14. bölüm · PENÇE; KÜL VE KÜNYE
BÖLÜM 13
Fabrikanın dışındaki o devasa toz bulutu yaklaşırken, yer sarsılmaya başladı. Luka’nın 200 kişilik ordusu arkalarına baktığında, karanlığın içinden kükreyen motor seslerini duydular. Gelenler, ellerinde eski usul ağır makineli tüfeklerle, altlarında arazi araçlarıyla Emre Abi ve Muhammed Abi’ydi! "Eski kurtlar ölmez aslanlar!" diye gürledi Muhammed Abi telsizden.
Bu destekle beraber Pençe Timi içeriden dışarıya doğru bir yarma harekâtı başlattı.
Göktürk, elindeki ağır makineliyi bir kalkan gibi kullanarak fabrikanın ana kapısından fırladı. "Yol açın lan!" diye bağırarak mermi yağmuru altında Luka’nın dış kuşatmasını darmadağın etti. Asena, çatıda adeta bir orkestra şefi gibiydi; her tetiğe basışında Luka’nın bir keskin nişancısını susturuyordu. Umay, dumanların arasından bir gölge gibi süzülüp dışarıdaki araçların yakıt depolarına patlayıcıları yerleştirdi.
"BOOM!"
Ard arda gelen patlamalarla Luka’nın ordusu panik içinde dağılmaya başladı. İşte o kaosun tam ortasında, Batur’un gözleri siyah bir arazi aracına kilitlendi. Luka oradaydı! Direksiyona geçmiş, arka sokaklardan kaçmaya çalışıyordu.
Batur, "Luka bende! Kimse karışmasın!" diyerek motosikletlerden birine atladı. Şehrin dışındaki o dar, tozlu yollarda amansız bir kovalamaca başladı. Luka arkasından ateş açıyor, Batur ise motoru ustalıkla yatırarak mermilerden kaçıyordu. En sonunda Luka’nın aracının lastiğine isabetli bir atış yaptı. Araç savrularak bir kayalığa çarptı ve durdu.
Luka, kapıyı zorlayarak dışarı çıktı. Yüzü kan içindeydi ama hala o sinsi gülüşü yerindeydi. Elindeki bıçağı çekti. "Gel bakalım Batur, babanın intikamını alabilecek misin?"
Batur motoru kenara fırlatıp üzerine atıldı. İkisi tozun toprağın içinde birbirine girdi. Luka profesyoneldi, bıçağını Batur’un kaburgasına savurdu ama Batur artık o eski duygusal çocuk değildi. Bıçağı havada yakalayıp Luka’nın kolunu bir odun parçası gibi büktü.
"ÇIT!"
Kemik sesi sessizlikte yankılandı. Batur, Luka’yı yere serip gırtlağına çöktü. Yumruğunu kaldırdı, tam indirecekken babasının künyesini hatırladı. "Ölmek senin için kurtuluş olur Luka," dedi buz gibi bir sesle. "Sen Sayid’in yerini söyleyene kadar ölmene izin vermeyeceğim."
Tam o sırada Göktürk ve Umay araçla tozları dumana katarak yanlarına geldi. Göktürk araçtan inip Luka’nın tepesine dikildi. "Kaçış bitti yılan," diyerek Luka’yı yakasından tutup havaya kaldırdı ve sertçe aracın bagajına fırlattı.
Umay, Batur’un yanına gelip elini omzuna koydu. "Bitti Batur, elimizde artık."
Batur, ellerindeki kanı sildi ve gökyüzüne baktı. "Hayır Umay, asıl şimdi başlıyor. Luka konuşacak, Sayid düşecek."Fabrikanın dışındaki o mahşer yeri yavaş yavaş sessizliğe bürünürken, havada yanık barut ve taze toprak kokusu asılı kalmıştı. Luka, arazi aracının arkasında, elleri ve ayakları çelik kelepçelerle bağlanmış halde hırıltıyla nefes alıyordu. Sol omzu Batur’la girdiği boğuşmada yerinden çıkmış, yüzündeki o kibirli ifade yerini hayvani bir korkuya bırakmıştı.
Batur, aracın ön koltuğunda oturmuş, dikiz aynasından Luka’nın her hareketini bir şahin gibi izliyordu. Elleri hala titriyordu; ama korkudan değil, içindeki o dizginlenemez öfkeden. Yanında oturan Volkan, omzundaki bıçak yarasını Umay’ın sardığı sargıyla bastırıyor, dişlerini sıkarak yola odaklanıyordu.
Arka araçta Göktürk ve Umay, telsizden karargâhla irtibat halindeydi. Göktürk, devasa elini vites koluna vurarak, "Bu it bize çok çektirdi Batur, karargâha sağ salim sokalım da gerisini Albay düşünsün," dedi. Ama Batur’un aklında Albay değil, babasının o tozlu raflardaki künyesi vardı.
Karargâha Giriş: Bir Devrin Sonu
Ankara Karargâhı’nın devasa demir kapıları, gecenin üçünde büyük bir gürültüyle açıldı. Nöbetçi kulelerindeki spot ışıkları, toz içinde kalmış Pençe Timi’nin araçlarını bir kahraman gibi selamladı. Araçlar durur durmaz Batur kapıyı tekmeleyerek açtı.
"İndirin şu iti!" diye kükredi Batur.
Muhammed Abi ve Emre Abi, çoktan kapıda bekliyordu. Muhammed Abi, bagajdan yaka paça çekilen Luka’yı görünce yüzüne sert bir tükürük savurdu. "Dostumun katilinin köpeği... Bak bakalım şimdi kimin inindesin," dedi sesi titreyerek.
Luka’yı, yerin üç kat altındaki, duvarları ses yalıtımlı ve sadece sorgu için tasarlanmış "Kırmızı Oda"ya indirdiler. Oda sadece bir masa, iki sandalye ve tavandan sarkan tek bir parlak ampulden ibaretti. Luka’yı metal sandalyeye zincirlediler.
Kırmızı Oda: Yüzleşme
Batur, odadaki tek sandalyeyi ters çevirip Luka’nın tam karşısına oturdu. Aralarında sadece birkaç santim vardı. Luka, kanlı tükürüğünü yere bıraktı ve alaycı bir şekilde gülümsedi. "Beni buraya getirdiniz de ne oldu? Sayid çoktan sınırın ötesine geçti. Siz burada benimle uğraşırken o yeni planını devreye soktu bile."
Batur, yavaşça yerinden kalktı. Masanın üzerindeki o meşhur dosyayı açtı. Dosyanın içinde babasının eski fotoğrafları ve Sayid’in yarım bıraktığı o katliamın belgeleri vardı. Batur, Luka’nın sağlam olan omzuna aniden bastırdı. Luka acıyla haykırdı.
"Bana bak Luka," dedi Batur, sesi fısıltı kadar alçak ama bir bıçak kadar keskindi. "Ailenin nerede olduğunu biliyoruz. Yunus'u nasıl tehdit ettiğini de... Ama senin farkın ne biliyor musun? Senin kimsen yok. Sayid seni burada, bu karanlık odada çürümeye terk etti. O şu an senin yerini dolduracak yeni bir cellat bulmuştur bile."
Luka’nın gözlerindeki o sinsi ışık ilk kez söndü. Yutkundu. Batur, babasının künyesini Luka’nın burnunun dibine kadar getirdi. "Bu künye benim şerefim. Ve bu şeref, senin gibi bir haine diz çöktürecek. Ya şimdi koordinatları verirsin ya da bu odadan ancak Sayid'in yanına, cehenneme gidersin."
Luka, Batur’un gözlerindeki o kararlılığı gördü. Orada bir asker değil, canı yanmış bir evlat duruyordu. Başını yavaşça öne eğdi. "Sadece bir şartım var..." dedi sesi titreyerek. "Beni koruma programına alacaksınız. Sayid’in adamları beni hapishanede yaşatmaz."
Batur, Luka’nın çenesini tutup kendine doğru çekti. "Şartları ben koyarım Luka. Şimdi konuş... Sayid nerede?"
Luka derin bir nefes aldı ve o kan donduran gerçeği fısıldadı: "Eski bir maden ocağı... Sınırın sıfır noktasında, 'Kartal Yuvası' dedikleri yerde. Ama dikkat et Batur, o sadece seni bekliyor. Orayı senin için bir mezar hazırladı."
Batur, elindeki kanlı sargıyı söküp attı. Gözleri kan çanağına dönmüştü ama zihni bir bıçak kadar keskindi. Albay, dev ekranda beliren o eski maden ocağını gösterdi. "Burası sıfır noktası Batur. Bir adım ötesi başka topraklar. Sayid orayı bir kale gibi tahkim etmiş. Sadece piyade değil, ağır uçaksavarlar ve elektronik karıştırıcılar var."
Göktürk, kollarını göğsünde kavuşturmuş, ekrana bakıyordu. "Yani havadan destek alamayız demek mi bu?" diye sordu.
Albay başını salladı. "Sinyal kesiciler yüzünden İHA’lar bile oraya yaklaşamaz. Bu iş, eski usul bir sızma operasyonu olacak. Pençe Timi ve... eski topraklar."
Muhammed Abi ve Emre Abi köşede sessizce silahlarını temizliyordu. Muhammed Abi, emektar tüfeğinin şarjörünü sertçe yerine oturtup Batur’un yanına geldi. "Evlat, babanla o tepelerde çok ter döktük. Şimdi seninle o şerefsizin inine girmek bizim boynumuzun borcu," dedi.
Sınır Hattı: Ölüm Sessizliği
Gece saat 04:30. Pençe Timi ve eski kurtlar, karartma uygulanmış iki zırhlı araçla maden ocağının iki kilometre yakınına kadar sokuldu. Araçlardan indiklerinde ay ışığı bile bulutların arkasına saklanmış, doğa sanki olacakları biliyormuş gibi susmuştu.
Asena, termal dürbünüyle tepeyi taradı. "Hareketlilik var. Nöbetçi kulelerinde MG3’ler kurulu. Kayalıkların arasına gizlenmiş en az on beş keskin nişancı tespit ettim," diye fısıldadı telsizden.
Umay, bir gölge gibi kayaların arasına süzüldü. "Ben ve Batur sağ kanattan, havalandırma tünellerinden sızacağız. Göktürk ve Muhammed Abi, siz ana girişi cehenneme çevirdiğiniz an biz içeride olacağız."
İlk Temas: Kıyamet Kopuyor
Batur, sırtındaki tüfeği sıkıca kavradı. "Başlayın!" emrini verdiği an, Asena’nın tüfeği gecenin sessizliğini yırttı. İlk nöbetçi, daha telsizine uzanamadan kuleden aşağı yuvarlandı.
"GÜM! GÜM! GÜM!"
Göktürk, ağır makinelisiyle ana kapıdaki kum torbalarını biçmeye başladı. O sırada Emre Abi, omuz üstü roketatarıyla uçaksavar mevziisini havaya uçurdu. Alevler gökyüzüne yükselirken maden ocağı bir anda mahşer yerine döndü.
Batur ve Umay, bu kargaşadan yararlanıp paslanmış demir kapaklı havalandırma tüneline daldılar. İçerisi nemli, dar ve zifiri karanlıktı. Batur, termal gözlüğünü indirip ilerledi. Tünelin sonunda, Sayid’in o meşhur çalışma odasına açılan gizli bir bölme vardı.
Tam tünelin ağzına geldiklerinde, Batur durdu. İçeriden tanıdık bir ses geliyordu. Bu, Sayid’in o soğuk, ruhsuz sesiydi. Birine talimat veriyordu: "Batur buraya gelecek. Onu canlı istiyorum. Babasının künyesini kendi boğazına ben asacağım."
Batur’un gözleri öfkeden karardı. Umay’a "Şimdi!" işareti yaptı. Havalandırma kapağını tek bir tekmeyle patlatıp içeri daldılar.Kartal Yuvası: Labirentte Av
Batur ve Umay odaya daldığında, Sayid masasının arkasındaki gizli bir paneli çoktan kaydırmıştı. Batur’un fırlattığı mermi, Sayid’in kapandığı çelik kapıda kıvılcımlar çıkararak sekti.
"Kaçıyor! Umay, kapıyı tut!" diye bağırdı Batur.
Sayid, maden ocağının derinliklerine, rayların ve eski tünellerin olduğu o karanlık labirente daldı. Burası yüzlerce yıllık bir madendi; haritası olmayan, her köşesi bir uçuruma açılan bir yerdi. Sayid arkasından gelen ayak seslerini duydukça nefes nefese, "Beni burada asla bulamazsınız, burası benim kalem!" diye bağırıyordu sesi tünellerde yankılanarak.
Batur, el fenerini namlusunun altına sabitledi. Işık hüzmesi rutubetli duvarlarda gezerken yerde taze kan izleri gördü; Sayid kaçarken yaralanmıştı. "Kanını dökerek kaçamazsın Sayid! Bu yolun sonu yok!"
O sırada dışarıda kıyamet kopuyordu. Göktürk ve Muhammed Abi ana galeriyi ele geçirmiş, Sayid’in son adamlarını etkisiz hale getirmişti. Telsizden Göktürk’ün sesi geldi: "Batur! Madenin alt katlarında patlayıcı düzenekleri tespit ettik! Sayid burayı havaya uçurmaya hazırlanıyor, hemen çıkın oradan!"
Batur durmadı. Öfkesi korkusundan büyüktü. Tünelin sonunda, eski bir asansör boşluğuna açılan geniş bir alana geldi. Sayid, paslanmış bir vagonun arkasına saklanmış, elinde bir kumandayla Batur’u bekliyordu.
"Dur orada evlat!" diye gürledi Sayid. Yüzü asit yanıkları ve kirden tanınmaz haldeydi. "Bir adım daha atarsan bu madeni hepimizin mezarı yaparım. Kumanda elimde!"
Batur silahını indirdi ama gözlerini ayırmadı. "Kumandaya basarsan babamın yanına gidersin Sayid. Ama basmazsan, önce benimle hesaplaşacaksın. O kumandayı bırak ve bir erkek gibi yüzleş."
Sayid sinsi bir gülüşle parmağını butona yaklaştırdı. "Baban da senin gibi inatçıydı Batur... Ama o, arkasındakileri korumak için ölmeyi seçti. Sen neyi seçeceksin?"
