8. bölüm · Satırlar Arasında
Yağmurun Ritminde Yazmak💫
O sabah yine o tanıdık yağmur sesiyle uyandım. Perdeyi açtığımda, dışarıda hafif bir sis vardı; sanki şehir biraz daha gizemli, biraz daha hikâye dolu görünüyordu. Kaan’ı düşündüm. O defteri bulduğumuz günden beri aramızdaki bağ daha da derinleşmişti. Hani derler ya, “İyi dost, kötü hava tanımaz,” bizimkisi biraz farklıydı; “İyi dost, zaman ve rüyalar tanımaz” olmuştu.
Kahvemi alıp bilgisayarın başına oturdum. Ellerim klavyede gezindi ama kelimeler bu kez biraz yaramazdı. Sanki “Bize biraz ara ver, önce kahve lazım!” diyorlardı. Kaan’la plan yaparken aniden bir mesaj geldi: “Bugün sahafa gidelim mi? Yeni bir ipucu buldum gibi.” Mesajın sonunda da gülen bir emoji vardı, sanki gizli bir maceranın kapısını aralayacakmışız gibi.
Yağmur yavaşça duruyordu. Sokağa çıktığımda havada toprak ve kitap kokusu karışmıştı, o kadar sakin ve umut dolu ki... Kaan’la buluştuğumuzda, yüzünde o çocuk çocuğa heyecan vardı. “Buldum!” dedi, elinde eski bir kitap vardı, cildi biraz yıpranmış, kapağında silik ama hala okunabilen bir yazı: “Zamanın Ötesi – Rüyanın İzinde.”
Kitabı açtık birlikte. İç sayfalarda, defterdekine benzer ama biraz daha net bir el yazısıyla yazılmış notlar vardı. Kaan okudu:
> “Bir defter, sadece kelimelerden değil; hatıralardan, kayıplardan ve umutlardan oluşur. Bazen biz yazarız, bazen yazdırılırız.”
Gözlerimiz birbirine değdi, bir anlık sessizlikte o cümlenin ağırlığını hissettik. “Yani biz hem yazarız, hem okur, hem de belki de karakteriz,” diye mırıldandım. Kaan güldü: “Üç bir arada paketi yani, tek kelimeyle müthiş!”
Sayfaları karıştırırken, arasında küçücük bir zarfa rastladık. İçinde, kahverengi bir mendil ve üzerinde “Unutma” yazan minik bir not vardı. Kaan mendili eline aldı, hafifçe kokladı. “Sanki eskiden kalma bir anı kokusu,” dedi.
Mendilin içinden çıkan notta şöyle yazıyordu:
> “Rüyalar gerçek olursa, uyanınca gülümsemeni unutma.”
İşte tam o anda, Kaan’ın o hafif dağınık saçları arasında saklanan o çocuk gülümsemesi yüzüne yayıldı. “Biz zaten gülümseyerek yazıyoruz, daha ne olsun!”
O gün sahaf, bizim için sadece bir kitapçıdan çok daha fazlasıydı. Bir zaman kapsülü, bir dostluk mabedi, hatta bazen en büyük sırdaşımızdı. Biz orada sadece kelimeleri değil, kendi hikâyemizi de buluyorduk.
Akşamüstü, kahvelerimizi yudumlarken Kaan sordu: “Peki ya, bu defteri bulup yazdığımız kişi kim olabilir? Bizden önce başlayan bu hikâyeyi kim yazdı?”
“Bilmiyorum,” dedim, “Ama eminim bir gün, o kişi de bizi bulacak. Belki de bizimle rüya görüyordur şimdi bile.”
Kaan gözlerini biraz kısarak “O zaman ona demeliyiz ki, ‘Selam! Biz de seni bekliyorduk.’”
Gülüştük. Ve o an anladım ki, en güzel hikâyeler; hem gülümsetir, hem düşündürür, hem de yüreğinde sıcak bir yer bırakır.
Kalemimi elime aldım. “Belki de şu an en güzel sayfa, burada yazdığımızdır,” dedim. Kaan başını salladı, “Evet, çünkü en güzel hikâye, yazarken yaşayan hikâyedir.”
Ve biz, rüyanın sınırında, kelimelerle dans etmeye devam ettik. Çünkü her yeni satır, yepyeni bir başlangıçtı.
•••
Ertesi gün buluştuğumuzda, Kaan yine elinde yeni bir hazineyle gelmişti. “Bak bunu nasıl buldum!” dedi, gururla eski bir mektubu çıkardı cebinden. Kağıt sararmış, kenarları yıpranmıştı. Üzerinde sadece tek bir kelime vardı:
“Hatırla.”
O kelimeyi birkaç saniye tekrarladım kendi kendime, sonra Kaan’a baktım. “Bize diyor ki, ‘Unutmayın, siz bir bütünsünüz. Geçmiş ve şimdi, rüya ve gerçek, siz ve biz...’”
Kaan hafifçe göz kırptı: “Yani bizim için ‘dönüşümlü hafıza’ zamanı. Bir gün sen, bir gün ben unutacağız, ama defter hatırlayacak.”
Gülümsemem kaçınılmazdı. “Ah, keşke gerçek hayatta da böyle olsaydı! Haftada bir gün hafızamı sıfırlayıp yenilenebilsem, ne rahat olurdu.”
Kaan da kahkahasını tuttu. “O zaman herkes işine gelmeyeni unutsa, dünya kaosa dönerdi!”
O an ikimiz de sustuk, sanki o anın ağırlığına saygı duyarcasına. Sahafın o eski lambasının sarı ışığında, sayfalar arasındaki kelimelerle bir kez daha yalnızca biz değil, önümüzdekilerle, geçmişle ve gelecekle konuşuyorduk.
Kaan defteri açarken sordu: “Peki ya rüyalar? Rüyanın sınırında yürürken bazen gerçek olan nedir?”
Derin bir nefes aldım. “Bence gerçeklik, ne hissettiğimizdir. Rüyada kalbimizin attığını hissediyorsak, orası gerçek değil de nedir?”
Kaan gözlerini kısıp sırıttı: “Öyleyse kalbim defalarca rüyadan uyanıp, tekrar rüyaya dalıyor. Ama uyanınca da seni görüyor, unutmuyor.”
“Bu kadar güzel söylemek ne haddime,” dedim gülerek. “Ama senin rüyanı mahvetmeyeyim diye fazla gülümsemeyeyim bari.”
Kaan ciddileşti bir an, sonra sessizce defterdeki bir sayfayı işaret etti. Orada şöyle yazıyordu:
> “Bazı anılar, sadece kelimelerle değil, birlikte geçirilen sessizlikle de yazılır.”
Sustuk. O sessizlik, sahafın en eski raflarından birinin tozunu bile temizler gibiydi. Anladık ki, kelimeler bazen yetmezdi. Bazen, sadece orada olmalıydın.
Dışarıda yağmur hafif hafif başlamıştı. Pencerenin dışında dans eden damlalar, bizim kelimelerimizin ritmi olmuştu. “Yağmur bile bizimle oyun oynuyor sanki,” dedim.
Kaan gözlerini pencereye çevirdi, “Evet, her damla bir kelime, her kelime bir damla ve biz o şiirin içinde kaybolan iki sayfa.”
“Evet, ama kaybolmak kötü değil. Kaybolduğunda bazen kendini bulursun,” diye ekledim.
Kaan başını salladı, “Sahi, ya bir gün biri çıkıp da bu defteri bulursa, ne olur?”
“İyi olur,” dedim. “O kişi de bizimle birlikte yazmaya devam eder. Hikâye bitmez, sadece yeni ellerde yeni hayat bulur.”
Kaan kalktı, defteri yerine koydu. “O zaman hazır ol, Deniz. Çünkü bu defter, rüyaların ve kelimelerin el değiştirip durduğu bir yolculuk. Ve biz yolun sadece yolcularıyız.”
O gün sahaftan çıkarken yağmur iyice şiddetlenmişti. Ama artık korkmuyorduk o soğuktan, o ıslanmaktan. Çünkü biliyorduk: Her damla, kelimelerimizin üzerine düşen yeni bir umuttu.
Eve girer girmez annemin sesi mutfaktan geldi:
“Deniz! Yine o defterle baş başasın, ne yazıyorsun bakalım? Kendi dünyanda kayboldun yine, değil mi?”
“Ah anne, kaybolmak biraz iyi geliyor bazen,” dedim gülerek. “Ama bu defter işte, bir çeşit yol haritası gibi. Kaan’la birlikte bir hikâyeyi tamamlamaya çalışıyoruz.”
Annem mutfağın kapısını aralayıp, elinde tepsiyle yanımda belirdi. “Yol haritası mı? Umarım kahve molaları da vardır yolun üstünde, yoksa seni defterle baş başa bırakmam.”
“Tabii ki, bol kahve var. Senin o kurabiyelerden de olursa tamamdır,” dedim.
Annem kıkırdadı: “Seninle bu defterle macera pek hoş. Ama unutma, gerçek hayat defteri de var, oraya da ara sıra bak, tamam mı? Mesela ben bu akşam yemeği yazıyorum. Hem yazar hem şef oluyorsun, çift meslekli!”
“Annem, senin yemek tariflerin olmasa ben aç kalırdım,” dedim, mutfağa doğru yürürken.
“O zaman defteri biraz bırak da gel bana yardım et, şefim!” diye seslendi arkamdan.
Mutfakta tepsiyi yerleştirirken annem gözlerini kocaman açtı, “Bak, Deniz, sana bir sır vereyim mi? Benim defterimde bir tane bile ‘yol haritası’ yok, ama tariflerin arasında gizli sihir var. Mesela senin hikâyendeki o eski defterler gibi… Her tarif, bir anı saklar.”
Gülümseyerek aldım tabaktaki kurabiyelerden birini, “Demek o zaman yemeğin büyüsü orada, defterlerde değil, tariflerde saklı.”
Annem omuzlarını oynattı, “Belki de. Ama senin o defterlerdeki kelimelerle bir gün kahraman olacaksın, hem de gerçek hayatın en tatlı kahramanı.”
Ben hafifçe dalga geçtim: “Şimdilik kahramanlığım en çok kahve demlemek ve bu yazılarla boğuşmakta.”
Annem güldü, “O işlerde de ustasın, kahve demlemek ciddi bir sanattır, bilesin. Üstelik kahve olmadan yazı da olmaz, ikisi birbirini besler.”
“Yani demek istiyorsun ki kahvem bittiğinde, hikâyem de biter?”
“Kesinlikle!” dedi annem ciddiyetle, sonra gülmeye başladı. “Ama merak etme, anne burada, kahve ve kurabiye servisiyle destek olur.”
Kahkahalarımız mutfağı doldururken, o an anladım ki; ne kadar farklı dünyalarda olsak da, anne-kız olmak işte böyle küçük anlarda, kahve ve şakalaşmalar arasında en güzel hikâyeyi yazıyor.
Annem, kahve fincanını elime verirken gözleri parladı: “Bak Deniz, unutma, senin en büyük sırrın ne? Yazdıkların kadar, yazmadıkların da önemli. Bazen susmak, bazen gülmek, bazen de kahveni yavaş yavaş yudumlamak gerekiyor. Hikâyeler öyle anlarda daha iyi akar.”
Gülümseyerek fincandan küçük bir yudum aldım, “Yani kahvemi hızlı hızlı içip bilgisayar başına geçmekten vazgeçmeliymişim.”
Annem başını salladı: “Aynen öyle! Kahveni bırak, arada kendine küçük molalar ver. Mesela şimdi biraz sohbet edelim. Mesela, Kaan var mı bu aralar? Yoksa rüyaların arasında kayboldu mu yine?”
“Ah annem, rüyalar biraz karışık son zamanlarda. Kaanla ortak bir yazı yolculuğumuz var.”
Annem kaşlarını kaldırdı, “Oho! Demek gizli bir ortaklık var ha! Kaan’la takım çalışması, süper! İki beyin bir arada olunca kelimeler daha mı çabuk akıyor?”
“Evet, öyle diyelim. Ama bazen kelimeler değil, biz kayboluyoruz hikayenin içinde,” diye espri yaptım.
Annem güldü: “Bak, hikayede kaybolmak iyi bir şeydir. Yeter ki gerçek hayatta bulunmayı unutma!”
Gözlerim parladı: “Söz veriyorum, annem. Yazmak ve yaşamak arasında dengemi kuracağım.”
“İşte benim kızım! Hem yazsın hem yaşasın, hem de kahvesini yudumlasın. Bak, birazdan kurabiyeleri bitirirsen, belki ikinci fincanı da yaparım.”
Bir an durup kahvemi kaldırdım, “Seninle yazmaya başlamasam, belki de bu hikayeler bu kadar anlamlı olmazdı.”
Annem hafifçe göz kırptı, “Ne demişler? ‘Bir hikâyenin gerçek kahramanı, onu yazdıran değil, yanında kahve yapan kişidir.’”
Gülüşmelerimizin arasında anladım ki, anne ve kız arasındaki en güzel hikâye, paylaşılan küçük anlarda gizliydi. Ve ben, o hikâyeyi yazmaya her zaman devam edecektim.
Deniz, annesinin neşeli sözleriyle gülümseyerek mutfağı terk etti. Merakla dolu adımlarla odasına çıktı; pencerenin önündeki masaya oturdu. Dışarıda hafifçe yağan yağmurun ritmi, sanki ona yeni kelimeler fısıldıyordu.
Bilgisayarını açtı, defteri yanına koydu. Parmakları klavyede dans etmeye başladı. Satırlar, tıpkı annesinin söylediği gibi, bir nevi “takım oyunu” gibiydi; geçmişin hayaletleri, rüyaların izleri ve yaşadıkları anların ince dokunuşları birbirine karışıyordu.
Kelimeler akıyordu, Deniz yazıyordu. Ve her cümlede biraz daha kendini, biraz daha o gizemli hikâyeyi keşfediyordu. Yazmanın büyüsü, o odada, küçük masanın başında yeniden doğuyordu.
Bir bölümün daha sonuna geldiikk💃
Keyifli Okumalar💫
