yerinde Hilal," dedim, sesimdeki buzun erimesine izin vermeden. "Sadece bu oyunun kurallarının değiştiğini görüyorum."

Grupta kimse Selin hakkında konuşmuyordu ama herkesin aklı oradaydı. Arda, her zamanki gibi havayı yumuşatmaya çalıştı.

Arda Tanyel: "Kaptan, antrenman bittiğine göre yemeğe geçiyor muyuz? Selin de gelmek istiyormuş, 'eski günlerin hatırına' dedi."

Alp Göksoy: "Umay gelirse gelirim."

Umay: "Benim işim var. Siz eski günlerinizi yad edin."

Mesajı attıktan sonra telefonu çantama fırlattım. Güneş, boynundaki kolyeyle oynayarak yanıma geldi. Çağıl ile yaşadığı o soyunma odası gecesinden sonra ruhu bambaşka bir boyuta geçmişti; daha bilge, daha kararlıydı. "Gitmelisin," dedi Güneş. "Kaçarsan ona meydanı bırakırsın. Alp'in gözlerinin içine bakarak o masada oturmalısın."

Mekana en son ben ve kızlar girdik. Masa çoktan kurulmuştu. Alp, masanın başında her zamanki otoritesiyle oturuyordu ama Selin hemen onun sağ tarafındaki sandalyeye, sanki orası onun tapulu malıymış gibi yerleşmişti.

Gidip Alp’in tam karşısına oturdum. Alp ile göz göze geldiğimizde, bakışlarında o "lütfen anla" diyen ifadeyi gördüm ama ben ona sadece boşlukla baktım.

"Umay, seninle tanışamadık tam," dedi Selin, şarabından bir yudum alarak. "Alp benden sonra pek kimseyi hayatına almazdı, disiplin merakı yüzünden. Senin dansçı olman şaşırttı beni. Alp daha... klasik severdi."

"İnsanlar değişir Selin," dedi Çağıl, Güneş’in elini masanın altından tutarak. "Bazen klasikler sıkıcı gelir, modern ve gerçek olana çekilirsin."

Çağıl’ın bu hamlesi masada bir "gol" etkisi yarattı. Güneş, Çağıl’a minnetle gülümsedi. Ancak Selin durmadı. Eğilip Alp’in koluna dokundu. "Hatırlıyor musun Alp? İspanya’daki o kamp gecesini... O zaman da bana 'vazgeçilmezim' demiştin. Çizgilerin o zaman daha netti."

Masadaki herkes bir anlığına nefesini tuttu. Alp’in yüzü kaskatı kesildi. Tam o sırada masanın altından Alp’in ayağının ayağıma değdiğini hissettim. Bir temas aramaya çalışıyordu ama ben bacağımı hızla geri çektim.
"Benim gitmem lazım," dedim ayağa kalkarak.

"Bu nostalji gecesi beni biraz sıktı."

"Umay, dur!" Alp de ayağa fırladı ama Selin kolunu tuttu. "Bırak gitsin Alp, belli ki bu tempoyu kaldıramıyor."

Otoparka çıktığımda Alp arkamdan yetişti. "Umay, yemin ederim o gece bahsettiği şey öyle değil! Selin sadece seni kışkırtmaya çalışıyor."
"Başardı o zaman!" diye bağırdım, ona dönerek.

"Mesele Selin değil Alp! Mesele senin ona dokunmasına izin vermen, onun o anıları masaya dökmesine sessiz kalman! Biz neyiz? Bir 'sınır ihlali' mi yoksa senin eski sevgilini unutma projendeki bir yan rol mü?"

"Bunu söyleme..." Alp bir adım yaklaştı, elimi tutmaya çalıştı ama izin vermedim.

"Bana bir süre yaklaşma Alp. Çizgilerim artık çok net. Sen o 'klasik' dünyanda kal, ben kendi sahnemde tek başıma dans ederim."

Arabama binip uzaklaşırken dikiz aynasından gördüğüm son şey; Alp’in otoparkın ortasında, elleri ceplerinde, omuzları çökmüş bir halde gidişimi izlemesiydi. O gece gruptan çıktım.