ROLÜ BIRAK kitap kapağı

5. bölüm / 6

ROLÜ BIRAK

5.BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Sara S.

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 5.BÖLÜM

MATTHEW

AYNI SALI GÜNÜ ARABANIN İÇİ

"Düşman değiliz ya?"

Jennifer Grace ile ne zaman düşman olduk az çok hatırlıyorum. Yani düşman diyorum ama aslında söylemem gereken şey ne zaman düşman ilan edildik olmalı. Çünkü en net hatırladığım şey bir sabah onunla karşı karşıya geldiğimiz ve artık herkes tarafından bunun bilindiği oldu. Çatlak Kazan okul haber sitesinin yeni açıldığı o zamanlar olması lazım. Cassie, her ne kadar kendini sakladığını düşünse de hepimiz o siteyi onun açtığını biliyor ama bilmiyor gibi davranıyorduk. İlk başta kimsenin ilgisini çekmedi. Ne zaman ki Cassie akıllıca bir hamle yaparak okuldaki diğerlerine göre nispeten daha popüler olan yani kendisinin popüler olduğunu düşündüğü kişilere profil açarak onları değerlendirmeye başladı, işte o zaman bu haber sitesi bütün okulun ilgisini çekti. Çünkü insanlar Cassie'nin yazdıklarının aslında gerçek olduğunu biliyordu. Şöyle ki kendimden örnek verecek olursam, yakışıklılığım, aşırı seksi ve ilgi çekici vücudum, basketbol konusunda olağanüstü yeteneğim herkesin bildiği şeylerdi. Cassie, Çatlak Kazan da benim için açtığı profilin altına bunları yazınca ve insanlar da böyle olduğunu bilince okulda bir nevi koca bir uğraş başladı. Çatlak Kazan da bir profil edinme uğraşı. Çünkü nasıl olduysa okulda kimin ve neyin popüler olduğuna bir anda Cassie karar veriyor oldu ve öğrenciler bir profilleri olsun diye her şeyi yaparlardı.

Ne diyordum? Düşmanlık, evet. İşte o zamanlarda PPU'nun sahibinin kızı olmak dışında kendisi hakkında pek bir şey bilmediğimiz Jennifer Grace, bir anda Çatlak Kazan da profil sahibi oldu. İçinde bulunduğu tiyatro bölümü oynadıkları bir oyunla ödül almış ve o oyunun başrolü Jennifer, Cassie'nin ilgisini çekmişti. Aslında Cassie bu popülerliğe gözlemle karar veriyordu. Öğrencilerin son zamanlarda kimlerle ilgilendiğini, nelerden hoşlandığını gözlemliyordu. Jennifer Grace oynadığı oyun sonrası özgüven elde etmiş olacak ki, okulda özellikle erkeklerin ilgisini çekmiş ardından Cassie tarafından popüler öğrenciler adı altında Çatlak Kazan'a profili eklenmişti.

Gelen bildirim sonrası onun profiline baktığımı hatırlıyorum. Evet, ben de okulun diğer öğrencileri gibi Çatlak Kazan'ı güncel bir şekilde takip ediyorum, yalan söyleyemem. Sesli bir şekilde de söyleyemem tabii. Kendi profilimi günde birkaç kez kontrol ettiğimi bilmeseniz de olur.

Neyse, profilini aynı diğer popüler öğrenciler gibi inceleyip kapatıp yoluma bakmıştım. O zamanlarda basketbol takımı pek iyiye gitmiyordu. Çatlak Kazan günde en az iki tane takımın ne kadar kötü olduğuna dair haber yayınlardı. Aldığı etkileşimin ne kadar yüksek olduğundan bahsetmeme gerek bile yoktu. Okuldaki bütün öğrenciler Cassie'nin sözlerini epey kafaya takacak olmalı ki onun yazdıkları bizim takımı moral olarak bayağı düşürüyordu. Bir ara maçlarımıza kimsenin gelmediğini bile hatırlıyorum. İşte tam o dönemde okul koridorlarında ortak bir dersten çıkarken Cassie'yi görüp ona haber durdurmasını söyledim.

Yani tam olarak basketbol takımıyla ilgili haber yapma demedim ama yazdıklarının takımın motivasyonunu etkilediğini söylediğime eminim. Bunun dışında onu kızdıracak ya da canını sıkacak bir şey söylemediğimi adım kadar iyi biliyordum. Ancak benim zararsız olduğunu düşündüğüm sözlerim Cassie'nin hoşuna gitmeyecek olmalı ki, o akşam Çatlak Kazan da bir haber yayınlandı. Antrenmandan çıkmış ve kendimi duşa atmaya hazır bir şekilde koştururken takımdan Ellen'ın elime tutuşturduğu telefonla gördüğüm haber o gün epey canımı sıkmıştı.

İçerik tam olarak şöyleydi; "Basketbolun yükselen yıldızı Matthew Chapman, Çatlak Kazan'ın son zamanlarda tiyatro bölümünün başarılarının haberlerini yapmasından rahatsız olduğunu söyledi. Bu haberler düşüşte olan basketbol takımının motivasyonunu kötü etkiliyormuş."

İnanın bana, o gün ona söylediğim sözlerin içinde tiyatronun t'si bile yoktu. Ancak kaostan beslenen Cassie bu haberle çok iyi bir etkileşim aldı ve ben de kendimi bir anda tiyatro bölümünün ödüllü başrol oyuncusu Jennifer Grace ile düşman halde buldum.

Olay tam olarak buydu işte.

Ana dönecek olursam, sözlerimin ardından tek kaşını kaldırarak bana bakan Jennifer Grace saçlarını kulağının arkasına götürürken konuştu. "Değil miyiz? Cassie öyle demiyor ama?" alaycı bir şekilde konuşunca gülümsedim.

"O haber saçmalıktı." Kaşlarını çattı. Sözlerimin ardından bir şeyleri hatırlamaya çalışıyor gibiydi. Sonra bir anda şaşkınlıkla gözlerini büyüttü.

"Doğru! Biz ödül kazanınca sen bizi kıskanmıştın!" Sözlerinin ardından yüzüm nasıl bir hal aldıysa bu Jennifer Grace'i kahkaha atacak kadar neşelendirmişti. Kimseyi kıskandığım falan yoktu. O da bunu gayet iyi biliyordu. "Gerçek olmadığını biliyorsun. Cassie sözlerimi çarpıttı."

O kadar çok gülmüştü ki,benimle konuşmadan önce gözlerinin altını silmek zorunda kaldı. Bense sadece tebessüm ederek onu izliyordum. Jennifer Grace..güzel bir kızdı. Yani gerçekten bayağı güzeldi. Özellikle de gülerken. Birini gülerken izlemekten keyif alınır mı bilmiyorum ama.. her neyse.

"Bazen bu düşmanlığı çok ciddiye alıyorum. Gerçekten. Seni gördüğüm yerde boğasım geliyor." Tamam, gülüşlerin ardından bu soğukkanlı itirafı beklemiyordum. "Jennifer Grace..Sen ve senin tuhaf fantezilerin."

"Hayır. Yani demek istediğim, Cassie böyle bir ortam yaratmasa bile ben sana uyuz olurdum muhtemelen. Özellikle de takımınız herhangi bir başarı göstermediği halde düzenli olarak takımın ne kadar iyi gittiğine dair röportajlar verdiğini gördüğümde. Ya da babam seni ve takımını övdüğünde." Sona doğru ciddileşen sesi dikkatimi çekti. Babasının kendi bölümünü takdir etmemesini kafasına gerçekten çok takıyor olmalıydı. Haklıydı. Hepimiz haklı olduğunu düşünüyorduk. PPU spor bölümleri hariç hiçbir bölümü gerçekten umursamıyordu. Okulun sahibi de.

Jennifer'ın ciddileşen sesi ortamı da ciddileştirdiği için havayı biraz dağıtmaya karar verdim. "Baban..beni mi övüyor? O da mı bana hayran?" Oyuncu bir ton da söylediğim sözler üzerine Jennifer Grace gözlerini devirdi. Dikkatini dağıtmakta başarılı olmuştum.

"O da mı derken? Başka kim sana hayran?"

"Bilmem..Okulun neredeyse bütün kız öğrencileri?"

Kahkaha attı. Yine. "Ben sana hayran değilim. Bence bu düşman kurgusunda benim seçilmemin en büyük nedeni de bu. Diğerleri seni pohpohlarken benim bunu yapmıyor olmam. Cassie de görmüş olmalı."

Gururla ve kendinden emin sözlerinin ardından başımı salladım. Nedense ben de böyle düşünüyordum. Yani Cassie beni sinir etmek için başka bir sürü yol bulabilirdi ama onun yerine gerçekten iyi bir gözlemle bana bir düşman hikayesi yazmıştı ve bu hikayenin başrolüne benden gerçekten haz etmeyecek birini koymuştu. Babası okulun bütün parasını basketbol takımına harcarken köşeden sinirle izleyen bir genç kızı. Jennifer Grace'i.

"Tamam. Gidiyorum artık. Sana fazla maruz kaldım." Jennifer daha fazla beklemeden arabanın kapısını açtı ve hızlıca inmeye hazırlandı. İnerken gözüm sıyrılan tişörtüne kaydı ve içinde hiçbir şey olmadığını bildiğim için refleksle düzeltmek için uzandım. Ancak o da tişörtün sıyrıldığını fark etmiş olacak ki aynı anda elini uzattı ve nasıl olduysa, gerçekten bilinçli bir şekilde yapmadım, ben onun kalçasını kavramıştım ve o da kalçasını kavradığım elimi tutuyordu.

Donakaldık.

Elim çıplak kalçasının tamamı avuçlarımın içindeyken titredi. Niyetim kesinlikle bu değildi. Bundan tamamen uzaktı.Bir anda kalçasını kavrayacak değildim ya?

"Matthew..çek elini kalçamdan." Jennifer Grace kıpkırmızı olmuş suratıyla, bunu oldukça net bir şekilde görebiliyordum çünkü kalçasına kavradığım için oldukça yakınlaşmıştık, beni uyardı. Ancak bunu yaparken kendisinin eliyle elime bastırdığını fark etmiyor gibiydi.

"Jenny.." dedim fısıldayarak. Sesim beklediğimden bir tık daha erotik gelmişti kulağıma. " Tişörtünü düzeltecektim. Ayrıca .. çekmeme izin vermiyorsun ki."

İşte bu sözlerimin ardından Jennifer Grace elimi hızlıca ittirip arabanın kapısını sertçe kapattı. Toparlanmak için birkaç saniye beklemem gerekti. Ancak çok geçmeden arabanın kapısı açıldı ve Jennifer Grace tekrar karşımdaydı.

"Düşmanız." Ve yine aynı şekilde kapıyı suratıma kapattı.

"Tamam." dedim gülerek ama Jennifer Grace bunu duymadı.

—-

JENNIFER

SALI GÜNÜ ODASINDA

Odaya girdiğimde hızlıca banyoya koştum çünkü yüzüme soğuk su çarpmam gerekiyordu. Matthew Chapman az önce resmen kalçamı kavramıştı. Çıplak kalçamı.

Tişörtümü düzeltmek için hamle yaptığını söylemişti ve kazayla yaptığını da biliyordum ama bir anda avuçlanmak biraz dengemi şaşırtmıştı. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra banyodan çıktım ve etrafa bakındım. Hailey ortalıkta görünmüyordu. Nerede olduğunu az çok tahmin ediyordum, erkek arkadaşının antrenmanındaydı, voleybolcu erkek arkadaşının. Evet, erkek arkadaşı bir voleybolcuydu ve biz voleybolculardan nefret ediyorduk. O da ediyordu, hala da ediyor. Ancak erkek arkadaşı bu kategoriye girmiyor. Bana soracak olursanız ben o çocuğu da sevmiyorum. Alex Mantis'i yani. Hatta sevmediğin üç voleybol oyuncusunu say deseniz, en yakın arkadaşımın erkek arkadaşını da bu listeye koyarım.

Ancak yine de kalp istediğini ister, sözünü söyleyen Selena Gomez'in de dediği gibi arkadaşım Hailey onu istiyorsa kabul etmekten başka bir şansım yoktu.

Salı günü, bu saatlerde voleybol takımının antrenman yaptığını düşünürsek Hailey de büyük ihtimalle tribünde oturmuş onların antrenmanlarını izliyor, sevgilisine destek çıkıyordu. Kesin bana da antrenmandan özellikle de sevgilisinin yaptığı sayılardan videolar atmıştı, bunu yapma dediğim halde yapıyordu, ancak telefonumun ortalıkta olmamasından dolayı hiçbirini göremeyecektim. Sanırım telefonumun kaybolmasının bana şuanlık en büyük artısı buydu.

"Of..benim telefonum yok ya." Yüzüme çarpan gerçeklikle kendimi yatağıma attım. Bir de daha yeni model yükseltmiştim. Canımı şu an en çok bu sıkıyordu. Nedense dün gece partide kaybettiğime dair bir his vardı içimde. Ayrıca bu sabah Matthew'ların evinde Jackson'ın sözleri de bir hayli kafamı karıştırmıştı. Ve o an aklıma sabahtan beri hiç uğramayan bir şey geldi.

"Caleb beni aradı mı acaba?" kendi kendime mırıldandım. Gerçekten, erkek arkadaşım dün akşamdan sonra beni merak edip aramış mıydı? Zihnimdeki parça parça görüntüler bir türlü birleşmiyordu. Matthew'un anlattıklarının görseli gözlerimde hala daha canlanmıyordu. Partiye girdim, etraftan bir içki bardağı aldım ve...bu kadar. Devamı yok. "Neden hatırlayamıyorum? Ne kadar kadar içmiş olabilirim ki? Ya da içinde her şeyi unutturacak kadar güçlü ne vardı?"

Derin bir nefes vererek yattığım yatak yataktan kalktım. Bilincimi bu kadar kaybettiğim bir ortamda tanıdık birilerine denk gelmemin ne kadar büyük bir şans olduğunu bir kere daha fark etmiştim. "Benimle ilgilenmiş.." diye mırıldandım. Matthew Chapman bana çok büyük bir iyilik yapıp dağıldığım bir partide resmen arkamı toplamıştı.

Anahtar sesiyle dikkatim dağıldı ve yüzümü kapıya döndüm. Hailey koşturarak içeri girdi. "Jen? İçerde misin?" panik halindeki sesi üzerine ayağa kalktım. Sesi bir şey olmuş gibi geliyordu.

"Hailey? Odadayım?"

Sözlerim üzerine en yakın arkadaşım yine koşturarak odama girdi ve çantasını yatağımın üzerine fırlattı. "Caleb geldi mi? Tanrım..ondan önce gelmek için koşturdum resmen. Lütfen gelmedi de!"

"Hailey." Dedim onu elimle durdurarak. "Sakin ol canım,nefes al. Hayır gelmedi. Onu bugün hiç görmedim.Sen iyi misin?"

Sözlerim onu rahatlatmış gibi derin bir nefes verdi. "Ben iyiyim, Jen. Asıl sen iyi misin? Buna ne gerek vardı ki? Yani tamam. Caleb'ı ben de sevmiyorum. Hatta tanrı biliyor, Jen, erkek arkadaşından hiç haz etmiyorum. Ama bu onu aldatmanı destekleyeceğim anlamına gelmiyor. Caleb bile bunu hak etmiyor Jen."

Ne?

"Ne? Bir saniye, Hailey ben..anlamıyorum. Ne aldatması? Ne diyorsun sen?"

"Jennifer..seni görmüşler. Partide. Matthew Chapman ile."

Hailey sözlerinin ardından yatağımın üzerine attığı çantasını eline aldı ve ben kafa karışıklığım ile onu izlerken çantasından çıkardığı telefonunun ekranını açıp bir şeyler yaptıktan sonra telefonu bana uzattı. Uzattığı şey aslında ekrandaki videoydu ve ben izlediğim şeyler karşısında şok ile ağzını kapattım.

Videoda ben, bariz bir şekilde ben, biriyle öpüşüyordum. Partide, herkesin ortasında. Matthew Chapman ile.

Video yalnızca birkaç saniye sürüyordu ve ardından kesiliyordu. Ben daha ilk videonun şaşkınlığını atlatamadan Hailey ekranı kendine çevirip başka bir video açtı ve izlemem için bana uzattı. Bu videoda ise Matthew beni elimden tutmuş parti evinden dışarı çıkarıyordu. Biz çok..samimi görünüyorduk.

Gördüklerim ile başımdan aşağı resmen kaynar sular döküldü. Ellerim titreyenene kadar ne olduğunu kavrayamamıştım bile.

"Hailey.." diye fısıldadım. Beni duyduğundan emin bile değildim açıkçası. Sesim içime kaçmıştı sanki. Ancak arkadaşım beni duymuş olacak ki telefonu bir kenara bırakıp ellerime uzandı. Ben konuşmaya devam ediyordum. "Ben..hatırlamıyorum. Hailey..gerçekten."

"Tamam, tamam. Şşş. Özür dilerim. Bir anda üzerine geldim. Sadece..kampüste herkes bunu konuşuyor. Jen..Caleb da görmüş. Alex söyledi."

Neler olduğunu anlayamıyordum. Yani bu nasıl olmuştu ki? Ben, biz, neden öpüşüyorduk? Matthew bana bundan bahsetmemişti. Bana hiçbir şey söylememişti. Bu kadar önemli bir detayı nasıl atlardı ki? Sinirle Hailey'nin ellerini bıraktım ve yüzümün önüne gelen saçları geriye doğru attım. Hafızam,anılarım nasıl olduysa o kadar zedelenmişlerdi ki en yakın arkadaşımın bana gösterdiği bu video bile bende hiçbir şey ifade etmemişti. Şaşkınlık ve öfke dışında. Ve bir de biraz panik. Erkek arkadaşımın da bunu izlediğini bilmenin verdiği bir panik.

"Hailey.. Ben dün sen uyuduktan sonra, bu partiye gittim. Voleybolcuların partisine. Seni uyandırmak istemedim çünkü bu sabahın önemli olduğunu biliyordum. Sadece Caleb'a çok kızgındım ve mesaj atmasını beklediğim halde atmadı. Ben de kafa dağıtmak istedim. Ve gittim işte. Oraya gittiğimde parti çoktan başlamıştı ve ben de bir şeyler içtiğimi hatırlıyorum. Ama bu kadar. Başka bir şey hatırlamıyorum." Hailey sözlerimi son noktasına kadar sessizce dinledi ve en sonunda kaşlarını çattı.

"Nasıl yani? Hiç mi bir şey hatırlamıyorsun?"

Başımı salladım olumsuzca. "Hiçbir şey. Hatta bu sabah Matthew'un yatağında uyandığımda beynim sanki sıfırlanmış gibiydi." Ama keşke bu sözleri sarf etmeden önce olanlar hakkında hiçbir şey bilmeyen arkadaşım için söylediklerimin ne anlama geleceğini biraz düşünseydim, çünkü en yakın arkadaşım sözlerimin ardından panikle ayağa kalkmış ve resmen çığlık atmıştı.

"Sen Matthew Chapman ile mi yattın?!"

Pekala. Ona her şeyi noktası virgülüne kadar anlatmam gerekiyordu.

—

Bir sonraki bölümden spoiler

"Tanrı aşkına Matthew! Beni neden öptün?" Sinirliydim. Tanrı biliyor Matthew Chapman'a o kadar sinirliydim ki. Bana yalan söylemişti. Bana partide olanları eksik ve yanlış anlatmıştı. Hatta neredeyse hiçbir şey anlatmamıştı bile. Eğer bu videolar ortaya çıkmasa ve bütün kampüs bizi konuşmasa anlatmayacaktı da. Cevap bekliyordum, ondan mantıklı bir açıklama.

"Sen beni öptün Jennifer! Erkek arkadaşını başka bir kızla öpüşürken gördükten sonra!"

Ancak bunlar duymayı beklediğim sözler değildi.

——

iyi okumalarrr

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

22okunma 1beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.