19. bölüm · Satırlar Arasında
Kalpte Saklı Miras💫
Deniz:
“Ne garip değil mi Kaan…
O zamanlar geleceği merak ederdik,
Şimdi geçmişi hatırlayarak nefes alıyoruz.
Zaman bir nehir gibi;
Biz çocukken kenarında oynuyorduk…
Şimdi içindeyiz ve nereye sürüklendiğimizi bilmiyoruz bazen.”
---
Kaan:
“Ve en çok da o bilinmezlik yoruyor insanı.
Oysa çocukken her şey bilinmezdi ama korkmazdık.
Bir karınca yuvasının başında saatlerce beklemek yetiyordu bize…
Şimdi milyonlarca bilgiye sahibiz,
Ama bir karıncanın huzuruna bile sahip değiliz.”
---
Deniz:
“Belki de kaybettiklerimiz, sahip olduklarımızdan daha anlamlıydı.
Çünkü kaybettiğimiz şeyler, içimizde iz bırakıyor…
Mesela seninle paylaştığım sessizlikler.
O taşın üstünde konuşmadan geçen dakikalar…
Şimdi o sessizlikleri altınla değişmem.”
---
Kaan:
“Biliyor musun Deniz,
Hayat büyüdükçe gürültülü oldu.
Ama ben hâlâ seninle konuşurken,
İçimde çocuk Kaan’ı duyuyorum.
O çocuk diyor ki:
‘Şimdi susma… çünkü bu an, o günleri hatırlatan nadir mucizelerden biri.’”
---
Deniz:
“Ve ben de diyorum ki:
Her şey değişse de,
Bir kelimen yeter bazen beni o bahçeye geri götürmeye.
Bir ‘hatırlıyor musun?’ yeter mesela…
Ve ben o anda, çantamı sırtıma takmış, okul çıkışı seni bekliyor olurum.”
---
Kaan:
“Hatırlıyorum Deniz…
Ve bazen unutmamak için gözlerimi kapatıyorum.
Çünkü bazı anılar göz açıkken değil,
Kalp açıkken görünür.”
Telefon çalar…
Annesi:
“Alo? Deniz?
Kızım, iyi misin?
Sesin… bir garip geldi.”
Deniz:
“İyiyim anne.
Sadece… bilmem.
Bugün çok geçmişteyim sanki.”
Annesi (yumuşak bir tebessümle):
“Yine o taşın üstündeki günleri mi düşünüyorsun?”
Deniz (boğazı düğümlenir):
“Evet… Nereden anladın?”
Annesi:
“Çünkü seni en iyi tanıyanlardan biriyim.
Sen böyle sessizleşince, ya rüyanda oraya gitmişsindir…
Ya da bir hatıra çağırmıştır seni.”
Deniz:
“Anne…
Ben çocukken zamanın bu kadar kıymetli olduğunu bilmiyordum.
Senin ‘yavaş yavaş büyü’ dediğin günleri hep aceleyle yaşadım.
Şimdi durmak istiyorum ama dünya durmuyor.”
Annesi (hafif iç çeker):
“Biz de bilmiyorduk kızım…
Sana yemek hazırlarken, saçını kuruturken, ‘biraz sus’ dediğimde,
Bazen o anların bir gün böyle özleneceğini ben de bilmiyordum.
Ama annelik… hep biraz sonra fark edilen bir mucize zaten.”
Deniz (gözleri dolu dolu):
“Sen hep yanımdaydın…
Ama ben bazen seni sadece ‘anne’ zannettim.
Şimdi anlıyorum, sen de bir insandın.
Yorgun, kırgın, ama hep güçlü kalmaya çalışan bir kadınmışsın.”
Annesi:
“Ah canım…
Benim gücüm senin gülüşündeydi.
Bir kez gülümsediğinde, yorgunluğum yumuşardı.
Şimdi senin sesinde hüzün var,
Keşke sarılabilsem…
Bir fincan çay koysam sana,
Sessizce yanında otursam.”
Deniz:
“Ben de istiyorum anne…
Evde senin sesin, o eski çiçekli perde,
Koltukta katlanmış yün battaniye…
Biraz çocuk gibi uyumak istiyorum o koltukta,
Sen mutfakta dolanırken.”
Annesi (hafif titrek bir sesle):
“Gel o zaman.
Kapım açık. Kalbim hep açık.
Çocuk olamazsın belki, ama
Ben seni hâlâ o hâliyle görüyorum.
Ve biliyorum… bazen bir sarılma, zamanı bile durdurur.”
Deniz (fısıltı gibi):
“Belki hafta sonu gelirim.
Birlikte sessiz bir akşam geçiririz…
Hiç konuşmadan bile anlaşırız.”
Annesi:
“Sen gel…
Sana o eski kurabiyelerden yaparım.
Ve balkona otururuz.
Geçmişten, bugünden… ama en çok da
İçimizde hâlâ çocuk kalan yerlerden konuşuruz.”
Sessizlik… sadece iki kalbin birbirini duyduğu o an.
Odamdayım.
Yıllar önce terk ettiğim, şimdi yeniden misafir olduğum bu odada…
Her şey biraz daha küçük görünüyor artık.
Ama hislerim, hiç bu kadar büyük olmamıştı.
Yatağımın ucuna kıvrıldım, ayaklarım altında eski halının deseni hâlâ aynı.
Ve elimde o defter.
Annemin elleriyle yazdığı, sayfa sayfa sevgisini bıraktığı o sarı defter…
Yavaşça açıyorum kapağını.
Kâğıt kokusu… zamanın izini taşıyor.
İlk sayfada titrek bir yazı:
“Bir gün okursan, bil ki seni en çok sevdiğim anlarda yazdım bunları.”
Boğazımda bir düğüm…
Sanki annemin sesi kulağımda:
“Deniz, hayat bazen yoracak seni. Ama içindeki çocuğu sakın kaybetme.”
Sayfaları çeviriyorum.
Bazısında yağ lekesi, bazısında gözyaşı mı bilmiyorum…
Ama her kelime bir adım daha yaklaştırıyor beni ona.
Yalnız değilim.
Bu satırlarda annemin gülümsemesi, korkuları, geceleri bana sarılarak kurduğu dualar var.
Çocukken onun güçlü olduğunu sanırdım.
Şimdi biliyorum…
Güçlü değilmiş belki, ama hep sevmiş.
Ve sevgi, bazen dünyadaki bütün güçlerden daha fazla tutar insanı ayakta.
Bu defteri özlediğimde değil,
Kendimi kaybettiğimde açıyorum artık.
Çünkü her kelime, beni yeniden bulduruyor.
Annemin sevgisi, bu küçük odada yankılanıyor sanki.
Ve ben, sessizce fısıldıyorum:
“Anne, büyüdüm ama senin sevginde hâlâ küçücük kalmak istiyorum.”
Söz konusu anne olunca duygusallık kaçınılmaz oluyor dimi🥹
Keyifli Okumalar💙
