8. bölüm · PENÇE; KÜL VE KÜNYE

BÖLÜM 7

Adile Çetin

Batur kendini iyi hissetmiyordu; bir yandan intikam ateşiyle yanıp tutuşuyor, bir yandan da vicdanına yenik düşüyordu. Eskiye takılı kalmak onu etkilemişti; çünkü biliyordu ki eskiye takılı kalırsa o kadar kendine zarar verecekti. İntikamı intikamdı, evet; fakat her şeyi, eskiyi hatırlamak, annesini ve babasını düşünmek onun psikolojisini ağır etkiliyordu. Belki de her şeyin bir açıklaması vardı da Batur sadece dışarıya anlatamıyordu; ama belki de onun gözünden dinlemek lazımdı bu olayları.
(Batur'un Gözünden)
Sürekli anne ve babamın o kötü gününü hatırlamak cidden benim için yorucu bir hale gelmişti; fakat benim bu mesleği yapma amacım vatan sevgisinden sonra oydu. O gün o komutana söz vermem benim dönüm noktam olmuştu. Belki de sürekli onları hatırlamam iyi bir şey değildi, sürekli geçmişe takılı kalmak kötüydü; fakat bilmiyorum, elimde olan bir şey değildi bunlar. Timim benim için en önemli şeydi; benim ailem, benim her şeyimdi. Herkes attığını vuran, gözü kara kişilerdi. Öncelikle;
Can yoldaşım, benim bir tanecik arkadaşım Göktürk. Evet, Göktürk Aslan... Kendisi mavi gözlü, sarışın, 1.85 boyunda, attığını vuran, kaslı, 28 yaşında ve tek sevdası küçük kedisi ile vatanı olan dostum. Hiçbir zaman beni hayal kırıklığına uğratmadı. Gerçekten tam yoldaşlık bir insandı; merhametiyle oldukça yufka yürekli fakat yeri geldiğinde canavarlaşabilen biriydi. Belki de en iyi huylarından biri de buydu. Timdeki herkes benim için önemli fakat bilmiyorum, Göktürk'ün yeri bir başka…
Şimdi sıra Umay'da... Umay Gökçe. Kendisi benim üsteğmenlerimden; merhameti, korkusuzluğu ve cesurluğuyla timimize güç veren en eski yoldaşlarımızdan biri. Kendisi esmer, uzun siyah saçları ve kapkara gözleri olan biri. 27 yaşında, pırıl pırıl bir asker.
Bir diğeri ise Murat. Evet, o komik Murat... Murat Çetin. Onun dış özelliklerinden çok içi beni çok etkiler. Pozitif olmasıyla timin en eğlenceli, bazen de gergin anlardaki kurtarıcısı. 1.78 boyunda, esmer, kahverengi gözlü, 28 yaşında... Bir de kendini övmeyi seven biri. Tam bir hayvansever; gerçi benim timimin hepsi hayvansever. Murat'ın lakabı "Antepli"; nedeni ise bazen şivesinin kayması ve o korkunç duran adamın içinden çıkan o yumuşak kişiyi bize göstermesiydi.
Iraz ise timin keskin nişancısı... Iraz Yıldırım. 1.70 boyunda, beyaz tenli, sarışın, renkli gözlü, 29 yaşında; taptaze Pençe timi üyesi. Bu yüzden aslında Iraz hakkında hiçbir şey diyemem çünkü pek tanımam kendisini, yeni katıldı time. Hem keskin nişancı hem de sağlık alanından anladığı için time katıldı; biraz tanıma süreci var daha…
Son olarak timimizin süslü prensesi, çocukluk arkadaşım Asena Çakır. 1.65 boyunda, kırmızı yanaklı, kahve-kestane rengi saçı olan tam bir prenses; ama yeri geldiğinde harbi olan biri. 26 yaşında. Benimle yaşıt değil ama küçüklüğümden beri tanırım onu…
Ve son olarak ben... Timim benim için sadece meslektaş değil; derin bağlarımız olan bir aileyiz. Bu yüzden benim meselem onların, onların meselesi benimdir. Bazen benim fikirlerimin onların kötülüğü için ya da sadece benim için olduğunu düşünüyorlar fakat en ufak ayrıntısında sadece onlar var.
Artık gece vakti çökmüştü. Tim, köyü korumak için görev ayrımı yaparak nöbet tutmaya başladı. İlk önce Iraz ve Murat başladı; onlar köyün etrafını kollarken diğer yandan Batur ve Göktürk etrafı kolaçan ediyor, bir değişiklik var mı ona bakıyordu. Umay ve Asena birlikte gezip etrafa bakıyor; küçük çocukları sevindiriyor, onlara korkmamaları gerektiğini anlatıyor, onlarla oyunlar oynuyor ya da bazen oradaki kadınlara yardım ediyordu.
En sonunda akşam yemeği vakti gelmişti, saat akşam 8 civarıydı. Yemek için hazırlıklara başlandı. Köy meydanında büyük bir sofra kuruldu; herkes elinde, ekmeğinde ne varsa ortaya koydu. Birlikte yemek yapmak üzere işe koyuldular. Kimi tarlalarından domates biber getirdi, kimi evinde ekmek yapıp getirdi, kimi koyunlarından birkaçını askerlere yemek yapılması için verdi. Herkes bir şeyler feda etti ve harikulade bir sofra hazırladılar.
Birlikte yemek yemeye başladıkları zaman, o kurtardıkları küçük çocuk Batur'un yanına gelmek istediğini ve onunla yemek yemek istediğini söyledi. Annesi başta çocuğa karşı çıktı; o askeri rahatsız etmemesi gerektiğini, hatta hiç yanından ayrılmaması gerektiğinden bahsetti fakat Batur yüksek sesle annesine döndü ve dedi ki: "Hayır, ben onun abisiyim, hiçbir şekilde rahatsız olmam. Hatta ben ismini bile öğrenmek istiyorum; çok uzun süredir tanıştık fakat ismini öğrenemedim. İsmin nedir?"
Küçük çocuk ise hemen heyecanlı bir şekilde, yerinde duramayarak "İsmim Emre, Emre!" dedi. "Vay," dedi Batur, "Benim de Emre diye eskiden bir abim vardı biliyor musun? Artık sen benim için çok kıymetlisin." Oradan diğer bir küçük çocuk atladı; bu çocuk bir kız çocuğuydu. Oradan Batur'a dönerek dedi ki: "E ne var yani, onun adı Emre diye o daha mı değerli? Ben senin için değerli değil miyim?"
Birden oradaki kalabalık kahkahalara boğuldu. Batur güldü ve kıza dönerek şöyle söyledi: "Sen benim prensesimsin." Bir yanında Emre, bir yanında diğer o küçük kız oturuyordu; birlikte yemek yemeye başladılar. Sürekli telsizden haber alıyor ve durumu kontrol ediyordu. Baktılar ki köy halkı yavaş yavaş yoruldu ve saat de hayli geç olunca Batur ve Göktürk herkesi evlerine güvenle yerleştirdi ve etrafta nöbet tutmaya başladılar. Şimdi sıra Iraz ve Murat’taydı; onların ikisi yemek yemek için köye geldi, diğerleri de nöbet tutmak için etrafı gezdi.
Fakat timin unutmaması gereken önemli bir isim vardı Sayid hala etrafta geziyor olabilirdi belki de köyün etrafındaydı etrafı kontrol ettiklerinde kimseyi bulamadılar en sonunda köy halkı derin uykuya daldı ve kendilerine İlk defa bu kadar huzurlu bir uyku uyurken buldular sabah olduğunda etrafta kuş sesleri küçük küçük çocukların oynayış sesleri ve taze ekmek kokusu etrafı sarmıştı o kadar sıcak bir ortamdı ki tim gitmek istemedi fakat görev vakitleri gelmiş neredeyse orada uzun süre olacak şekilde kalmışlardı karargahta da onlara ihtiyaç olduğu için fazla uzun kalamayacaklarını hatta bugün gitmek üzere yola çıkacaklarını söyledi Emre oradan lafı atladı hayır sen gidersen ben de giderim o zaman dedi,fakat Batur bu sefer küçük çocuğu avutamadı ve gerçeği söylemek
zorunda olduğunu belirtti sen benimle gelemezsin küçük annenin yanında burada köye göz kulak olmalısın arada buraya geldiğinde seni bulmam gerekiyor eğer seni burada bulamazsam bu köyü nasıl geri gezebilirim ki sen bu köy için bize rehberlik yapacaksın ve sürekli bize bilgi vereceksin dedi küçük çocuk başta kabul etmedi ve mızmızlansada en sonunda kabul etti batur'a asker selamı verdi ve timi almak üzere gelen helikopteri beklemeye başladılar
Vakit geçmiyor sanki saniyeler saatler gibi geçiyordu ne gelen vardı ne giden artık en sonunda Göktürk dayanamadı ve dedi ki bence bugün bizi burada bırakacaklar almaya gelmeyecekler dedi en iyisi biz bugün burada kalalım zaten ortamı da pek beğendim karargahtan daha iyi en azından sıcak bir ortam var Umay gülümsedi ve göktürk'e hak vereceğimi hiç düşünmezdim ama bu sefer Göktürk gerçekten haklı dedi en sonunda Asena batur'un koluna girerek şöyle söyledi bence de dedi kalabiliriz burada ben burayı çok beğendim dedi hem eski köyümüzü hatırlatıyor bana dedi Batur da kendi kolunu sarmış olan kızın kolunu eliyle tuttu ve e hadi o zaman kalalım dedi