5. bölüm / 6
Sahne ArkasındaBölüm 5
Bölümler 6Şu an: Bölüm 5
- 1 Bölüm 1890 kelime
- 2 Bölüm 21.011 kelime
- 3 Bölüm 31.087 kelime
- 4 Bölüm 4779 kelime
- 5 Bölüm 5957 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 Bölüm 61.113 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Eve geldiğimde heyecanımın ve yaşadıklarımın keyfini çıkartmak için kendime güzel bir bitki çayı hazırlamıştım. Salona oturup televizyondan Taylor Swift The Fate Of Ophelia açtım ve makyajımı silmeye başladım. Bu arada, Arda’nın bugün sorduğu soruya teşekkür edip aracımla gideceğimi söylemiştim.
Tam göz makyajımı çıkarırken sebebini bilmediğim bir şekilde ağlamaya başladım. Neye ağladığımı veya neden ağladığımı bende bilmiyordum. Elimdeki pamuğu kenara koydum ve içimden geldiğince ağladım. Bir yandan da içimden şükrediyordum. Her ne sebeple olursa olsun bir şekilde buralara gelebildiğim için durmadan şükrediyordum.
Toparlanmak için gözlerimi sildiğimde telefonum çalmaya başladı. Arayan Nil’di. Eyvah! Ben bugün Nil’e haber vermeyi unutmuştum. Çok kızacak çok söylenecek biliyorum. Ama anlatacaklarımı duyunca siniri saman alevi gibi sönecek diye ümit ediyordum.
Ağladığım için tıkanmış burnumla “Alo?” dedim sadece.
“Ya Derin, bana bugün ulaşamadın değil mi? Çok özür dilerim. Sabah telefonum bozuldu. Tamirden yeni alabildim.” dedi. O kadar çok rahatlamıştım ki size anlatamam. Resmen şana yüzüme gülmüştü. Bir kez daha!
“Aa yok… Şey… Bende heyecandan aramayı unuttum. Kızarsın diye çok korktum.” dedim. Belki şimdi laf edebilirdi işte.
“Bir dakika. Sen ağladın mı? Ne oldu? Yoksa alınmadın mı işe? Ah Derin… Çok üzgünüm.” Nil’in böyle konuşması beni açıkçası çok güldürüyordu. En ufak bir şeyden hemen bütün senaryoyu yazabiliyordu.
“Hayır hayır. Her şey çok güzel geçti. İşe alındım yarın başlıyorum.” dememle birlikte “Nee?” diye çığlık atması bir olmuştu.
“Sana ne kadar teşekkür etsem…” lafımın bitmesini beklemeden “Ya ne teşekkürü senin için hep daha iyisini diliyorum ben.” dedi. İşte şimdi daha çok duygulanmıştım. Tekrar ağlamamak için bitki çayımdan büyük bir yudum almıştım.
“Çocuklarla tanıştın mı?” diye sordu ve gülmeye başladı. “Evet. Tanıştım hepsi çok tatlı cana yakın insanlar.” dedim.
“Oğuzhan’la da tanıştın mı?” dedi. Adını duyunca bile kalbim hızlanmaya başlamıştı. Bir an önce kendime gelmem lazım. Kendisini en başından beri destekliyordum evet ama garip bir şekilde ilgim artmıştı. Performansların çoğunda bile sadece Oğuzhan’ı izler olmuştum son zamanlarda.
“Evet ya… Tanıştık.” dedim utangaç bir şekilde.
“Ee… Yakından nasıl?” hala gülmeye devam ediyordu. “Ya Nil abartma. Alt tarafı bende herkes gibi bir fanım.” dedim.
“Ya tabii… Bilmem mi? Ayrıca sadece fan değil aynı zamanda makyözüsün.” dedi ve devam etti “Seninle gurur duyuyorum. Eylül yaptığın işleri beğenmeseydi benim referansımın hiçbir anlamı olmazdı.”
“Her şey senin sayende oldu. İşe giremeseydim bile o atmosfer, o ortam… Yine de sana hep minnettar olurdum.” dedim bu sefer ağlamaklı değildi sesim.
“Seviyorum seni. Detayları en kısa zamanda yüz yüze görüşelim benimde sana anlatacaklarım var.” dedi
“Tamamdır. Çalışma programım belli olsun haber edeceğim sana.” dedim.
“Tamam canım. İyi geceler öpüyorum çok.” dedi ve öpücük sesi çıkarttı.
“Bende seni öpüyorum iyi geceler.” dedim ve telefonu kapattım.
Kalan çayımı da bitirdikten sonra mutfağa geçtim ve bardağımı bulaşık makinesine yerleştirdim. Sylvester’ın mamasını ve suyunu da tazeledikten sonra sıcak bir duşa girdim.
Duştan çıktıktan sonra yüzüme maske yapıp yatağıma uzandım. Tam elime telefonu alacakken bildirim geldi.
Bildirime bakınca yatakta hemen doğruldum. Heyecanım tekrar alevlenmişti. Gelen bildirime uzun uzun bakakaldım. Beni WhatsApp grubuna almışlardı! Eylül, Sertan Hoca, fotoğraf ekibi ve çocukların hepsi hoş geldin mesajı atmışlardı. “Hoş buldum. Çok teşekkür ederim. Bende sizlerle çalışacağım için çok heyecanlı hissediyorum.” şeklinde bir mesaj yazıp gönderdim. Sonra grubun kişiler kısmına girip herkesi teker teker kaydettim. Kaydetmem biraz zaman aldı çünkü ellerim deli dehşet titriyordu. Kimi nasıl kayıt edeceğimi bile uzun uzun düşünmüştüm.
Kayıt işlemlerini tamamladıktan sonra çocuklar beni ayrı bir gruba almışlardı. Grubun adı “Crush Make-Up”tı. Her ekiple ayrı ayrı grupları olduğunu belirtmişlerdi. Gruba aldıkları için tekrar teşekkür etmiştim.
Tam yatağa tekrar uzanmışken make-up grubundan bir mesaj geldi. Yazan Milan’dı. “Sabah fotoğraf çekiminden 1 saat önce gidip kahve içelim diyoruz. Bize katılmak ister misin Derin?” demişti. Mesaj yazmadan önce sesli bir şekilde “Tabii ki isterim!” diye çığlık attım. Sonra derin bir nefes alıp tam yazmaya başlayacakken “Bence gelmelisin.” mesajı geldi. Arda yazmıştı. Çok geçmeden “Tabii ki gelirim.” şeklinde cevap yazdım. “Süper. O zaman 9-9.30 arası star’da buluşuyoruz.” yazdı Efe. “Tamamdır. Orada olacağım.” yazdım ve yanlışlıkla kendi mesajımı sola kaydırmıştım. Mesaj bilgi kısmında ilk okuyan Oğuzhan’dı. Bir an kalbim yerinden çıkacak gibi hissettim. Hemen bilgi kısmını kapatmaya çalıştım. Ellerim git gide daha çok titriyordu. Kapatmaya çalıştığım esnada yanlışlıkla Arda’nın mesajına kalp bırakmıştım. Allah’ım! Panik halindeyken rezil olmak için bir numaraydım gerçekten. Derin bir nefes aldım ve biraz sakinleşmeye başladım. Attığım kalbi hemen geri çektim ve inşallah kimse görmemiştir diye dualar etmeye başladım.
Bir süre bekledim fakat başka bir mesaj gelmeyince maskemi çıkarttım. Sonrasında alarmlarımı kurup uyumaya başladım.
Sabah yine alarmlarımdan önce uyanmıştım. Kalkıp hızlıca kendime Türk kahvesi yaptım. Balkonumda bir yandan kahvemi içip bir yandan Sylvester ile uzun uzun günaydın sarılması yaptık. Bunu her sabah yapardık.
Kahvem bittikten sonra hızlıca makyajıma başladım. Bu sefer gözlerimi biraz daha belirginleştirmek için eyeliner çektim.
Makyajımı ve saçımı bitirdikten sonra hızlıca giyinip evden çıktım.
Arabamı dün çektiğim yere çektikten sonra Starbucks’a doğru yürüdüm. Saat tam 09:00’du. Gittiğimde masada sadece Oğuzhan vardı. Bir anda tüm vücudum titremeye başladı. İkimizden başka kimse yoktu. Yavaş adımlarla bulunduğu masaya doğru ilerledim. Elimi uzatıp “Günaydın.” dedim ve gülümsedim. O da aynı şekilde elimi sıkıp “Günaydın.” dedi fakat gülümsememişti. Sanırım henüz ayılamamıştı uykusundan.
“İçecek almamışsın. Çocukları mı bekleyelim?” diye sordum ve karşısındaki sandalyeye oturdum. “Evet hep beraber alırız.” dedi. Bende kafamı salladım.
“Sende benim gibi dakiksin sanırım.” dedi. Bundan sonra sanırım ekstra dakik olacaktım. Yaptığım makyajlardan sonra en çok dikkat edeceğim konu bu olacaktı. “Evet biraz öyleyim.” dedim ve utanarak gülümsedim.
“Ama her konuda aynı değiliz sanırım.” dedi. Ne? Nasıl yani? Ya ben kesin heyecanımdan dolayı farkında olmadan yanlış bir şey demiştim. Of!
Şaşırmış bir şekilde “Nasıl yani?” diye sordum.
“Tamam o zaman şöyle bir soru sorayım: Herkesin mesajına kalp bırakır mısın yoksa Arda’ya mı özeldi?” diye sormuştu ve ekledi “Ben mesela herkesin mesajına kalp bırakmam. Ya sen?”
Yanlışlıkla attığım kalbi görmüştü ve sanırım yanlış anlaşılmıştım. Şimdi ben stresten iki kelimeyi bir araya getirip bu konuyu nasıl açıklayacaktım? Şu an kelimenin tam anlamıyla yerin dibine girmek istiyorum!
Bölüm etkileşimi
