3. bölüm · RIHTIM

Bölüm 2: Başlangıç

Yalnızca Zeynep

Öyleyse devam mı?

Gasteci kız ve balıkçı çocuğun hikayesine tekrardan hoşgeldiniz!

Şimdi, arkanıza yaslanın, gözlerinizi kapatın, Karadeniz'in dalgaları kıyıya vururken çıkan sesi dinleyin, rüzgarı saçlarınız arasında hissedin, açın kollarınızı, hissedin temiz havayı ve açın gözlerinizi; artık RIHTIM'dasınız...

Hep burada kalmanız dileğiyle, bu hikaye atan tüm kalplere.

02.03.2026

Bölüm Şarkısı:
#Zeynep Bastık/ Şahaneyim

...

RIHTIM:

"İki dalga, bir kıyı"

2. Bölüm: Başlangıç

🌊🌊🌊

*Her son yeni bir başlangıçtır.*

💙

(1 ay sonra, İzmir...)

27.09.2021, saat 17.00

O gün gelip çatmıştı nihayet. Gerçi, nihayet ne kadar doğru bir kelimeydi?

Bilmiyorum.

Emellerime ulaşmıştım. Kısmen de olsa. Ancak arkamda bırakacaklarım ve sırtıma yükleyeceklerim vardı. Büyükçe kamburumla yol alıp, derince bir yarayı yalnız bırakacaktım.

Trabzon uzaktı. Çok uzaktı. Dayım Hayal'i yanıma salmadı. Gerçi, onun salıp salmaması bizi çok bağlamazdı. Abimden izin çıkmayana değin.

Onu, kardeşimi bu çukurdan çekip alamamıştım. Kurtaramamıştım. Yaptığım bir bencillik miydi? Kesinlikle.

Bence kesinlikle öyleydi.

Sadece kendi paçamı kurtarmış, verdiğim fevrice sözleri tutamamış, vaat enkazımın altında, toz toprak içinde kalmıştım. Ve bu enkazın altından yine tek başıma çıkacak, tozlarımı tek başıma üstümden silkeleyecektim.

...

"Sırf sen varsın diye. Biliyorsun değil mi?"

Yuvalayan gözlerle baktım teyzemin ellerini tutarken onun gözlerinin en içine.

Dudaklarını birbirine bastırdı. "Biliyorum." Göz pınarları yaşları sızdırmaya başlamıştı. "Gözün arkada kalmasın."

Buna verecek tatmin edici bir cevabım yoktu. Güvenim ona, teyzeme tamdı. Ama gözüm arkada kalırdı.

İki yanında salınmış ellerini kavradım.
"Yolum uzun. Artık gitmeliyim."
Gözümden süzülen bir damla yaş yakama aktı.

"Yolun epey uzun. Hınzır. Gelemeyelim de seni rahatsız etmeyelim diye ta fizana gidiyorsun değil mi?"

Burukça gülümsedim. Gözlerimi kaçırdım. Yanımda duran valizimin koluna bakaraktan konuştum.
"Ya! Ne demezsin.."

"Olsun. Geleceğin avukatı, savcısı ya da hakimi olacaksın sen! Gidilir o kadar yol. Dert etme. Biz olduğumuz yerde duruyoruz işte. Özlersen, gelirsin. Eğitimin her şeyden önemli. "

Kulağımda çınlayan cümleyi tekrarladım.
'Geleceğin avukatı, savcısı ya da
hakimi olacaksın sen!'
Gözlerimi kıstım.

"Tab, tabii, tabiki." Utangaç gözlerimi tekrar kaçırdım. Bakışlarım yine valizimin kulpuna odaklandı.

"Gel buraya!"
Teyzemin beni kendine çekip göğsüne yaslamasıyla sıkıca sarıldık. Kokusunu uzun uzun içime çektim. Depo edercesine. Unutmak istemiyorcasına. Annem kokuyordu. Şu dünyada annemin kokusunu bir de o taşıyordu.

Gözyaşlarımı silip teyzemden ayrıldım. Arkasında, dolu gözleriyle duran dayıma baktım. Dudaklarımı büzdüm. Koşarak bir hışımla da ona sarıldım.

"Dayım!"

"Kızım..."

Uzunca sarıldıktan sonra kollarımı ayırdım.
"Dayım. Kendinize çook iyi bakın. Şimdiye kadar da, herşey ama herşey için hakkınızı helal edin."

Dayım mahcup gözlerini yüzümde gezdirirken şunları söyleyip tekrar sarıldı.

"Milyon kere helal olsun yavrum. Sizler bana ablamla eniştemin emanetisiniz. Elimden geldiğince. Asıl sen hakkını helal et. Kırdıysak, üzdüysek affola yavrum."

Ayrılırken cebime birşeyler sıkıştırdığını hissettiğimde elim cebime gitse de reddetmeme izin vermedi. Yol harçlığımı vermişti.

Ayrılıp gözlerimi sildim.
"Estağfurullah dayım. Benimde sana sonuna kadar helal olsun. Emeklerin ödenmez. Emanete çok iyi sahip çıktın, aklında pürüz kalmasın."

Sonra da evin karanlık yüzüne döndüm. Evde olan evde kalırdı. İyisiyle kötüsüyle bana evini açan kadından illaki helallik almalıydım. Yanına gitmeden geriden geriden seslendim.

"Yenge! Sen de hakkını helal et. Az yük olmadık sana."

Ancak o son lafımı yanlış anlamış, son çemkirmesini yapmıştı. Zil takıp oynayacak halini tekrar kızgın surata çevirip çemkirdi.

"Densiz! Laf mı çarpıyorsun sen bana gider ayak. Bana bak! Yola gidiyorsun ağzını hayra hoşa aç. Sana hakkımı helal etmem aha da başına birşey gelirse üstünde hakla gidersin öbür tarafa!"

Laflarının ağırlığı göğsüme bir yük gibi oturduğunda olduğum yere adeta çakıldım kaldım. Ellerim titremeye başlamıştı.

Ben öylesine dikilirken sinirden köpüren dayım yengemin üstüne yürüdü.

"Lan kadın! Senin ne dediğini kulağın duyuyor mu?"

"Ne var İhsan? Yalan mı? Gidiyor, hala bana eziyet ediyor yeğenin. Hala cadılık peşinde! Pis kenafir!"

"Kadın! Almayayım seni ayağımın altına!"

Dayım daha da celallendiğinde teyzem önüne geçip göğsünden ittirerek durdurdu.

"Abi! Bırak şu tehditleri. Vuracak mısın bir de kadına? Yapma Allah aşkına!"

Dayımın kasılan çenesini gördüm. Ateş eden gözlerini teyzeme çevirdi.

"Bir de bana onu mu savunuyorsun Mine!"

"Evet abi, hiçbir şey kadına ya da başka bir varlığa şiddet uygulamanı haklı kılmaz!"

Teyzem her ne kadar haklı olsa da bu duruma bir son vermeleri gerekiyordu. Dayım yanında sıktığı yumruğunu gevşetirken o cevap vermeden ben aralarına girdim.

"Lütfen kavgayı bırakır mısınız? Arkamda mutlu bir aile bıraktığımı hatırlamak istiyorum." Hepsi asık suratlarıyla köşelerine çekildiğinde başımı eğdim. "Teşekkürler."
Valizimin kulpunu açıp yanımda sürükleyerek kapıya yöneldim.
"Ben de artık gideyim. Otobüse az kaldı. Kaçırmayayım. Kendinize çok iyi bakın. Allah'a ısmarladık."

Teyzem oturduğu yerden bana öpücük atıp gülümsedi.
"Hadi selametle kuzum!"

Dayım ise ayaklanıp yanımda bitti.
"Kızım otogara kadar bıraksaydım.."

Kafamı hızla iki yanıma sallayarak tuttuğu valizimden ellerini çektim.
"Dayı! Konuştuk ama. Kaç kere."

O da başını sallayıp geri yerine geçip kanepeye oturduğunda son kez herkesin üzerinde göz gezdirdim.

Kapıyı aralayıp dışarı adımımı atarak son kez seslendim.
"Hadi Allah'a emanet."

Arkamı dönüp valizimi sürükleyecekken odasından çıkan Hayal'in sesi duyuldu.

"Abla!"

Başımı ondan yana hafifçe çevirdiğimde kollarını iki yanına açmış gülümseyerek bana baktığını gördüm.

"Benimle vedalaşmayacak mısın?"

Büyük bir gülümsemeyle bende ona döndüğümde kollarımı açtım.
"Gel buraya!"

Koşarak yanıma gelip göğsüme çarparak bana sıkıca sarıldı.
Onu yanıma almadığım, buradan kurtaramadığım, çok uzağa gittiğim için bana küstü. 2 haftadır konuşmuyordu. Onunla vedalaşmadan gideceğim için de içim içimi yiyordu. Bu tavrı beni çok mutlu etmişti. Benden ayrıldığında kızarmış gözleriyle bana baktı. Güldü. Ardından yanağıma bir buse kondurup konuştu.

"Sana çok kızgınım. Geçmedi, geçmeyecek. Ama ablamsın; sana sarılmadan, öpmeden, koklamadan seni bırakır mıyım? Asla!"

Bende onu koklayıp öptüm. Saçından bir tutamı kulağının arkasına yerleştirdim.

"Teyzeme emanetsin. Elbet alacağım seni yanıma. Ya da sen gelirsin yanıma. Belki de ben seneye daha yakına gelirim buralara. Ama bir şekilde hallederiz tamam mı? Bu bir veda değil. Kısa bir ara ablacığım. Ne işim var benim elin Karadeniz'inde. Kazık çakmayacağım ya! İllaki geleceğim. Tamam mı? Anlaştık mı?"

Bir büyük öpücüğün ardından söyledi.
"Anlaştık."

Saçlarını okşayarak "Aferin!" Dedim.

...

Zar zor evden ayrılıp yollara düşmüştüm. Kordon boyu valizimi sürükleyerek yürüyordum.

Kulağımda kulaklığım takılıydı. İzmir'e son göz atışlarımdı bunlar. Ege'nin dalgarının ritmi son kez melodi oluyordu kulağıma..

Yorulduğumda denize dönük banklardan birine kuruldum. Nereye gittiğimi bile bilmiyordum. Daha doğrusu nasıl gideceğimi..

Dayımın pantolonuma sıkıştırdığı parayı çıkardım. 150 lira vardı. Dudağımı kıvırdım. Yetmezdi.

Dayımın otobüs parası diye verdiği parayı harcamıştım. Harcamam gerekmişti. Şimdi bu miktar da yeni bir bilet almaya yetmezdi. Gözüm telefonuma kaydı. Gözüme kestirdim. Onu satacaktım.

İçim buruklaştı. Bu telefon babamın bana aldığı son doğum günü hediyesiydi. Ve neredeyse onlardan kalan son yadigarlardan biri..

Başka çarem olmadığına kanaat getirdiğimde telefonu elimde sallayıp hızla ayağa kalktım. O sırada sert bir şeye çarptığımda bir anlığına gözüm karardı.

Düşüp dökülme sesleri duyduğumda gözlerimi açıp baktım. Yerde devrilmiş bir kasa balıkla birlikte bir adam duruyordu.

"Eh be bacum! Hiç bakmay misun önüne? Ziyan oldu ha tüm balıklar!"

Kalkarken balıkçı adama çarpmıştım. Otuzlarında kızıl bir adamdı. Hızla yere çömelerek ona baktım.

"Çok özür dilerim. Biraz dalgındım. Yardım edeyim."

"Yok bacum ellema sen. Kokarsın sonra. Bak hanum hanumcuk bir kizsun, gerek yok."

"Ama olur mu öyle, düşürdüm sizi."

"O benum sakarlığumdam da! Yoksa kedi gibi kızsın. Dağ gibi adamu nasıl devireceksin."

Sözleri kıkırdamama sebep olurken elimi ağzımla kapadım. Adam yerdeki balıkları tekrar kasaya doldurduğunda ikimizde ayaklandık.

"Tekrar özür dilerim. Hakkınızı helal edin."

"Helal olsun kizum. Sikintu yok. Ha yolculuk nireye?"

Afallamış gözlerle baktığımda aklıma dank etti. Valizime kısa bir bakıp gülümsedim.

"Ha yolculuk? Yolculuk şeye ya, Trabzon'a!"

"Uy! Trabzon'a mı?"

Adamın keyiflenmesiyle gülümsemem büyüdüğünde onayladım.

"Evet. Trabzon'a."

"Benum memleket ha! Öğrenci misun?"

"Evet. Üniversite okumaya gideceğim."

"Ta buralardan ha? Maşallah, maşallah! E otogar ters tarafta kalır ya!"

Başımla etrafa baktığımda hakikaten de öyleydi. Şuan otogara çok ters bir taraftaydım. Şansı fırsat bilip sordum.

"Evet, öyle. Buralarda bir işim varda sonra geçeceğim otogara. Buralarda bir telefoncu var mıdır bilir misiniz?"

"Yok kizum ben nereden bileyim, yabancısıyum da buranın. Ne yapacaysin sen telafoncuda?"

Ayağımın ucuyla yerdeki taşla oynayarak gözlerimi kaçırdım.
"Telefonumu satacaktım da.."

Adam etrafı kolaçan edip temiz elini omzuma koydu.

"Kizum sormağa da çekiniyrum ama, paran mı yok senin?"

Utangaç gözlerle kısa bir bakış atıp yüzüm önümde başımı usulca salladım.

"Bak o zaman ne diyecam ben sana?"

Gözlerimi tekrar adamın gözleriyle buluşturdum dinliyorum dercesine.

"Ben bu gece tırla Trabzon'a yola çıkıyorum. Hale balıkları satdum. Biraz elimde mal kaldi, onlar için bir iki gün daha bekleyecektim ama olsun. Memlekette de satarim ben onlari. Sakıncası yoksa sen benumla gelir misun?"

Ne diyeceğimi bilemeyerek avuçlarımı ovuşturdum. Sonra telefonuma baktım. Onu satamazdım. Başımla onayladım.

"Olur, gelirim. Teşekkür ederim. Ama benim için erken gitmenize gönlüm razı gelmez. Bir iki gün bekleyelim."

"Yok kizum gerek yok. Dert etma! Benda ailemi özledum zaten. İşima gelir."

"Peki öyleyse."

"Yalnız. Önde yerim yok. İki uşak daha var benimle. Arkada malların arasında bir yerimiz var dinlenmelik. Orada gitsan olur mu kizum?"

"Siz beni götüreceksiniz ya oralara kadar. Ben diken üstünde bile giderim."

"İyi o zaman. Benda sana hanum hanumcuk bir kız dediydum. Sen delikanlinin önde gidanı çıktın. Helal olsun sağa! Haydi gel bagalum."

Valizimi kavrayıp gülerek adamın peşinden ilerlemeye başladım.

Beni hale getirdiğinde kulübeye girdik. Sobanın başına geçip ısınmaya başladım. Adam ve yanındaki iki arkadaşı çıkıp depodaki kalan balıkları tırın arkasındaki buzluğa taşımaya başladılar.

Yaklaşık iki saatin ardından işleri bittiğinde saat akşam sekize varmıştı.

Bir saat önce dayım aramış otobüsümün kalkıp kalkmadığını sormuştu. Sağ salim bindiğimi, İzmir'in çıkışında olduğumu sallamıştım.

Etrafı inceleyen gözlerle bakıyordum kulübenin içine. Her yerde Trabzon Spor temalı eşyalar vardı. Atkılar, bereler, formalar, keşanlar, kupalar...

Resmen hediyelik eşya dükkanı gibiydi. Trabzon'a geçtiğimiz yaz gitmiştik. Daha doğrusu uğramıştık. Yengem aslen Artvinliydi. Köyüne giderken Trabzon'da da duraklamıştık. O zamanlar görmüştüm böyle şeyleri dükkan kıyılarında..

Kapı aralanıp Hasan abi içeriye girdiğinde gülümsedim. Balıkçı abinin adını öğrenmiştim.

"Bacum, Hayat bacum!"

O da benimkini:)

"Buyur abi?"
Elindeki beyaz poşeti gösterdi.

"Sana da yiyecek birşeyler getirdum. Acıkmışsindur kaç saattir. Ha bunları yiyesin de gözün açılsın. Karadeniz hamsisinden ekmağ arası yaptım sağa."

"Ellerine sağlık abi, ne zahmet ettin. Mis gibi koktu valla yerim."

"Sen harbi delikanlu kizmuszun ha! Başkası beğenmaz, yemaz! Kucak açtın maşallah."

"Hamsi yenmez mi abim ya!"

"He ya kizum ya!"

Uzunca gülüştük. Poşeti alıp önüme düzgünce açtım. Yarım ekmeği alıp yemeğe başladım. Muazzam bir lezzetti...

Ben yemeğe devam ederken Hasan abi kapıya yöneldi. Çıkacakken bana seslendi.

"Kizum. Saat dokuz gibi yola çikmiş oluruz. Senda ona göre kendinı ayarla he mi?"

Ağzım dolu olduğundan hızlı bir şekilde başımla onayladığımda abi uzunca güldü.

Bir saatin sonunda hazırlıklarımızı tamamlamış yola koyulmuştuk. Buzhanenin kıyısındaki perde arkasındaki köşeme geçtim. Valizimi güzelce bir kenara sabitleyip kendimi kasaların üstü hasırla örtülerek yapılmış yatağa attım. Kulaklığımı çıkarıp müzik dinlemeye başladım.

Arkamda şeffaf muşambayla örtülmüş minik bir cam vardı. Kenarını kıvırarak elimi dışa çıkardım. Saçlarım rüzgarla uçuşurken hava çoktan kararmıştı. Sadece otobanda giden arabaların farları ve fosforlu trafik tabelaları etrafı aydınlatıyordu. Dağların arasından boylu boyunca uzanan yol beni yeni maceralara sürüklüyordu. Hayatımın bundan sonrası yeni bir şekil alacaktı. Peki ya ben, bu değişikliklere alışacak mıydım?

Kulağımda Zeynep Bastık'tan Şahaneyim çalarken rüzgar saçlarımı uçurmaya devam ediyordu. O an özgürlüğü hissetmiştim.

Ve ben.. Şahaneydim!

(Burada müziği açarak gözlerinizi kapatıp Hayat'ın ruh haline girebilirsiniz...)

🌊🌊🌊

(22 saat sonra, Trabzon...)

28.09.2021, saat 19.00

Duyduğum takır tukur sesler beni uzun soluklu uykumdan uyandırdığında üzerimdeki ceketimi yan tarafıma sıyırdım. Hasır yatakta oturur pozisyon aldığımda önüme gelen saçlarımı kulaklarımın arkalarına sıkıştırıp gözlerimi ovuşturdum.

Gelmiş olmalıydık.

Yanımdaki telefonuma baktığımda saat akşam yediyi gösteriyordu. Kilit ekranıkda birçok arama, onlarca mesaj vardı. Hayal'den, teyzemden, dayımdan ve en yakın arkadaşım Bahar'dan gelenler mesajlar...

Onları önemsemeyip kilit tuşuna bastım. Telefonu pantolonumun arka cebine atıp sırt çantamı taktım. Ardından valizimin tekerlerinin kildini açarak kolunu kaldırdım. Saçıma başıma bir çeki düzen verip önümde gerili, bana bu minik kabini oluşturan muşambayı sıyırıp tırın arka kısmına çıktım. Önümdeki fazlasıyla parlak spot ışığı tam olarak yüzüme vurduğunda gözlerim kamaşmıştı. Valizimi tutan elimle gözlerim önüne gergi yaptığımda biraz olsun etrafı görmüş gözlerimi ışığa alıştırmıştım.

Kasaların arasından bir beden bana doğru gelirken Hasan abi olduğunu düşünerek seslendim.

"Abi?"

Oysa tanımadığım bir ses karşılık vermişti. Hasan abiye ait olamayacak kadar naif ve genç bir sesti.

"Abin olacak yaşa daha gelemedim muhtemelen."

Tonlaması gülme ile karıştığında
gözlerimi iyice kısıp baktım. Karşımda genç bir delikanlı duruyordu. Ona doğru olduğunu düşündüğüm birkaç adım daha atıp benim için ayrılmış olan köşeden nihayet çıktım. Saçlarımı düzeltirken konuştum.

"Işıktan kim olduğunu göremedim." Bir yandan da içeriden amma da ağır valizimi sürüklüyordum. Valizi güçlükle kaldırıp basamaktan atlatmaya çalışırken konuşmaya devam ettim. "Kusura bakmazsın artık."

Olumlu anlamda usulca başını sallayıp onayladı.
"Bakmam, bakmam."

Cebelleştiğimi görmüş olacakki kibarca yardım eli uzattı.
"Alayım mı ben onu? Yardım için."

Çekinceli ettiği teklife karşı oldukça rahat karşılık verdim.
Valizin kulpunu bırakıp geri çekildim.

"Olur. Teşekkürler."

Bu kabullenişim onu anlam veremediğim bir şekilde şaşırtmıştı.
Dudağını büktü.

"Rica ederim."

Ardından anlamsız bakışlar atarak valizimin kulpunu kavradı. O da güçlükle valizi yerinden oynatıp sürüklemeye başladığında arkasını dönüp sordu.
"Garip?"

Aynı anlamsız bakışlar bana yerleştiğinde sorusuna soruyla karşılık vermek durumunda kalmıştım.

"Garip olan şey nedir?"

Gözlerini kıstı. Bu onda bir tikti anlaşılan. Ya da başka birşey bilmiyordum, sadece dikkatimi çekmişti. Benim abimde aynısını yapardı. Ne zaman aklına bir kurt düşüp de soracak olsa gözlerini kısardı.

Valizi bırakıp ellerini iki yanına açtı.

"Dik başlılık etmedin, ben taşırım havalarına girmeden verdin valizi direkt." Sonra ufak bir soluk vererek gözlerimin en içine baktı, "Şaşırdım."

Dedikleri anca dizilerde olurdu. Dik başlıydım, evet. Ama aptal değildim.
Ellerimi belime yerleştirdim ve kendimden emince cümlelerimi sıraladım. Hafifte bir sırıtma vardı ifademde.

"Sonra da bir sakarlık yapıp tekrar sana muhtaç kalacaktım ve sende arkamdan gülerek valizi kavrayıp güç gösterisi yapacaktın değil mi? Beklediğin senaryo bu muydu? Daha orjinal olmalısın."

Ağzı en az bir karış açık bir biçimde dinledi söylediklerimi. Birkaç saniye o şekilde kaldığında duruşunu bozup eliyle alnını kapatarak güldü.

Bende gülerek sözlerime devam ettim.

"Valla yaklaşık yirmi saat yol geldim." Arkamı dönerek kabini işaret ettim.
"Hem de şuracıkta." Bakışları o yöne döndü. "Ayaklarım şişti. Nereye bastığımı bile bilmiyorum." Deyip ufak bir gülme molası verdiğimde onu da güldürmüştüm. Gülmelerimin arasında lafımı bitirdim.
"Birde o koca valizi kendi başıma taşımak için asla inat edemezdim."

Tekrardan valizimi kavrayıp tırın çıkışına doğru ilerlemeye başladı ve az önceki lafını yineledi.
"Gerçekten garipsin."

O ilerlemiş ben arkasında kalmıştım. Kollarımı iki yanıma açarak seslendim.

"Adım bu şekilde garip olacaksa buyursun olsun. Ne diyeyim."

Sonra da koşar adım valizim ve delikanlı ikilisine yetiştim.

Tırın arka römorkunun sonuna gelmiştik. Aşağıda bekleyen arkadaşına valizimi uzattığında, arkadaşı kavrayıp yere indirdi. Arkasından Hasan abi göründüğünde büyükçe gülümsedim.

Tırdan atlayıp indiğimde üzerimi düzeltirken Hasan abi bana sorusunu yöneltmişti.

"Rahat geldin mi bakalım, kara kız?"

Ağzım yarı açık bir şekilde, üzerimi düzelten ellerim öylece kalakaldığında valizime yardım eden delikanlı dudaklarını gülmemek üzere birbirlerine bastırdı. Az önceki sızlanmalarım aklına gelmiş olmalıydı. Hasan abiye o lafları edemezdim. Uydurdum.

"Evet abi. Uyudum zaten, yol çabuk bitti. Sağol, sağolun tekrardan, minnettarım."

Sadece başıyla eyvallah işareti yaptı Hasan abi. Gençlere yönelik seslendi.

"Aslanlarum! Siz karakizun eşyalarını arkaya taşıyın, sonra da ha bu kasalardaki baluklari indirirsiniz he mi?"

"Tamam abi!"
"Hemen Hasan abi!"

Onlar onaylayıp yanımızdan ayrılırlarken bana yardım edene başımla teşekkür ettim. Elini kalbi üzerine koyarak onayladı. Eşyaları yüklenip gittiklerinde Hasan abinin seslenmesiyle ona döndüm.

"Kizum senin gidecek yerin var mıdır burada."

İşte bu soruya bir yanıtım yoktu. Gurursuzluk yapıp her şeyi onlardan yapmalarını bekleyemezdim. Adam bana yeterince iyilik yapmıştı. Hem bu kadar adamın içinde ne işim vardı?

"Yurtta kalacağım abi. Ama okullar açılmadan yurt açılmıyor. Geçici olarak kalabileceğim bir pansiyon var mı?"

Hasan abinin derince kaşları çatılmıştı.

"Pansiyon ha?"

Başımla onayladım.

"Kizum senin otobüs paran yoktu pansiyona ne verecen? Paspas mı çekecen? Konuşturma beni allasen."

Dediğinde o kadar haklıydı ki. Bahanemi önlü arkalı düşünmeliydim. Böyle pat diye uydurulan yalan anca bu kadar olurdu işte. Başımı kaşıdım. Söyleyecek birşeyim yoktu.

"Tamam, tamam. Söylema birşey. Gel ben seni bizimkilerla tanıştırayım."

Omuzlarımı indirip başımı salladım. Hasan abinin peşine takılıp bir kulübenin içine girdim. İçeride gençler vardı.

"Bizum tayfa! Ses ver. Hehe. Ha bu hanım kizum benim himayemdedir. Benim emanetimdir. Ona gözünüz gibu argadaşlık edin. Hadi kardeş kardeş tanışın bagalum. Benim işlerim var. Selametle!"

Hasan abinin arkasından çıktığı kapıya bakıp kalsam da arkama dönüp içeridekilerle göz göze gelmeliydim.

Başımı onlar tarafa çevirdim. İçlerindeki tek kız beni selamladı.

"Hoşgeldin." Dedi büyük bir tebessümle.

Dudağımın kenarındaki minik gülümseme ortaya çıkıp kendini belli ettiğinde karşılık verdim.

"Hoşbuldum. Ben Hayat."

Kız ayağa kalkıp elini uzattı tanışma mahiyetinde.

"Duru. Memnun oldum." Derken arkasına dönüp kısa bir bakış attıktan sonra tekrar bana yöneldi. "Olduk."

Sonra az önce tırın önünde olan çocuklardan biri ayaklandı.

"Oğuz bende. Hoşgeldin, Hasan Abi'nin emaneti." Deyip gülümsedi.

Gülümseyip elini sıktım. Ardından arkada rahatça yayılmış bir biçimde oturan tahminimce diğerlerinden büyük olan seslendi.

"Bu tanışma faslını fazla uzattınız. Sıkıldım. Duru'nun gereksiz sevgi yumağı halleri işte. Kızım, Kaan ben. Şimdi Hasan abinden mesaj aldım. Benim evimde kalmanı istedi. Birkaç dakikaya çıkarız. Hoşgeldin."

O an gerilip ürpermiştim. Bu tanışma gülümseme falan okeydi ama, bu adamın evinde kalmak mı?

Ürpermemi fark etmiş olacak ki açıklama yapma gereksiniminde bulunmuştu.

"Korkma kızım. Çekinme de. Yanlış anlattım ben. Çok beceremem zaten bu konuşma işlerini. Odun herifin tekiyimdir. Kusura bakma. Ben kız kardeşimle kalıyorum. Seni onun yanına bırakacağım. Birlikte kalırsınız. Bende Oğuz kardeşimin evimde kalırım ona da uyarsa. Hem size de yakın oluruz bir sıkıntınız vesaire olursa. Tamam mı? İçini ferah tut."

Tuttuğum nefesimi gülerek geri verdiğimde rahatlamıştım.

"Tabi kardeşim. Bizimle kalırsın sen, kızlar rahat etsin. Hatta, siz giderken Duru da gelsin yanında istersen, Hayat."

Soru bana yöneltiğinde başımı Oğuz a çevirdim.
Birkaç saniye tepkisiz bakıp kendime gelerek cevapladım. Beni çabuk kabullenmeleri, Hasan abi emanet etti diye sahipleeleri garip ve hoştu.

"Yok, gerek yok. Ben giderim Kaan abiyle."

Kaan abi de yerinden kalktığında kapıya yöneldik. Arkadakilere el sallayıp kulübeden dışarı çıktığımızda önümüzde bagajı açık kırmızı eski model bir araç duruyordu. Arka camında ise baskıyla 'Nayino' yazıyordu. Gözüm o yazıda takılı kaldığında ensemden gelen bir ses beni ürkütmüştü.

"Sevgili, demek."

Arkama döndüğümde valizimi taşımama yardım eden çocukla karşılaşmıştım. Kaşlarımı kaldırdım.

"Efendim?"

Güldü. Eli ensesine giderken açıkladı.
"Nayino, diyorum. Sevgili demek. Bir kitapta okumuştum."

😀(Yazar göz kırpar;)

"Ya! Öyle mi?"
Gözüm hala baskıda iken Kaan abi yanımdaki çocuğa seslendi.

"Kızın eşyaları tamam mı kardeşim?"

Çocuk yanımdan çekilip Kaan abi tarafa adımladı. Ellerine birbirine sürtüp bagaj kapağını sertçe kapattı.

"Hepsi tamam abi."

"Ellerine sağlık kardeşim. Hayat! Hadi."

Baba seslenildiğinde gözümü diktiğim yerden ayırıp başımı öne eğerek arka koltuğa yöneldim. Kapımı açıp oturdum. Tekrar kapıyı kapatacakken Kaan abi kapatmıştı. Başımla teşekkür ettim. Sonra arka camdan bakıp dışarıdaki çocukla göz göze geldim. Ona da ağzımı kıpırdatarak teşekkür ettiğimde araç çoktan yol almaya başlamıştı. Arkamızda kalan çocuk gülümseyerek bana el salladı. Bende gülümseyip önüme döndüğümde dikiz aynasından Kaan abiyle göz göze geldik. Bana soracak çok şeyi varmışta içinde tutuyormuş gibiydi.

Arabanın hareket etmesiyle nefesim düzensizleşmiş ellerim titremeye başlamıştı. Sınav öncesi yaşadığım tehlike ve sonuçları tamamen o gün dayımın arabadından inmem kaynaklıydı. Bunu kendime bir ders bilmiş ve tüm yaz kendimi buna alıştırmaya çalışmıştım. Çok başarılı olduğum söylenemese de artık sabredebiliyordum.

Kaan abiyle benim için zor geçen yaklaşık yirmi dakikalık sessiz bir yolculuk geçirdik.

Söz bahis eve geldiğimizde bize kapıyı güzel bir kız açmıştı. Kaan abinin kardeşim diye bahsettiği kız, Damla olmalıydı.

Beni içeriye buyur edip abisini kapıdan uğurladı. İki çayla minik salona geldiğinde yanıma oturmuştu. Bende o gelene kadar bu minik, otantik salonu incelemiştim.

Duvarlar asılmış yöresel halı ve kilimlerle doluydu. Kemençe biçimde bir saat tıngırdıyordu. Çay bahçesinin önünde Kaan abi ve Damla'nın tahmin ettiğimce küçüklük hallerindeyken çekildikleri büyükçe bir fotoğrafları vardı. Trabzonspor temalı bordomavi süsler etrafı kaplamıştı. Uzungöl hatırası tahtadan biblolar, Sümela manastırı tablosu gibi daha çeşit çeşit şeyle donatılmış minik bir görsel şölen alanıydı burası.

Çaylarımızı içmiştik, sohbet etmiştik, güzel bir akşamın ardından yorgun bedenim uyku istediğinde Damla bana eski divanı açıp bir yatak yapmıştı.

Birbirimize güzel dileklerimizi dileyip yattığımızda ışığı kapalı odada başucumda yanan gaz lambası ile uzanıyordum.

Ben neredeydim ya? Neler yapmıştım öyle! Yeni farkına varıyordum herşeyin. Şuan olduğum konumun. Uzattığım ayaklarımın ucundaki pencereden yüzüme yemyeşil dağların arasından sızan ayın parlak ışığı vuriyordu.

Vuriyor muydu?

Kızım Hayat. Kaptın sen bu işi, şimdiden Hasan abi gibi konuşmaya başlamıştım. Uzunca güldüm kendi kendime. Sessizce. Sonra da birbir yaşlar döküldü göz pınarlarımdan. Yanaklarıma süzüldü pırlantalar...
Kardeşimi son can parçamı geride yüzüstü bırakıp gelmiştim. Ailemin, abimin bana emanetini. Buraya geliş sebebimi unutmamalıydım.

Karışık çok karmaşık duygu ve düşünceler silsilesinden sıyrılıp sağ elimi çenemin altına yerleştirerek derin bir uykuya daldım.

2. Bölüm Sonu.

🌊🌊🌊

Selam canlarım. Rıhtım'ın biricik misafir ve ev sahipleri.

Nasılsınız diye sormak istiyorum öncelikle. Nasıl gidiyor?

Hayat değil, hikaye! Nasıl gidiyor:)

Yorumlarınızı heyecanla bekliyorum. Çok birşey söylemek istemiyorum. Çünkü ağzımdan çıkacak her kelime spoi olur biliyorum.

Bölümler çok olmasa da sık gelecek emin olun. Hemde sizi sıkmayacak, çerez tadında okuyacağınız 4-5K kelime civarı kısa bölümler.

Ve elbette ki umarım beğeneceğiniz bölümler.

Çok bir gelişme yaşanmasa da bu bölüm önemli noktalara adım attık. Bundan sonrası artık bomba gibi geliyor, su gibi akıp gidecek inşallah...

Bu yolda benimle olmanız dileklerimle canlarım benimle kalın, esen kalın, RIHTIM'da kalın,

HOŞÇAKALIN!

Tüm mavi kalpler sizlerle olsun. Benim size armağanım olsun. Rıhtım'ın yol çizgisi olsun.

Sizleri seviyorum.

Kendinize iyi bakın.

Öptüm!

Zeyiniz...

💙💙💙💙💙💙💙💙