Pusulam Aşkı Gösterdiğinde kitap kapağı

3. bölüm / 8

3. Bölüm ||

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 8Şu an: 3. Bölüm ||

Eda

Bilgisayar Mühendisliği amfisine fırtına gibi girip en ön sıraya yerleşen, bir yandan kodlara bakıp bir yandan sınıftakileri kesen Eda, gözünü bir anlığına sınıfın kapısına çevirir.

Ve o an... Az önce bahçede ortalığı ayağa kaldırdığı, Berat Buğra darladığı o grup içerisindeki kapıda belirir. Eda ilk başta
"Oha, bunlar bizim fakülteye de mi sızdı?"

diye düşünerek heyecanla kalakalır, ağzı bir karış açık, doğrudan ona bakar.Ancak ortada küçük ve sinir bozucu bir detay vardır: Buğra berat sınıfa girdiği gibi tek bir saniye bile boş durmamış, etrafını saran bir sürü kızla gülüşerek, son derece popüler ve havalı bir tavırla sohbete başlamıştır bile.

Eda: (Gözleri sonuna kadar açılmış şekilde donakalır, elindeki kalemi sıradan aşağı kaydırır)

“Yok artık... Daha dün sokakta deli gibi koşturuyorduk, şimdi adam Bilgisayar Mühendisliği amfisine giriş yapıp iki dakikada bütün kızların odağı oldu. Bu ne özgüven, bu ne rahatlık ya?!”

Edanın söylenmeleri: (Dişlerini sıkarak, içten içe saydırmaya başlar)

“İçten pazarlıklı tip... Beş dakika önce ortalıkta tipleme gibi geziyordun, şimdi fakültenin yerlisiymiş gibi kızlarla oynaşıyorsun. Tövbe yarabbim, sabah sabah enerjimi sömürmeye yemin etmişler. Sakin ol Eda, ekranına odaklan, sakın yüz verme şu ukalaya...”

Eda sinirden kendi ekranına döner, klavyeye biraz sert basarak hıncını tuşlardan çıkarmaya çalışır. Bir yandan da göz ucuyla o tarafa bakıp homurdanmayı sürdürür.

Buğra: (Sırıtarak sağındaki kıza doğru eğilir) “Gözlüklerin tam hacker havası vermiş yalnız, bayağı havalı duruyorsun... Tabii ekran ışığına bakmaktan bozulmazsa.”
(Hemen ardından arkasındaki diğer kıza dönüp göz kırpar)
“Sen de not tutuyorsun ama bence o parmaklar klavyeden çok kod yazmaya değil, ortalığı yakmaya programlı maşallah.”

Eda, önündeki monitörden gözlerini ayırıp tam yan taraflarında yaşanan bu pespaye sahneye doğru ölümcül bakışlar fırlatır. Kulak misafiri olduğu o ucuz iltifatlar, Eda'nın beyninde şimşekler çaktırır.
Eda(İçten içe, dişlerini sıkarak küfürleri sıralar): (Klavyeye basarken parmakları resmen tuşları kıracak gibi sertleşir) "Ulan pişkine bak sen... Dağıttığı iltifatlara gel, sanırsın romantik komedi başrolü mübarek. Sabah bizim yanımızda bir 'günaydın' demeyi beceremeyen adam, iki dakikada kampüs çapkını kesildi başımıza. Yüzsüzliğin bu kadarı! Ağzına o kod satırlarını tek tek yedireceğim senin, beklesin birazdan..."

Eda tam ekrana odaklanıp sinirini kodlardan çıkarmaya çalışırken, hemen yanındaki boş sandalyeyi gıcırdatarak çeken bir hareket hisseder. Kafasını çevirdiği an, az önce kızlara o ucuz iltifatları dağıtan Buğra’nın, yüzünde o en sinir bozucu, pişkte sırıtışıyla yanına kurulduğunu görür.Buğra kollarını masaya dayayıp hafifçe Eda’ya doğru eğilir ve o dillere düşecek repliğini patlatır:

Berat Buğra: (Gözlerini parlatarak, tamamen sinir bozucu bir özgüvenle)
“Sistemleri hacklemek yerine benim kalbimi hacklesen nasıl olur canım?”
Eda’nın beyninden adeta dumanlar çıkmaya başlar. İçindeki o sabır kulesi tek bir cümleyle yerle bir olur.

Eda: (Gözleri fal taşı gibi açılır, bir saniye yüzüne bakıp ardından derin bir nefes alır) “Sen az önce... ciddi ciddi bu cümleyi mi kurdun bana? Kalp hacklemek mi? Çık dışarı! Sokaktan mı topladın bu replikleri, hangi ucuz filmden arakladın bunu?”

Berat Buğra: (Hiç bozuntuya vermeden, daha da sırıtarak) “Ne var kızım, fena mı? Romantizm kasıyorum şurada, bilgisayar fakültesindeyiz diye konsept yapalım dedik.”

Eda: (Elindeki kalemi masaya fırlatıp sinirle öne doğru atılır) “Senin o kalbini öyle bir formatlarım ki bir daha fabrika ayarlarına bile dönemezsin! Yürü git o hayran kitlelerinin yanına, benim başımı şişirme!

yükselen bu ani ses, etraftaki diğer öğrencilerin ve tabii ki kızların da dönüp onlara bakmasına neden olur. Eda sinirden kıpkırmızı kesilmiş bir şekilde solurken, Buğra hiç istifini bozmadan koluna yaslanıp onu izlemeye devam eder

Eda sinirden kalkan elleriyle klavyeye yeniden vurup arkasını dönecekken, Buğra aniden öne doğru hamle yapar ve hızlı bir hareketle Eda’nın kolundan tutup kendini döndürür.

Berat Buğra: (Yüzündeki o pişkin sırıtış anında silinir, sesini alçaltıp ama oldukça baskın ve ciddi bir tonda)

“Bana bak küçük hanım... Sabah beri bir gerginlik, bir trip, bitmek bilmeyen laf sokmalar... Ben buraya seninle kavga etmeye gelmedim.

”Eda, kolunun tutulmasının şokuyla bir an öylece kalakalır. Gözleri şaşkınlıkla açılır ama bu şaşkınlık saniyesinde yerini buz gibi bir öfkeye bırakır.

Eda: (Kolunu hızla ve sertçe Buğra'nın elinden kurtarıp ayağa kalkmaya yeltenir)

“Bırak kollarımı lan! Kendini ne sanıyorsun sen, kimi tutuyorsun öyle paldır küldür? Küçük hanım falan hayırdır, mafya dizisinden yeni mi fırladın? Bas git işine!”

Berat Buğra: (Geri çekilip ellerini teslim olur gibi havaya kaldırır ama gözlerindeki o alaycı parıltı hiç gitmez)

“Tamam, sakin ol şampiyon. Sadece dikkatini çekmek istedik, alt tarafı bir laf attık.”

Eda: (Dişlerini sıkıp işaret parmağını Buğra'nın göğsüne doğru sertçe bastırır)

“Bir daha bana dokunursan, o klavyeyi kafanda kırmakla kalmam, sistemindeki tüm verileri dark web'e sızdırırım, akıllı ol!”

Diğer öğrencilerin meraklı bakışları üzerlerine çevrilirken, kürsüdeki hoca yüksek sesle
"Arkadakiler, ders işliyoruz biraz sessizlik lütfen!" diye uyarır.

Eda homurdanarak yerine oturur ve nefret dolu bakışlarını ekrana diker. Buğra ise hafifçe gülümseyip kendi yerine geri döner ama aralarındaki bu gerilim sınıfın bütün havasını tamamen değiştirmiştir.

Psikoloji sınıfının o kalabalık ve merak uyandırıcı atmosferinde, Zeynep en ideal yeri bulup oturmuş, bir yandan etraftaki insanları dikkatle incelerken bir yandan da ders için hazırlık yapmaktadır.

Tam çantasından kalın psikoloji defterini ve kalemlerini çıkaracağı sırada, masanın üstündeki koşturmacayla birlikte dengesini kaybeden defterler gürültüyle sıradan aşağı, yere düşer.

Zeynep "Eyvah!" diyerek hızla eğilir. Tam aynı anda, hemen yan sıradan uzanan başka bir el de düşen defterleri toplamak için hamle yapar.

İki el, en alttaki defterin üzerinde aynı anda buluşur ve Zeynep’in parmakları yabancı bir elin sıcaklığına çarpıp öylece kalır.

Kafasını kaldırıp baktığında, onunla aynı anda eğilen kişinin sınıfın orta sıralarında oturan Deniz olduğunu görür. Deniz ve Zeynep: İkisi de defteri tutan elleri üzerinde, tam 2 saniye boyunca göz göze, hiç kıpırdamadan bakışırlar. Sınıfın uğultusu kulaklarında adeta yok olur.

Zeynep: (Yanaklarının aniden kızardığını hissedip hafifçe yutkunur, eli ayağı birbirine girerek kekelemeye başlar)
“Ş-şey... Te-teşekkür ederim, ben kendim alırdım aslında...”

Deniz: (Yüzünde son derece tatlı ve sakin bir gülümsemeyle defteri yerden alıp Zeynep’e uzatır, ses tonu oldukça yumuşaktır)
“Bir şey değil... Küçük hanım.”

Zeynep defteri aceleyle kapıp kucağına bastırırken kalbi yerinden çıkacak gibi atmaktadır. Deniz ise hafifçe başıyla selam verip kendi sırasına geri döner.

Deniz, kendi sırasına geri dönüp önüne bakmış gibi görünse de, az önce yaşanan o kısa ve ani temas zihninde defalarca kez oynamaktadır. Elindeki defteri uzatırken Zeynep’in yüzündeki o şaşkın ifadeyi, heyecandan hafifçe kızaran yanaklarını ve pırıl pırıl parlayan gözlerini hatırlar.
Kendi kendine hafifçe gülümserken, içinden geçirdiği o düşünce zihnini ele geçirir:

Deniz (İç ses): "Ufak bir sakarlıkla günün nasıl değiştiğine bak... Kız resmen heyecandan konuşamadı, ama o anki o saf hali ve duru güzelliği...
Bildiğin ortalığı yaktı geçti. Psikoloji sınıfı bu sene epey renkli geçecek anlaşılan..."

Arzu

Gastronomi bölümünün mis gibi taze pişmiş hamur ve baharat kokan dev mutfak tezgahında, Arzu önlüğünü sıkıca bağlamış, karşısındaki malzemeleri en kusursuz şekilde doğramaya çalışmaktadır.

Tam o sırada, mutfaktaki o gerginliği artırmak için can atıyormuş gibi Evren, elleri cebinde, yüzünde o gıcık ama bir o kadar da yakışıklı sırıtışıyla tezgahın başına yanaşır.

Evren: (Hafifçe eğilip tezgahlardaki malzemelere göz gezdirir, ardından alaycı bir ses tonuyla)

“Kolay gelsin şef... Bugün yine buraları yakıp yıkmaya mı geldin, yoksa duman altı mı edeceksin mutfağı? Nasıl kötü yemek yapıyorsun, merak edip bir bakmaya geldim.”

Arzu’nun eli elindeki bıçakla birlikte aniden durur. İçindeki o sabır kulesi paramparça olurken, hiç vakit kaybetmeden sağ elinin işaret parmağını Evren’in tam göğsünün ortasına sertçe bastırarak geriye doğru iter.

Arzu: (Dişlerini sıkarak, gözlerinden neredeyse ateş saçarak)

“Senin o dilini ortadan ikiye kesip bu tencereye atarım ha! Sabah sabah kaşınmak için yemin mi ettin sen? İşine bak, git kendi tezgahına!”

Evren: (Geriye doğru bir adım atar gibi yapıp hemen sırıtışını büyütür)
“Yavaş şampiyon, sakin ol! Kalp sağlığına zararlı bu kadar sinir, hem gerçekleri söylemek ne zamandan beri suç oldu?”

Evren tam yine dalga geçecek başka bir şey söylemek için öne doğru bir hamle yaparken, aralarındaki mesafeyi sıfırlayan o ani hareketi gerçekleştirir.
Şimşek hızında bir hamleyle Evren, ellerini Arzu’nun ince belinden kavradığı gibi onu havalandırır ve doğrudan paslanmaz çelik tezgaha otururur.

Arzu şaşkınlıkla nefesini tutarken, Evren hiç arayı açmadan biraz daha öne eğilir. Artık aralarındaki mesafe tamamen kapanmış; ikisinin gözleri tam aynı hizaya, burun buruna gelecek kadar yakın bir konuma gelmiştir.

Evren: (Gözlerini Arzu’nun parıl parıl parlayan öfkeli gözlerine diker, sesini alçaltıp fısıltıyla o alaycı tonunu sürdürür)
“Bakıyorum da göğsümü ittirirken bayağı iddialıydın canım... Ama yakından bakınca, sinirlenince renginin böyle kızarması da fena sayılmazmış hani. Yemeklerin gibi atışmaların da bi o kadar sert maşallah.”

Arzu: (Kalbinin kulaklarında attığı o öfkeyle ellerini Evren’in omuzlarına dayayıp onu itmeye çalışır ama bir yandan da o yakınlıktan dolayı nutku tutulur)

“Bırak beni be! Kafanı o tezgaha çarpmadan uzaklaş şuradan, yoksa yemin ederim elime ne geçerse kafana fırlatırım!”

Mutfaktaki diğer öğrenciler olanları şaşkınlıkla izlerken, aralarındaki bu elektrik kaosu resmen tavan yapar.

Arzu: (Yüzüne en alaycı ve sahte gülümsemesini yerleştirip)
“Çok komik, maskeli balo sandın sanırım burayı? İndir beni şuradan, yoksa tezgah altındaki o kıymetli bıçak setini nerene monte edeceğimi ben biliyorum.”

Evren: (Hiç istifini bozmadan, gözlerini Arzu’nun gözlerinden ayırmadan sırıtarak)

“Yapma ya? Merak ettim doğrusu, uygulamalı mı göstereceksin? Yalnız şef, böyle havada kalıyorsun diye ayakların yerden kesildi galiba, dikkat et aşka falan gelmeyelim bu mutfakta.”

Arzu: (Gözlerini devirip sinirle nefes üfler)

“Aşka mı? Seninle aynı havayı solumak bile benim için ancak oksijen israfı! Hangi akla hizmet beni tezgaha oturttun Allah aşkına, kafayı mı sıyırdın sen? İndirsene beni aşağı, mal malzemeyi kesiyor arkadaki stajyerler!”

Evren, arkadaki stajyerlerin meraklı bakışlarına şöyle bir göz atar ama ellerini Arzu'nun belinden hâlâ çekmez; aksine, duruşunu biraz daha centilmen bir havaya sokmaya çalışır.

Evren: (Ciddi bir ifade takınmaya çalışıp sesini alçaltır) “Haklısın, stajyerler dedikodu yapmaya bayılır. Ama seni indirmem için önce o keskin dilinden bir özür duymam lazım... Mesela
‘Evren, sen ne kadar yakışıklı ve harika bir aşçısın, kıymetini bilememişim’ gibi küçük bir itiraf?”

Arzu: (Gözleri fal taşı gibi açılır, bir anlığına nefesi kesilir) “Senin kafaya aldığın darbeler beyin hücrelerini tamamen yakmış! Özür mü? Ben sana ancak zehirli sos tarifimi veririm, onu da içersin sabaha kadar kafan güzelleşir! Çek ellerini!”

Arzu ani bir hamleyle bütün gücünü toplayıp bacaklarıyla Evren’i iter ve tezgahtan aşağı atlar. Yere indiği gibi önlüğünün eteklerini siler, sinirden kıpkırmızı kesilmiş yüzüyle Evren’e ölümcül bakışlar fırlatır.

Arzu: (Parmağını tekrar sallayarak) “Bir daha bana dokunursan o tencereyi kafana geçiririm, benden söylemesi!”

Evren: (Arkasını dönüp elleri cebinde, arkasına bakarak yürümeye başlar, kahkahasını bastırmaya çalışarak) “Tamam şef, sakin ol! Tansiyonun çıkacak diye korkuyorum, ilk günden

Kampüsün üzerinde yavaş yavaş ikindi güneşinin turuncu ışıkları yayılırken, ilk günün o yorucu, adrenalin dolu ve bir o kadar kaotik ders saatleri nihayet son bulur. Çıkış ziliyle birlikte fakültelerin kapıları ardına kadar açılır, öğrenciler bahçeye akın eder.

Ana kampüs çıkışındaki geniş avluda bizim kızlar
(Eda, Arzu, Defne, Yağmur ve Zeynep) sonunda bir araya gelir. Her birinin yüzünde ilk günün hem yorgunluğu hem de yaşadıkları absürt olayların verdiği o şaşkın ifade vardır.

Yağmur: (Ellerini bellerine koyup kaşlarını çatarak) “Kızlar asıl benim başıma gelen mala ne demeli ya? Hukuk amfisinde yan tarafta oturan o dingil, bütün ders boyunca izledi birde kafama kağıt uçak fırlatıp durdu. Bir de utanmadan 'not tutmana yardım ediyorum' diyor mal! Kafasına anayasa kitabıyla vursam rektörlüğe atılırım diye zor tuttum kendimi, beyinsiz herif!”

Eda:
(Gözlerini devirip homurdanarak)
“Benimki de tahtaya çıkmış, iki satır kod yazamıyor ama havalarından geçilmiyor. Bir de utanmadan yanıma gelip 'kalbimi hackle' falan diyor malın evladı. Kod satırını kafasına fırlatasım geldi, salak şey.”

Arzu: (Biraz daha sakinleşmeye çalışarak, nazik bir ses tonuyla omuz silker)
“Yani... Aslında evet, biraz kaba ve fazla özgüvenliydi ama belki de sadece uyum sağlamaya çalışıyordur canım. Tabii yine de tezgaha oturup saçmalamasını mazur görecek değilim, neyse ki tatlılıkla da olsa yerini bildirdik.”

Zeynep: (Yanakları hafifçe kızararak gözlerini yere indirir, parmaklarıyla oynar) “Şey... Aslında Deniz diye biri o kadar da kötü değildi ya... Yani evet, bi anda öyle yakınlaşınca elim ayağım birbirine girdi ama... Ne bileyim, bayağı kibar ve tatlı bir gülümsemesi vardı sanki...”

Yağmur ve Eda: (Aynı anda Zeynep'e dönüp gözlerini kısarak) “Oooo, kanka sen vurulmuşsun resmen!”

Zeynep: (Yanakları iyice kızarır, elleriyle yüzünü kapatıp hafifçe panikleyerek kekelemeye başlar)

“N-ne tutulması kanka?! Y-ok öyle bir şey ya, ne alakası var! S-sadece... yani ş-şey oldu, yanlışlıkla el ele tutuştuk alt tarafı! B-bi de o an ne diyeceğimi bilemedim, o yüzden şey ettim...”

Yağmur: (Kıkırdayarak Zeynep’in kolunu hafifçe dürter) “He kanka, he! Kız kekelemeden cümle kuramıyor, hala ‘ne alakası var’ diyor. Gözlerindeki kalp emojilerini buradan görüyoruz Zeynepçim, inkar etme hiç!”

Defne: (Etrafa şöyle bir göz gezdirip kollarını kavuşturarak) “Neyse, sizinkiler bir şekilde varlığını belli ediyor en azından... Dikkat ettiniz mi, bizim gruptan Ömer ortalıklarda hiç yok! Sabah beri ortalıkta görünmedi bile, herif ya dersi ekti ya da kampüste kayboldu gitti.”

Defne tam cümle kuracakken, arkasından aniden uzanan iki kol belini sarar. Aynı saniyede, burnunun ucuna ve boynuna doğru mis gibi kokan, kocaman kırmızı güllerden oluşan bir buket uzatılır.

Ömer Faruk: (Kulağına doğru eğilip o rahat, kendinden emin ve hafif muzip ses tonuyla fısıldar)

“Beni mi arıyordunuz hanımefendi? Sabah dersi biraz ektiğim doğru ama ortalıklarda yokum diye bu kadar özleneceğimi bilmezdim.”

Defne elindeki dev gül buketine şaşkınlıkla bakarken, Ömer hiç bozuntuya vermeden, oldukça ciddi ve dramatik bir ton takınarak birden şiir okumaya başlar.

Ömer Faruk: (Elini kalbinin üzerine koyup, sanki tiyatro sahnesindeymiş gibi dramatik bir sesle)

"Güller kırmızı, menekşeler mor...Hukuk amfisinde astığı asık, yüzü yaman bir hanım var ki,Görünce aklım başımdan gidiyor, benden başka kimseye yâr olmuyor!"

Defne: (Gözleri fal taşı gibi açılır, elindeki güllere bakar )
(Yanakları hafifçe kızarmış bir halde, ses tonunu yumuşatarak ama yine de o tatlı tavrıyla) “Ömer... Yani, güller gerçekten çok ince bir düşünce, teşekkür ederim ama... O şiir neydi Allah aşkına? (Sevdiğini belli eden bir kahkahayla) Kafiyeyi resmen katlettin. Bence edebiyat fakültesinin etrafında falan dolaşma, hocalar duyarsa seni kampüsten sürerler valla.”

Yağmur: (Kahkahayı basıp ellerini çırparak)"Vay anasını, Ömer edebiyatı da yerle bir etti! Resmen 3. sınıf ilkokul şiiri gibi oldu kanka, bence bu şiire karşı dava açmalısın

Eda: (Gülmekten karnını tutarak)"Yemin ederim bu grubun erkekleri tam birer flört sabotajcısı. Biri 'kalbimi hackle' der, diğeri kamyon arkası yazısını şiir diye okur!"

Ömer: (Hiç istifini bozmadan gülleri tekrar Defne'ye uzatıp sırıtarak)"

İlham perim o anlık o kadar oldu, kusura bakma artık. Hem ruh ikizini bulmuş gibi bakıyorsun şu an, inkar etme!"

Defne gülmemek için kendini zor tutsa da, yüzündeki o tatlı ama eğlenmiş ifadeyle gülleri kucağına alır. Bu eğlenceli ve kahkaha dolu anlarla beraber ilk günün akşamı resmen unutulmaz bir anıya dönüşür.

Kampüsün hareketli kalabalığından ve diğer kızların meraklı bakışlarından uzaklaşarak otoparka doğru yönelirler.
Ömer, elindeki dev gül buketini dikkatle taşıyan Defne'ye eşlik ederek kendi arabasının yanına gelir ve ön kapıyı nazikçe açar.
Ömer: (Arabanın kapısını tutarak hafif bir reverans yapar) “Buyurun hanımefendi, şair ruhlu ama şoförlüğü on numara olan özel kaptanınızın hizmetindesiniz.”

Defne: (Gülerek başını sallar ve güllerle birlikte ön koltuğa yerleşir) “Şair kısmı biraz tartışmalı ama neyse, şaka yaptım bugünkü performansın idare ederdi diyelim.”

Ömer de hemen sürücü koltuğuna geçip emniyet kemerini takar, ardından arabayı çalıştırır. Motorun o sakin mırıltısı eşliğinde otoparktan çıkıp kampüs yoluna koyulurlar.

Kampüsün otoparkında Ömer ile Defne arabaya binip uzaklaşırken, diğer tarafta kalan dörtlü (Eda, Arzu, Yağmur ve Zeynep) Eda’nın şoför koltuğunda olduğu arabasının etrafına toplanır.Eda, anahtarı kontakta çevirip motoru çalıştırırken dikiz aynasından arkaya, araya sıkışmaya çalışan kızlara bakar.

Eda arabayı otoparkın çıkışına doğru yanaştırıp durdurduğu an, Yağmur arkada sıkışmış olma bahanesiyle ani bir hareketle öne doğru eğilir.

Yağmur: (Elleriyle Eda’nın kolunu dürterek)

“Kanka bekle, dur! Arkası mahşer yeri gibi, sıkış tepiş oturamayacağım vallahi. Ön tarafa oturacağım, çekil oradan biraz!”

Eda: (Gözlerini devirip aracı boşa alarak) “Aman gel başımın belası, sanki limuzin sürüyoruz! Çabuk geç ama arkadaki trafiği kitlemeyelim.”

Yağmur hızla arabanın kapısını açıp dışarı çıkar, dolanıp ön yolcu koltuğuna biner. Emniyet kemerini takarken dışarıda kalan kalabalığa ve hareketliliğe bakar

Kampüsün ana çıkış kapısından yavaşça süzülen Eda’nın arabasının hemen arkasından, Baran’ın kullandığı araba gürültülü bir motor sesiyle yanaşır.
Baran direksiyonda oldukça havalı bir tavırla tek elini direksiyona dayamış, camı yarıya kadar indirmiştir; yan koltuktaki Buğra ve arka koltuktaki Berat kendi aralarında gülüşmektedir.
Trafik ışıklarında Eda’nın arabası durmak zorunda kaldığında, iki araç yan yana gelir.
Eda’nın arabasının ön koltuğunda oturan Yağmur, tam o sırada sinirle kafasını yana çevirir ve yanındaki arabada camdan dışarı bakan Baran’la göz göze gelir.

Yağmur: (İçinden,dişlerini sıkarak) “Tövbe yarabbim, şansa bak... Adam kâbus gibi yapıştı peşimize.

“Baran, Yağmur’un sinirden kasılan yüz ifadesini fark edince tek kaşını hafifçe kaldırır. Yüzüne o çapkın ve alaycı sırıtışı yerleştirip camdan dışarı doğru eğilir; hiçbir şey söylemeden, sadece yavaşça ve son derece net bir şekilde Yağmur’a göz kırpar.

Yağmur: (Gözleri fal taşı gibi açılır, bir anlığına neye uğradığını şaşırıp sinirden kıpkırmızı kesilerek)

“Ulan... Resmen göz kırptı salak! Şura şurda inip o camı başına geçireceğim şimdi!”

Eda: (Direksiyona vurarak kahkahayı basar) “Oooo kanka, madalya taksaydın bari! Adam resmen trafikte taarruza geçti!”

Arzu ve Zeynep: (Arka koltuktan kahkahayla gülüşerek) “Valla Yağmurcum, adamın cesaretine hayran kalmamak elde değil!”

Baran ise göz kırptıktan sonra keyifli bir kahkaha atar, ışık yeşile döndüğünde gaza basıp hafifçe önlerinden uzaklaşırken arkasında sinirden deliye dönmüş bir Yağmur bırakır.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

45okunma 7beğeni 19yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…