2. bölüm / 6
Sahne ArkasındaBölüm 2
Bölümler 6Şu an: Bölüm 2
- 1 Bölüm 1890 kelime
- 2 Bölüm 21.011 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 Bölüm 31.087 kelime
- 4 Bölüm 4779 kelime
- 5 Bölüm 5957 kelime
- 6 Bölüm 61.113 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Şaşkınlık,duygusallık,heyecan… İnanılmaz bir duygu karmaşası yaşıyordum. Bildiğim bir şey var ki şu an asla rüyada olmamamdı. Daha önce kalp atışım hiç bu kadar gerçekçi olmamıştı. Şimdi olayı bir toparlayalım: hem işim olacak hem de uzun zamandır takip ettiğim yeni grubun makyözü olacaktım. Onlarla birebir çalışacaktım. Peki ya olmazsa? Ya rakiplerim benden daha yetenekliyse ve beni elerlerse? Veya rakibim var mıydı acaba? Düşünmekten kafayı yemek üzereyken Nil’in şaşkın gözlerle bana baktığını farkettim.
“Derin yaşam belirtisi ver. İyi misin? Ne hissediyorsun? Ne düşünüyorsun. Bir şey de artık!” Ben kafamda bir ton düşünceye hapsolmuşken belli ki Nil çıldırmak üzereydi. “İnan ne diyeceğimi bilmiyorum. Yani az önce kendi ismimi bile unutmuş olabilirim. Kalbim yerinden fırladı ve hala geri yerine gelmedi sanırım.” dedim ve devam ettim “Ben şimdi ne yapmalıyım? Ya olmazsa Nil? Of heyecanımın kursağımda kalmasından inanılmaz korkuyorum şu an.”
“Derin sen değil miydin bana hep ‘iyi düşün iyi olsun, düşünce gücü her şeydir’ diyen? Şu an kötü düşüneceğin hiçbir durum yok. Anladığım kadarıyla sadece seninle görüşecekler. Sende eğer kendini gösterirsen ki bundan hiç şüphem yok oldu bu iş diyebiliriz.” dedi heyecanlı ve kendinden emin bir şekilde. “Görüşme yerini saatini ve bütün detay bilgileri sana WhatsApp’ten ileteceğim. Sen sadece sakin olup güzel düşünmeye bak” dedi elimi sıkı sıkı tutarak. Ayağa kalktım ve Nil’e sarıldım. “Çok teşekkür ederim. Sonucu her ne olursa olsun çok ama çok teşekkür ederim Nil! İyi ki varsın.” Ağlamamak için kendimi çok zor tutuyordum. Neden ağlamaklı olduğumu da hala kestiremiyorum. Korku? Heyecan? Stres? Ah… Sanırım hepsi.
“Ben şimdi kaçıyorum Yiğit’in yanına uğrayacağım. Sabah erken uyan güzelce kahveni iç ve telefon bekle. Ayrıca görüştükten sonra mutlaka bana haber ver. Ha bir de sakın heyecandan uyumamazlık yapma mutlaka erken yat akşam.” Bir anne edasıyla konuşuyordu adeta ve bu beni iyi hissettiriyordu. “Merak etme söylediklerini harfi harfine aklıma kazıdım.” Tekrar Nil’e sarılıp kafeden ayrıldım.
Evime girdiğim de Sylvester hemen bacaklarıma dolandı. Kucağıma alıp gıdığına bir sürü öpücük kondurmaya başladım. Sylvester’ı geçen sene yavruyken bulmuştum. Market kapısının önünde aç ve susuz yatıyordu beni görünce yine yaptığı gibi bacaklarıma dolanmıştı. Onu o şekilde orada bırakıp gitmeye vicdanım el vermemişti. Şimdi birbirimize bir nevi ev arkadaşı olmuştuk.
Sylvester kucağımdan inip koltuğa gitti. Bende odama gidip üstümü değiştirdikten sonra mutfağa gidip dolabı açtım ama mideme minik bir kramp girdi. Sanırım heyecandan bugün bir şey yiyemeyecektim. Bu heyecanın keyfini çıkartmak için kendime orta şekerli bir türk kahvesi yaptım ve salona geçtim. Hiç vakit kaybetmeden kahvemle beraber tırnak masama geçtim. Sertifikamı aldıktan sonra kendime küçük bir masa düzenlemiştim. Boş vakitlerimde tırnaklarımı yapmayı çok seviyordum üstelik kendimi de geliştirmiş oluyordum.
Kahvemden bir yudum aldıktan sonra televizyondan Tame Impala’dan Dracula şarkısını açtım ve freze ile tırnaklarımdaki jeli çıkartmaya başladım. Törpümü de tamamladıktan sonra tırnaklarıma ne yapacağımı düşündüm. Düz jel yapıp kibar bir tırnak mı elde etmeliyim yoksa biraz yeteneklerimi gösterip nail art’a mı yönelmeliyim? Sonuçta yarın belki de hayatımı değiştirecek bir görüşmeye gidecektim. Derin bir nefes alıp canım nasıl istiyorsa öyle yapmam gerektiğine karar verdim. Nude tonlar da jelimi sürüp üstüne pudra pembesi tonlarında kalıcı oje sürdüm. Son aşamaya geçecekken beyaz fiyonk charmlarım ile göz göze geldim. Yüzük parmaklarıma fiyonklarımı da yapıştırıp tırnaklarımı bitirdim. İki elimi de uzatıp şöyle bir baktım. Bana kendimi iyi hissettirmişlerdi. Önemli olan benim iyi hissetmemdi.
Tırnaklarımı bitirdikten sonra ılık bir duş aldım ve odama geçip yarın giyeceklerimi ayarladım. Siyah yüksek bel ve bol paça kumaş pantolon üzerinende beyaz gömlek giyecektim.
Kombinimi de ayarladıktan sonra yatağıma girdim ve yarının güzel geçmesi için bir sürü dua ettim ve uykuya daldım.
Sabah telaşla gözlerimi açtım. Alarmım çalmamış mıydı? Saat kaçtı? Hemen komodinin üzerinde duran telefonuma baktım. “Oh…Çok şükür” dedim. Alarmımın çalmasına daha yarım saat vardı. Telefonumu açıp kurduğum 15 alarmın hepsini kapattım. Geç kalmamak için tonlarca alarm kurmuştum.
Hızlıca yataktan çıkıp filtre kahve demledim. Buzlu filtre kahvemi hazırlayıp banyoya geçtim ve hazırlanmaya başladım. Saçlarımı ve makyajımı yaptım. Soft ama göz alıcı bir makyaj yapmıştım. Saçlarıma da fazla abartmadan kırık fön çekip güzelce taradım. Odama geçip üstümü giyinirken heyecandan mideme tekrar kramp girdi. Derin derin nefes alıp “Sakinim, sakinim. Her şey güzel olacak.” dedim. Siyah topuklu ayakkabılarımı giyip çantamı komodinin üstünden aldım. Koridorda duran Sylvester’ın başını okşayıp “Bana şans dile bebeğim.” dedim ve evden çıktım.
Arabama binip Nil’in dün gönderdiği konumu navigasyonda açtım. Evet biliyorum henüz Eylül Hanım aramamıştı ama Nil görüşme saatine 09:00 demişti. Eylül Hanım aradığında zaten orada olduğumu söylemek istiyordum. Geç kalmak asla istemiyordum. Hele ki böyle bir durumda.
Görüşme yapacağımız binanın hemen yanına arabamı park ettim ve aramanın gelmesini beklemeye başladım. Saat 09:03’te telefonum çalmaya başladı. Bir anlık heyecan patlamasıyla telefonumu yan koltuğa düşürdüm. Hızlıca telefonumu alıp “Alo?” dedim. “Derin merhaba ben Eylül. Nil’in arkadaşıyım.” dedi Eylül Hanım. Çok tatlı bir sesi vardı. “Merhaba Eylül Hanım. Evet biliyorum Nil dün bahsetti.” dedim hızlıca. “Müsaitsen bugün görüşelim diyorum. Yarım saat sonrası uygun mu senin için?” diye sordu. Ahh… Yarım saat daha bekleyemezdim yoksa bayılırdım. Sonucu iyi de olacaksa kötü de olacaksa bir an önce olmalıydı. “Eylül Hanım ben Nil’in gönderdiği konuma çok yakınım. Sizin içinde uygun olursa şimdi gelebilirim.” dedim. Kısa bir sessizlikten sonra “Gerçekten mi? Bu çok iyi. O zaman bekliyorum” dedi. “Tamamdır hemen geliyorum. Görüşmek üzere” dedim ve telefonu kapattım. İçimden “Allah’ım bana yardım et.” dedikten sonra arabadan indim.
Şirket binasına girdim ve güvenlik görevlisine asansörün yerini sorduğum. “İlerden sağa dönün.” dedi. Nil’in söylediğine göre görüşme ikinci katta olacaktı. Asansör düğmesine bastım ve beklemeye başladım. Yaklaşık 35 saniye sonra asansör gelmişti. Evet strese girince sürekli sayı sayardım. Kahvem kaç dakikada pişti, asansör kaç saniyede geldi diye içimden hep sayardım beynimi meşgul etmek için.
Asansör, bulunduğum kata geldiğine dair bir ses çıkarttı ve kapı açıldı. Kapı açılınca far görmüş tavşan gibi olduğum yerde dondum kaldım. Asansörden sırasıyla Milan, Miraç ve Oğuzhan inmişti. Hepsiyle göz göze gelmiştim. En son Oğuzhan asansörden inerken bana hafif bir tebessümde bulundu ve yanımdan geçti. Bulunduğum alan bir anda inanılmaz güzel kokmaya başlamıştı. Ama sanırım üçünün parfümü birbirine karışmıştı. Yine de harika bir koku vardı. Şaşkınlık ve heyecan içerisinde yavaş adımlarla asansöre bindim ve ikinci kata bastım.
Ben az önce ne yaşamıştım? Crush üyelerinin üçünü canlı canlı görmüştüm. Hemde çok yakından. Bana tebessüm eden gerçekten Oğuzhan mıydı yoksa ben heyecandan kafayı mı yemeye başlamıştım?
Bölüm etkileşimi
