6. bölüm / 6
Sahne ArkasındaBölüm 6
Bölümler 6Şu an: Bölüm 6
- 1 Bölüm 1890 kelime
- 2 Bölüm 21.011 kelime
- 3 Bölüm 31.087 kelime
- 4 Bölüm 4779 kelime
- 5 Bölüm 5957 kelime
- 6 Bölüm 61.113 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Hayır hayır… Yani şöyle… Yanlış anladın beni.” panik halinden kurtulmak için duraksadım ve derin bir nefes aldım. “Bir anda 2 gruba alınınca panik yaptım. Elim ayağım birbirine dolandı ve yanlışlıkla mesaja kalp bıraktım.” dedim. Yanlış şeyler yapıp kendimi açıklamak zorunda kalmaktan nefret ediyorum. Aslında çok da yanlış bir şey yapmamıştım. Neden bunu sorgulamıştı anlayabilmiş değilim. Acaba Arda yanlış anladı da Oğuzhan mı sormuştu bana? Anlam veremiyordum. Açıkçası sormak da istemiyordum.
“Anladım.” dedi sadece. Yüzü hala aynı ve donuktu. Geldiğimden beri yaklaşık 10 dakika geçmişti ve gelen giden kimse yoktu. Hava da biraz sıcaktı. Hem stresten hem de havanın vermiş olduğu etkiden dolayı dilim damağım kurumuştu. “Ben bir içecek alsam iyi olur. Sende ister misin?” dedim. “Ne içeceksin?” diye sordu. Şu an sadece buz yesem bile kafiiydi ama bir şeyler içip enerji toplamak çok daha iyi olacaktı. “Ice Double shot white mocha. Sen?” diye sordum. Ama cevap bile vermeden anlamadığım bir şekilde masadan kalkıp içeriye gitti. Of sanırım içeceğimi alacaktı. Tam bir safım! Aslında normal hayatımda böyle değilimdir ama bir haller olmuştu şu sıralar bana. Oğuzhan geri gelene kadar cüzdanımdan nakit para çıkardım ve gelmesini bekledim. Geldiğinde elinde iki tane kahve vardı. Tekini bana uzattı. “Teşekkür ederim. Ücretini vereyi…” derken parayı uzatmıştım ama lafımı kesti ve elini, parayı uzattığım elime koydu. Elleri sıcacık ve yumuşacıktı. O an sanki zaman yavaşlamıştı. Orada öyle o şekilde kalmak istiyordum. “Saçmalama. Lütfen. Afiyet olsun.” dedi. “Peki çok teşekkürler. Ama borcum olsun.” dedim. Bunu dememle birlikte ilk defa yüzünden minik bir gülümseme belirdi. “Tamam madem öyle olsun.” dedi.
Güneş gözlüğünü çıkartıp masanın üstüne koydu. Uzun uzun etrafa sonra bana baktı. Bana baktığında donup kaldım ama çok uzun göz teması kurmamak için kahveme baktım ve bir yudum aldım. “Sence cildimde kapatılacak çok fazla kusur var mı?” diye sordu birden. Konu bir anda değişmişti. Gerçi bir şey de konuşmamamıştık adam akıllı. Gözlerimle uzun uzun bir cilt taraması yaptım. “Şöyle, öncelikle lütfen kusur demeyelim. Kusurlarımız bizi biz yapan şeylerdir. Cildine gelecek olursam gayet hoş ve parlak bir cildin var. Aslında makyaja ihtiyacın yok ama fotoğraf çekimi olacağı için yapmamız gerekecek. Ten makyajı yaptığımda da cildin aynı bu şekilde gözükecek bence. Çünkü öyle aman aman kapatılacak bir şey yok yüzünde” şaşırmış şekilde gülümseyerek bana bakıyordu. “Çok iyi.” dedi ve devam etti “Seni konuşturdum uzun uzun.” Merak ettiğinden değil sırf beni konuşturmak için sormuştu. Aslında iyi yaptı. Nereye kadar dilim içime kaçacaktı veya nereye kadar hep bu heyecanla devam edecektim?
Oğuzhan’a cevap verecekken kafamı seslerin geldiği yöne çevirdim. Herkes gelmişti. Arda ve Miraç hariç. “Biz geldik.” dedi Efe heyecanlı bir şekilde. “Merhaba, hoş geldiniz. Miraç ve Arda yok mu?” derken sırasıyla çocuklara sarılmıştım. Sorumu sorarken en son Batu’yla sarıldık. “Yoldalar gelirler birazdan.” diye cevap verdi Barış. “Çok iyi.” dedim ve yerime oturdum. Yerime oturduğumda tam karşımda oturan Oğuzhan buz gibi bakışlarını üstüme fırlattı adeta. “Benimleyken çok sıkıldın sanırım.” dedi ve benim cevap bile vermeme müsade etmeden yanında oturan Milan ile sohbet etmeye başladı. Neydi bu şimdi? Birilerini merak etmem ya da nezaketen sormam onunlayken sıkıldığım anlamına mı geliyordu? Ben artık bir şeyleri sürekli açıklamak istemiyordum. Ama iki gündür de fazla utangaç bir tavır sergilemiştim. Artık bunu aşmalıyım. “Oğuzhan, bana bir şey dedin ve cevap bile vermeme fırsat vermeden Milan’la konuşmaya başladın. Senden sıkılmadım gayet keyifli vakit geçirdik diye düşünüyorum. Herkes bir arada geldi ve iki kişinin eksik olduğunu farkedince sormak istedim. Merak ettim. Hepsi bu.” herkes şok olmuş bir şekilde yüzüme bakıyordu. Sanırım benden beklemedikleri bir hareketti diyeceğim ama onlar beni, bende onları iki gündür tanıyordum. Hep bu şekilde utangaç kalmamı da beklememeleri gerekirdi.
“Bilmem sen Arda ve Miraç’ı…” daha fazla yanlış anlaşılmaya müsade etmeden yapmayacağım bir şeyi yaptım ve sözünü yarıda kestim. Çantamı ve kahvemi alıp ayağa kalktım. “Ben yukarı çıkıyorum. Saatiniz yaklaşmadan malzemeleri hazırlasam çok iyi olur.” Masanın başına geçip “Hepinize afiyet olsun. Görüşürüz.” dedim ve gülümsedikten sonra şirkete doğru yürümeye başladım.
Önce Arda’nın mesajına neden kalp bıraktın, sonra benden mi sıkıldın… Sürekli sürekli açıklama yapmak istemiyordum. Evet onların makyözü olmuştum ama sonuç itibariyle bende bir insandım. Ya da çok mu ileri gitmiştim? Kalkıp gitmekle ayıp mı etmiştim acaba? Neyse madem bir şey yaptım arkasında durayım diye düşünerek asansöre doğru ilerledim. Asansörü beklerken aklıma bir şey takıldı: Oğuzhan neden her hareketimi bu kadar sorguluyordu? Ve herkes samimiyet kurmaya çalışırken Oğuzhan bir iyiydi bir soğuk… Belki de yeni tanıştığı insanlara başlarda mesafeli davranıyordu.
Salona girdiğimde fotoğrafçılarla ve Sertan Hoca ile tanıştım. Fotoğrafçılar bana hangi temalarda hangi makyajları görmek istediklerini anlattılar. Çok net bir şekilde kafamda oturmuştu her şey. Önce grup resmi sonrasında ise karanlık bir tema olacaktı.
Malzemeleri masa da ayarlarken çocuklar salona geldiler. Salonda sadece çocuklar ve ben vardık. Onlara hiç bakmadan malzemelerle ilgileniyormuş gibi yapıp “Hoş geldiniz.” dedim. “Lafı ağzıma tıkayıp kaçamazsın. Bir şey söylüyorsan cevabını beklemelisin Derin.” Oğuzhan bir hışımla yanıma gelmişti. “Karşılıklı saygımızı yitirmeyelim.” dedi. Elimdeki fırçaya bakarak “Senin yaptığını sana yaptım sadece. Belki beni anlarsın diye yaptım. Kötü bir niyetim yoktu. Herkesin içinde lafı ağzıma tıkayınca kötü hissettim bende.” son cümlemde sesim titremeye ve gözlerim dolmaya başlamıştı. Böyle bir tepki beklemiyordum çok şaşırmıştım. Oğuzhan normalde yarışmada bu kadar sert biri olarak gözükmüyordu. Ama sanırım beni sevmemişti.
Engel olamadığım bir şekilde gözümden bir damla yaş süzüldü “Özür dilerim.” gözlerimi gözlerine dikip “Bir daha olmaz.” dedim ve salonun hemen karşısında bulunan dinlenme odasına gittim. Kendimi sandalyeye atıp ağlamaya devam ettim. Kendimi sıkarsam sonrasında daha çok ağlardım biliyorum.
Kendi kendime ağlamaya devam ederken kapı yavaşça aralandı. Gelen Arda’ydı. “Derin… Lütfen ağlama.” dedi ve tam önümde dizlerinin üzerine çömeldi. “Kötü bir niyetim yoktu. Ama sanırım Oğuzhan pek sevmedi beni. Bana bir iyi davranıyor bir soğuk. Bende alışmaya çalışıyorum. İlk günden böyle şeyler olsun istemezdim.” dedim ve daha şiddetli ağlamaya başladım. Arda bir şey demeden kapıdan çıktı ve çok geçmeden elinde peçete ve su ile geldi. “İç lütfen iyi gelir.” dedi. Dediğini yaptım getirdiği sudan içtim. Sonra elimden tutup beni ayağa kaldırdı. “İnan bana hepimiz seni çok sevdik. Hatta dün gece seni konuştuk. Çok cana yakınsın. Sanki yıllardır seni tanıyormuş gibiydik hepimiz. Oğuzhan da seviyor seni. Belki bugün güne kötü başlamıştır. Öyle düşünelim.” dedi. Şu an o kadar motive olmuştum ki. Sanırım ihtiyacım olan konuşma buydu. “Seninde alışman için elimizden geleni yapacağız. Hiç şüphen olmasın. Aşağıda olanları bana anlattılar. Bence yanlış bir durum yok. Hatta diğer çocuklar da aynı düşünüyor. Şimdi ağladın ve rahatladın. Bugün bir daha ağlamak yok tamam mı?” dedi ve gözlerimin içine baktı.
“Tamam.” dedim titrek sesimle. “Ne zaman istersen benimle konuşabilir, dertleşebilirsin. Gel buraya…” dedi ve sarılmam için kollarını açtı. Bende Arda’ya karşılık verip sarıldım ve “Teşekkür ederim Arda. İyi ki varsın.” dedim sarılmaya devam ederken.
O sırada gözüm kapıya ilişti. Oğuzhan kenardan bize bakıyordu. Gözlerini devirdi ve yüzünde bıkkın bir gülümse belirdikten sonra kapının oradan ayrıldı.
Çok güzel! Sanırım bu sefer daha büyük bir yanlış anlaşılmaya sebep olmuştum.
Bölüm etkileşimi
