1. bölüm · Pusulam Aşkı Gösterdiğinde

Karakter Tanıtımı: 1. Bölüm||

Gece Karan

BİRİNCİ BÖLÜM: Kampüsün En Tehlikeli Beşlisi

Üniversitenin ilk günü kampüs bahçesinde yürürken insan ya heyecanlı olur ya da geleceği hakkında büyük hayaller kurar, değil mi? tam olarak öyle olmadığını Edanur'a sorarsanız size muhtemelen vereceği ilk cevap,
“Ulan bu amfiye girenlerin hepsi niye böyle beyinsiz gibi sırıtıyor, daha ilk vizede ağlamazlarsa adam değilim” olurdu

Edanur (19)

Masada oturmuş, kahvesinden bir yudum alırken hemen yan masada yüksek sesle aşk hayatını anlatan o popüler çifte bakıp içinden geçenleri bir duysanızz küçük dilinizi yutardınız. Yüzünde o tatlı, hafif utangaç gülümsemesi varken, beynindeki düşünce balonu şöyleydi:

“Şu kızın anlattığına bak, sanki dünya sadece senin etrafında dönüyo gerizekalı, bi sus artık, kafanı şu kahve makinesine sıkıştırasım var ama vizemi yakar şimdi, suskunluğum asaletimden değil, korkumdan bilesin.”

Dışarıdan bakınca aşka zerrece tahammülü yokmuş gibi davranır, el ele tutuşan çiftleri görünce yüzünü ekşitip yanı başındakine
"Şunların haline bak üç gün sonra birbirlerinin boğazına sarılmasalar ben de ne olayım aşk maşk yalan, en büyük aşk benim klavyem"

derdi.
Ama odasında tek başına kaldığında, dizüstü bilgisayarının ekran ışığında hafif melodik bir şarkı açıp, ellerini yanağına koyarak
“Acaba beni de düşünen bi mal çıkacak mı karşıma”

diye iç çekmesi o divalığının altındaki en komik ve tatlı çelişkiydi

Ancak işin en komik kısmı çevrede herhangi bir erkek gördüğü an başlardı. Eda, karşıdan yürüyen sıradan bir erkek bile görse, sanki ortalıkta dolaşan bir cin veya musallat olmuş bir varlık görmüş gibi ani bir refleksle gözlerini sonuna kadar açar, dehşetle geriye çekilir ve yüzünü öyle bir buruştururdu ki, sanki adam canlı bomba falanmış gibi bir drama yapardı.

gibiydi. Bir dakika önce masada kahkaha krizine girip ortalığı inleterek katıra katıra güler, beş dakika sonra ortada hiçbir şey yokken hocanın verdiği ödevi ya da bozuk çamaşır makinesini kafaya takıp melodramik bir dizi karakteri gibi bir köşede hüngür hüngür ağlamaya başlardı. Duygu geçişleri o kadar ani ve komikti ki, ruh sağlığı uzmanları bile gelip bu kızın başında halay çekse hızı

Dipnot: Kızlar arasında herkes biliyor ama çaktırmayın; bizim diva Eda gizliden gizliyesine tam bir sarışın hastasıdır. Ortalıkta "Ay midem bulanıyor, nefret ediyorum" diye büyük büyük konuşur ama uzaktan sarışın mavi gözlü birini görcesine eriyip bittiğini hepimiz izliyoruz.

Şimdi sırada Defneee... Açık kumral saçları, o Atlas okyanusu mavisi gözleriyle resmen yürüyen bir afet, bizim grubun o duru güzeli, masum ama bir o kadar da meleği olan kızz..

Defne (18)

Hukuk fakültesinde okuyan Defne, "hak, hukuk, adalet" diye ortalıkta gezinip dururdu; zaten bu yüzden en ufak bir haksızlığa bile gelemezdi.
Yüz ifadesi genelde sanki biraz sinirliymiş ya da her an birini dövecekmiş gibi dururdu. Ama asıl komik olan şuydu: Kendisi sinirli falan değilken bile ona
"Defne, sinirli misin?"
diye soracak olursanız, o an kafası atar ve sizi orada seramik gibi pataklayabilirdi! Üstelik tam bir Balık burcu olduğu için, biri ona ters bir şey söylesin ya da dizide sadrazam falan ölsün, hemen ortada hiçbir şey yokken hüngür hüngür ağlamaya başlardı. Adalet savaşçısı ama duygusal bir kızdı

İş aşka gelince Defne son derece sabit, sadık ve kafasına koyduğunu yapan bir yapıya sahipti; öyle ki kalbinde tam 4 yıldır uzaktan uzağa, tek bir kişiden başkasını görmediği o çocuk vardı. Bütün dünya etrafında dönerken onun aklı aynı zamanda o kısıftaydı ama inatçılığından bunu asla belli etmezdi.

Kısacası, mahkemede hakimi bile ağlatabilecek bu kız, iş kendi kalbine gelince tam bir demir ama aynı zamanda pamuk gibiydi

Minik boyuyla (155) ortalıkta devasa bir fırtına gibi esmesi de işin tuzu biberiydi; o minicik boyuna rağmen kükrediğinde karşısındakini vezir ederdi!

Şimdi sırada Zeyneptee... Defne gibi o da minnak boyluydu, yan yana yürürlerken adeta kampüsün yürüyen şirinler köyü gibi gezerlerdi.

Zeynep Rana (18)

Tatlılar tatlısı, pamuk kalpli bir kızdı ama pamuk ipliğine bağlı gibi çabuk kırılırdı; rüzgar esse
“Acaba bana mı küstü?"
diye oturup içten içe dertlenirdi o kadar önem verirdi. Ama işin en eğlenceli kısmı gülme krizleriydi:
Ortada hiçbir şey yokken, meselenin en ciddi yerinde ya da hocanın en ölümcül dersinde birden içindeki o sinsi kahkaha krizini tutamaz, kendini masanın altına atıp katıl katıla gülerdi.

Bir dakika önce gözü yaşlı bir dram kraliçesiyken, beş saniye sonra kimsenin anlamadığı saçma bir şeye hınzırca kahkahalar patlatan, grubun o neşeli ve minik

Üniversitede Psikoloji okuyordu; sebebi de gayet "bilimsel" (!) ve hastalıklıydı: İnsanların o koca koca travmalarını, beyin yakan ilişkilerini ve saçma sapan dertlerini bir mısır patlatıp sinema izler gibi dinlemeye bayılırdı. "Ben insan zihnini anlamak ve onlara yardım etmek istiyorum" kisvesi altında, aslında ortalıkta yürüyen bir dedikodu radar gibi dolaşıyordu.

Şaka bir yana, Zeynep gerçekten de insanları dinlemeyi çok severdi; arkadaşları ne zaman dert yanmak için kapısını çalsa, onları dünyada başka hiçbir şey yokmuş gibi büyük bir şefkatle dinler, hepsinin içini rahatlatırdı.Kendi içinde ne kadar hassas ve çabuk kırılan bir yapısı olsa da, konu başkalarının yaralarını sarmaya gelince grubun gizli psikoloğu ve en sadık dert ortağı kesilirdi. Zaten o yüzden herkes en gizli sırlarını ve gözyaşlarını koşa koşa ona getirirdi!

Şimdi sıra grubun resmi olarak mide fesatına yol açan meleğinde, yani Arzu'da! Arzu bizim grubun resmi aşçısıydı; öyle yemekler yapardı ki, yediğinizde sadece tabağı değil, heyecandan parmaklarınızı bile yerdiniz! Mutfakta adeta sihirli bir peri gibi çalışır, en derme çatma malzemelerden bile öyle efsane tatlar çıkarırdı ki, diyet falan dördüncü dakikada tarihe karışır, hepimiz kalorileri unutup sobaya dönen göbeğimizle masaya yapışırdık. Zaten kendisi de o kadar tatlı, güleryüzlü ve pamuk gibi bir kızdı ki, baktıkça insanın içi açılırdı; tatlılığı yaptığı tariflere, tarifleri de kalbinin güzelliğine birebir yansırdı!

Arzu da tıpkı Zeynep gibi gülmeyi pek seven, yüzünden gülücükler eksik olmayan neşeli mi neşeli bir kızdı.

Arzu (19)

Ama asıl olayı, empati yeteneğinin adeta tavan yapmış olmasıydı: Karşısındaki insan daha derdini tam anlatmadan, onun içindeki acıyı veya sevinci sanki kendi yaşıyormuş gibi aynı anda hissederdi. Birisi mutfakta en ufak bir şey için üzülse, Arzu hemen onun yerine de ağlayacak kadar kocaman ve hassas bir kalbe sahipti. Hem mideyi hem de ruhu doyuran, grubun o saf vicdanıydı!

Arzu da gülmeyi pek seven, yüzünden gülücükler eksik olmayan neşeli mi neşeli bir kızdı. Ama asıl olayı, empati yeteneğinin adeta tavan yapmış olmasıydı: Karşısındaki insan daha derdini tam anlatmadan, onun içindeki acıyı veya sevinci sanki kendi yaşıyormuş gibi aynı anda hissederdi. Birisi mutfakta en ufak bir şey için üzülse, Arzu hemen onun yerine de ağlayacak kadar kocaman ve hassas bir kalbe sahipti. Hem mideyi hem de ruhu doyuran, grubun o saf vicdanıydı!

Dış görünüşüne gelince, Arzu tam anlamıyla bir masal diyarından fırlamış gibi duruyordu; duru güzelliği, yüzüne aydınlık veren o tatlı tebessümü ve bakmaya doyamayacağınız pırıl pırıl simasıyla görenin aklını başından alırdı. Zaten o kadar zarif ve güzeldi ki, düzgünce giyinip sokağa çıktığında bütün kampüsün bakışlarını arkasında bırakır…

Sesi de kendisi gibi o kadar duru ve güzeldi ki, Arzu mırıldanmaya başlasın, ortyadaki bütün gürültü kesilir, herkes hayran hayran onu dinlemeye başlardı! Öyle profesyonel bir bülbül gibi değil ama içinize işleyen, duyduğunuzda tüylerinizi diken diken eden o saf ve huzur dolu bir sese sahipti.

Gündüzleri ortalığı neşeye boğan, herkesin derdine koşan Arzu'nun bir de gece yüzü vardı ki... Geceleri bazen kimselere sezdirmeden, gizli gizli ağladığını da hepimiz biliyoruz canım! İçindeki o koca dünyayı, herkesin acısını tek başına sırtlandığı için odasında sessiz sessiz dolan gözlerini bizden saklayamazdı. Gülüşünün arkasında o narin ve kırılgan kalbini herkesten saklamaya çalışsa da, biz onun o halini de, gece dökülen incilerini de çok iyi bilirdikk

Ve nihayet geldik grubun yaşayan enformasyon bürosuna, yani Yağmur'a! Hukuk okuyan bu güzel kızlarımız, inşallah ileride Defne'yle birlikte kürsüyü sallayan, adalet dağıtan iki ezeli savcı olacaklardı!

Yağmur (18)

Ama o zamana kadar Yağmur'un asıl mesleği, insan memory'sini hacklemekti. Aklında öyle devasa bir hafıza arşivi vardı ki; ona elli yıl önce söylediğiniz en saçma detayı bile kusursuzca hatırlardı.
Bir şeyi unutma ihtimali evrenin fizik kurallarına aykırıydı resmen!
Süslenmeye, makyaja ve kombin yapmaya olan tutkusu ise ayrı bir boyuttaydı; aynanın karşısında saatlerini harcamadan sokağa adım atmaz, kampüsün ortasında defile yapıyormuş gibi yürürdü.

Sosyal medyada gezdiği o sonsuz reels okyanusunda kaybolur, günün her saati size "Bak bunu kesin izlemelisin" diyerek peş peşe elli tane video atardı.Mizah anlayışı deseniz, nokta atışı ve komik şakalarıyla insanı kahkahaya boğardı. Fakat iş antipati duyduğu insanlara gelince,
Yağmur tam bir kaos makinasına dönüşürdü: Sevmediği biri sırf nefes alsa veya su içse, "Ya bu adam niye su içiyor şimdi, baksana bardağı tutuşuna bak, sinir bozucu!" diye içten içe o insanı zorbalayacak seviyede bir gıcıklık potansiyeli taşırdı!
Aşk hayatına bakacak olursak... Kriterleri o kadar yüksekti(!) ki (kesinlikle) piyasada aradığı o kusursuz profili bulması imkansızdı. Zaten ilk ve son aşkını ortaokul devrinde yaşamış, o günden sonra
“Ben bu defteri kapattım arkadaş" diyerek kalbini adeta demir kapılarla kapatmıştı; o gün bugündür kimseciklere yüz vermedi..

Giriş müziğini verelim, sahneler kararsın ve projektörler şimdi o dillere destan, arkalarından koştura koştura nefes nefese kalan erkek millete çevrilsin!İşte karşınızda bizim kızların etrafında pervane olan, bazen
"Ben sizin için köpeğiniz olurum ya"

diye ayaklara kapanıp gururu sıfırlayan, bazen de ortalıkta akıl almaz bir özgüvenle dolanıp beş dakika içinde hüsrana uğrayan o ibretlik erkekler galerisi...Hadi bakalım, kimler kimin peşinden koşuyor, kimler o kusursuz duvarlara çarpıp duvara tosluyor, perdeleri aralayalım!

Berat Buğra (21)

Sahneye o beklenen, podyumdan fırlamış gibi havalı ama bir o kadar da "cringefest" tablosuyla giriş yapalım: Karşınızda kampüsün efsanevi (?) jönü, basketbol potalarının fatihi, sosyal medyanın eller havaya adamı: Berat Buğra!
Kendisinin en büyük kariyer hedefi muhtemelen okulun rektörlüğünden ziyade kampüsteki tüm kızların DM kutusunu ele geçirmekti. Sosyal medyada paylaştığı o özgüven dolu hikayeler, havalı basketbol videoları ve altındaki "Bugün de şampiyonluğa oynadık ama kalbimiz boşta" türünden edebi(!) sözlerle kendi devrini ilan etmişti.
Kampüste adı anıldığında herkesin gözünü devirdiği ama yine de her ortamda bir şekilde kendini gösteren o klasik cıvık tiplerdendi.İşin en komik (ve trajikomik) yeri ise şuydu: Berat Buğra, tam olarak Eda ile aynı fakültede, Bilgisayar Mühendisliği'nde okuyordu!

Okulda hangi kız geçse anında radarını çevirip göz kırpan, her ortama yavşak bir gülümsemeyle sızan bu adamın en büyük kabusu ise muhtemelen Eda olacaktı.

Berat Buğra, 2 metrelik devasa boyuyla resmen okulun mimari planını zorluyordu.

Baran (21)

Hazır olun, kaos katlanıyor! Berat Buğra’nın yanındaki o ayrılmaz, bu ikili kampüsün yürüyen fırtınası Baran sahneye giriş yapıyor.
Baran, Berat Buğra’nın en yakın kankasıydı ama karakter olarak ondan tam bir gömlek daha tehlikeliydi. Hafiften zorba, ortalıkta sürekli bir
"ben güçlüyüm, ben yaparım"
havalarıyla gezen, kibirli ve lafını esirgemeyen tiplerdendi. Tabii ki tıpkı kankası gibi onun da radarı her daim kızlardaydı; geçtiği yerdeki herkese dik dik bakan ama iş beğendiği kızlara laf atmaya gelince anında sırıtarak yavşayan o tipik alfa(!) çakması erkeklerdendi.Ama işin en muazzam ve gerilim dolu detayı şuydu: Baran, Hukuk Fakültesi'nde okuyordu ve Yağmur'la çok kez karşılaşırdı.

1.97’lık o devasa boyuyla zaten okulda adeta yürüyen bir kule gibi dolanıyordu! Kapılardan geçerken başını eğmek zorunda kalan, sırf bu 1.97'lık boyu ve iri yarı cüssesi yüzünden kendini kampüsün resmi sahibi zanneden bir tip düşünün.

Deniz (20)

Kampüsün devasa boylu, cıvık ve gürültülü ikilisinden sonra sahneye tamamen zıt bir karakter, sessiz sakin bir mister: Deniz!
Deniz de tıpkı Zeynep gibi Psikoloji okuyordu. Ama kampüsün o popüler, ortalığı birbirine katan pop-kültür tayfasından fersah fersah uzaktı. Kendi halinde, oldukça normal, hatta bazen "fazla mı sessiz acaba?" dedirtecek kadar kendi dünyasında yaşayan biriydi. Kızlarla öyle pek göz önünde bir iletişimi olmasa da, koridorlarda ya da fakülte bahçesinde öylece köşede kitabını okuyan, kimseye bulaşmayan o zarif ve gizemli adamdı.Ama işin en tatlı, en ele vermelik detayı şuydu: Deniz, gizli gizli Zeynep’ten hoşlanıyordu

1.80'lik boyuyla ne Berat Buğra gibi ortalığı inleten 2 metrelik bir devdi ne de Baran gibi zorba bir cüsse taşıyordu; tam kararında, o karizmatik ve insanı yormayan ideal bir boydaydı. Zaten o sessiz zekası, duru havası ve 1.80'lik boyuyla birleşince ortalıkta "Ben buradayım" diye bağırıp parlamasına gerek kalmıyordu.

Deniz’in o sessiz, kendi halinde duruşu sadece bir yanılsamaydı; çünkü içeride adeta dâhice işleyen feci bir zeka vardı! Psikoloji derslerinde hocanın zorlandığı en karmaşık teorileri tek celsede çözer, sınavların altını üstüne getirirdi. Ama iş zekâsından ziyade kıskançlık seviyesine gelince... Dışarıdan sakin görünen o adam, Zeynep’in başkalarıyla gülüştüğünü, birine dert yandığını ya da başka birinin onunla samimi olduğunu gördüğü an içten içe krizlere giren, fena halde kıskanç bir ruha sahipti. Tabii dışarıdan bakınca o poker yüzüyle bunu asla belli etmez, sadece sessizce kafasında kurup kendi kendini yerdi!

Evren (21)

At gibi koşan, sahada rakibinin ayağını kıracak kadar sert oynayan bir futbolcu ile mutfakta terazideki gramı bile kusursuz tartan hassas bir aşçı aynı sınıfa tıkılırsa ne olur?
Tabii ki dünya harp tarihi ve mutfak terörü başlar!
Arzu ile Evren birbirlerinden nefret ediyorlardı; daha doğrusu ortada tek bir ortak payda yoktu. Evren o kaba, ayak topu peşinde koşan atletik havalarıyla mutfağa girer, her şeyi devirir, ortalığı ayağa kaldırır ve
Arzu'nun o incecik zarafetini ve tertipli mutfak düzenini anında delirtirdi. Arzu ise Evren’in o futbolcu kibrine, sürekli ortalıkta
"Ben sahaların kralıyım" diye kasılmasına gıcık oluyordu.
Sırf aynı tezgahı paylaşmak zorunda kaldıkları için bile güne kavga ve birbirlerinin arkasından göz devirerek başlıyorlardı.
Ama madalyonun diğer yüzü o kadar komik bir çelişkiydi ki... Arzu, Evren’e kıl oluyordu, evet; fakat mutfakta en ufak bir olay çıksa, biri Arzu'ya yan gözle baksa ya da sesini yükseltse, o "nefret ettiği" futbolcu Evren bir anda sahaya çıkmış gibi kükreyip bütün dünyayı karşısına alıyordu! Arzu kendi kendine
"Allah'ım bu adam neden benim peşimde sanki gizli muhafızım gibi davranıyor, nefret ediyorum!"
diye sinirden saçını başını yolarken, Evren o kıskanç ve korumacı ruhunu saklayamıyor, Arzu'ya yaklaşan herkesi tek bakışta sahadan ihraç ediyordu.. Ama sevgilimi flörtmü oldukları gerçekten belli değildi. Çok belirsizdi.

Bir de işin içine o 1.85'lik boyu ve atletik yapısı girince, Evren mutfakta adeta bir dev gibi dolanıyordu!

Ömer Faruk (20)

Boyu 1.82 olan, kelimelerle arasının çok iyi olduğu o adam... Ömer Faruk, kalbini ve zihnini tamamen edebiyata adamış bir Türk Dili ve Edebiyatı öğrencisi. Sayfalar arasında kaybolmayı, kelimelerin dünü ile bugünü arasındaki köprüleri kurmayı çok seviyor ama asıl ilham kaynağı belli: Defne.

Ömer Faruk için edebiyat sadece bir bölüm veya ders değil; Defne'ye olan sevgisini, ona duyduğu hayranlığı anlatmanın en zarif yolu. Genellikle şiirler yazıyor. Kalemini eline aldığında kağıda dökülenler çoğunlukla Defne'nin gülüşü, bakışları ve ikisinin arasındaki o eşsiz bağ oluyor. Yazdığı her mısra, aslında Defne'ye yazılmış gizli ya da açık bir aşk mektubu gibi.

Defne ile olan sevgileri, Ömer Faruk'un şiirlerine en güzel ruhu katıyor. Üniversitede edebiyat kürsülerinde öğrendiği en derin aşk sözcükleri bile, Defne'ye baktığında hissettiklerinin yanında sönük kalıyor. Kalbi ise sadece Defne'nin yanında çocuklaşan, ona sırılsıklam aşık bir şair...

Klasik karakter tanıtımı bitti; şimdi bu kafayı sıyırmış aşk ve eğlence dolu hayatlara resmi olarak giriş yapıyoruz, kemerleri bağlayın!!

(Kitabı beğenmeyi unutmayın desteklerinizi esirgemeyin 🫶🏻)