30. bölüm · Sessiz Yaralar
30 . Bölüm Zaaf
Operasyon sessiz başlamıştı.
Fazla sessiz.
Tim Anka pozisyon almıştı. Sokak dar, nefesler kontrollüydü.
Alp öndeydi. Her zamanki gibi. Sert. Net. Kusursuz.
Ta ki—
“Asel.”
Adını ağzından kaçırdı.
Sadece bir heceydi ama Alp’in bütün dengesi orada bozuldu.
Asel sağdaydı. Duvara yaslanmış, silahı hedefte. Gözleri kararlıydı ama Alp bunu görebiliyordu:
Yorgundu.
Ve o yorgunluk Alp’in içine batıyordu.
“Kurt, odaklan,” dedi Kaan kulaklıktan.
“Sağ pencere temizlenmedi.”
Alp cevap vermedi.
Gözleri Asel’deydi.
O an Asel döndü. Alp’e baktı.
Bakışı netti ama içinde tek bir şey vardı:
“Buradayım.”
İşte o an Alp’in zaafı ortaya çıktı.
Bir saniyelik tereddüt.
Ve o saniye…
çok pahalıya patladı.
Silah sesi patladı.
Ne yüksek, ne dramatik.
Kısa. Keskin.
Asel’in bedeni geriye savruldu.
“ASEL!”
Alp’in sesi komut değildi.
Askerî değildi.
Kontrolsüzdü.
Asel yere düştü. Elinden silah kaydı.
Eli karnına gitti. Sıcaklık hissetti. Sonra ıslaklık.
“Vuruldum,” dedi.
Sesi sakindi. Fazla sakindi.
Tim bir anda karıştı.
“Temas var!”
“Sağdan ateş!”
“ASEL YERDE!”
Ama Alp hiçbirini duymuyordu.
Dizlerinin üzerine çöktü. Yanına geldi.
Ellerini bastırdı yaraya.
“Bak bana,” dedi.
Sesi titriyordu.
“Bana bak Asel.”
Asel gözlerini açtı.
Gülümsedi.
O gülümseme Alp’i paramparça etti.
“Zaafın oldum galiba,” dedi fısıltıyla.
“Sus,” dedi Alp.
“Konuşma. Sakın konuşma.”
Ama elleri titriyordu.
Kurt’un elleri.
“Ben… seni koruyabilirdim,” dedi.
“Bir saniye… sadece bir saniye.”
Asel başını çok hafif salladı. “Hayır,” dedi. “Bu benim görevimdi.”
Bir an sustu. Sonra ekledi:
“Ve senin zaafın…” Nefes aldı. “Benim sorumluluğum değil.”
Alp’in gözleri doldu.
Ama ağlamadı.
Ağlamak lüks sayılırdı.
Şu an değil.
“Kurt,” dedi Baran sertçe. “Çekil. Müdahale ediyoruz.”
Alp çekilmedi.
“Bırakmam,” dedi. “Onu bırakmam.”
Asel elini Alp’in bileğine koydu.
Zayıf ama net.
“Bak bana,” dedi. “Ben buradayım.”
Bu cümle…
Alp’in bütün hayatı boyunca duyduğu en güçlü emirdi.
Derin bir nefes aldı.
Başını eğdi.
Alnını Asel’in alnına değdirdi.
“Zaafım oldun,” dedi. “Ve bundan kaçmayacağım.”
Sedye geldi.
Tim Asel’i aldı.
Alp ayağa kalktığında yüzü taş gibiydi.
Ama gözleri…
ilk kez bu kadar açıktı.
Kaan yaklaştı. “Komutan,” dedi. “İyi misin?”
Alp cevap vermedi.
Sadece şunu söyledi:
“Kim ateş ettiyse…” Sesini alçalttı. “Bu operasyon bitmeden nefes almayacak.”
Ve tim o an şunu anladı:
Kurt vurulmamıştı.
Ama Asel’in kanı…
onu geri dönüşsüz bir yere sürüklemişti.Düşman canlı ele geçirilmişti.
Bağlıydı. Yerdeydi. Nefes alıyordu.
Ama bu, onun için bir avantaj değildi.
Odaya Alp girdiğinde herkes sustu.
Tim… alışık değildi bu sessizliğe.
Bu, operasyon sessizliği değildi.
Bu, fırtına öncesiydi.
Alp üniformasını çıkarmamıştı.
Ellerinde hâlâ Asel’in kanı vardı.
Kurumuştu ama çıkmamıştı.
Adam başını kaldırdı.
Korku bekliyordu.
Öfke bekliyordu.
Ama Alp’in yüzünde hiçbir şey yoktu.
Bu daha kötüydü.
“Silahı sen ateşledin,” dedi Alp.
Sesi sakindi.
Tehlikeli derecede sakin.
Adam cevap vermedi.
Alp çömeldi.
Göz hizasına indi.
“Bir daha soracağım,” dedi.
“Ve bu son şansın.”
Sessizlik.
Alp başını iki yana salladı.
Sanki bir karara varmış gibi.
Ayağa kalktı.
Kapıyı kilitledi.
Timden kimse konuşmadı.
Kimse çıkmadı.
Ama herkes şunu biliyordu:
Buradan sonra olanlar rapora girmezdi.
Alp geri döndü.
Adamın yanına değil.
Arkasına geçti.
“Onu vurmadan önce,” dedi, “ne düşündün biliyor musun?”
Adam yutkundu.
“Hiçbir şey,” diye devam etti Alp. “Çünkü siz böyle insanlarsınız.
İsimleri olmaz.
Yüzleri olmaz.
Vicdanları hiç olmaz.”
Adam titredi.
Alp eğildi.
Kulağına fısıldadı:
“Ama ben… hatırlatırım.”
Sonra doğruldu.
Sesler yükselmedi.
Bağırış olmadı.
Kan yoktu.
Ama zaman uzadı.
Dakikalar geçti.
Sonra biraz daha.
Adam ağlamaya başladığında Alp durdu.
Tekrar göz göze geldiler.
“Şimdi,” dedi Alp, “bana Asel’in vurulduğu anı anlat.”
Adam konuştu.
Her detayıyla.
Nereden nişan aldığını.
Neden ateş ettiğini.
Onu fark edip etmediğini.
Alp dinledi.
Bitince bir adım geri çekildi.
“Güzel,” dedi. “Artık hatırlayacaksın.”
Adam başını kaldırdı. “Ne—”
Alp eğildi. Ve sadece şunu söyledi:
“Bu hayatta bazı insanlara dokunulmaz. Ve sen… dokundun.”
Kapıyı açtı.
Tim dışarıdaydı.
Kaan Alp’e baktı. “Bitti mi?” dedi.
Alp başını salladı. “Evet.”
Ama sesi netti: “Benim için değil.”
Yürürken kimse yolunu kesmedi.
Kimse soru sormadı.
Çünkü hepsi biliyordu:
Asel vurulmuştu.
Ama o adam…
Kurt’un kalbine ateş etmişti.
Ve orada merhamet yoktu.
