ROLÜ BIRAK kitap kapağı

4. bölüm / 6

ROLÜ BIRAK

4.BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Sara S.

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 4.BÖLÜM

MATTHEW

AYNI SALI GÜNÜ AMA KAHVALTI MASASI

Bu sabah ki kahvaltı masası alışık olduğumdan biraz daha kalabalıktı. Bir kişi ne kadar fark eder demeyin, bu kişi konuşmayı seven ve takım arkadaşlarımla lokmalarının arasından tartışmaya devam eden sözde düşmanım 'Jennifer Grace' ise o masanın ne kadar kalabalık hissettirdiğini tahmin bile edemezdiniz.

"..yapardım. Ciddiyim. Sonra hepiniz voleybol takımına geçmek zorunda kalırdınız." Dedi Jenny ve ardından portakal suyundan bir yudum aldı. Keyfi yerine gelmişti. Sabah biraz dağılmıştı. Haklı bir dağılmaydı. Partide olanlar..

Her neyse.

"Ah Jen! Kalbimi ne kadar kırdığının farkında mısın? Hani voleybolcu nefretimiz ortaktı?" Mike'ın isyanı Jennifer'ı kahkaha attırmıştı. Gülerken elini masaya vuruşunu izledim.

"Yapma Michael. Size biraz daha para harcarlarsa voleybolcuları geçeceksiniz. Kötü ün konusunda yani. Nefret kulübünüzün başkanı olacağım. Hepinizi lanetleyeceğim." Sözleri hepimizi güldürdü. Şu an onunla aynı masada oturup kahvaltı etmek dışardan tuhaf görünse de hiçbirimiz bunu umursamıyorduk çünkü bu böyleydi işte. Kimsenin birbirinden gerçekten nefret ettiği falan yoktu. Birbirimizi düşman diye adlandırsakta.

"Ne?!" Diye abartılı bir tepki verdi Mike. Masada herkes gülüyordu. Sonra aynı abartıyla bana döndü. "Kaptan! Şu cadıya bir şey söyle! Bize lanet okuyor!" Bana doğru eğilip fısıldadı. "Ve bana Michael dedi."

Herkes tek bir ağızdan kahkaha atmaya başladı ve bana döndüler. Tostumun son lokmasını ağzıma attım ve omuz silktim. "Okul onun. O ne derse o."

Bu sözlerim üzerine Jennifer bana bir bakış attı ve gülümsedi. Çok kısa bir andı ama yakalamıştım. Daha sonra önüne döndü ve iki elini masaya vurdu. Şimdi bütün odak tekrar ondaydı.

"Pekala kaslı piçler. Kahvaltı ve sohbetiniz için teşekkür ederim ancak düşmanlığımıza geri dönsek iyi olur. Sizi bir anda sevmeye başlarım falan. Korkunç!"

Gülümseyerek sandalyesini geri ittirdi ve ayağa kalktı. Üzerinde hala daha benim gri tişörtüm vardı. İçinde kayboluyordu resmen. Sandalyeden uzaklaşırken bol tişörtün içinde hareket eden bedeni bana içinde hiçbir şey olmadığını hatırlatınca yutkundum. Bedenini tişörtüme sürtünürken düşünmek vücudumun kasılmasına neden olmuştu. Başımı iki yana sallarken öksürdüm. O aklıma bir şey takıldı. Dün kafası uçuk bir halde iç çamaşırlarını nereye atmıştı kim bilir?

"Gitmeden size şey soracaktım..Telefonumu gören oldu mu?"

Bu sözler üzerine bir sessizlik oldu. Az önceki ortam kesilmişti ve herkes önce birbirine daha sonra bana baktı. Mimiklerimi kontrol etmeye çalıştım, onu germek istemiyordum. Ya da kafasını karıştırmak. Bu yüzden cevap vermeden önce gülümsedim, aslında bunu çocukları rahatlatmak için de yapmıştım. Jennifer'ın ortamdaki sessizliğin altında bir şey aramasını istemiyordum. "Bakmayın bana." dedim gülerken. "Ben görmedim." Diğerleri sözlerime ayak uydurmak için hazırda beklerken Jackson lafa girdi. "Görmedik Grace. Yani ben görmedim. Şimdi diğerleri adına konuşmayayım ama. Partide görmedim, etrafta görmedim. Yani düşmüş falan olabilir. Düştü demiyorum ama-"

"Yeter Jackson." dedim dişlerimin arasından. "Anladı."

Salak arkadaşım yalan söylemeyi beceremediği gibi bizi zor duruma sokuyordu. Jennifer Grace oldukça zeki bir kızdı ve Jackson'ın karşısında paniklemesinin altında bir şey arayacağından çok emindim. Jackson'ın bakışlarını kaçırmasından sonra bana dönmesi ve tek kaşını kaldırması buna örnekti. "Matt-"

"Seni yurda bırakmamı ister misin? Bu şekilde yürüyebileceğini sanmıyorum." Sözlerimin ardından istediğimi elde etmiş olacağım ki dikkati dağıldı ve üzerindeki gri tişörtüme baktı. "Ne var ki- Oh! Doğru." Eliyle yüzüne gelen saçlarını kulağının arkasına iliştirirken başını salladı. Utanmıştı. Saçını çekmesi ile ortaya çıkan kızarmış kulağından görebiliyordum bunu.

"Olur. Yani işin yoksa."

Sözlerine cevap vermeden ayaklandım. Bir an önce onu yurda bıraksam ve günü atlatsak iyi olacaktı. Dün geceye dair bir şeyler hatırlamasını ve sorgulamaya başlamasını istemiyordum. En azından bugünlük.

"Üstüne bir şey almayacak mısın?" Kapıya doğru ilerlediğimi gören Jennifer sorunca gülümsedim. Niyetim kapının hemen yanındaki sandalyedeki tişörtü alıp üzerime geçirmekti ama o dışarıya bu şekilde çıkacağımı düşünmüştü. Düşüncesi beni güldürdü ve oyuncu yanımı ortaya çıkardı.

"Giyebilirdim..Ancak sen tişörtüme konmuş olmasaydın." Elimle bir adım uzağımda duran bedenin tişörtüne uzandım ve kendime çektim. Şimdi yüz yüzeydik. "Çıkarıp bana vermek ister misin?" Masumca olduğuna inandığım bir tonda sordum. Ancak sözlerim Jennifer Grace'in kulaklarından yüzüne doğru kan sıçramasına sebep olmuştu.

"Hayır." Dedi gözümün içine bakarken. Kızarmış olsa bile asla geride durmuyordu. "Bu tişört artık benim." Oyuncu tavrıma karşılık verdi. Tanrım! Bu yüzden onunla tartışmak da, didişmek de çok eğlenceliydi. "Tişörte ihtiyacın varsa..bütçeyi kullan." Beni geriye doğru ittirdi. Elimden kurtulmuştu.

Sözlerine kahkaha attım. Lafı dönüp dolaşıp bütçeye getiriyordu. Bu kız.. çok fenaydı. "Hoşçakalın!"

Kahvaltı masasında oturan çocuklara el salladı ve tekrar bana döndü. "Gidelim mi?"

—-

JENNIFER

AYNI SALI GÜNÜ MATTHEW'UN ARABASI

"Sola. Evet. Köşede indirebilirsin beni."

Matthew arabasını sola yanaştırıp park ederken konuşmak için tamamen durmasını bekledim. Ancak o benden önce davrandı. "Buyurun hanımefendi."

"Teşekkür ederim. Gerçekten." Ona yeterince teşekkür edememişim gibi hissediyordum. Matthew Chapman benim için bir günde kuru bir teşekkür ile geçiştiremeyeceğim kadar çok şey yapmıştı. Mahcuptum. Tam tabir buydu işte. Ancak içten içe yaşadığım bu durum dışarıdan Matthew' a bir şey ifade etmiyormuş gibiydi. Elini sallayarak beni geçiştirmesinden böyle anlıyordum.

"Yapma Jenny. Ne yaptım sanki?"

Bunu bu kadar hafife almasına izin vermek istemedim. " Hayatımı kurtardın!" Dedim dramatik bir şekilde. Oyunculuğumu konuşturduğum komik bir andı. Ancak Matthew gülmedi. Sözlerimin ardından değişen surat ifadesi ve çatılan kaşları fazla barizdi. "Şaka yapıyordum. " Kendimi açıklama ihtiyacı hissettim çünkü ortam bir anda gerilmişti sanki.

"Biliyorum Jennifer. "

Oh, peki. Ne demem gerektiğini bilemediğim kısa bir an sonrası Matthew araç kapı kilidini açtı. Bu in artık arabamdan mı demekti? Matthew Chapman ile birinci senemizden beri düşman gibiydik. Neden ve nasıl diye soracak olursak bariz bir cevap yoktu aslında. Ben ilk seneden aile mirası bu okulun sporcu yetiştirmek dışında bir gayesi olmadığıyla yüzleşmiş, berbat bir sezon geçiren basketbol takımını motive etmek için harcanan paraları hazmedememiştim. Bunu fazla belli etmiş olacağım ki, o sene sonunda bütün sporcuların dikkatini çekmiştim. Onların tabiriyle kıskançlığımla.

Böyle olunca da ikinci senesinde basketbol takım kaptanı olan Matthew Chapman' ı da kendime bir nevi düşman edinmiştim. Diğer basketbol oyuncularını da tabii. Uzunca bir süre sessiz bir düşmanlıktı bu. Ben babamın odasında gizli gizli sporcuların özellikle de basketbolcuların ne kadar başarısız olduklarına dair konuşmalar yapıp onun aklına girmeye çalışıyor, bağışçıları okulun diğer bölümlerine özellikle de tiyatro bölümüne yönlendirmeye uğraşıyordum. Fark edilmeyeceğini düşünmedim elbette. Kısa bir süre sonra Çatlak Kazan yöneticisi Cassie'nin dikkatini çeken bu sporculara yönelik nefretim okulun dedikodu kazanını daha iyi kaynatmak için sanki sadece Matthew'a yönelikmiş gibi kurgulanmış ve bütün okul Cassie tarafından sanki biz birbirimizden nefret ediyormuşuz gibi inandırılmıştı.İkimiz de aksini kanıtlamaya çalışmadık. Ona karşı kişisel bir nefretim yoktu,hiç olmamıştı. Ama insanların yarattığı bu düşmanlık ortamı hoşuma gitmiyor diyemezdim. İkimiz de sessizce birbirimizi düşmanımız ilan etmiş, hayatımıza böyle devam etmiştik. Takımları başarısız olduğunda sevinmiyordum elbet ama babama karşı elime koz vermeleri hoşuma gidiyordu. Bir işe yaramasa da.

Demem o ki bunca zaman sözde düşmanımla oturup konuşabilirdim ama ikimiz de adım atmadık işte.

Dün geceye kadar.

Voleybolcuların partisinde her ne olduysa ayaklarım beni Matthew Chapman'a götürmüş ve o ondan yardım istemiştim. Ve o da bana yardım etmiş, sanırım sessiz bir barış anlaşması imzalamıştık.

"İnecek misin? Yoksa bekleyelim mi?" Sözleri üzerine başımı iki yana salladım. Barış anlaşması kısa sürmüştü. "Tamam. Kurtuluyorsun benden sakin ol."

Sözlerime güldü. Hala daha bana gülmesine gıcık oluyordum, itiraf etmem lazım. "Doğrudan odaya çık. Bugün Salı. Voleybol takımı antrenmana çıkacak."

"Tamam baba?"

Kahkaha attı. Bana gülmekten keyif alıyor gibi görünüyordu. Ancak beni tembihlemesi asıl komik olandı. Voleybolcuların Salı günü antrenman yaptığını biliyordum, herkes biliyordu. Hatta sırf onlar antrenmana çıkacak diye bu okulda etkinliklerin iptal edildiği bile oldu. Tanrım, biz bu voleybolcuları gerçekten sevmiyorduk galiba.

"Voleybolcularla karşılaşma diye dedim. Sabahın ilk ışıklarıyla onları görmek rahatsız edici olur." Matthew'un sözlerine başımı salladım. "Zaten odaya gidecektim başka nereye geçebilirim ki?"

"Bilmiyorum belki yolda bir parti görür ve ona katılmaya karar verirsin." Alaycı bir şekilde konuştu. Sözleri üzerine gözlerimi devirdim. Bu adam laf sokmaktan asla geri durmuyordu. Cevap vermeme kalmadan konuşmaya devam etti. "Bu sefer o partide ben de olmayabilirim haberin olsun."

"Değil mi? Sonra kendimi kimin kollarına atarım?" en az onun kadar alaycı bir şekilde karşılık verdim.

"Doğru. Herkes seni kollarını açıp benim gibi beklemez." Kahkaha attım, kahkaha attı. Sonra bir sessizlik oldu. Atışma kotamızı doldurmuştuk sanki. Ve bu sessizlikte bana yavaş yavaş arabadan inip onunla geçirdiğim günü bitirmem gerektiğini söylüyordu. Bu yüzden ellerimi çırptım. Bu sessizliğin ardından ortamdaki tek sesti. Bakışlarını direksiyondan bana çevirdi.

"Gitsem iyi olacak.Görüşürüz. Yani.. görüşmeyiz. Niye görüşelim?" Saçmaladım. Gereksizdi. Gereksiz yere panikliyordum. Bu özelliğim aşırı hızlı sinirlenmem ve tepki vermemden sonra en nefret ettiğim özelliğimdi. Bu sözlerime hafif bir tebessümle karşılık verdi. Alay eder diye düşünmüştüm ama onun yerine derin bir nefes vererek konuştu. "Görüşürüz Jenny. Neden görüşmeyelim?"

Durdu. Birkaç saniye bekleyip tekrar konuştu. Bu sefer gülümsüyordu. "Düşman değiliz ya."

—-

Bir sonraki bölümden spoiler

"Matthew..çek elini kalçamdan." Jennifer Grace kıpkırmızı olmuş suratıyla, bunu oldukça net bir şekilde görebiliyordum çünkü kalçasına kavradığım için oldukça yakınlaşmıştık, beni uyardı. Ancak bunu yaparken kendisinin eliyle elime bastırdığını fark etmiyor gibiydi.

"Jenny.." dedim fısıldayarak. Sesim beklediğimden bir tık daha erotik gelmişti kulağıma. " Tişörtünü düzeltecektim. Ayrıca .. çekmeme izin vermiyorsun ki."

—-

selamlaaarrrr

yeni bölümle karşınızdayım

iyi okumalar herkesee

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

20okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.