1. bölüm / 6
ROLÜ BIRAK1.BÖLÜM
Bölümler 6Şu an: 1.BÖLÜM
- 1 1.BÖLÜM2.413 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 2.BÖLÜM3.228 kelime
- 3 3.BÖLÜM1.733 kelime
- 4 4.BÖLÜM1.431 kelime
- 5 5.BÖLÜM2.049 kelime
- 6 6.BÖLÜM3.394 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
JENNIFER
BİR PAZARTESİ AKŞAMI
Üniversite yalnızca erkekler, partiler ve seksten ibaret değildi.
Öyle olduğunu iddia eden hatta emin olan yüzlerce insan bulabilirdiniz. Yanlış anlamayın. Erkekleri, partileri ve seksi severdim. Ancak üniversiteyi bununla tanımlamak hoşuma gitmiyordu. Özellikle de üniversitemiz bölümümü bir spor uğruna görmezden gelip çürümeye terk etmişken kafamı dağıtacak şeylerle uğraşmak istemiyordum.
"Hey Jen! Tost ister misin?"
"Hayır, teşekkür ederim! Hoşgeldin bu arada!" Oda arkadaşımı yaklaşık on senedir tanıyordum. Hailey benim lise arkadaşımdı ve her ne kadar lisede yakın olmasak da üniversitenin ilk günü onu kampüste görünce yanına koşmam ve birlikte bizi aynı odaya koyması için babama yalvarmamız dün gibiydi. Evet, babam bu okulun sahibi ve yönetim kurulu başkanıydı. Ve evet. Bu okulda bölümüm uğruna babamla da savaşıyordum. Her neyse.
Hailey'nin tostu en iyisiydi. Gerçekten. Ama bu akşam yiyemeyecek kadar heyecanlıydım çünkü birazdan kelimenin tam anlamıyla birkaç dakika sonra Çatlak Kazan'da, bu Harry Potter göndermesine her seferinde bayılıyordum, bölümlerin ekstra etkinlik bütçeleri açıklanacaktı ve ben bu sene tiyatro bölümünün geçen sene kazandığımız ödülden sonra yüksek bir bütçe alacağından emindim. Bu bütçenin neden bu kadar önemli olduğunu soracak olursanız aslında dönem için yapacağımız bütün etkinlikler, reklam gelir giderleri bölümün bütçesinden harcanıyordu. Ve bu da şu anlama geliyordur, her kuruş bize artı olarak dönecekti. Bilgisayar ekranına sanki daha yakın olursam ilk ben görürmüşüm gibi yaklaştım. Saat altıyı gösterir göstermez açıklanacaktı. Birkaç dakika içinde..
"Kafayı yemiş olmanız lazım. Gerçekten!"
Hailey'nin isyan dolu sesi dikkatimi dağıtsa da sayfayı yenilemekten vazgeçmedim."Jennifer!"
"Listeyi bekliyorum!" dedim bakışlarımı ekrandan ayırmadan. Saat altıyı iki geçiyordu. Bütçe listesi neredeydi? Hailey'nin botlarının sesini duyabiliyordum. Odama geliyordu. "Hailey, liste yok!"
"Hayır, var." Dedi arkadaşım odama girerken. "Mesaj olarak gelmiş. Basketçilerden nefret ediyorum."
Sözleri üzerine bakışlarımı ekrandan çekip yatağıma elinde telefonla uzanmış Hailey'e döndüm. Kaşları çatılmıştı ve telefonun ekranını inceliyordu. Bilgisayar ekranına sonra Hailey'e bakıp yatağa yürüdüm."Nasıl mesaj olarak gelmiş?"
Yanına uzanır uzanmaz telefonu elime verdi ve gördüklerim ağzımı açık bıraktıracak kadar şoka sokmuştu beni. "Lanet olsun. Bu gerçek mi?" Hailey'nin başını salladığını gördüm. O esnada ekrandaki bütçeleri inceliyordum. "25 bin dolar mı? 25? Basketçiler için?"
"Biliyorum, korkunç." Hailey yataktan kalktı.
"Sadece korkunç değil, haksızlık bu. Bunu haketmiyorlar bile. Söylesene mavi kaplanlar en son ne zaman kupa kazandı? Ben söyleyeyim. Bilmiyorum! O kadar uzun zaman oldu işte!"
"Jen.Haklısın, inan. Bunu ben de sen de iyi biliyoruz. Ama belli ki bizden başka kimsenin umurunda değil. Çatlak Kazan bile paylaşma gereği duymamış." Hailey haklıydı. Bizim dışımızda kimse bu bütçeleri umursamıyordu. Çünkü alışmışlardı. Lanet olsun. Sinirle telefonu yatağa bıraktım. Üçüncü senemde de görmek istemediğim bu senaryo beni çileden çıkarıyordu. "İki senedir çok iyiyiz. Tiyatro bölümü resmen ortalığı kasıp kavuruyor. Babam bile bizimle gurur duyduğunu söyledi. Düşün, babam bile!"
"Neden onunla konuşmuyorsun? Belki size de iyi bir bütçe verir."
Hailey'nin sözleri üzerine bir farkındalık geldi. Ben bizim bütçeye bakmamıştım. Listenin ilk başında basketbol ekibine verilen bütçe gözümü öyle bir karartmıştı ki, diğerlerine bakmak aklıma gelmemişti. Öyle çok büyük bir beklentim yoktu. Muhtemelen bin ya da iki bin civarı bir şey ayırmışlardı. Derin bir nefes verdim. "Oh..Jen,tiyatro ek bütçesine bakmadın dimi tatlım?"
Hailey'nin sözleriyle kaşlarımı çatarak ona baktım. Ve anında bedenimi bir titreme sardı. "Hayır, hayır. Düşündüğüm şey olamaz." Hailey'nin telefonunu elime alıp mesajlara girdim.
—
"Bütçe vermemişsiniz baba! Resmen bir dönem boyunca ek bütçemiz yok!" Babam elindeki kahveden sakince bir yudum aldı. Onun sakinliği beni çileden çıkmış, kontrolsüzce bağırıyor gibi gösteriyordu ama belki de böyle olmalıydı.
"Tatlım, oturur musun?"
"Oturmak istemiyorum. Açıklama istiyorum. Yarın arkadaşlarımın yüzüne nasıl bakacağım? Haftalardır alacağımız yüksek bütçeyle oynayacağımız oyunların içeriğini nasıl geliştireceğimizi, nerelere reklam vereceğimi konuşuyoruz. Baba..onları fena gazladım." Hayal kırıklığı ile omuzlarımı düşürdüm. Babam hala daha sakince kahvesini içiyordu. Söylediklerimin bir kulağından girip diğerinden çıktığına emindim. En sonunda, kahvesinin bittiğinden emin olmuş olacak ki, bardağı ileriye doğru itip bana baktı.
"Toplantıda tüm üyeler ve bağışçılar tarafından karar verildi. Nasıl olduğunu biliyorsun Jennifer. Kafama göre karar vermedim."
Kafasına göre vermediğini biliyordum. Söz hakkının okulun sahibi olsa bile tamamen onda olmadığının da. Ancak babamı tanıyordum, onu benden daha iyi kimse tanıyamazdı. Ve benim tanıdığım babam, üyeler ve bağışçılar bütün parayı basketbol takımına yağdırırken sesini bile çıkarmadan izlemişti. Bunu biliyordum. Yine de sordum. Odadan çıkarken rastgele topladığım saçlarımdan beni daha da sinirlendirmek için toka kayıp giderken sinirle tuttum ve tamamen çekip saçlarımı açtım. "Tiyatro bölümünün başarılarından bahsettin mi?"
"Tabii ki bahsettim Jennifer." Bahsetmedin. "Bağışçıların ilgisini çekmedi." Çünkü söylemedin.
"Mavi kaplanlar, bu okulun umudu. Yükselişlerinin farkındalar ve star oyuncularımızın olduğunu biliyorlar. Geçen seneden beri altı yeni bağışçı edindik tatlım. Ve bunlar tiyatro bölümü ödül aldı diye gelmedi." Babamın sinirlendiğini anlayabiliyordum. Ses tonu bunu gizlemekten çok uzaktı. Elimdeki tokayla oynarken konuşmaya niyetlendim ancak izin vermeden devam etti. "Matthew Chapman'ın ailesi basketbol takımının bütçesinde ısrarcı oldu. Bağışçılar havada kaptılar."
Matthew Chapman. Tabii ki bu işin ucu ona dokunacaktı. Sertçe nefes verdim. "Matthew Chapman aşağı Matthew Chapman yukarı. Bu okulun başına geçince basketbol takımının bütün bütçesini keseceğim! Mavi kaplanlar tarihin tozlu sayfalarına kaldırılacaklar!" Babam gülümsedi. Onu gülümserken görmek zordu. O yüzden bir süre bekledim. "Oyunculuk hayalin var sanıyordum."
"Sonsuza kadar bu okulun başında kalamazsın. Elbet bana kalacak. İki işi aynı anda yapabilirim." Bir kez daha güldü ama bu bir öncekinden kısaydı. Toparlandı. "Hadi yurda geç artık. Geç oldu. Kurallar senin için de varlar."
Omuzlarımı düşürüp ayaklandım. Bu kurallar yalnızca aleyhime olduğunda varlardı. Bir şey dememi bekler gibi yüzüme baktı ama yalnızca el salladım.
Babamı severdim, çoğu zaman. Ancak onun sevgisinin koşulsuz olduğuna dair şüphelerim vardı. Tiyatro bölümü okulun adından söz ettirecek bir ödül aldığında gururla bahsederdi. Övünürdü. Ancak iş bu ödülü almak için yol yapmaya gelince babam kolunu bile kıpırdatmazdı. Heves diyordu, oyunculuk için. Yarın bir gün geçecek bir heves. Okulun başına geçeceğimden, hazır olan bir aile mirasını devralacağımdan oldukça emindi. Onu birkaç kez halama dert yakınırken yakalamıştım. Görmezden geliyordum ve duymazdan.
Böylesi daha kolaydı.
"Adımına dikkat et Grace. Kollarıma atlamaya meraklı görüneceksin."
Babam moralimi ne kadar bozup dikkatimi ne kadar dağıttıysa merdivenlerdeki bu koca bedeni görmemi engellemişti. Matthew Chapman bütün heybeti ile karşımdaydı. Merdivenlerde birkaç basamak altımda olduğu halde basketbol takım kaptanı bu dev herif benimle yüz yüzeydi. "Chapman. Seni görmedim."
Güldü. Alaycı ve haklı bir gülüştü. Onu görmemek ne mümkündü ki?
"Dikkatin dağınık."
"Öyle." Onayladım. Nedenini biliyordu. Bildiğini biliyordum. Alay dolu birkaç cümle bekledim. Yüz yüzeydik, beni oldukça iyi analiz edebilirdi. Moralimi daha da bozabilirdi. "Voleybolcular parti veriyor." Umursamazsa konuştu.
"Voleybolcuları sevmezsin." Dedim, omuz silkti. "Onları kimse sevmez."
"Ben seni sevmiyorum Chapman. Başka biriyle sorunum yok." Güldü. Genelde suratsız biri diye anılırdı Matthew Chapman. Ama bana gülerdi, hep gülerdi. Bu onda sevmediğim özelliklerden biriydi. "Bütçe mesajını gördüğümde şaşırdım." Konuyu açtı. Beklediğim bir şeydi. Ona bakmak yerine etrafa bakındım. Yönetici binası kampüsün en uç noktasındaydı ve genelde sessiz olurdu. Saatin neredeyse dokuza geldiğini de düşünürsek muhtemelen odasındaki babam ve merdivenlerdeki ikimiz dışında binada kimse yoktu. Matthew Chapman bu saatte yönetim binasında ne yapabilirdi ki?
"Bütçe..seninle konuşmak istediğim son konu bile değil. Başarısız takımınızı pohpohlamak için bu kadar çabalamalarına gülüyorum sadece. Ben size değil yatırım yapmak, takımda bile tutmazdım. Özellikle seni."
Güldü,bunu yapmasından nefret ediyordum. Nefret ettiğimi bildiğine emindim. "İyi olduğumu biliyorsun. Haksızlık yapma Jenny."
"Senin iyi olman takımı kurtarıyor mu Matt? İki senedir kupa kazandığınız oldu mu? Ya da başarı gösterdiğiniz herhangi bir şey?" Başını salladı. Haklı olduğumu biliyordu. İçten içe onun da benim gibi bu bütçenin fazla ve gereksiz olduğunu düşündüğünü biliyordum. Ya da buna inanmak istiyordum, emin değilim. Ama aklı başında olan herkes bunu düşünürdü. Başarısız bir takıma yapılan bu yatırım da neyin nesiydi?
"Haksızlık etmeye devam ediyorsun. Geçen sene üçüncü olduk. Bu kötü değil." Gülme sırası bana geçmişti. "Aza tamah mı eder oldun? Tanrım..Durumunuz çok fena.Hemen yarın başa geçemiyor olmam çok kötü."
"Sinirini çok bozuyor değil mi?"
"Ne?" Dedim anlamsız sorusuna. Neymiş benim sinirimi bozan? "Ne yaparsan yap, asla fark edilmemek. Sinirini çok bozuyor değil mi?"
Yutkundum. İşte aşinası olduğum Matthew Chapman. Birkaç karşıt fikir sonrası zıvanadan çıkmaya hazır Matthew Chapman. Sözlerine başımı salladım. Onayladım bir nevi. "Evet. Çok sinirimi bozuyor. Sen Matthew. O kadar sinirimi bozuyorsun ki..Starmış..Sen misin o bahsettikleri? Ailenin parası olmasa yüzüne bakan olur muydu acaba? Ya da arkanı toplayan?"
"Seni ailenin parası bile kurtarmıyor Jenny. Komedi."
Omzundan geriye doğru ittim. Refleks olarak yapmıştım ama milim bile yerinden oynamadı. Gözlerimi devirip yanından geçip merdivenleri inmeye başladım. Ama görüşünden çıkmak üzereydim ki aklıma az önce görmezden geldiğim bir şey takıldı.
"Akşam akşam yönetim binasında ne işin var Chapman?"
Omuz silkti. "Seni ilgilendirmiyor Grace."
—
"Çok sinirliyim! Tanrım, o sinirliyim ki! Görmen lazımdı Caleb. Şerefsiz herif kendinden o kadar emindi ki. Benimle alay etti, her zamanki gibi."
Yakışıklı erkek arkadaşım yatağıma uzanmış tablete bakarken konuştu."Jen, o kadar da önemli değil. Yıllık bütçeyle de idare edebiliriz." Benim sessizliğim üzerine elini ayakta duran bana uzattı ve elini tutmamla beni yatağa, yanına çekti. Yatağa uzanır uzanmaz ona sokuldum.
"Kendini çok geriyorsun. Chapman ve basketbol takımı senin kafanı takmana değecek şeyler değil." Alnıma bir öpücük kondurdu.
Bu sözler tam da sakin ve yapıcı erkek arkadaşım Caleb O'Connor'dan beklenen şeydi. Onunla tanıştığımızdan beri beni sakinleştirmeyi, mantıklı davranarak önümü görmemi sağlamayı görev edinmişti. Ben biraz..hızlı tepki veren biriydim. Bu da beni dışarıdan kaosa açık gösteriyordu. Oysaki böyle değildim, biliyorlardı.
"İdare edebiliriz zaten. Sorun bu değil. Sorun bizim her şeyi ucu ucuna yetiştirmeye çalışırken sporculara saçılan paralar. Bölümde neden sorunun ne olduğunu anlayabilen ve bunu konuşmak zorunda hisseden tek kişi benim? Üstelik buna ihtiyacım bile yok."
Sözlerim üzerine erkek arkadaşım gözlerini tabletten bana çevirdi. Bakışları ne dediğimi anlamamış gibiydi. O an yanlış anlaşılabilir bir şey söylediğimi fark ettim. Erkek arkadaşım da tam beklediğim şeyi yapıp toparlandı ve beni kendinden uzaklaştırdı.
"Senin kadar endişeliler Jen. Bunu biliyorsun. Gruptan kimse chat'e senin moralini bozmamak için yazmıyor diye umursamıyorlar diyemezsin."
Derin bir nefes verdim. "Sadece..bilmiyorum. Evet bu bütçeyi ayarlayan kişi babam. Babam ve onun biricik bağışçıları, evet. Ancak söz konusu bölümün iyiliği için bir şey yapmak olduğunda o yönetim binasına kimse benimle gelmiyor Caleb. Sen bile gelmiyorsun."
Caleb iç çekti. Bıkkın ve oldukça tanıdık bir iç çekişti. Son birkaç haftadır bu konuyu onunla konuşmaya çalıştığımda verdiği klasik tepkiydi. "Yoğun olduğumu biliyorsun. Bu konuyu daha ne kadar konuşacağız?"
"Sen bölüm başkanısın Caleb! Elbet ne kadar yoğun olduğunu biliyorum. Ama her seferinde babamla karşı karşıya kalmak keyif kaçırıcı. En azından sen destek için yanımda olabilirdin." Pekala, bu konuşma iyi bir yere gitmiyordu. Zaten son birkaç haftadır yaptığımız hiçbir konuşma hiçbir yere gitmiyordu. Caleb'tan çok hoşlanıyordum. Caleb beni uzun zamandır konfor alanımda ve güvende hissettiren nadir şeylerden biriydi. Ben genellikle konfor alanından çıkmaktan çekinmeyen, her türlü olaya doğrudan giren ve sürekli tartışmaya açık biriydim. Ve bu sözleri yalnızca Çatlak Kazan'nın popüler öğrenciler listesindeki profilimde yazıyor diye söylemiyordum. Eğer yalnızca bu yüzden söyleyecek olsaydım, aynı profilde yazan aşırı güzel olduğum ve okuldaki her erkeğin yatmak istediği kız listesinde birinci sırada olduğumu da söylerdim ancak bunu umursamıyordum. Yani, herhalde.
Demem o ki, Caleb benimle olduğu için minnettardım ama bu her şeyi görmezden geleceğim anlamına gelmiyordu. Kendimi tutamıyordum.
"Yine başlıyoruz." Dedi Caleb nefes verirken. Öyle kısık söylemişti ki zar zor duydum.
"Bak Jen. Söz konusu maddi sorunlar olmadığında, başka küçük sorunlara takılmak ve onları çözmeye çalışmak daha kolay oluyor."
"Küçük sorunlar mı? Yüzlerce insanın burslu okuduğu tiyatro bölümünde öğrencilerin mezun olmalarına fayda sağlayacak ve mezun olduklarında cv'lerinde artı puan olarak referans olacak işler bulmak için bütçe peşinde koşuyor olmama küçük sorunlar mı dedin sen az önce?"
Tek nefeste konuştuktan sonra nefesimin düzenlenmesini beklemem gerekmişti. Sinirliydim. Tanrı biliyor, o kadar sinirliydim ki! Ben herkes için çabalıyordum. Bütün bölüm için. Sırf bölümdekiler beni gümüş kaşıklı bir ucubeden ibaret sanmasınlar ve bu bölüm için, oyunculuk için ne kadar tutkulu olduğumu görsünler diye çabalıyordum. Caleb yatakta benden iyice uzaklaşmış ve karşı karşıya gelmemizi sağlamıştı. "Sakin ol Jen."
"Al işte! Yine yapıyorsun!"
"Ne yapıyorum?" Dedi sesini yükselterek. Aynı tondan cevap verdim. "Beni sinirlendirecek şeyler söyleyip sinirlendiğim için suçluyorsun. 'Sakin ol Jen.' Oh, evet. Sakin olabilirim. Ancak bunu beni sinirlendirdikten hemen sonra söylemezsen."
"Abartıyorsun. Ne gerek var kavga çıkarmaya?"
"Tanrım Caleb!"
Beni anlamıyordu. Tanrı biliyor, Caleb O'Connor'dan çok hoşlanıyordum ama bu adam beni anlamıyordu. Onunla güvenli alanda kalmayı seviyordum, rahat hissetmeyi seviyordum. Ama bu adam benimle o alanın dışına çıkmak istemiyordu.
"Bence sen sakinleşip kavga modundan çıktığında konuşalım. Birbirimizi kıracağız."
Eşyalarını toplarken cevap vermedim. Alışmışlık hissi bedenimi sarmıştı sanırım. Öyle ki yine beni bir kavga sonrası odada yalnız bırakıp gidişine kırılmadım. Ama yanımdan geçip giderken öpmemesi biraz canımı sıkmıştı. Kapıyı kapattığını duyana kadar hareket etmedim. O sesi duymam da birkaç saniye sürmüştü.
Caleb'ın gidişinin ardından yatağa uzandım ve tavanı izlemeye başladım. Gerçekten de dediği gibi kavga çıkarmaya mı çalışıyordum? Hayır. Bilmiyorum. Buna bir türlü ikna olamıyordum nedense. Kendimi ona açıklamaya çalıştığım her seferde kapıyı çekip gitmese anlaşabilirdik ama ona bunu yapmak kolay geliyordu.
"Jen? Caleb gitti mi?" Hailey kapı aralığından konuşunca başımı salladım. Odaya tamamen girip kapıyı arkasından kapattı. "Bu herif niye seninle kavga etmiyor?"
Güldüm. Bu soru dışarıdan gelince çok toksik geliyordu kulağa. Ama sesli bir şekilde sormaya çekindiğim bir soruydu. Cevap vermedim. "Sorunlarınızı halının altına atarak nereye kadar o dağı büyütecek merak ediyorum."
"Kafamda onu kötülememek için çok çabalıyorum. Benim için bir sürü güzel şey yapıyor Hailey." Sesim kısıktı. Duyduğunu umdum. Birkaç adımda yatağa gelip yanıma uzandı. Bundan fırsat bularak konuşmaya devam ettim. "Bölüm için çabalamamı gereksiz buluyor, nedeni hakkında konuşmaya çalışıyorum ama o gidiyor. Kadınların dekoltesine takıntılı arkadaşlarından hoşlanmadığımı söylüyorum, beni kavga çıkarmakla suçluyor ve gidiyor." Yatakta kolumun üzerine doğru toparlandım ve yüzümü Hailey'e döndüm. "Annesi bacaklarımı erkekler beğensin diye fazla açtığımı söylemiş, bunu gelip kelimesi kelimesine bana söylüyor. Sinirlenince abartıyorsun diyor!"
"Yuh! Bunu söyledi mi cidden?" Başımı sallayarak eski pozisyonuma geri döndüm. Tavanı izlerken başımın altındaki yastığı çekip suratıma bastırdım. "Kendimi boğucam."
"Jennifer.."
"Söylemeni istemiyorum Hailey. Bugün değil." Hailey başını salladı. Arkadaşım çok akıllıydı. Duygularımı dile getirecek, beni yüzleştirecek ama üzerinde durmasını istemediğimi anlayacak kadar.
O gece Hailey yanımda bilmem kaçıncı rüyasını görürken benim gözüme uyku girmedi. Birkaç kez dalacak gibi olmuştum ama onda da elim telefona gitmiş, tartışmamızdan sonra Caleb beni aramış mı diye kontrol etmiştim. Sonuç, olumsuz. Caleb beni tartıştığımız bir günün sonunda asla aramazdı zaten. Haklı olsa da, haksız olsa da. Ama ben her zaman arardım. Çünkü..bunu biri yapmalıydı değil mi? O gece Hailey benim yanımda rüyadan rüyaya atlarken uyumak istemedim. Ve telefona elime aldığımda niyetim Caleb'a yazmak değildi. Yazmadım. Yazmalı mıydım?
—-
bir sonraki bölümden spoiler
Neredeydim ben böyle?
Ben etrafı incelerken odanın kapısı açıldı. "Şu sesinizi bir kesin! Uyanacak-Oh, uyanmışsın. Günaydın Jenny." Matthew Chapman kaslı üst bedenini sergilemek istercesine altında yalnızca siyah bir eşofman ve elinde iki bardakla karşımda dikiliyordu. "Kahve?"
Şaka mı yapıyorsun?
Yüzümün aldığı şekli bilmiyordum ama inanın tahmin etmek zor değildi. Özellikle de Matthew Chapman'ın panikle elindeki bardakları masaya bırakmasıyla nasıl bir tepki verdiğimi anlamıştım. "Wow, sakin ol güzelim. Nefes al."
"Benim burada ne işim var? Matthew burası senin odan mı? Ne yapıyorum ben senin odanda!" Etrafıma bakındım ve olduğum yeri tam olarak algıladım. "Senin yatağında!"
Bölüm etkileşimi
