3. bölüm / 6
ROLÜ BIRAK3.BÖLÜM
Bölümler 6Şu an: 3.BÖLÜM
- 1 1.BÖLÜM2.413 kelime
- 2 2.BÖLÜM3.228 kelime
- 3 3.BÖLÜM1.733 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 4.BÖLÜM1.431 kelime
- 5 5.BÖLÜM2.049 kelime
- 6 6.BÖLÜM3.394 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
JENNIFER
AYNI SALI GÜNÜ DEVAM
"O partide ne işin vardı Jennifer?"
Matthew'un sorusuna vermeden önce birkaç saniye bekledim. Bu soruyu o kadar farklı bir tonda sormuştu ki. Kızgın mıydı yoksa bu ses tonu hayal kırıklığı mı doluydu anlayamıyordum. Ama hangisi olursa olsun bu bana mantıklı gelmiyordu. O partide ne işimin olup olmadığından ona neydi ki? Ancak yine de cevap vermem gerekiyormuş gibi hissettim. Zorunda olduğumdan değildi ama yine de açıklamak istedim.
"Caleb ile tartıştık. Ve kafa dağıtmam lazımdı."
Bekledi. Gerçekten birkaç saniye boyunca sadece bana bakarak bekledi. Ne düşündüğünü anlayamıyordum. Zaten ben genel olarak onun ne düşündüğünü anlayamazdım. Bakışlarını benden çekip odanın etrafında gezdirirken derin bir nefes verdi.
"İçeceklere bir şeyler karıştırmışlar." Dedi. Tek cümle.
Ve bu cümle bile benim gözlerimin sonuna kadar açılmasına ve şaşkınlıktan ellerimi titremesine yetmişti.
"Ne? Nasıl yani?" Sesim de titredi. Kekeledim. Bacaklarımın üzerindeki yorganı kavrarken 'Bir şeyler' dediği şeyin ne demek olduğunu düşündüm. Ne katmışlardı ki? Bir anda gelen farkındalıkla elimi hızla ağzıma götürdüm.
"Uyuşturucu.." dedim kısık bir sesle. Sesim çıkmamıştı sanki. Ama Matthew duydu ve başını salladı. İşte o andan itibaren titreyen yalnızca ellerim değil, tüm bedenimdi. Görüşüm bulanıklaşmaya başlamıştı.
Matthew'u iyi göremediğimi fark edince birkaç kez gözlerimi kırpıştırdım. Ancak bir işe yaramadı. Titreyen bedenime bulanık gözlerim de eklenince panikledim. Sanırım bir tür kriz geçiriyordum, bilemiyorum.
"Ben dün gece.. uyuşturucu mu aldım? Tanrım!" Kalbim çok hızlı atmaya başlamıştı. Bunu hissedebiliyordum. Bir anda nolmuştu böyle?
"Ben.. sadece rahatlamak istemiştim. Caleb'ın mesaj atmayacağını biliyordum. Zaten hiç atmazdı ki! Yani şey.. kavgalarımızdan sonra. Haklı bensem hele..Oh! ondan birkaç gün haber alamazdım." Görüşüm tamamen kapanmıştı ancak bunun sebebi ellerimle yüzümü kapatmamdı. Avuç içlerimdeki ıslaklıktan ağladığımı anlayabiliyordum ancak kendimi durduramıyordum. O esnada yatakta bir hareketlilik oldu. Ama ne olduğuna dönüp bakamadım. Bacaklarımı iyice kendime çekip yüzümü kapattığım ellerimi dizlerime dayadım. Vücudumu bir korku sarmıştı. "Çok kızgındım. Gerçekten, gitme sebebim buydu. Ben çok kızgındım, kendime kızgındım. Ona kızgındım." Bu sözleri kendime mi yoksa Matthew'a mı söylüyordum bilemedim. "Birkaç bardak bir şey içip, biraz dans edip eve dönecektim. Ben..Lanet olsun gerçekten o partide ne işim vardı ki?"
"Şşş..Bir şey yok Jenny. Buradayım." dedi oldukça yakınımdan. Matthew Chapman, nefesini ensemde hissedecek kadar yakınımdaydı. Nefesinden sonra elini sırtımda hissettim. Ancak bu o kadar hafif bir temastı ki, emin olamıyordum. Bir süre tepkimi beklemiş olmalı ki elini sırtıma daha fazla bastırarak aşağı yukarı okşamaya başladı.
"Özür dilerim." Dedi sonra. Ne? Ne için özür diliyordu ki?
Sırtımdaki eli kasılan vücudumu resmen gevşetmişti. Bu yüzden sözleri üzerine başımı kaldırabildim. Ama belki de bunu yapmamam gerekiyordu çünkü Matthew Chapman'ın yüzü benimkinin yalnızca birkaç milim uzağındaydı. Bakışlarım birkaç saniye yüzünden dolaştı fakat bu kadar yakın olmak daha az önce gevşemiş olan vücudumun tekrar uyarılmasına sebep olmuştu. Bunu fark edince aşağıya, kendime çektiğim dizlerime baktım. Böylesi daha kolaydı.
Yine de ona sormak istiyordum. Yani.. neden özür dilediğini. Sormama gerek kalmadan konuştu.
"Özür dilerim Jenny. Niyetim seni suçlamak değildi. Aptalca bir soruydu o. Canın istemiş ve bir partiye gitmişsin. Eee? Bunun nesini sorguluyorum?" Nefes verdi. Bunu hissedecek kadar yakınımda olması çok tuhaftı. Konuşmaya devam edeceğini bildiğim için bakışlarımı tekrar kaldırmadım çünkü onunla yüz yüze gelmek istemiyorum. En azından bu kadar yakınken.
Sözlerine gelecek olursam.. bunu gerçekten içten söylüyor gibiydi. Sesine yansıyan o tını alaycılıktan fazla uzak ve onunla konuştuğumda duymaya alışık olmadığım türdendi. Dediğim gibi..içtendi işte. Hatasını kabul etmesi hoşuma gitmişti. Çünkü ikimiz de biliyorduk ki asıl olay benim neden o partiye gittiğim değildi.
Elinin hala daha sırtımı okşadığını fark edince hafifçe omzumu oynattım. Bu hareketim üzerine elini hızlıca çekti. Niyetim bunu ters bir şekilde yapmak değildi ama yine de bir şey demedim. Beni sakinleştirmişti. Onun için ona teşekkür etmem gerekecekti. Başka şeyler için de.
"Matthew.."
"Seni bulduğumda üst kata çıkan merdivenlerin ortasında duvara yaslı bir şekilde oturuyordun." Sözümü kesti, umursamadım. "İyi gibiydin. Telefona bakıyordun ve etraftaki hiçbir şey umurunda değil gibiydi. Her zamanki sendin işte."
Refleks olarak gülümseyerek bakışlarımı kaldırdım. Ve tekrar yüze yüze geldik. O da benim gibi gülümsüyordu. Devam etmesini bekledim, dün geceye dair daha fazla şey söylemesini.
"Ama sonra, yani yanındaki bardaktan birkaç yudum daha aldıktan sonra bir şeyler oldu. Sen ayağa kalkmayı denedin, sendeledin." Bakışlarını benden çekti ve gözleri etrafta dolaştı. Sonra bir yere kilitlendi. Düşüncelere dalmış gibi görünüyordu. Başımı hafifçe ona doğru eğdim ama bana dönmedi.
"Sonra yanına birileri geldi. Seninle konuştular." Durdu. Bir anda sustu. Yüzünü hızlıca bana çevirdi ve bakışlarını resmen yüzümün her bir noktasında gezdirdi. O bunu yaparken ben de onu izliyordum. Gözleri kararmıştı. Nasıl söylesem? Kızgın gibiydi ama anlamaya çalışıyor gibi de görünüyordu. Peki neyi?
"Sahiden hiçbir şey hatırlamıyorsun, değil mi?" Bu soruyu o kadar kısık bir sesle söylemişti ki, eğer dip dibe olmasaydık ve ben verdiği nefesi bile hissedemiyor olsaydım bu sözleri duymamın imkanı yoktu. Başımı salladım. Ona zaten hatırlayamadığımı söylemiştim. Buna karşılık o da başını salladı. Ancak sorusu beni işkillendirmişti. Anılarınızda kopukluklar, net olmayan şeyler olabilirdi. Ancak benim dün geceki anılarım silinmiş gibiydi. Alkolün insanların hafızasını ne ölçüde etkilediğinin farkındaydım. Ancak bu derece bir kayıp normal miydi? O içeceklere karıştırdıkları şey her neyse hafızama gerçekten bu kadar mı zarar vermişti?
"Matthew..Dün gece ne oldu?" Sorum basitti. Matthew Chapman beni o partide gördükten sonra neden kendi odasına getirmişti?
Sanki az önce yüzü asılan ve beni onlarca soru ile baş başa bırakan kişi kendisi değilmiş gibi gülümsedi.
"Hiçbir şey." Dedi gözlerimin içine bakarken. "Hiçbir şey olmadı Jenny. Sadece partilemek istedin ve partiledin. Biraz kötü bir parti seçimiydi, kabul etmen lazım. Hatırlamıyorsun ama tamamen boktandı." Güldü. "Mike tüm gece bizim partilerimizin ne kadar iyi olduğundan bahsetti. Çatlak Kazan Cassie de oradaydı. Ama o bile çok durmadı. Jackson'ın söylediğine göre bizden önce çıkmış. Zaten bizim içeceklerin içine bir şey katıldığını anlamamız da çok uzun sürmedi. Bunu anlayınca gitmeye karar verdik."
"Peki.. ben bu hikâyeye nerede dahil oluyorum?" Güldüm. Açıkçası sözleri beni rahatlatmıştı. Tek başıma katıldığım bir partide, üstelik içine bir şeyler karıştırılmış içeceklerin olduğu bir partide başıma her şey gelebilirdi. Sonuç olarak o partide tanıdığım birileri olduğunu ya da onlarla konuştuğumu hatırlamıyordum. Öyle ki Matthew ve diğer basketbol takımı üyelerinin orada olduğunu görmemiştim bile. Matthew'un söylediği şu merdivenlerde oturma ve telefona bakma muhabbetini de hatırlamıyordum. Bir saniye.. kafam yerinde değilken umarım saçma sapan bir şey yapmamıştım. Hemen panikle etrafa bakındım. Bu hareketim Matthew'u şaşırtmıştı. Gözlerim telefonumu arıyordu ama etrafta görmüyordum.
"Ne arıyorsun? Kıyafetlerini makinaya attım."
Matthew konuşunca duraksadım. "Kıyafetlerim.." Ve o kadar zaman sonra üzerimde ne olduğunu yeni fark etmiştim. Yalnızca gri uzun bir tişört. "Kıyafetlerime ne oldu?" Şaşkınlıkla sordum. Matthew omuz silkti. "Kustun." Gülümsedi ama ben tepki vermeyince suçlu gibi ellerini kaldırdı. "Ama yemin ederim üzerini ben değiştirmedim. Seni yönlendirdim ve sen değiştirdin." Beklemeye devam ediyordum çünkü şaşkındım. Ancak Matthew bunu da yanlış anladı. "Ve gözlerim kapalıydı. Yemin ederim."
Paniklemesi beni güldürmüştü. Ama o an odağım başkaydı. "Telefonumu gördün mü?"
"Hayır." Dedi hızlıca. Biraz fazla hızlı. Şüphelendirici bir durumdu. Çünkü hayır dedikten hemen sonra ellerini çırpıp ayağa kalktı. "Hadi kahvaltı yapalım."
"Ne? Hayır. Telefonumu bulmam lazım." Onun gibi yataktan kalktım. Çoktan kapıyı açmıştı bile. Arkasından ilerlerken çıplak tenime değen tişört durmama neden oldu. Elimle tişörtün yakasını çekip içime baktım. Ve yavaşça gözlerimi kapatıp geri açtım. "Matthew.." dedim dişlerimin arasından."İç çamaşırlarım nerede?"
Otuz iki diş sırıtarak elleri cebinde bana döndü. Üst bedeni tamamen görüş açımdaydı, kaslı vücudu yani, ve ben bakmamaya çalışarak kollarımı kavuşturdum. "Dediğim gibi. Üstünü sen değiştirdin."
Gözlerimi devirdim. Bunu onunlayken ne kadar çok yapmıştım böyle. Harika, şimdi telefonumla beraber iç çamaşırlarımı da bulmam gerekecekti. Derin bir nefes verdim ve o an aklıma bir soru geldi.
"Bir saniye. Hala beni neden partiden alıp buraya getirdiğini söylemedin."
Yüzündeki gülümsemenin yavaş yavaş silindiğini gördüm. Ama çok hızlı toparlandı. Cebinden çıkardığı ellerinden biriyle burnunu kaşırken omuz silkti. "Beni bırakabilir misin dedin, yurda kendin gidecek kadar iyi hissetmiyormuşsun." Durdu, düşünüyordu. "Hailey'e haber verirsen paniklermiş falan. Ben de tamam dedim."
"Ben mi senden yardım istedim?" Şaşırmıştım. Ama nedense mantıklı da gelmişti çünkü o partide tanıdığım kimseyi görmediysem düştüğüm denizde yılana sarılmış olabilme ihtimalim çok yüksekti.
"Evet. Çok yalvardın." Yüzümün ne hale geldiğini bilmiyordum ama onu güldürmüştü. "Şaka yapıyorum. Öyle bir ortamda seni bırakacak değildim. Beraber çıktık partiden işte. Ama yolda senin miden kötü oldu ve bizim ev yurttan daha yakındı. O yüzden seni buraya getirdim. Daha iyi olunca yurda bırakırım diye düşünmüştüm ama sen uyuyakaldın. Ve şu an buradayız."
Pekala söylediği kadarıyla yaptıkları aşırı mantıklıydı. Çünkü bakıldığında voleybolcuları gerçekten kimse sevmezdi, okuldaki diğer bölümler olarak birleştiğimiz tek konu falan olabilirlerdi. Böyle bir durumda onların verdiği bir partide kafası yerinde olmayan biri olarak bilincimi tam olarak yitirmeden tanıdığım birinden, bu kişi Matthew Chapman olsa da, yardım istemiş olabilirdim. Tabi olaylar hala daha gözümün önüne gelmiyordu. Bu anlatılanların hiçbiri kafamda canlanmıyor, benim için bir şey ifade etmiyorlardı. Sanki dışarıdan başkasının yaşadığı bir olayı dinliyor gibiydim. Ancak yine de şu an karşımda duran, yarı çıplak duran, bu adam beni saçma sapan bir durumun içinden almıştı. Ben.. ona minnettardım.
"Seksi bedenimi kesmeyi bir süre bırak, kirli düşüncelerinden uzaklaş ve benimle aşağıya kahvaltı etmeye gel Jenny. Birazdan karnımın gurultusu duymaya başlayacaksın. Üstelik fark etmiş olduğun ve uzun uzun incelediğin üst bedenim çıplak olduğu için bu ses sana daha gürültülü bir şekilde gelecek."
Sözleri beni güldürdü. O da gülmüştü. Odadan çıkarken istemsizce minik adımlarla onu takip ettim. Koridorun sonunda aşağı kata inen merdivenlerin başına gelmiştik ki, durdum.
"Matt?" Dedim.
"Jenny?" Dedi hemen.
"Ben.. çok teşekkür ederim. Beni orada yalnız bırakmadığın için. Ve bana yardım etmeyi kabul ettiğin için. Yalvarmamı yani." Kahkaha attı. Gerçekten. Kahkahası beni de güldürmüştü. Düşmanımla karşılıklı bir şekilde gülüştüğüme inanamıyordum şu an. Ama her şey fazla akıştaydı. Ayak uydurmadan duramıyordum.
"Kıyafetlerimi yıkadığın ve ben giyinirken bana yardımcı olup gözlerini kapattığın için."
"Kustuğunu atlama." Dedi oyuncu bir şekilde. Onayladım.
"Ve evet. Kusmuğumu temizlediğin için de. Sana minnettarım."
Gülüşü yavaş yavaş küçüldü ve sadece gülümsemeye döndü. Bir şey der diye bekledim ama yalnızca başını salladı.Biraz bekledikten sonra döndü ve aşağı yöneldi. Merdivenleri inerken bir süre geniş kaslı sırtını izledim. Bir sporcu olmanın faydaları vücuduna epey yansımıştı.İtiraf etmeliyim. Tabi bu bakışım çok kısa sürmüştü çünkü kendime ne yapıyorsun diyerek toparlanmıştım ama görüşümden çıkan Matthew aşağıdan bağırdı. "Kirli düşüncelerinden sıyrıl artık Jen!"
Kendi kendime gülerek merdivenlere yöneldim.
—
bir sonraki bölümden spoiler
"Giyebilirdim..Ancak sen tişörtüme konmuş olmasaydın." Elimle bir adım uzağımda duran bedenin tişörtüne uzandım ve kendime çektim. Şimdi yüz yüzeydik. "Çıkarıp bana vermek ister misin?" Masumca olduğuna inandığım bir tonda sordum. Ancak sözlerim Jennifer Grace'in kulaklarından yüzüne doğru kan sıçramasına sebep olmuştu.
"Hayır." Dedi gözümün içine bakarken. Kızarmış olsa bile asla geride durmuyordu. "Bu tişört artık benim." Oyuncu tavrıma karşılık verdi. Bu yüzden onunla tartışmak da, didişmek de çok eğlenceliydi. "Tişörte ihtiyacın varsa bütçeyi kullan."
—-
hello againn
Tam gaz devam
İyi okumalar diliyorummm
Bölüm etkileşimi
