Bölümler 8Şu an: 7. Bölüm ||
Sonra, Evren’den hemen yanıt geldi. Ekranın ışığı Arzu’nun yorgun yüzünü aydınlatırken, Evren’in yazdıkları okuyanların yüzünde hafif bir tebessüm oluşturacak cinsten bir adımdı.
Evren (Mesajda):
"Ooo, günaydın mesajı ha? 😉 Demek iyi geldik havalı kız. Kusura bakma bu arada, önceki gün biraz fazla gerginiz galiba, kalbini kırdıysam affola... Sıkıntını alırım tabii ki, yeter ki sen iste.
"Arzu, mesajı okurken dudaklarında istemsiz bir kıvrılma belirdi. İçten içe o ufak tartışmanın hatırası zihninden geçse de, Evren’in bu tatlı dili tüm buzları eritmeye yetmişti. Parmakları hızlıca klavyede buluştu:
Arzu (Cevaben):"Hmm, bak sen... Evet, biraz fazla atışmıştık, sinirlendirmiştin açıkçası ama... Neyse, telafi ediyorsun diyelim. 😉 Şimdilik tek derdim buradaki hastane kaosu, yoksa sıkıntımı almak kolay olmaz Bay İnatçı.
"Evren (Mesajda):"İnatçı mı? Ben mi? Asla! Hem hastane işi ne oldu, kim hasta, hayırdır? İstersen geleyim yanınıza, hem kahve ısmarlarım gönlünü alırım tam olsun."
Arzu, Evren’in kahve teklifini görünce bir an için duraksadı.
Parmağı klavyenin üzerinde havada kaldı; içinden, "Yok yaa, ne gerek var şimdi hastaneye gelmesine, zaten ortalık yeterince karışık"
diye geçirdi. Zaten yorgunluktan bitap düşmüş bir haldeyken yeni bir karmaşa istemiyordu.
Hem biraz mesafe bırakmak her zaman en iyisiydi.Hafifçe omuz silkip ekrana son bir yanıt yazdı:
Arzu (Cevaben):"Yok ya, hiç gerek yok, hastanenin ortasındayız zaten, ortalık kalabalık ve fazlasıyla kaotik. Sonra görüşürüz artık, ben biraz dinlenmeye çalışacağım."
Evren (Mesajda):"Peki, nasıl istersen... Dinlen bakalım güzelce, sonra konuşuruz. Geçmiş olsun bu arada."
Arzu mesaja “❤️” ifadesi atıp ekranı kilitledi ve telefonu çantasına attı. Derin bir nefes alarak başını arkadaki duvara yasladı; gözlerini kapatıp bu koşturmacanın ortasında birkaç dakika da olsa kafasını dinlemeye çalıştı.
Koridorda saat öğle sularını göstermeye başlamıştı.
Tam o sırada Yağmur’un tedavi gördüğü odanın kapısı açıldı ve önlüğünün ceplerine ellerini sokmuş, yorgun ama otoriter bakışlara sahip orta yaşlı bir doktor dışarı adım attı.
Gruptan ilk uyanık olan Baran, adamın üzerindeki önlüğü görünce hemen ayaklandı ve aceleyle doktorun yanına gitti.
Baran:(Endişeyle doktora yaklaşarak)
Doktor bey, merhaba... Biz içerideki arkadaşımız Yağmur’un arkadaşlarıyız. Durumu nasıl, ne zaman taburcu edebileceğiz?
Doktor, hafifçe başını sallayıp ciddiyetle Baran’ı süzdü, ardından koridorun biraz daha sakin bir köşesine doğru işaret ederek onu yönlendirdi.
Baran’ın yüzündeki o gergin ifadeyi görünte, doktor ellerini önlüğünün cebinden çıkarıp konuşmaya başladı.
Doktor:(Ciddi ve uyarıcı bir ses tonuyla)
Bakın genç adam, arkadaşınızın durumu şu an stabil, evet. Sabaha karşı geçirdiği o dalgalanmalar ve tansiyon düşüklüğü tamamen vücudunun aldığı o zararlı maddelerin, alkolün ve yaşadığı ağır stresin birleşimiydi. Kalbi ve bünyesi bu kadarına çok zor dayanmış.
Baran yutkunarak başını salladı, doktorun devam edeceğini anlıyordu.
Doktor:(Biraz daha baskın bir tonda uyarmaya devam eder)
Bugün taburcu edeceğiz, reçetesini ve dikkat etmesi gerekenleri yazıp vereceğim. Ama buradan çıktıktan sonra her şey size kalıyor. Bu kız eğer bu kafayla yaşamaya devam eder, en ufak bir şeyde kendini bu kadar yıpratır ve strese sokarsa, bir sonraki sefere buraya sadece tansiyon düşüklüğüyle değil, çok daha kötü ve geri dönüşü olmayan tablolarla gelirsiniz.
Baran, doktorun haklı olduğunu bilmenin o suçluluk duygusuyla başını sallayıp derin bir nefes aldı.
Baran:(Mahcup ama net bir sesle)
Haklısınız doktor bey... Çok haklısınız. Söz veriyorum bundan sonra çok daha dikkatli olacağız, gözümüz üstünde olacak. Teşekkür ederiz her şey için.
Doktor hafifçe kafasını sallayıp "Geçmiş olsun" dedikten sonra koridorun diğer ucuna doğru uzaklaştı. Baran ise aldığı bu ciddi uyarıyı diğerlerine nasıl aktaracağını düşünerek derin bir iç çekti.
Ağırlıkla odanın kapısını yavaşça itti ve içeri adım attı. İçerideki steril ve hafif ilaç kokulu oda, sabaha karşı yaşanan onca kaostan sonra inanılmaz bir sessizliğe bürünmüştü.
Sedyede oturan Yağmur, gözlerini dikmiş, doğrudan kapıdan giren Baran’a bakıyordu.
Gözlerinin altındaki morluklar, solgun teni ve dağılmış saçlarıyla hâlâ bitkin görünüyordu ama bakışlarındaki o tanıdık, keskin öfke zerre azalmamıştı.
Aksine, hastane odasında hapis kalmış olmanın ve sabah uyanır uyanmaz yine o suçlayıcı yüzleri görmenin verdiği hırsla Baran’ı neredeyse gözleriyle deliyordu.
Baran, kapının eşiğinde kalakalmış bir halde Yağmur’un o ölümcül bakışlarıyla karşılaşınca yutkundu. Yavaş adımlarla içeri girip ellerini iki yana açtı.
Baran:(Kendini savunur bir tonda, ellerini kaldırarak)
Bakma öyle bana be kızım! Ne yaptım yine? Valla bu sefer benim suçum yok, doktorla konuşuyordum sadece!
Yağmur, kollarını göğsünde kavuşturup dudaklarını alayla kıvırdı. Sesi uykusuzluktan ve kuruluktan kısılmış olsa da tavrından ödün vermedi.
Yağmur:(Dişlerinin arasından, iğneleyici bir sesle)
Konuşuyorsunuz tabi... Başımda kurul kurup arkamdan çevirdiğiniz işleri tartışıyorsunuzdur kesin. Beni burada bu hapishane odasına tıkıp üzerimden planlar yapmanıza bayılıyorsunuz değil mi? Çıkarın beni buradan hemen, daha fazla dayanamayacağım bu kokuya!
Odanın kapısı hafifçe aralandı ve elinde hastane dışından getirdiği temiz bir kıyafet poşetiyle Arzu içeri süzüldü.
Yüzünde uykusuzluktan eser yokmuş gibi, o her zamanki rahat ve alaycı gülümsemesiyle doğrudan Yağmur’un yatağına doğru yürüdü.
Odanın içindeki o gergin ve trip dolu havayı hemen sezince, elindeki poşeti yatağın kenarına bırakıp kollarını göğsünde kavuşturdu.
Arzu:(Gözlerini devirerek, neşeyle dalga geçmeye başlayarak)
Oooo, hanımefendi teşrif etmiş! Gözlerini açar açmaz yine Baran’a sarmaya başladığına göre, maşallah sağlığın yerinde tam gaz yerinde demektir.
Vallahi sabaha kadar burada başımızda dönen dramaları bir diziye çeksek reyting rekoru kırardık ha!
Yağmur, Arzu’nun bu lafları karşısında kaşlarını daha da çatıp ters ters baktı ama Arzu hiç istifini bozmadı.
Arzu:(Poşeti Yağmur’un kucağına fırlatıp)Hadi hadi uzatma şimdi trip atmayı. Doktor taburcu kağıtlarını verdi, çıkıyoruz. Al bakalım şunları, üzerini değiştir de şu hastane odasından ve berbat kokusundan bir an önce kurtulalım. Nefesim tıkandı yemin ederim!
Yağmur söylenerek de olsa poşeti açtı ve evden getirilen rahat kıyafetlerini alıp banyoya doğru ilerledi.
Birkaç dakika sonra Yağmur üzerini değiştirmiş, saçlarını da gelişigüzel toplamış bir şekilde odadan dışarı çıktığında, grup koridorda neşeyle onu bekliyordu. Eda ile Berat hâlâ el ele tutuşurken, Deniz ile Zeynep de hafifçe gülüşerek çıkışa doğru yöneldi.
Hastane çıkışındaki o serin ve ferah havayı içlerine çektikten sonra, günlerdir uykusuz ve yorgun olan grup yavaş yavaş kendi rotalarına doğru ayrılmaya başladı.
Yaşanan o kadar kaosun, sokak kavgalarının ve hastane koridorlarındaki gergin bekleyişin ardından herkesin tek istediği kafasını yastığa koyup huzurla uyumaktı.
Ömer ve Defne:
Hastanenin otoparkına doğru yöneldiklerinde Ömer, arabasının kapısını Defne için nazikçe açtı. Yol boyunca sessiz ama derin bir huzur eşliğinde Defne’yi evine kadar bıraktı. Kapının önünde vedalaşırken Ömer, Defne’nin saçlarına hafifçe dokunup yumuşak bir sesle "Bugünler için çok yoruldun, güzelce dinlen tamam mı" dedi. Defne tatlı bir tebessümle başını sallayıp eve girdi.
Deniz İle Zeynep:
Deniz, omuzundaki ceketini hâlâ üzerinden çıkarmayan Zeynep’i arabasına bindirdi. Şehrin sakin sokaklarından geçerek Zeynep’in evinin önüne geldiklerinde motoru durdurdu.
Zeynep arabadan inerken üzerindeki ceketi çıkarıp ona uzatmak istedi ama Deniz hafifçe gülümseyip ellerini geri çevirdi:
"Sende kalsın demiştim, akşama yine görüşürüz nasıl olsa."
Zeynep yanaklarındaki o tatlı kızıllıkla teşekkür edip eve yöneldi.
Eda İle Berat Buğra:
Hastanenin önünde kalan Eda ve Berat, diğerlerinden biraz daha ayrılarak baş başa kaldılar. Yaşanan onca şeyden sonra aralarındaki buzlar tamamen erimişti. Berat, ellerini Eda’nın ellerinin üzerine koyup derin bir iç çekti:
"Beni çok korkuttun gece... İyi ki yanım-.. ."
dedi. ardından evine doğru yola koyulmak için vedalaştılar.
Arzu ve Yağmur:
Gecenin asıl kahramanı olan Yağmur ise taburcu olmanın verdiği o sabırsızlıkla direkt Arzu’nun arabasına kuruldu.
Arzu, direksiyona geçip yan koltuktaki sızlanıp duran Yağmur’a gülerek baktı:
"Yemin ederim senden çektiğim kadar kimseden çekmedim kızım ben!"
Yağmur gözlerini devirerek güldü ve sonunda ikisi de Yağmur’un evine doğru yola çıktılar.
Kısacası, o gün üniversitenin kampüsü bu deli gruptan mahrum kalmış, amfiler bomboş, hocalar ise muhtemelen
“Bunlar yine nerede kayboldu?”
diye arkalarından bakakalmıştı...
Arzu, arabayı Yağmur’un evinin önüne park edip kontağı kapattığı sırada, Yağmur’un telefonu ark arkaya gelen bildirim sesleriyle adeta inlemeye başladı.
Yağmur sıkıntıyla çantasından telefonunu çıkarıp ekrana baktı.
Yağmur:(Gözlerini devirerek, ekrandakileri gösterip)
Yemin ederim çocuk bakıcısıyım ben! Baran durmuyor yine,
“İlaçlarını içtin mi, eve sağ salim vardınız mı, nasılsın?”
diye darlayıp duruyor. Başımda zaten yeterince ağrı var, bir de onunla uğraşamam.
Arzu, direksiyona yaslanmış bir şekilde Yağmur’un bu haline hafifçe güldü. Kafasını yana yatırıp tek kaşını kaldırdı ve muzip bir gülümsemeyle koltuğunda Yağmur’a doğru biraz daha döndü.
Arzu:(Gözlerini kırpıştırıp baştan çıkarıcı bir tavırla)Boş ver Allah’ın koalisyoncusu Baran’ı... Takma kafana bu kadar, bırak kendi kendine stres yapsın dursun. Hem ne işin var elin adamının mesajıyla? Gel benle ol güzelim, unutturayım sana sabaha kadarki bütün bu kabusu...
Arzu bunu söylerken gülerek uzandı ve samimi bir hareketle Yağmur’un bacağına hafifçe dokunup cilveli bir kahkaha attı.
Yağmur, Arzu’nun bu ani ve laf ebeliği içeren hamlesine önce şaşırdı, ardından o da dayanamayıp gülmeye başladı.
Yağmur:(Gülerek Arzu’nun eline hafifçe vurup)
Kızım sen sabaha kadar neyin kafasını yaşadın Allah aşkına? Manyaklaşma da kapıyı aç, uykusuzluktan gözlerim kapanıyor zaten, gidip uyuyacağım!
Arzu kahkahalar eşliğinde kapıyı açıp arabadan indiğinde, ikisi de bu yorucu ama bir o kadar da absürt gecenin son gülüşmelerini yaparak eve doğru adımladılar
Yağmur eve girer girmez yatağa bayıldığı gibi derin bir uykuya dalmıştı.
Arzu ise mutfakta hızlıca kendine sert bir kahve hazırlayıp balkona çıktı.
Sabahın serin ve taze havası yüzüne vururken, elindeki sıcak kupayı dudaklarına götürdü.
Gecenin o tüm kargaşası, hastane koridorları, yaşanan kavgalar ve telefon mesajları geride kalmıştı; şimdi her yer sessizdi. Arzu, kahvesinden bir yudum alıp derin bir iç çekti.
Sıkıntıdan patlamak üzere olan Arzu, telefonunu eline alıp Instagram'a girdi.
Galerisinde gezinirken dün takside arkada otururlarken çektikleri o rastgele, biraz karanlık ama fazlasıyla havalı fotoğrafı gördü.
Hikayesinde paylaşmak için ideal bir kareydi. Hiç düşünmeden fotoğrafı seçti, üzerine ufak bir şarkı ekleyip hikayesinde paylaştı.
Daha telefondan çıkmaya bile fırsat bulamamıştı ki, ekranın üst kısmında düşen bildirimle telefon titredi. Paylaşalı henüz on saniye olmamıştı bile!
Bildirime baktığında gözleri istemsizce açıldı: Evren hikayeni beğendi.
Arzu kaşlarını kaldırıp "Oha, abartı!" derken, hemen ardından Evren'den düşen DM mesajı ekranı aydınlattı.
Evren (DM):
"Oha ama ya... Takside bu pozu verirken bu kadar havalı çıkmayı nasıl başardın küçük afet? Şoförün dikkati dağılıp kaza yapmasından korkmadın mı arkada? Gerçi o güzellikle şoförü bile kendine aşık etmişsindir sen şimdi, Ama kıskanıyorum bu halde dışarı çıkma..."
Arzu, Evren’in o rahat ve pişkin tavrına karşı gözlerini devirip ekranı adeta parmaklarıyla delercesine hızlıca yazmaya başladı
İçindeki o bıkkınlık ve hafif sinir, yazdığı satırlara doğrudan yansıdı.
Arzu (Cevaben):
"Bak hâlâ 'güzel' falan diyor ya! Sen benim kıyafetime, fotoğrafıma ya da nereyi nasıl çektiğime karışamazsın, iğrenç bir özgüvenin var yalnız farkındasın değil mi? Haddini aşmaya başladın yine, engeli basmamı istemiyorsan düzgün konuş!"
Mesajı gönderdikten sonra telefona ters ters bakıp kahvesinden sert bir yudum aldı.
Kendi kendine "Manyak mı nedir, sabah sabah sinirlerimi zıplatıyor" diye mırıldanarak balkondaki demirlere yaslandı,
ama içten içe
Evren'in bu tavrının onda yarattığı o hareketliliğin de farkındaydı...
WhatsApp’tan gelen bildirim sesiyle dikkati dağıldı.
Arkadaş grubunun olduğu ortak gruba Defne mesaj atmıştı.
Defne (Grupta):
"Kızlar, dünkü o kabus gibi geceden sonra kafayı yiyeceğim sanırım. Akşam toplansak mı? Şöyle baş başa bir kız gecesi yapalım, film izleyip dedikodu yaparız, iyi gelir herkese."
Mesajı okuyan Arzu’nun yüzündeki o sinirli ifade anında kayboldu, yerine kurnaz ve keyifli bir tebessüm geldi.
Evren’le olan mesajı şimdilik askıya alıp hemen gruba yazmaya başladı:
Arzu (Grupta):"Ayy inanır mısın tam da buna ihtiyacım vardı! Vallahi evde tek başıma sıkıntıdan patlayacaktım. Benim için uyar, nerede yapıyoruz peki?"
Defne hemen yanıt verdi:
"Bilmem ki, kimin evi müsait?"
Arzu, uykudan sızmış olan Yağmur’un odasının olduğu koridora doğru bir göz atıp tekrar klavyeye sarıldı:
Arzu (Grupta):"Yağmurların evinde yapalım! Salonu bayağı geniş, zaten Yağmur da sızdı şuan ama uyanınca karşı çıkamaz, ben ayarlarım onu. Herkes gelsin bence!"
Zeynep (Grupta):
"Ouu, kesinlikle olur! Hayır diyeni oklavayla kovalayım valla, dünden beri kafam şişti zaten. Hatta pijama partisi konsepti yapalım, herkes en rahat pamuklu pijamalarını ve terliklerini giysin, başka türlü çekilmez bu yorgunluk."
Arzu, Zeynep’in mesajını görünce hemen telefona sarıldı:
Arzu(Grupta):"Aynen öyle! pijamalar, sınırsız cips ve çikolata... Ben şimdiden bayıldım bu fikre
O sırafa defne
Arzu'nun kız gecesi fikri grupta büyük bir heyecan yaratırken, Defne de bu neşeli akışa kapılıp hazırlıklarını tamamladıktan hemen önce, giydiği o şık ve rahat kombini göstermek için aynadan selfielerini çekti.
Fotoğrafı hikayesinde paylaştıktan sadece on dakika sonra, Defne'nin telefonu bildirim yağmuruna tutuldu.
Beklenmedik bir isimden gelen DM, Defne'nin tüm neşesini kursağında bıraktı:
Ömer. Ömer’in mesajı, ne bir iltifat ne de basit bir nasıldı; tam anlamıyla buz gibi bir duş etkisi yarattı.
Ömer (DM):
"Bu ne hal? Defne, ciddi misin sen? Evden çıkarken üzerine giyecek başka bir şey bulamadın mı da bu kadar... bu kadar açık ve saçma bir şekilde kendini sergileme gereği duydun? Herkesin içinde kendini bu şekilde sunmak sana yakışıyor mu gerçekten? Bu fotoğrafı hemen silmeni istiyorum, yoksa bu işin sonu hiç iyi olmayacak."
Defne, mesajı okuduğunda gözlerine inanamadı. Kalbine adeta bir bıçak saplanmış gibi hissetti; tüm bedeni buz kesti.
Ne giydiği kıyafet o kadar abartılıydı, ne de paylaşımında kötü bir niyet vardı. Sadece o an kendini iyi hissetmiş ve paylaşmıştı.
Ömer'in ona güvenmek yerine, herkesin içinde onu böyle yargılaması ve kısıtlaması, aralarındaki tüm bağları bir anda koparacak kadar büyük bir hayal kırıklığı yarattı.
Gözleri dolarken parmakları titreyerek klavyeye dokundu, ama tek bir kelime bile yazamadı. O an, kız gecesi falan umrunda değildi; sadece Ömer'in ona bu kadar acımasızca yaklaşabilmesinin nedenini anlamaya çalışıyordu.
Defne (DM):"Ne diyorsun sen ya? Gerçekten ne diyorsun Ömer? Altı üstü bir fotoğraf paylaştım, giydiğim şeye kadar karışıp bana bu dilde konuşma hakkını nereden buluyorsun? Kendini ne sanıyorsun sen? Asıl bu yaptığın inanılmaz kırıcı ve bencilce!
"Defne’nin bu haklı ve sert çıkışına karşın, Ömer’den gelen yanıt aralarındaki ipi tamamen koparacak o son darbeyi vurdu. Ömer, yumuşamak ya da anlamaya çalışmak yerine duvar örmeyi seçmişti.
Ömer (DM):
"Uzatmak istemiyorum Defne. Görüşümüz, tarzımız neyse ortada. Eğer böyle hareket etmeye devam edeceksen... Bir süre hiç konuşmayalım, böylesi ikimiz için de daha iyi olacak. Yoksa işin sonu hiç iyi olmayacak."
Bu mesajı gördüğü an Defne’nin boğazı düğümlendi.
"Bir süre hiç konuşmayalım"
cümlesi zihninde defalarca yankılanırken, kalbinin kırıkları adeta ellerini kanatıyordu. Gözyaşlarını daha fazla tutamayarak telefonu yatağa fırlattı ve yüzünü yastığa gömerek hıçkırıklara boğuldu...
Kitabı beğenmeyi ve destek olmayı unutmayın ❣️
Bölüm etkileşimi
