7. bölüm / 8
Şehrin ÖtesiSahte Sevgili
Bölümler 8Şu an: Sahte Sevgili
Üst üste düştüğümüzde elimden kayıp giden anahtarı havada yakalayıp deponun arkasına doğru depar attığımda, arkamdan gelen adım sesleri ve Kaya'nın;
"İpek, çocuklaşma da ver şu anahtarı!" nidası bahçede yankılanıyordu. Tam köşeyi dönecektim ki, bahçe kapısının paslı zincirinin acı bir çığlıkla sarsıldığını duyduk.Hemen ardından gelen ses, etimizi kemiğimizden ayıracak cinsten bir felaketin habercisiydi:
"Aman bismillah! Kız bu ne hal!"Kaya da ben de animasyon filmlerindeki gibi aniden fren yapıp olduğumuz yerde çakıldık. Bahçe kapısının girişinde, elinde devasa bir kase süzme yoğurtla dikilen Fadime Teyze, gözleri yuvalarından fırlayacakmış gibi bize bakıyordu.
Bakışları önce benim toz toprak içindeki hırkama, ardından Kaya’nın dizlerindeki çamur lekelerine, en son da ikimizin nefes nefese kalmış, kızarmış yüzlerine kaydı. Kadının kafasındaki o dedikodu radarları anında son seste dönmeye başlamıştı, bunu yüzündeki o sinsi aydınlanmadan çok net görebiliyordum.
"Siz..." dedi Fadime Teyze, elindeki yoğurt kasesini göğsüne doğru bastırıp bir adım geri giderek. "Siz ne yapıyorsunuz buralarda bakayım tenhada?"
"Fadime Teyze, sandığın gibi değil," diye atıldı Kaya. Sesi ilk defa bu kadar panik ve çaresiz geliyordu, bu hali içten içe hoşuma gitse de durumun vehameti benim de üzerime çökmüştü. "Tavukları..."
"Ne tavuğu oğul, ne tavuğu!" Fadime Teyze lafı Kaya’nın ağzına tıkadı, gözlerini bana dikti. "Kız İpek, sabah o inek kuyruğunu yeyince delirdi de seni ahırdan mı kaçırdı bu hergele? Üstünüz başınız toprak içinde! Ayıp valla ayıp, koca günün gün ışığında, milletin gözü önünde bahçede güreşiyor musunuz siz?"
"Güreşmek mi?" Dehşet içinde bağırdım. "Fadime Hanım, ne münasebet! Biz sadece... bu şahıs benim eşyalarımı gasp etmeye çalıştı!" Elindeki kümes anahtarını hırsla arkama sakladım.
"Gaspmış... İstanbul diliyle bana masal anlatma şehirli kız," dedi Fadime Teyze, bıyık altından sırıtarak arkasını dönerken. Elindeki yoğurt kasesini dökmemeye çalışarak adımlarını hızlandırdı. "Ben Emine ablama bir uğrayayım da, bilsin bakalım oğlu bahçelerde kimlerle ne güreşleri tutuyor..."
"Fadime Teyze! Dur bir dakika, gitme!" diye arkasından seslendi Kaya ama kadın çoktan köy yoluna doğru topuklamıştı bile. O yoğurt kasesiyle o hızda nasıl yürüdüğüne fizik kuralları bile cevap veremezdi. Akşama kalmadan tüm köy kahvesi, "İstanbul’dan gelen sosyetik kız, Kaya’yı bahçede altına aldı" ya da "Kaya kızı dağa kaçıracaktı, bahçede yakalandılar" tadında asılsız fantezilerle çalkalanacaktı.
Kaya elini alnına vurup derin bir nefes verdi. Sonra bana döndü, gözlerindeki o alaycı bakış gitmiş, yerini tam bir "şimdi bittik" ifadesi almıştı.
"Tebrikler Karahanlı," dedi dişlerinin arasından. "Harika kriz yönetimi. Akşama muhtar kapıma dayanıp 'ne zaman düğün yapıyoruz' diye sorunca ona da vizyondan bahsedersin artık." Cebimdeki anahtarı çıkarıp parmağımda salladım. Yüzüme en sinsi gülümsememi yerleştirerek;
"O zaman," dedim keyifle, "bu dedikodu ateşini söndürmek istiyorsan benimle iyi geçinsen iyi edersin Dağhan. Çünkü şu andan itibaren şartları ben belirliyorum."
Kaya’nın o panik hali, içimdeki tüm endişeyi bir anda silip süpürmüştü. Karşında plazalarda milyon dolarlık anlaşmaları yöneten İpek Karahanlı vardı; bu köyün dedikodu çarkı beni korkutamazdı, aksine bana harika bir koz veriyordu.
Celimdeki kümes anahtarını parmağımda yavaşça sallayarak iki adım öne çıktım. Yüzümdeki toz toprağa, az önce yere kapaklanmış olmama rağmen, sanki lüks bir restoranda kahvemi yudumluyormuş gibi inanılmaz derecede rahat ve umursamazdım. Kaya’nın o gergin, çaresiz bakan gözlerinin içine kurnazca gülümsedim.
"Sakin ol şampiyon," dedim, sesimi olabildiğince kadife ve özgüvenli bir tona büründürerek. "Kriz yönetimi benim işim. Fadime Teyze’nin o süzme yoğurtlu beynini ve köyün dedikodu potansiyelini avantaja çevirebiliriz." Kaya kollarını göğsünde kavuşturup tek kaşını kaldırdı.
"Avantaj mı? Kızım sen kafayı mı yedin? Akşama annem elinde oklavayla buraya damladığında ona da mı vizyondan bahsedeceksin?"
"Hayır, ona tam olarak duymak istediği şeyi vereceğiz," dedim, omuzlarımı hafifçe silkerek. "Teklifim şu Dağhan: Köylülere tam olarak Fadime'nin gördüğü şeyi, yani aramızda bir şeyler olduğunu söyleyeceğiz. Sahte bir sevgili oyunu oynayacağız." Kaya duydukları karşısında resmen şoka girdi. Gözleri irileşti, ağzı hafifçe açık kaldı.
"Ne? Sahte sevgili mi? Sen cidden delisin."
"Deli değil, pragmatiğim," dedim, sandalyemin arkalığına rahatça yaslanarak. "Bak, mantıklı düşün. Sen bu köyün 'hırçın, evlenmeyen' oğlusun. Annen her gün seni evlendirmek için kız bakmıyor mu? Bakıyor. Ben de bu köyde musluk açmayı bile bilmeyen, herkesin acıyarak baktığı o sosyetik kızım. Eğer biz sevgiliymişiz gibi davranırsak ne olur biliyor musun? Birincisi, Fadime’nin dedikodusu 'bahçede basıldılar' rezaletinden 'büyük bir köy aşkına' dönüşür, namusun kurtulur. İkincisi, annen seni evlendirme baskısından vazgeçer, çünkü zaten 'biriyle' birliktesindir. Üçüncüsü ve benim için en önemlisi..." Kaya’ya doğru yaklaştım, aramızdaki mesafeyi kapatıp gözlerinin içine dik dik baktım. "...Sen benim bu köydeki özel danışmanım olacaksın. Bana o kuyudan su çekmeyi, ocağı yakmayı, o çamurlu yollarda yürümeyi ve köylülere karşı nasıl hayatta kalacağımı öğreteceksin. Karşılığında ben de senin o kıymetli tavuklarını serbest bırakacağım ve annene karşı harika bir gelin adayı rolü oynayacağım. Nasıl, adil bir ticaret değil mi?"
Kaya bir süre hiçbir şey söyleyemedi. Teklifimin mantığı ve benim bu durum karşısındaki aşırı rahatlığım adamın kimyasını bozmuştu. Gözleri parmağımda sallanan anahtara, sonra da yüzümdeki o kendinden emin gülümsemeye kaydı.Dişlerinin arasından derin bir nefes alıp başını iki yana salladı.
"Sen gerçekten çok tehlikeli bir kadınsın Karahanlı. İstanbul’da şirketleri böyle mi batırıp çıkarıyordun?"
"Şirketleri batırmam Dağhan, her zaman kazanırım," dedim göz kırparak. "Ee, ortaklığı kabul ediyor musun, yoksa akşama muhtarla nikah masasına oturmaya hazır mısın?"Kaya pes etmiş bir tavırla elini uzattı.
"Tamam, kabul. Ama kuralları yolda koyarız. Şimdi şu tavuklarımı sal, yoksa içeride havasızlıktan birbirlerini yiyecekler."Anahtarı avcuna bırakırken kahkahamı gizleme gereği duymadım. İpek Karahanlı, bu köy simülasyonunun kontrolünü resmen eline almıştı. Oyun şimdi başlıyordu.
Anahtarı avcuna bıraktığımda Kaya, sanki dünyanın en tehlikeli nükleer şifresini devralıyormuş gibi bana ters bir bakış fırlattı. Hemen gidip kümesin asma kilidini açtı, ardından bodrumun demir kapağını mandalladı. Kapaklar açılır açılmaz, içeride rehin tuttuğum on beş yirmi tane tavuk ve horoz, özgürlüklerine kavuşmanın verdiği coşkuyla gıdaklayarak bahçeye fırladı. Horozlardan biri Kaya’nın ayağının dibinden geçerken öyle bir öttü ki, Kaya arkasından;
"Tamam oğlum, geç kışlana, esaret bitti," diye mırıldandı.Hayvanlar kendi güvenli bölgelerine dağılırken, Kaya çitlerin oraya yürüyüp bana döndü. "Yürü bakalım ortak," dedi kafasıyla yandaki patikayı işaret ederek. "Madem bir oyun oynuyoruz, düşman karargahına girmeden önce stratejimizi belirleyelim."
Kendi bahçe kapımdan çıkıp onun peşine takıldım. Köyün o dar, tozlu yolunda yan yana yürürken, aramızdaki o gergin ama bir o kadar da eğlenceli enerjiyi hissedebiliyor hissediyordum. Ellerimi hırkamın cebine soktum ve son derece profesyonel bir tonda konuşmaya başladım.
"Kural bir Dağhan," dedim, sanki bir şirket evliliği sözleşmesi maddeliyormuşum gibi. "Bu tamamen işlevsel bir ortaklık. Toplum içinde sevgili gibi davranabiliriz ama baş başa kaldığımız an yine o kaba ve ukala taşralı olmaya devam edeceksin. Yani sınırları aşmak, el şakaları yapmak yok." Kaya hafifçe güldü, ellerini kot pantolonunun ceplerine yerleştirdi.
"Merak etme Karahanlı, üzerime inek kuyruğu fırlatan hırçın şehirlilere karşı mesafemi korumayı iyi bilirim. Kural iki de benden gelsin o zaman: Annemin karşısında o 'her şeyi satın alabilirim' havanı bir kenara bırakacaksın. Samimi olacaksın. Kadın zaten Fadime'nin lafıyla tetikte bekliyor, yapmacıklığı anında çakar."
"Ben mükemmel bir oyuncuyumdur, endişen olmasın," dedim çenemi yukarı kaldırarak. "Kural üç: Bana her gün en az iki köy işi öğreteceksin. Yarın sabah o kuyuyla barışmak istiyorum. Ellerimi bir daha yakarsam, bu ortaklığı bozar, Fadime Teyze’ye senin beni zorla kaçırdığını söylerim." Kaya duraksadı, bana bakıp başını iki yana salladı.
"Sen gerçekten şeytansın. Tamam, anlaştık." Kaya’ların bahçe kapısından içeri girdiğimizde kalbimin normalden biraz daha hızlı çarptığını fark ettim.
Evin ahşap kapısını aralayıp içeri adım attığımızda, içeriden gelen o yoğun Türk kahvesi ve dedikodu kokusu bizi karşıladı.Salona girdiğimiz an, ilk sınavımızın baş aktörleriyle burun buruna geldik.Sedirde, ellerinde kahve fincanlarıyla oturan Emine Teyze ve Fadime Teyze, kapının sesini duyar duymaz aynı anda kafalarını bize doğru çevirdiler.
Fadime Teyze’nin gözleri, bizi yan yana, üstelik sakin bir şekilde eve girerken görünce adeta zafer kazanmış bir komutan edasıyla parladı. Emine Teyze’nin yüzünde ise hem bir merak hem de o korumacı anne sorgulaması vardı. Fincanını tabağına yavaşça bıraktı.
"Geldiniz demek," dedi Emine Teyze, sesindeki o imalı tonu gizlemeye gerek duymadan. "Fadime de tam bana arka bahçede dönen güreşleri anlatıyordu." Kaya’ya çaktırmadan yandan bir bakış fırlattım. Şimdi İpek Karahanlı sahneye çıkmalıydı. Rahat bir tavırla ileri doğru bir adım attım, yüzüme olabilecek en tatlı, en utangaç ama bir o kadar da kendinden emin gülümsemeyi yerleştirdim.
"Ah, Emine Teyze..." dedim, sesimi hafifçe yumuşatarak. "Fadime Hanım herhalde durumun heyecanına kapılıp küçük bir yanlış anlama yaşamış. Biz aslında... Kaya ile aramızdaki şeyi size daha sakin bir zamanda, güzelce açıklamayı düşünüyorduk. Değil mi Kaya?" Uzanıp Kaya'nın koluna girdim. Parmaklarımı onun ekose gömleğinin kollu kumaşına geçirdiğim an, Kaya’nın kaslarının aniden gerildiğini hissettim. Çocuk resmen taş kesilmişti. Gözlerini bana çevirdiğinde, ona "Oyna işte, hadi" der gibi kaşlarımı hafifçe kaldırdım.Kaya boğazını temizledi, sesini toparlamaya çalışarak annesine baktı.
"Şey... Evet anne. Yani, Fadime Teyze bahçede bizi öyle koştururken görünce yanlış yorumlamış. Biz sadece... İpek’le birbirimize alışmaya çalışıyorduk. Aramızda bir süredir... bir yakınlaşma var aslında." Fadime Teyze oturduğu yerde öne doğru eğildi, gözlerini ikimizin kenetli koluna dikti.
"Yakınlaşma mı? Kız sabah inek sağılacakken 'yapamam, öğrenmek de istemem' diye feryat figan bağırıyordu. Ne ara dağ gibi oğlanla yakınlaştın sosyete kızı?"
"Aşkın ne zaman geleceği belli olmuyor Fadime Hanım," dedim, Kaya’nın omzuna doğru hafifçe yaslanarak. Rolüme o kadar ısınmıştım ki kendi yalanıma ben bile inanacaktım neredeyse. "Kaya’nın o doğayla iç içe olan karakteri beni ilk günden beri çok etkilemişti zaten. Sabahki o küçük didişme de tamamen aramızdaki... o tatlı çekimin bir sonucuydu." Kaya, bu 'tatlı çekim' lafını duyunca hafifçe öksürdü ama bozuntuya vermedi. Elini kaldırıp kolundaki elimin üzerine koydu ve hafifçe sıktı.
"Öyle anne," dedi Emine Teyze’ye bakarak, sesine bu kez daha inandırıcı bir ton katmıştı. "İpek şehirli olabilir ama kalbi çok temiz. Ben de ona bu köyü, buradaki hayatı sevdirmeye kararlıyım. İlk dersimize de yarın sabah kuyu başında başlayacağız." Emine Teyze, ikimizin bu kenetlenmiş haline, Kaya'nın benim üzerimdeki eline uzun uzun baktı. Yüzündeki o sorgulayıcı ifade, yerini yavaş yavaş şefkatli ve biraz da muzip bir gülümsemeye bıraktı.
"Bak sen şu işe..." dedi Emine Teyze, Fadime’ye dönerek. "Gördün mü Fadime? Sen fesatlığından güreş dersin, çocukların arasında meğer sevdaluk varmış." Fadime Teyze umduğunu bulamamış bir hayal kırıklığıyla kahvesinden son yudumu alırken, Kaya’yla göz göze geldik.
Gözlerindeki o "Fena kurtardık" bakışını ve dudaklarının kenarındaki o hafif, gerçek gülümsemeyi gördüm. İlk sınavı geçmiştik geçmesine ama bu sahte oyun, ikimizi de tahmin ettiğimizden çok daha fazla içine çekecek gibi duruyordu.
Bölüm etkileşimi
