16. bölüm · PENÇE; KÜL VE KÜNYE

BÖLÜM 15

Adile Çetin

Maden ocağının ağzından çıkan dumanlar, batan güneşin turuncu ışığıyla karışıp kan kırmızısı bir renge bürünmüştü. Sayid, Batur’un çelik gibi pençeleri arasında, yüzü gözü kan içinde yerlerde sürüklenirken; Pençe Timi bir duvar gibi arkasında dizilmişti.
Göktürk, devasa gövdesiyle giriş kapısını tutmuş, elindeki ağır makineliyi hala soğutmamıştı. Asena, tepedeki keskin nişancı mevziisinden yavaşça aşağı süzülmüş, tüfeğini omzuna asarken gözlerindeki o avcı pırıltısı yerini derin bir yorgunluğa bırakmıştı. Umay, elindeki bıçakları titizlikle temizleyip kılıfına sokarken; timin yeni ve en stratejik zekaları Murat ve Iraz da operasyonun lojistik ve siber ayağını tamamlamış, Batur’un yanına gelmişlerdi.
Batur, Sayid’i zırhlı aracın kapısına fırlattı. Sayid, hırıltıyla güldü. "Beni aldınız... Ama ruhunuzdaki o karanlığı ne yapacaksınız Batur? Babandan kalan o nefretle nasıl yaşayacaksın?"
Batur durdu. Cebinden babasının o tozlu, kanlı künyesini çıkardı. Künyeyi Sayid’in tam göz hizasına getirdi. "Bu künye artık intikamın değil, adaletin nişanıdır Sayid. Sen benim ruhumu öldüremedin, ama ben senin karanlığını bu gece bu topraklara gömdüm."
Batur, Sayid’in yüzüne son kez bakmadı bile. "Bindirin şunu!" diye emretti. Murat, Sayid’i yaka paça aracın içine fırlatırken, Iraz elindeki tabletten karargâha sinyali geçti: "Hedef paketlendi. Pençe Timi dönüş yolunda. Tam kadro sağlıklıyız."
Karargâha dönüş yolunda araçta çıt çıkmıyordu. Batur direksiyonun başındaydı. Yanında Murat, arkada ise Göktürk, Asena, Umay ve Iraz oturuyordu. Murat, elindeki haritayı katlarken Batur’a baktı.
"Bitti kanka," dedi Murat. "Gerçekten bitti. Sayid artık bir numaralı hücrede çürüyecek."
Batur sadece yolu izliyordu. "Biten sadece intikam Murat. Bizim hikayemiz asıl şimdi başlıyor. Bunca zaman nefretle beslendik. Şimdi neyle besleneceğiz?"
Iraz, arka koltuktan öne doğru eğildi. Sesi, o kaosun ortasında bir pusula gibi netti. "İnançla Batur. Birbirimize olan inancımızla. Biz artık sadece bir operasyon timi değiliz. Biz bu ülkenin görünmez kalkanıyız. Sayid’i yakalamak bir son değil, büyük bir temizliğin ilk adımıydı."
Karargâhın demir kapıları gıcırdayarak açıldığında, Albay kapıda onları bekliyordu. Sayid indirilip hücreye götürülürken Albay, Batur’un omzuna elini koydu. "Bugün babanın ruhu şad oldu evlat. Ama yarın... Yarın bambaşka bir Batur’a ihtiyacım var. Hazır mısın?"
Batur, timine baktı. Göktürk’ün sarsılmaz gücüne, Asena’nın keskin gözlerine, Umay’ın çevikliğine, Murat’ın stratejisine ve Iraz’ın zekasına... "Hazırız komutanım," dedi.
Sayid hücredeyken, karargâhta hummalı bir çalışma başladı. Batur artık vaktinin çoğunu harekat odasında, haritaların başında değil; timiyle vakit geçirerek harcıyordu. Murat ile strateji çalışıyor, Iraz ile siber ağları inceliyordu.
Bir akşam, Iraz elinde bir dosya ile Batur’un odasına daldı. "Batur, Sayid’in bilgisayarlarından çektiğim verilerde bir şey buldum. 'Gölge Protokolü' diye bir dosya var. Sayid sadece bir piyondaymış."
Batur ayağa kalktı. "Ne demek piyon?"
"Sayid’in arkasında çok daha büyük bir yapı var. Finansman Avrupa’dan, lojistik Ortadoğu’dan sağlanıyor. Sayid yakalanınca bu yapı yeni birini atamak için harekete geçmiş."
Batur, Murat’ı ve diğerlerini hemen odaya çağırdı. Murat, haritayı masaya serdi. "Eğer Iraz haklıysa, bu yapı Türkiye içindeki uyuyan hücrelerini uyandıracak demektir. Bizim artık pasif savunmadan çıkıp aktif ava başlamamız lazım."
Göktürk, yumruğunu masaya vurdu. "Avsa av! Pençe Timi ne güne duruyor? Biz bu itlerin kökünü kazırız!"
Batur, timdeki değişimi yönetmeye başladı. Artık sadece "yok etmek" üzerine kurulu o karanlık eğitimleri bir kenara bıraktılar. Batur, timi sivil alanlara, halkın arasına çıkarmaya başladı.
Bir hafta sonu, Ankara’nın eski bir semtindeki bir çocuk esirgeme kurumuna gittiler. Umay, çocuklarla oyun oynarken; Asena, onlara savunma sanatlarının temelini gösteriyordu. Murat ve Göktürk, kurumun bozulan tesisatını tamir ediyor, Iraz ise bilgisayar laboratuvarını güncelliyordu.
Batur, bir köşede küçük bir çocuğun başını okşarken, Albay onu uzaktan izliyordu. Batur yanına geldiğinde, "Görüyor musun komutanım?" dedi. "Eskiden bu eller sadece tetik çekerdi. Şimdi bir hayatı tutuyorlar. Asıl güç buymuş."
Albay gülümsedi. "Sen sadece kendini değil, timini de kurtardın Batur. İntikamdan arınan bir asker, dünyanın en tehlikeli ve en asil varlığıdır."
Huzur dolu günler, Murat’ın getirdiği bir istihbaratla bölündü. "Batur, Iraz’ın bulduğu Gölge Protokolü’nün ilk ayağı deşifre oldu. İstanbul’da bir limanda büyük bir sevkiyat yapılacak. Ama bu sadece silah değil; biyolojik bir tehdit taşıyorlar."
Batur, anında eski sert kimliğine ama bu sefer daha bilgece bir tavırla geri döndü. "Kadro tamam mı?"
Murat: "Telsizler hazır, araçlar kuşanıldı."
Iraz: "Sistemlerine sızdım, liman kameraları bende."
Göktürk: "Ağır mühimmat bende, kimseyi geçirmem."
Asena: "En yüksek vinçte yerim hazır."
Umay: "Gölge gibi sızmaya hazırım."
Batur, timine baktı. "Bu operasyonda sivil kaybı istemiyorum. Biz artık cellat değil, koruyucuyuz. Pençe, sahaya iniyoruz!"
İstanbul’un nemli sıcağında, limandaki konteynerlerin arasında bir sessizlik hakimdir. Sadece denizin kıyıya vuran dalga sesleri duyulur. Ama Pençe Timi için bu sessizlik, çatışmanın habercisidir.
Asena, dev bir vincin tepesinde, nefesini kontrol ederek dürbününden alanı tarar. "Hedef araçlar giriş yaptı. Saat iki yönü, üç siyah panelvan."
Iraz, minibüsün içinde kulaklıktan komut verir: "Batur, güvenlik kameralarını döngüye aldım. 30 saniyeniz var, o boşluktan sızın."
Batur ve Umay, birer gölge gibi tel örgülerin üzerinden aşar. Murat, arka kapıdan sızıp elektrik panosunu devre dışı bırakır. Liman bir anda zifiri karanlığa gömülür.
"ŞİMDİ!" diye bağırır Batur telsizden.
Karanlığın içinden Göktürk fırlayıp ilk barikatı omuz atarak devirir. Çatışma başlar. Ama bu sefer Pençe Timi’nin mermileri sadece öldürmek için değil, durdurmak içindir. Batur, önündeki saldırganın elindeki silahı tek bir hamleyle uçurup onu etkisiz hale getirir.
Umay, biyolojik tüplerin olduğu konteynere ulaşır. "Batur! Düzenek kurulu, patlamak üzere!"
Iraz’ın sesi kulaklıkta yankılanır: "Sakin ol Umay. Kabloları ben yöneteceğim. Kırmızı olanı değil, arkadaki beyaz fiber kabloyu kes."
Umay, elinin titremesine izin vermeden beyaz kabloyu keser. Dijital gösterge 00:01’de durur. Tüm liman derin bir nefes alır.
Operasyon başarıyla tamamlanmış, biyolojik tehdit bertaraf edilmiştir. Gün ağarırken Pençe Timi limanın rıhtımında yan yana dizilir. Boğazın serin rüzgarı yüzlerine vururken, Batur cebinden babasının künyesini çıkarır ve denize karşı tutar.
"Bak baba," diye mırıldanır. "Sadece intikam almadık. Bugün binlerce insanı kurtardık. Pençe Timi artık senin hayal ettiğin o ordu oldu."
Murat, gelip Batur’un omzuna elini koyar. "Güzel işti kanka. Sayid görse kahrından ölürdü."
Iraz, tabletini kapatıp ekibe gülümser. "Sistem temiz. Ama Gölge Protokolü’nün diğer ayakları bizi bekliyor. Dinlenmek yok."
Göktürk, "Ben acıktım kanka, İstanbul’un meşhur bir börekçisi vardır, oraya gidelim mi?" deyince tüm ekip kahkahayı patlatır.
Batur, ekibine bakar. Iraz’ın zekası, Murat’ın stratejisi, Umay’ın çevikliği, Asena’nın keskinliği ve Göktürk’ün gücü... Hepsi bir araya gelmiş, Batur’un liderliğinde yıkılmaz bir kale olmuşlardır.
Batur, motoruna atlar. "Hadi çocuklar, dönüyoruz. Ama bu sefer eve dönüyoruz."
İstanbul Boğazı’nın serinliği, sabahın ilk ışıklarıyla birleşirken Pençe Timi, Karaköy’ün arka sokaklarında küçük, dumanı üstünde tüten bir börekçiye sığındı. Operasyonun barut kokusu hala üzerlerindeydi ama yüzlerinde aylar sonra ilk kez o gerginlikten eser yoktu.
Göktürk, masaya gelen devasa börek tepsisini gördüğünde gözleri parladı. "İşte bu! Gerçek kahramanlık bu tepside gizli beyler," diyerek ilk dilimi mideye indirdi. Murat, elindeki çay bardağıyla ısınırken bir yandan da Batur’a bakıyordu.
"Batur," dedi Murat, sesi ciddileşerek. "Liman operasyonunda ele geçirdiğim o şifreli bellek... İçinde sadece biyolojik sevkiyat bilgileri yoktu. Sayid’in dış bağlantılarından biri olan 'Kont' lakaplı bir adamın ses kayıtları var."
Iraz, hemen yanındaki çantadan ince dizüstü bilgisayarını çıkardı. Çayı bir kenara bırakıp parmaklarını klavyede gezdirdi. "Kont... Bu adam Avrupa’daki silah baronlarının en tepesindeki isim. Ve kayıtlar, Ankara’da çok yüksek bir bürokratla irtibatta olduğunu gösteriyor."
Batur, çayından bir yudum aldı. Eskiden olsa bu haberi duyar duymaz masayı devirip silahına davranırdı. Ama şimdi sadece gülümsedi. "Önce kahvaltımızı bitirelim. Sonra o 'Kont'un Ankara’daki dostunu beraber ziyaret ederiz. Acelemiz yok, artık oyunun kurallarını biz koyuyoruz."
Asena ve Umay, kendi aralarında ilk defa operasyon dışında bir şeyden, belki de hayatın o kaçırdıkları renklerinden bahsediyorlardı. Pençe Timi, o salaş dükkanda sadece bir operasyon birimi değil, gerçekten birbirine kenetlenmiş bir aile gibi görünüyordu.
Ekip Ankara’ya döndüğünde, hava her zamanki gibi gri ve mesafeliydi. Ama Karargâh artık Batur için bir hapisane değil, bir sığınaktı. Iraz, günlerce odasına kapanıp o ses kayıtlarını temizledi, sinyal takipleri yaptı. Sonunda Batur’un odasına girdiğinde yüzünde o "buldum" ifadesi vardı.
"Batur, Kont’un Ankara’daki bağlantısı... Sayıştay’ın eski müsteşarlarından biri olan Selim Sencer. Adam resmen devletin içindeki Gölge Protokolü’nün lojistik sorumlusuymuş."
Batur, pencereden Ankara’nın puslu tepelerine baktı. "Murat, hazırlıkları yap. Bu sefer sızma olmayacak. Bu sefer doğrudan kapıdan gireceğiz. Devletin içindeki bu cerahati temizleme vakti geldi."
Murat, hemen strateji odasına geçti. "Iraz, adamın tüm dijital ayak izlerini karart. Göktürk, sen ve Asena çevre güvenliğini alacaksınız. Umay, sen benimle arka kapıdasın. Batur... Sen doğrudan Selim’in karşısına oturacaksın."
Selim Sencer’in lüks villasının kapısı, Pençe Timi’nin gelişiyle adeta sarsıldı. Batur, üzerinde sivil ceketi, belinde babasının emanetiyle içeri girdi. Selim, çalışma odasında şampanyasını yudumlarken Batur’un sessizce koltuğa oturduğunu görünce donup kaldı.
"Kimsin sen? Buraya nasıl girersin?" diye bağırdı Selim.
Batur, masanın üzerine Iraz’ın hazırladığı dosyayı ve ses kayıtlarının olduğu belleği bıraktı. "Ben Batur. Pençe Timi’nin komutanıyım. Ve bu elimdeki, senin vatana ihanetinin belgesi Selim."
Selim gülmeye çalıştı. "Beni korkutamazsın evlat. Arkamda kimlerin olduğunu biliyor musun?"
O sırada odadaki ekranlarda Iraz’ın hazırladığı video oynamaya başladı. Selim’in tüm gizli hesapları, Kont ile yaptığı görüşmeler ve Gölge Protokolü’ne aktardığı paralar saniye saniye akıyordu. Batur, yerinden kalktı ve Selim’in kulağına fısıldadı:
"Arkanızda kimin olduğu umrumda değil. Artık önünüzde biz varız. Sayid bitti, sıra sizde. Pençe artık intikam almıyor, adalet dağıtıyor."
Selim, polis ekipleri (Batur’un önceden ayarladığı dürüst birimler) tarafından götürülürken Batur villadan dışarı çıktı. Kapıda Murat ve diğerleri onu bekliyordu.
Operasyonun ardından ekip, karargâhın bahçesindeki o dev çınar ağacının altında toplandı. Batur, babasının künyesini çıkardı ve toprağa küçük bir çukur kazıp oraya bıraktı.
"Artık orada dinlenebilirsin baba," dedi sessizce. "Benim savaşım bitmedi ama artık senin gölgende değil, kendi ışığımda yürüyorum."
Göktürk yanına geldi, elini omzuna koydu. "İyi işti be kanka. Şimdi ne yapıyoruz?"
Batur, timine baktı. Iraz bir sonraki hedefin sinyallerini yakalamıştı bile. Murat yeni bir taktik üzerinde düşünüyordu. Umay ve Asena ise birbirlerine güvenle bakıyorlardı.
"Şimdi," dedi Batur. "Asıl Pençe Timi olarak yola devam ediyoruz. Gölge Protokolü’nün her bir hücresini bulup yok edene kadar durmak yok. Ama bu sefer... Gülerek, yaşayarak ve beraber olarak.
Gece çöktüğünde Ankara Karargâhı’ndan bir ses yükseldi. Bu ne bir alarm sesiydi, ne de bir mermi sesi. Bu, Pençe Timi’nin bahçede yaktığı ateşin çıtırtısı ve Murat’ın anlattığı bir anıya hep beraber attıkları o devasa kahkahaydı.
Batur, o ateşin ışığında arkadaşlarının yüzüne baktı. Artık emindi. Onlar sadece bir tim değil, bu ülkenin ruhuydu. Ve o ruhu kimse söndüremeyecekti.