4. bölüm / 18
Sınır İhlali4
Bölümler 18Şu an: 4
- 1 1913 kelime
- 2 21.290 kelime
- 3 31.295 kelime
- 4 41.192 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 51.192 kelime
- 6 6985 kelime
- 7 71.198 kelime
- 8 81.303 kelime
- 9 91.545 kelime
- 10 10906 kelime
- 11 11816 kelime
- 12 12871 kelime
- 13 13873 kelime
- 14 14877 kelime
- 15 151.121 kelime
- 16 16718 kelime
- 17 17925 kelime
- 18 Yazar Notu185 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ertesi gün antrenman çıkışında tesisin önündeki hava her zamankinden daha farklıydı. Asmin, normalde o sessiz ve melankolik tavrıyla bilinen kız gitmiş, yerine gözlerinin içi parlayan biri gelmişti. Telefonuna gelen son mesajla birlikte yüzünde engelleyemediği bir gülümseme yayıldı.
Çantasını omuzlayıp hiçbirimize bir şey demeden, adeta ayakları yerden kesilmişçesine kafeye doğru yürümeye başladı.
"Nereye gidiyor bu?" dedi Hilal, kaşlarını çatarak. Arda ile yaşadığı o gergin gecenin yorgunluğu hala üzerindeydi ama radarındaki Asmin’i kaçırmamıştı.
"Bilmiyorum ama bu gülüş hiç hayra alamet değil," dedi Güneş, muzip bir tavırla. "Sanki birinin kalesine gizlice sızmış gibi."
Sözleşmişiz gibi, birbirimizin kız kardeşi edasıyla, araya güvenli bir mesafe koyarak Asmin’i takibe aldık. Adımlarını takip ettiğimizde bizi okulun o meşhur kafesine götürdü. Asmin içeri girdiğinde, cam kenarındaki kuytu bir masada Deniz Hazar’ın oturduğunu gördük.
Deniz, forvet hattındaki o hırçın halinden tamamen sıyrılmış, sadece Asmin’i bekleyen bir adam gibi görünüyordu.
Asmin, Deniz’in karşısına oturduğu an ikisinin arasındaki o çekim, kafenin diğer ucundan bile hissediliyordu. Asmin, ellerini heyecanla hareket ettirerek gülerek bir şeyler anlatmaya başladı.
Deniz ise çenesini eline dayamış, sanki dünyanın en önemli hikayesini dinliyormuş gibi büyülenmiş bir ifadeyle onu izliyordu.
Biz ise kafenin girişindeki paravanın arkasına sinmiş, ağzımız açık bu sahneyi izliyorduk. İlk patlayan tabii ki Güneş oldu.
"Yuh! Oha! Bizim kız ve Deniz mi?" diye bağırdı Güneş, sesini kontrol etmeyi tamamen unutarak. Neyse ki kafedeki gürültü sesini bastırmıştı. "O buz kütlesi Deniz, bizim sessiz Asmin’i mi eritiyor yani şu an?"
"Sessiz atın çiftesi pek olurmuş," diye mırıldandı Hilal, gözlerini kısıp masayı incelerken. "Arda ile uğraşırken burnumuzun dibindeki forvet atağını kaçırmışız."
O sırada Deniz, masanın üzerinden uzanıp Asmin’in elinin üzerine elini koydu. Asmin’in anlatışı aniden durdu, yüzü hafifçe kızardı ama elini çekmedi. O an anladık ki, Asmin ve Deniz sadece mesajlaşmıyorlardı; onlar çoktan kendi dünyalarını kurmuşlardı.
Maç daha yeni başlıyordu ve bu sefer orta saha değil, duygular çarpışıyordu.Güneş’in o yüksek desibeldeki "Oha!" nidası, kafedeki uğultuyu bir bıçak gibi kesti.
Asmin, sanki bir suçüstü yakalanmış gibi irkilerek kafasını kapı girişine, yani bizim siper aldığımız paravanın olduğu yöne çevirdi. Bakışlarımız tam o anda çarpıştı.
Asmin’in o az önceki neşeli, pembe bulutların üzerindeki hali saniyeler içinde dağıldı. Gözleri faltaşı gibi açılırken, Deniz’in o kocaman, güven veren elinin altındaki elini sanki eli yanmış gibi hızla geri çekti.
O anki paniği, sahnede ritmi kaçırdığındaki paniğinden çok daha büyüktü.
Deniz, elinin altındaki o sıcaklığın bir anda kaybolmasıyla şaşkınlığa uğradı. Kaşlarını çatıp Asmin’in baktığı yöne, yani bize döndü. Forvet hattındaki o keskin bakışlarını üzerimizde gezdirdiğinde, Arda ve Alp de çoktan yanımızda bitmişti.
"Yakalandık," diye mırıldandı Güneş, suçlu bir çocuk gibi omuzlarını silkerek. "Ama kimse bana Asmin ve Deniz Hazar’ın aynı karede bu kadar... uyumlu olduğunu söylememişti."
Hilal, Arda’nın hemen dibinde oluşunu umursamadan öne çıktı. "Asmin? Hayırdır, antrenmanda sakatlık falan mı var da Deniz Hazar sana 'rehabilitasyon' uyguluyor?"
Asmin kıpkırmızı bir halde ayağa kalktı. Masadaki çantasının sapını öyle bir sıkıyordu ki parmak boğumları beyazlamıştı. "Kızlar... Ben, sadece... Deniz ile bir şey konuşuyorduk," dedi, sesi titreyerek.
Deniz ise Asmin’in bu kaçış moduna girmesinden pek memnun görünmüyordu. O ukala ve mesafeli forvet tavrına geri dönerek sandalyesine iyice yayıldı. "Konuşuyorduk," dedi Deniz, gözlerini Asmin’den ayırmadan. "Ama görüyorum ki sizin kız kardeşlik teşkilatınızın casusluk şubesi mesaiye kalmış."
Arda, Hilal’in sinirli halinden keyif alarak araya girdi. "Görüyorsun ya Yalaz, bazen paslar adrese çok hızlı teslim edilir. Sizin kız, bizimkine kapıyı çoktan açmış. Sen hala kilitlerle uğraş dur."
"Sen kapa çeneni Tanyel!" dedi Hilal, Arda’ya dönerek. "Asmin’i bu hale getirdiyseniz, o kaleni başınıza yıkarım senin!"
Alp ise tam yanımda, her zamanki o tekinsiz sakinliğiyle duruyordu. Eğilip sadece benim duyabileceğim bir sesle, "Gördün mü Karatoy?" dedi. "Sizin o kusursuz defansınızda ilk çatlak oluştu. Şimdi sıra kimde dersin?"
Asmin, Deniz’e mahcup bir bakış fırlatıp masadan uzaklaşmaya çalışırken, Deniz hala onun çektiği elinin boş kalan yerine bakıyordu. O an anladım ki, Asmin elini çekmişti belki ama kalbi o masada, Deniz’in avuçlarının içinde kalmıştı.
Alara’nın o sırada kafeden içeri girip Alp’i görmesiyle yüzünde oluşan o sahte neşe, ortamdaki gerçek gerilimin üzerine atılmış kirli bir örtü gibiydi. Korhan her şeyden habersiz gururla Alara'nın elini tutarken, Alp’in bakışları hala benim üzerimdeydi.
"Bizim grubun çizgileri birbirine karışıyor," diye düşündüm. "Ve bu karışıklıkta birileri fena halde ezilecek." Asmin’in o çocuksu ve heyecanlı hali bizi bir yandan gülümsetirken bir yandan da endişelendiriyordu.
Deniz Hazar ile olan o gizli flörtü, grubumuzun "erkeklerden uzak durma" yasasına vurulan ilk darbeydi. Ama biz birbirimizin kız kardeşiydik; yargılamak yerine birbirimizi korumayı seçmiştik.
Kafedeki o deşifre olma anından sonra, Asmin’i Deniz ile o masada bırakıp dışarı çıktık. Takip edilmekten, sürekli birilerinin bizi izlemesinden ya da tesadüf süsü verilmiş karşılaşmalardan bıkmıştım.
"Bakın," dedim kızlara, telefonumu çıkarıp yeni bir grup kurarken. "Alp, Arda ve o tayfa sürekli burnumuzun dibinde. Bundan sonra bu grupta herkes birbirine canlı konumunu göndersin. Kim nerede, ne yapıyor bilelim ki bir daha baskına uğramayalım. Ama sakın... Sakın o çocukların bu gruptan haberi olmasın. Onlar bizi hala 'tesadüfen' bulduklarını sansınlar."
Kızlar onaylayınca konumlar ekrana düşmeye başladı. Bu bizim güvenli bölgemizdi.
Ertesi gün stüdyoya gittiğimde, kapının koluna iliştirilmiş küçük, katlanmış bir not buldum. Notun üzerinde o tanıdık, köşeli ve kibirli yazı vardı:
"Bazı kuşlar kafeslerini çok sever ama gökyüzü her zaman kanatları daha güçlü olanlarındır. Senin dansın, o kafesin tellerine çarpıyor Karatoy. -A.G."
Alp yine yapmıştı yapacağını. Zihin oyunlarıyla beni kendi çizgimin dışına çekmeye çalışıyordu. Ama bu sefer cevapsız kalmayacaktı. Stüdyodaki masama oturdum, kalın uçlu bir kalem aldım ve en az onunki kadar sert bir kağıda şu satırları yazdım:
"Kafes dediğin, senin sığındığın o saha çizgileridir Göksoy. Ben uçmayı değil, fırtınanın tam ortasında durmayı seçiyorum. Senin rüzgarın, benim ritmimi bozmaya yetmez. -U.K."
Kağıdı, antrenman sahasının girişindeki panoya, tam onun göreceği yere iğneledim. Bu bizim yeni savaş alanımızdı: Kağıtlar ve kelimeler.
O sırada Asmin, antrenmandan yüzünde kocaman bir gülümsemeyle döndü. Deniz ile olan buluşması beklediğimizden çok daha iyi geçmişti. Deniz, ona ilk mesajı atan kişi olduğunu ve Asmin'in sahadaki zarafetinden nasıl etkilendiğini itiraf etmişti.
"Çok güzeldi kızlar," dedi Asmin, sesi hala bulutların üzerindeymiş gibi geliyordu. "Beni sorgulamadı, takip etmedi... Sadece dinledi."
Hilal, Arda ile olan o "yemeğe gitme" borcunu düşünürken kaşlarını çattı. "Senin şansın varmış Asmin. Benimki daha çok bir sorgu memuruyla date'e çıkacakmışım gibi hissettiriyor."
Güneş gülerek araya girdi. "Belki de Tanyel o gece senin karşında savunmasız kalmaktan korkuyordur Yalaz."
Alp ve tayfası o sırada yan sahadan çıktılar. Alp’in gözleri panodaki notuma takıldı. Kağıdı çekip aldı, okurken dudaklarının kenarında o belli belirsiz, sinir bozucu gülümseme belirdi. Göz göze geldik. O kağıdı yavaşça cebine attı ve bana "Oyun devam ediyor" dercesine selam verip yürüdü.
Onlar hala her şeyi kontrol ettiklerini sanıyorlardı ama bizim telefonlarımızdaki o canlı konumlar, bu oyunun kurallarını çoktan değiştirmişti. Artık biz onları değil, onlar bizim izin verdiğimiz yerleri görebileceklerdi.
Alp ile aramızdaki not savaşı artık bir tür satranç oyununa dönüşmüştü. Sabah stüdyoya geldiğimde su şişemin üzerine iliştirilmiş siyah bir kağıt buldum.
"Bazı insanlar ritmi takip eder, bazıları ise ritmi yaratır Karatoy. Sen sadece takip ediyorsun. Gerçekten dans etmek istiyorsan, önce o sahte disiplinini bir kenara bırakmalısın. -A.G."
Sinirle kağıdı yırtıp kendi notumu hazırladım:
"Benim disiplinim, senin kibrini boğacak kadar gerçek Göksoy. Takip ettiğim tek şey, senin o yıkılmaya mahkum egonun ayak sesleri. -U.K."
Hilal ve Arda tarafında ise tuhaf bir dinginlik vardı. Hilal, Arda'nın o ukala mesajlarına artık sinirle değil, gizli bir gülümsemeyle bakıyordu. Arda, Hilal’in o hırçın savunmasını ince ince eritmeyi başarmıştı. Ancak asıl fırtına, Güneş’in omuzlarındaydı.
Bölüm etkileşimi
