Pusulam Aşkı Gösterdiğinde kitap kapağı

4. bölüm / 8

4. Bölüm ||

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 8Şu an: 4. Bölüm ||

Günün o yorucu koşturmacası amfilerdeki kavgalar, mutfaktaki absürt kapışmalar ve trafikteki göz kırpma taarruzları nihayet geride kalmıştır. Şimdi herkes kendi evinde, günün sefasını sürmektedir.

Odada loş bir abajur yanarken, Eda günün yorgunluğunu atmak üzerindedir. Üzerindeki kıyafetleri çıkarıp rahat bir eşofman giymek isterken çekmeceleri alt üst eder, dolabın altını üstüne getirir. Ama o aradığı, üzerini en kusursuz gösteren, o kudsî değer taşıyan en sevdiği sütyeni bir türlü yerinde yoktur.
Beyninde alarm zilleri çalmaya başlar.
Eda: (Kendi kendine sinirle söylenerek) “Yok artık, yuh! Bu evde paranormal olaylar mı dönüyor, bu meret buhar olup uçtu mu? Kesin en son geçen hafta Arzu’larda kaldığımda orada unuttum, başka açıklaması olamaz!

”Sinirle telefonu eline alır, WhatsApp'a girer. Arzu'ya sesli mesaj atıp “Kanka sütyenim sende mi kaldı?” diye soracaktır.Ancak o yorgunluk ve panikle, parmağı ekranın kurbanı olur. Arzu’ya mesaj atayım derken, hem Arzu’ya hem de gün boyunca başının belası olan Berat Buğra’nın chatine aynı anda sesli mesajı patlatır! Fark etmeden gönder tuşuna basar ve ses kaydı düşer.

Eda (Ses Kaydında):

Kanka ya, başlarım böyle işe! En sevdiğim, üzerime en oturan sütyenim ortada yok! Kesin geçen hafta sizde kaldı, Arzu kanka bi’ baksana Allah aşkına aramızda yabancı yok, benim sütyen sende mi kaldı acaba ya?"

Eda arzunun cevap vermesini beklerken üstten Berat buğra’nın
[Mesajınıza yanıt verdi] bildirimiyle karşılaşır (?) Oysaki Eda ona hiçbirşey atmadı olarak biliyordu mesaja tıkladı.. ve

Eda: (Olduğu yerde taş kesip elleriyle yüzünü kapatarak)
“SİKTİR… BEN KİME ATTIM LAN ONU?! BİTTİM BEN, ÖLDÜM ARTIK ÜNİVERSİTEYİ BIRAKIYORUM..!

Berat Buğranın Ses Kaydı

Yavrumm sakin ol, telaş yapma, buluruz başımızın üstünde yeri var. Ama şimdi nokta atışı arayalım ki yorulmayalım, değil mi?

Söyle bakalım; 85-B miydi o şey, yoksa 90-B mi giyiyosun? Hangi bedense ona göre bizzat üstünde deneriz, kafan rahat olsun... Hem belli mi olur, belki bende kalan başkaca bir şeyin de vardır, onu da aradan çıkarırız ha ne dersin?"

Hem kim bilir, belki o kokunu sindirdiğin parçayı koklaya koklaya aramam lazımdır, ne dersin güzelim, sabaha kadar detaylı bi' arama raporu çıkarayım mı sana?

Eda bu mesaja görüldü atar ve hiçbirşey yazmadan sohbetten çıkar
Hemen kızlarla olan gruba döner

WhatsApp Grubu: Biz Normaliz Erkekler Arıza 💅🏻
Üyeler: Defne, Eda,Arzu..(5 üye)
3 kişi çevrimiçi

Eda:Kızlar, acil durum!! Kafayı yiyeceğim şu an, az önce Arzuya atacağım o ses kaydını yanlışlıkla Berat’a gönderdim!! Gördü ama şu an yerin dibine girmek istiyorum, ne yapacağım ben?!

Arzu:Oha, çüş! Kanka bana atacaktın o ses kaydını, nasıl becerdin Berat'a göndermeyi?! Kafayı yiyeceğim, çocuk gördü mü, mavi tik oldu mu?

Eda:Gördü kanka, gördü! Üstüne bir de dalga geçmek için bana ses kaydı attı, utanmaz herif! "Hangi bedeni giydiğini söyle, yardım edeyim istersen?" falan deyip dalga geçti ahlaksız, kafayı yiyeceğim! Allah belasını versin, yerin dibine girdim resmen ya, inanamıyorum şu an yaşadığıma!

Yağmur:
Boş verin, unutur o çocuk ya, kim takacak şimdi bir ses kaydını, birkaç güne kafasından siler gider

Eda:İnşallah kanka, ağzından bal damlıyor valla... Umarım unutur gider dağ ayısı, yoksa ben bu okulda bir daha insan içine nasıl çıkacağım bilmiyorum. 😭
Öldüm bittim resmen, ders boyunca masanın altından kalkamam utançtan.

Berat Buğra:(Özelden yeni bir mesaj atar)
"Yarın fakültenin ortasında buluşalım Eda, yüz yüze konuşmamız gereken ufak bir 'beden' meselesi var da... Asılma öyle hemen, bekliyorum ona göre.

Eda:(Berat’ın mesajına tek bir mavi tik atıp uygulamadan çıkar. Telefonu sessize alıp bi’köşeye fırlatır, ardından kafa üstü kulaklığını kulağına takarak son ses müzik açar.)

Kulağındaki kulaklıktan yayılan ritimler, zihnindeki o uğultulu utancı bastırmaya çalışırken yavaşça ağırlaştı. Fakültenin serin ama gergin atmosferi, odasının güvenli ve loş sessizliğine evrilirken, Eda’nın kirpikleri birbirine karşı koyamayacak kadar ağırlaşmıştı. O gün yaşadığı adrenali̇n, yerini derin bir tükenmişliğe bırakmış; sabaha kadar kafasında kuracağı o felaket senaryoları, uykunun yumuşak kolları arasında aniden kesilmişti. Kulaklığı hala kulağında, telefonu yastığının kenarında sessizde kalakalmıştı.

Kiralık Aşk havasında, o büyüleyici sahneye geçiş yapalım:Şehrin gürültüsünden ve tüm o karmaşadan uzaklaşmış, Ömer’in zevkiyle döşenmiş minimalist ve şık evin mutfağında zaman adeta yavaşlamıştı. Arkada gayet sakin, kulakları tırmalamayan caz tınıları çalarken, mutfak tezgahının etrafına yayılan o nefis yemek kokuları ortamdaki tüm havayı değiştirmişti.

Ömer, Defne’nin hafifçe aralanmış dudaklarına bakan gözlerini bir an olsun ayırmadan adımlarını yavaşlattı ve aralarındaki son mesafeyi de kapattı. Uzanıp ellerini Defne’nin ince beline yerleştirdiğinde, Defne’nin nefesi tamamen kesildi. Kalbi göğüs kafesini zorlayacak kadar şiddetli ve hızlı atıyordu; ellerini gayri ihtiyari Ömer’in omzuna, gömleğinin kumaşına bastırdı.

Ömer:(Sesi fısıltı gibi, ama o kadar derin ve tınılı çıkmıştı ki mutfaktaki tüm sesleri yok etti)
Gizli tarif falan yok, Defne... Tek bildiğim tarif, gözlerinin içine baktığımda zamanı durdurabilmek. Seninle olduğum her an, dünyadaki diğer her şeyi sessize alabiliyorum ben.

Defne:(Gözleri dolacak gibi parlayarak, yüzündeki o saf gülümsemeyle başını hafifçe kaldırdı) Ömer... Sen bana her defasında kelimeleri unutturuyorsun. Yemek falan yiyemeyeceğiz biz galiba, senin yüzünden aç kalacağız burada.

Ömer:(Yüzünde, sadece Defne’ye özel o eritici, yumuşak gülümseme belirir) Aç kalmana asla izin vermem sevgilim... Önce ruhunu doyuruyorum, gerisi kolay.

Ömer, eğilip dudaklarını Defne’nin dudaklarıyla buluşturduğunda, arka plandaki o hafif caz müziği bile bu anın büyüsü altında ezilip gitmişti. Öpücükleri yavaş, derin ve dış dünyadan tamamen kopuktu; sanki o mutfakta onlardan başka hiçbir şey, hiçbir zaman var olmamıştı.

O büyülü öpücüğün ardından Ömer, ellerini Defne’nin belinden yavaşça çözdü ama tenindeki o sıcaklığı bırakmaya kıyamaz gibi parmak uçları hala belinde hafifçe geziniyordu. Birbirlerine atılan o yumuşak, anlam dolu bakışlarla nihayet masaya geçtiler.Mum ışığının ve mutfaktan süzülen loş aydınlatmanın yarattığı ambiyansta, yan yana oturdular. Ömer, özenle hazırladığı tabakları Defne’nin önüne koyarken yüzündeki o meraklı ifade hâlâ yerindeydi; sanki bir tasarımın ya da büyük bir şirketin yönetim kurulunda değil de, hayatında ilk defa not alacak bir öğrenci gibi Defne’nin tepkisini bekliyordu.

Defne:(Çatala aldığı ilk lokmayı ağzına götürürken gözlerini kapatır, lezzet damagında dağıldığı an yüzünde inanılmaz bir ifade belirir)

Ömer... Bu da ne böyle? Sen insanı mühürlersin bununla! Restoran falan derken ciddîymişim meğer, sen kendini harcıyorsun şu an burada!

Ömer:(Rahatlamış bir gülümsemeyle arkasına yaslanır, kadehini eline alır) Beğenmene sevindim Sevgilim... Demek o kadar iyi ki, tam bir İplikçi klasiği diyebiliriz yani?

Defne:(Gülerek kafasını sallar, gözlerinin içi parlar) İplikçi klasiğini falan bilmem ama bu akşam mutfağın kralı kesinlikle sensin. Hatta bak, bir dahaki sefere tarifini bana da vereceksin, tekelleştiremezsin bu lezzeti.

Yemek boyunca aralarındaki o kahkahalar, birbirlerine uzatılan küçük lokmalar, göz göze geldiklerinde susup sadece birbirlerini izledikleri o tatlı anlar gecenin akışını yavaşlattı. Şehrin bütün gürültüsü dışarıda kalmış, o ev sadece ikisine ait sığınak olmuştu.

Arzu..

Odanın ortası, yarın okulda giyilecekler savaş alanına dönmüş gibi kıyafet dağlarıyla doluydu. Arzu, elindeki siyah crop top ile kot etek kombinini üst üste denemiş, aynanın karşısında sağa sola dönerek kıyafeti süzüyordu. Tam kendi kendine
"Bu mu, yoksa dünkü oversize tişört mü?"
diye mırıldanırken, yatağın üstüne fırlattığı telefonunun ekranı birden aydınlandı.Ekranın ortasında beliren o bildirim, Arzu’nun olduğu yerde kalmasına yetmişti:

@evren.k: Seni takip etmeye başladı.

Arzu, elindeki askılı kıyafetle öylece donakaldı. Kalbi aniden boğazında atmaya başlarken, gözleri ekrandaki isme kilitlendi. Birkaç saniye nefesini tuttu, sanki yanlış görüyormuş gibi ekrana yaklaştı ama hayır, gayet net bir şekilde Evren’di o.Arzu heyecandan ne yapacağını bilemeyerek elindeki kıyafeti yatağa fırlattı ve telefonunu kaptığı gibi hızla mesaja ya da gruba koştu:

Arzu:(Telefonunu elleri titreyerek masaya bırakır, kendi kendine fısıldar)
Oha... Oha ya, cidden takip etti!

Arzu’nun yüzünde aptal ama bir o kadar da durdurulamaz bir sırıtış yayıldı. Bildirime baktıkça içi içine sığmıyor, duvara diktiği boş bakışlarla kendi kendine gülüyordu. Bildirimi kapatıp telefonu yatağa fırlattıktan sonra, az önceki o panik hali aniden yerini müthiş bir heyecana bıraktı.
"Yarın okulda göreceğim onu kesin..."

diye mırıldanarak tekrar kıyafet yığınına döndü.Eline bu sefer bordo tonlarında zarif bir bluz aldı, aynanın karşısına geçip üzerinde denedi. Bir yandan bluzun duruşunu inceliyor, bir yandan da içten içe Evren'in onu takip etmesinin verdiği o tatlı gururla kombinini tamamlamaya çalışıyordu. Yarın için her şey kusursuz olmalıydı!

Yağmur

Gece yarısını çoktan geçmişti. Saat tam 01:00'i gösterirken, şehrin en popüler ve neon ışıklarıyla boğulan o kalabalık kulübünün içerisi basık bir sıcaklık ve yüksek desibelli bass sesleriyle inliyordu.
Yağmur, o kalabalığın tam ortasında, kafasındaki o bitmek bilmeyen aile sorunlarından ve omuzlarına binen o ağır yükten kaçmak için sığınmıştı buraya.
Evdeki o boğucu havayı dağıtmak adına barda soluğu almış, gecenin başından beri peş peşe en ağır içkilerden yuvarlamıştı. Alkolün etkisi damarlarında hızla yayılırken, zihni artık bulanıklaşmış, ayakları ise onu taşıyamayacak kadar sarhoş bir hâl almıştı. Gözleri yaşlı ve dalgın, elindeki bardağın dibinde kalan son damlalarla bakışıyordu.Aynı dakikalarda, kulübün VIP bardağa yakın bir köşesinde Baran ve en yakın arkadaşı Berat (hani şu Eda'ya ses kaydı atıp ortalığı birbirine katan Berat!) iki masada oturmuş, etrafı kesiyorlardı. Berat, elindeki bardağı sallarken gözü birden bar tezgahının oralarda sallanan, tanıdık ama bir o kadar da kendinden geçmiş bir siluete takıldı.

Berat Buğra:(Dirseğiyle yanındaki Baran'ı dürtüp başıyla barı işaret eder)
Oğlum Baran... Şuraya baksana lan. O bizim okuldan Yağmur değil mi? Kızın sarhoşluktan ayakları birbirine dolanıyor, resmen duvara çarpacak birazdan.
Baran, Berat’ın gösterdiği yöne doğru başını çevirdiğinde, gözleri o kalabalığın içinde tek bir kişiye kilitlendi. Yağmur’un o bitkin, dağılmış ve yardıma muhtaç halini gördüğü an yüzündeki o eğlenceli ifade aniden silindi

Baran:(Gözlerini kısarak ayağa kalkar) Yok artık... Cidden Yağmur lan o. Ne işi var bu saatte burada, üstelik bu halde?

Baran hızla bar tezgahına ulaşıp Yağmur’un kolundan nazikçe tuttuğunda, Yağmur kafasını yavaşça kaldırıp ona baktı. Normalde göreceği o sert, mesafeli bakışların aksine, alkolün yarattığı o cesaret ve pembe dünya gözlerini bürümüştü.
Yüzünde aptal ama bir o kadar da sevimli bir sırıtışla Baran’ın yakasına yapıştı.

Yağmur:(Gözlerini süzerek, sarhoş bir ses tonuyla kahkaha atar)

Oooo, maskeli süvari de teşrif etmiş... Barmenden daha yakışıklı olduğun için seni affediyorum ama haberin olsun. Hem sen niye bu kadar ciddisin ya, geberiyorum gülmekten baksana şunlara! Çok tatlısın biliyor musun... Keşke evdeki dırdırı çekeceğime hep seninle buralarda takılsaydım.

Baran, kızın bu halleri karşısında neye uğradığını şaşırıp öylece kalakalmışken, Yağmur bir an bile düşünmeden Baran’ın elinden tuttu. O ağır adımlarla, bas bas bağıran müziğin ve renkli lazer ışıklarının altına, pistin tam ortasına çekiverdi onu.Elini Baran’ın omzuna dolasın, müziğin ritmine ayak uydurmaya çalışarak kendinden geçip dans etmeye başladı.

Baran, Yağmur’un bu beklenmedik ve bir o kadar da baş döndürücü hamlesi karşısında ellerini onun beline yerleştirmek zorunda kaldı; yüzünde engellenemeyen o şaşkın ama yumuşak bir tebessüm belirdi.

Köşedeki masada oturan Berat, elindeki bardağından bir yudum alırken gözü pistin ortasındaki ikiliye takıldı.
Baran’ın o buz gibi ciddiyetinin, Yağmur’un sarhoş halleri ve pervasızlığı karşısında nasıl eriyip gittiğini görünce kahkahayı patlattı.

Berat Buğra:(Kendi kendine gülerek başını sallar) Vay anasını... Baran’ı da yola getirdiler ya, pes doğrusu!Hemen cebinden telefonunu çıkarıp ön kamerayı açtı. Arkada Baran ve Yağmur’un sarmaş dolaş dans edişini, Yağmur’un Baran’a kahkahalar atarak yaslanışını net bir şekilde kadraja aldı.

Berat Buğra:(Telefonun ekranına sırıtarak bakarken) Bunu Eda’ya atmazsam içimde kalır. Gece gece kızın uykusunu kaçıracak harika bir malzeme çıktı madem.Berat, çektiği o kısa ve net videoyu hiç vakit kaybetmeden WhatsApp’tan Eda’ya gönderdi. Mesajın altına da muzip bir not iliştirdi:

Sen uyurken senin kızlar buralarda neler yapıyor bir baksana, yalnız değilsin yani... "

Müziğin ritmi kulakları sağır edercesine yükselirken, Yağmur birden Baran'ın kollarından kurtulup geriye doğru bir adım attı. Yüzünde hala o anlamsız, sarhoş sırıtış vardı.

Yağmur:(Gözlerini devirerek ve kahkaha atarak) Off, ne sıkıcısın ya! Biraz eğlenmeyi öğrenemedin gitti valla! Bütün gece o buz gibi suratınla mı duracaksın karşımda?

Baran daha ne olduğunu anlayamadan, Yağmur arkasını dönüp yalpalayarak tekrar bara doğru yöneldi. Elini tezgaha vurup bar taburesine yaslandı.

Yağmur:(Bağırarak) Hey barmen! Bir tekila daha ver bana! En sertinden olsun!

Barmen, Baran'ın uyarıcı bakışlarına rağmen Yağmur'un önüne bir shot bardağı dolusu içkiyi koydu. Yağmur, bardağı aldığı gibi gözünü bile kırpmadan tek yudumda kafasına dikti.
Alkol boğazından aşağı yakarak geçerken, yüzünü buruşturup tekrar sırıtmaya başladı.Baran hızla yanına gelip, elini Yağmur'un omzuna koydu. Yüzündeki o şaşkın ifade yerini endişeli bir ciddiyete bırakmıştı.

Baran:(Sesi müziği bastıracak kadar gür ama bir o kadar da uyarıcı)
Yağmur, yeter artık! İçmesene şunu! Zaten ayakta zor duruyorsun, saçmalamaya başladın iyice!

Yağmur, Baran'ın omzundaki elini ittirip ona döndü. Gözlerindeki o bulanık ifadeyle Baran'ın yüzüne doğru eğildi.

Yağmur:(Yarı fısıldayarak, yarı gülerek) Sen... Sen bana karışamazsın ki. Hem... hem ben çok iyiyim! Bak, turp gibiyim!

Yağmur, Baran’a doğru hamle yapıp kollarını yeniden boynuna dolamak istediği an, gözlerinin önündeki dünya birden hızla dönmeye başladı. Dizlerindeki bütün derman çekilmiş gibi hissetti; o ağır alkolün ve gecenin tüm yorgunluğu tek bir saniyede bedenine çöktü.

Baran, kollarında baygın halde yığılıp kalan Yağmur’u telaşla göğsüne bastırıp kucağına aldığı an, içindeki o sert ve mesafeli adamdan eser kalmamıştı.

Kalabalığın arasında onu kenara doğru taşırken, bir yandan da sızlanan bir sesle kulağına doğru eğildi.

Baran:(Endişeyle nefes nefese, ama bir yandan da o sarhoş haline istemsizce gülerek fısıldar)
Seni deli kız... Biraz önce bana “ne kadar sıkıcısın”
diye meydan okuyordun, şimdi kollarımda bayıldın kaldın ha? Böyle mi olacaktı iddiamız? E hadi, gözlerini aç da biraz daha yavşa bana, dinlemeye razıyım valla... Yeter ki uyan, güzelim.

Ama Yağmur’dan çıt çıkmıyordu; alkolün o ağır darbesiyle tamamen sızmış, Baran’ın kollarında masum ve savunmasız bir şekilde kalakalmıştı.Köşeden olanları izleyen Berat, şaşkınlıkla ayağa kalkıp yanlarına doğru adımladı.

Berat Buğra:(Gözlerini devirerek kafasını sallar) Oha lan, cidden bayıldı mı kız? Baran, sen bu belayı nereden buldun başımıza, gece eğlence olsun diye geldik hastanelik oluyoruz!

Baran:(Sert bir bakış atarak) Uzatma da arabanın anahtarını fırlat çabuk! Bekletmeyelim, acile götürmemiz lazım.

Kulübün o boğucu ve neon ışıklı atmosferinden çıkıp serin gece havasına adım attıklarında, Berat arabanın kapısını aceleyle açtı. Baran, kendinden geçmiş haldeki Yağmur'u dikkatle arka koltuğa yatırdı. Yağmur, sızmış bir şekilde arkaya uzanırken, Baran da hemen onun yanına, arka koltuğa yerleşti.Baran, baygın haldeki Yağmur’un başını nazikçe alıp kendi kucağına yerleştirdi; parmakları istemsizce kızın dağınık saçlarının arasına gidip usulca okşadı

Direksiyona geçen Berat, dikiz aynasından arkaya şöyle bir baktı. Arka koltukta başını Baran’ın kucağına koymuş sızmış haldeki Yağmur'u ve ona endişeyle bakan Baran’ı görünce sırıtmadan edemedi.

Berat Buğra:(Telefonunu cebinden çıkarıp flaşı patlatmadan hemen bir kare fotoğrafını çeker) Vay anasınıı, olaylara bak! Bunu atmamak için robot olmak lazım.

Baran:(Kaşlarını çatıp sert bir sesle) Berat, fotoğraf falan çekme oğlum, sür şu arabayı acile gidiyoruz! Delirtme adamı.

Berat:(Kahkaha atarak) Tamam tamam kızma be, hatıra kalsın işte!
[Fotoğrafı edaya yollar.]

Gece yarısı odadaki o derin ve huzurlu sessizlik, yastığın kenarındaki telefonun ard arda çıkardığı titreşim sesleriyle bozuldu. Eda, kulaklığından hâlâ hafifçe sızan müzik eşliğinde huzursuzca kıpırdandı, gözlerini ovuşturarak telefonunu eline aldı.

Eda:(Gözlerini kısarak ekrana bakar, kendi kendine mırıldanır) Gece gece kim bu deli, ne bu bildirimler Allah aşkına ya...Ekranı açtığında Berat’tan peş peşe gelen mesajları gördü. Önce kulüpteki o sarhoş dans videosu, hemen ardından da Baran’ın kucağında başı sızmış haldeki Yağmur'un arabada çekilmiş fotoğrafı ekrana düştü.
Berat ayrıca altına muzip bir sesli not da bırakmıştı:
"Kız arkadaşın kulüpte coştu, şimdi de hastaneye taşıyoruz, uyu bakalım uyanabilirsen!"

Eda’nın uykusu falan anında kaçtı. Gözleri sonuna kadar açıldı, telefonu iki eliyle sıkıca kavrayıp ekrana baktı.

Eda:(Yerinden fırlayarak ayağa kalkar, sesi oda da yankılanır) Oha! Yok artık! Yağmur... O kızın ne işi var orada?! Başımıza bir de bu çıktı, kesin bayılmış bu!

Hemen WhatsApp grubuna girip Yağmur’a ve Arzu’ya peş peşe mesajlar ve aramalar atmaya başladı ama gruptan ses çıkmıyordu

Eda, ekrandaki fotoğrafa bakarken içindeki öfke ve panik dalga dalga büyüdü. Bir saniye bile kaybetmeden hemen Berat’ın chat penceresine girdi ve parmakları ekranda hızla tuşlara bastı:

Eda: Hangi hastaneye gidiyorsunuz siz? Çabuk konum at, dalga geçme adamın tepesini attırma!

Telefonu elinden bırakalı birkaç saniye olmamıştı ki, Berat’tan ekranı titreten o mesaj geldi:
Hastane konumu ve hemen ardından gelen alaycı bir sesli not: “Yavaş gel şampiyon, kapıda karşılama komitesi kurarız!”

Eda sinirle dişlerini sıktı, telefonunu hırkasının cebine tıktı. Üzerinde hâlâ siyah şortu ve hafif bir tişört vardı; vakit kaybetmeye niyetli olmadığı için ayağına ilk geçirdiği spor ayakkabıları bağlama gereği bile duymadan topuklarına basarak giydi. Üzerine dolaptan çektiği kalın hırkayı ve kulaklığını kaptığı gibi odadan fırladı.Evdeki herkesin derin uykuda olduğu o saatte, sessizlikten yararlanarak kapıyı ardına kadar açtı ve gece serinliğine adım atar atmaz sokağın başındaki park ettiği arabasına doğru koşmaya başladı. Arabaya bindiği gibi navigasyondan yolu takip etmeye başladı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

29okunma 4beğeni 4yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…