43. bölüm · Satırlar Arasında
Sevgiyle Dolu Anlar💫
Gün, yavaş yavaş uykuya çekiliyor. Evdeki ışıklar kısılıyor, odalarda loş bir huzur dolaşıyor. Camdan içeri giren rüzgâr bile daha sessiz sanki.
Melis’in pijamalarını giydirirken yine aynı minik oyun başlıyor. Saçlarını tararken kafasını yana eğiyor, gıdıklanıyormuş gibi yapıyor ve sonra kendini kahkahaya bırakıyor. Ben de dayanamayıp onunla birlikte gülüyorum. O kahkaha evin duvarlarına çarpıp kalbime geri dönüyor.
Sonra sıra geliyor günün en sabırlı anına: Diş fırçalama.
Kaan banyoda onu bekliyor, diz çökmüş, elinde minik pembe fırça. Üzerinde bir tavşan resmi var. Melis fırçaya bakıyor, sonra babasına…
“Baba, benim dişim uyuyo mu?” diyor ciddi bir ifadeyle.
Kaan gülümsüyor. “Hayır, uyanıklar. Ama onları temizlememiz lazım, yoksa gece kaçabilirler.”
Melis’in gözleri kocaman açılıyor. “Kaçar mı? Ama ben dişimi çok seviyorum!”
Ben kapıdan izliyorum, gülmemek için dudaklarımı ısırıyorum. Kaan aynı sabırla anlatıyor:
“Bak şimdi... önce ön dişlere, sonra arkadakilere… Tıpkı kitap okurken sayfa sayfa ilerlemek gibi. Dişlerimiz de her sayfası tertemiz bir kitap gibi olmalı.”
Melis eline minik kum saati şeklindeki zamanlayıcıyı alıyor. “Kum bitince bitiyor mu?”
Kaan başını sallıyor. “Aynen öyle.”
İki dakika boyunca bazen ciddiyetle, bazen kahkahalarla, bazen fırçayı dans ettirerek dişlerini fırçalıyor Melis. İşin eğlencesine kendini kaptırmış gibi. Kaan da sabırla her adımda yanında. Ve sonunda:
“Bittiii!” diye çığlık atıyor Melis.
Banyo sonrası odasına geçiyoruz. Uyku tulumunu seviyor artık, hele hele üstünde ayıcık desenleri varsa. Küçük yatağının kenarındaki lambayı açıyorum, sarı sıcak bir ışık yayılıyor odanın içine. Kaan, baş ucundaki kitaplardan birini seçiyor.
“Bugün ne istersin Melis?”
Melis başını yastığa koyup usulca söylüyor:
“O ormana giden küçük kız... hani kuşla konuşuyordu...”
Kaan kitabı açıyor. Ben de yatağın kenarına ilişiyorum. Melis bir elimden tutuyor, diğerini Kaan’a uzatıyor. Her sayfada göz kapakları biraz daha ağırlaşıyor. Kaan yavaş yavaş ses tonunu düşürüyor.
“…ve o küçük kız, kuşun melodisini kalbine saklayarak ormanın derinliklerine yürüdü. Orada yeni dostluklar, yeni sırlar ve kocaman hayaller buldu…”
Melis’in nefesi ağırlaşıyor. Başını hafif yana çeviriyor, mırıldanır gibi bir kelime fısıldıyor.
“Anne…”
Sadece onu izliyorum. Bu kadar küçük bir kalbin, böyle büyük bir sevgiyle çarpabilmesine hayran oluyorum. Kaan elimi tutuyor. O an konuşmaya gerek yok. Göz göze geliyoruz ve sadece fısıltı kadar bir bakışla anlaşıyoruz.
Melis’in üzerini örtüyoruz. Lambayı kapatırken fısıltıyla Kaan’a söylüyorum:
“Her gece biraz daha büyüyor… Hem o, hem biz…”
Ve o gece, masalın son cümlesiyle birlikte sadece Melis değil… Biz de uyuyoruz. Onun yanında, onun kokusuyla, onun kalp atışlarının ritminde.
Hikâyemiz her gece biraz daha derinleşiyor. Ve sabah, yine onun gülüşüyle yeniden başlıyor.
Sabahın ilk ışıkları odama hafifçe vururken, Melis çoktan uyanmıştı bile. O küçük varlığı, enerjisiyle evin dört bir yanını dolduruyor; kelimeleri “ben” ağırlıklı, minik bir kraliçe gibi tüm dikkatleri üzerine çekiyordu.
“Anne, ben! Ben! Ben!” diye tekrarlıyor, her fırsatta kendini ifade etmek için can atıyordu. Kahvaltı masasında ise işin komik tarafı ortaya çıktı: peynir tabağından en büyük parçayı “ben” kapıyordu, ekmeğin en çıtır köşesini sadece “ben” ısırmak istiyordu. Biz de Kaan’la birbirimize bakıp gülümsüyorduk, sabrımızı sınayan bu minik egoya karşı.
Hazırlanırken de durum farklı değildi tabii. “Ben giyeceğim!” dedikten sonra ne giydirirsek reddediyor, kendi seçtiği pembe elbisesinden vazgeçmiyordu. Kaan onu ikna etmeye çalışırken, ben kahvemi hazırlamaya gidiyordum ama Melis inadıyla pes ettik. Kaan, “O zaman hem ‘ben’ olacaksın hem de biraz korunaklı,” diyerek üzerine hafif bir hırka geçirdi. Melis kısa bir tereddüt yaşadı ama sonunda kabul etti. İşte, minik pazarlıklarımız böylece tatlı tatlı sürüp gidiyordu.
Yol boyunca arabada da sahneler devam etti. “Ben şarkı söyleyeceğim!” diye ısrar etti Melis. Kaan direksiyon başında hafif tebessümle “Peki, o zaman başla bakalım,” dedi. Melis de kocaman sesiyle en sevdiği çocuk şarkısını söylemeye başladı, biz de eşlik ettik.
Yazarlık atölyesine vardığımızda ise Melis’in minik kalbi kıskançlıkla biraz sıkıştı. Kaan diğer çocuklarla ilgilenirken, o babasının elini sıkıca tutup yanına çekti kendini. Kaan fark etti bunu, hafifçe gülümsedi ve dizlerini bükerek göz hizasına indi.
“Ne oldu, küçük yıldızıma?” dedi.
Melis ciddi bir yüzle “Ben de oturacağım burada. Baba benimle kal,” dedi.
Kaan hafifçe güldü, “Tamam tabii ki. Seninle oturmak, en güzel iş.” Sonra gözleriyle bana baktı, “Bazen en küçüklerin bile en çok ilgiyi hak ettiğini hatırlamak gerek,” diye fısıldadı.
Melis, babasının dizine yaslanırken, Kaan hafifçe saçlarını okşadı ve “Biliyor musun, senin sesin, hayallerimizin en güzel melodisi gibi,” dedi. Melis küçük dudaklarını büzerek “Ben şarkı söyleyebilirim. Ya sen?” diye sordu.
“Ben de seninle şarkı söyleyebilirim,” diye cevap verdi Kaan.
Ben ise o an, Melis’in küçük yüreğinde büyüyen o sevgiyle dolup taşan anı izliyordum. Küçük bir “ben” kelimesinin arkasında ne büyük duygular, ne derin bağlar vardı.
Atölye devam ederken, Kaan diğer çocuklara hikaye anlatıyor, onları yazmaya, hayal kurmaya teşvik ediyordu. Melis ise babasının yanında oturup küçük elleriyle defterine karalamalar yapıyor, ara ara başını kaldırıp babasına bakıyor, sonra kendi küçük dünyasına dönüyordu.
O gün, Melis’in minik egosuyla büyük sevgi arasında dengede durduğu tatlı, içten bir gün olmuştu.
Ve ben, kalbimde bir kez daha şükrediyordum; bu küçük “ben” kelimesinin, ne büyük bir sevgiye dönüşeceğini görmek için sabırsızlanıyordum.
O gün, küçük Melis’in heyecanı evimizin sınırlarını çoktan aşmıştı. Gözlerindeki o parıltı, ilk kez görüyormuşçasına büyüktü; çünkü biz, Kaan ve ben, onu lunaparka götürmeye karar vermiştik. Biliyorduk ki o rengârenk ışıklar, dönme dolapların gökyüzüne uzanan kolları ve tatlı kahkahalarla dolu oyun alanları, küçük kalbinin hayallerini şenlendirecekti.
Lunapark kapısından adımımızı attığımızda Melis hemen tutuştu. “Anne! Bak! Oradaki ayıcık büyük mü büyük!” diye seslendi. Kaan kolunu sıkıca tuttuğu minik eliyle birlikte, gülümseyerek “Evet, tam bir dev gibi!” dedi. Melis gözleri kocaman, merak doluydu. Ben de onun heyecanını yavaşça izlerken kalbim sıcacık oldu.
İlk durağımız dönme dolap oldu. Melis, bindiğimiz kabinin penceresinden dışarı bakarken nefesini tuttu. Gözleri, yukarıdan bakan minik ışıklarla parlıyordu. “Anne, yukarıdan her şey nasıl görünüyor sence?” dedi. “Bence, yıldızlara çok yakınız şimdi,” diye cevapladım. Kaan da “Ve sen, bizim küçük yıldızımızsın,” diye ekledi. Melis, babasının sözlerine utangaçça gülümsedi.
Daha sonra, küçük tren turuna bindik. Tren yavaş yavaş parkın içinden geçerken Melis ellerini camdan dışarı uzatıp rüzgârı yakalamaya çalıştı. “Rüzgâr, bana şarkı söylüyor anne!” dedi. Biz de onun masum hayaline katıldık, sessizce şarkılarımızı tutturduk.
Biraz ilerideki oyun standına geldiğimizde, Melis ilk kez balon vurma oyunu oynamak istedi. Kaan topu ona verirken, “Hazır mısın, şampiyon?” diye sordu. Melis minik elleriyle topu sıkıca tuttu, derin bir nefes aldı ve balonları birer birer patlatmaya başladı. Her patlama sonrası attığı kahkaha, çevredeki insanların da yüzünü güldürdü. Ben o an, gözlerimi kaçırıp Kaan’a baktım; ikimizin de kalpleri minik kızımızın mutluluğuyla dolup taşmıştı.
Biraz yorulduğunda, Kaan kucağına aldı Melis’i ve bir çubuk pamuk şekeri uzattı ona. Pamuk şekerinin tatlılığı kadar, Melis’in yüzündeki sevinç de kalbimizi ısıttı. “Anne, babacığım, burası bir masal diyarı gibi!” dedi. “Evet bebeğim." dedim, “Ve sen bu masalın en güzel kahramanısın.”
Gün ilerledikçe, lunaparkın ışıkları yavaş yavaş geceyi aydınlatmaya başladı. Kaan ile ben el ele tutuşurken, Melis babasının kucağında yavaşça uykuya daldı. O an, lunaparkın büyüsü değil sadece, sevginin, ailenin gücüyle doluydu her köşe.
Oradan ayrılırken, Melis’in uykudaki minik yüzüne baktım ve fısıldadım: “Seninle her gün böyle büyülü olsun hayatımız.”
Kaan da yanımdaydı, sessizce gülümsüyordu. O an anladım ki, hayatımızın en güzel lunaparkı, bizim birlikte olduğumuz her an.
Keyifli Okumalar💫
