6. bölüm / 6
Patronum ve KocamYeni Bir Hafta ve Farklı Hisler Bölüm 6
Bölümler 6Şu an: Yeni Bir Hafta ve Farklı Hisler Bölüm 6
- 1 Kahvaltı Bekleyebilir 1.Bölüm629 kelime
- 2 Toplantı ve Kötü Topuklular 2.Bölüm663 kelime
- 3 Öğle Yemeği ve Düşünceler 3. Bölüm698 kelime
- 4 Eşler Önemlidir Bölüm 4.573 kelime
- 5 Tatsızlıklar ve Sıcak Kahve Bölüm 51.843 kelime
- 6 Yeni Bir Hafta ve Farklı Hisler Bölüm 62.206 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sabah olduğunda bebek gibiydim.
Yatağın içinde eşimi aradım
Eşim duştan çıkmış, aceleyle hazırlanmaya çalışıyordu. Yanıma geldiğinde onu kendime çektim, birkaç öpücük kondurdum. Biraz daha kalması için ikna etmeye çalışıyordum ama kendisini gülerek benden kurtardı.
“Günaydın sevgilim"
Boynumdan ve kollarımdan öptü
"Benim tatlı sevgilim güzel uyumuş mu?"
Yüzümü buruşturdum bugün eşimle kalıp yataktan çıkmak istemiyordum.
"Evet, ama yetmedi"
Yeşime ne kadar hasta olduğumla ilgili bir mesaj atabilirdim
Eşim saçlarımı kokladı
"Patronun, Serdar Beydi değil mi?"
Serdar Elçin"
"Evet" dedim kekeleyerek.
Sabahın köründe mail atmış. Bu adam hiç uyumuyor herhâlde.
Gülümsemesi yüzünden eksilmedi.
“Bizimle çalışmak istiyormuş.”
Eşim kocaman bir gülümsemeyle büyük bir iş adamının evini baştan aşağı yenileyecek olmanın heyecanıyla parfümünü sıktı. Yüzündeki gülümsemeden, bu işin onun için ne kadar önemli olduğu belliydi.
Eşimin ve ailesinin hayatında para hiçbir zaman öncelikli bir mesele olmamıştı. Onlar daha çok, yaptığı işin ona kattığı değere ve kariyerinde açtığı kapılara önem verirlerdi. Attığı her adımın bir öncekinden daha güçlü olmasını, doğru insanlarla çalışmasını ve adını iyi projelerle duyurmasını isterlerdi.
“Ama güzel karımla akşam yemeği yemek ve havuz keyfi yapmak için sabırsızlanıyorum.”
Beni kocaman öptü, ardından merdivenlerden birkaç basamak birden atlayarak aşağı indi.
Bugün siyah mini elbisemi ve topuklu botlarımı giydim. Yeni aldığım MAC rujumu da ilk kez denedim. Renk güzel olmasına rağmen yüzümü biraz ruhsuz göstermişti. Ama iş hayatım bundan iyisini hak etmiyordu.
Ofise girdiğimde Candice ve Melisa masamda oturmuş konuşuyorlardı.
“Günaydın. Akşam nasıl geçti?” dedi Melisa.
“Fena değil,” dedim çantamı bırakırken. “Halletmem gerekenleri hallettim. Umarım bir pürüz çıkmaz.”
“Haberler var,” dedi Melisa.
Candice’e baktım. “Ne oldu?”
“Hiç,” dedi Candice.
Ama yüzündeki o gevrek gülümseme hiç de “hiç” demiyordu.
“Dün akşam Serdar Bey beni aradı,” dedi. “Hem de iki kere.”
Melisa’yla aynı anda birbirimize baktık.
“Nasıl yani?” dedim.
Candice omuzlarını silkti.
“Öyle… bir uğramak istedi sanırım.”
“Ee?” dedim, merakımı mümkün olduğunca saklamaya çalışarak.
“Hiç. Aradı. Eski günlerden konuştuk.”
Gülümsemesi biraz daha genişledi.
Melisa gözlerini devirdi.
“Adam nişanlı, Candy.”
“Biliyorum,” dedi Candice, hiç rahatsız olmadan. “Düğünü iptal edip benimle evlenmeyecek tabii. Aklı esmiştir. Biraz heyecan aramıştır.”
Kısa bir sessizlik oldu.
Candice dudaklarının kenarındaki gülümsemeyi koruyarak devam etti:
“Belki de hâlâ orada mıyım diye aklını yoklamıştır.”
Masamın kenarına tutundum.
“Belki,” dedim sadece.
Ama nedense o tek kelimeyi söylerken içimde, açıklayamadığım küçük bir huzursuzluk dolaştı.
“Gerçekten,” dedi Melisa, iç geçirerek. “Size akıl sır erdiremiyorum.”
Sandalyeyi geriye itip kendi masasına geçti.
Candice ise hiçbir şey olmamış gibi ekranına döndü. Birkaç saniye onu izledim. Sonunda dayanamadım.
“Ee?” dedim.
“Ee ne?” dedi, gözlerini ekrandan ayırmadan.
“Ne oldu?”
“Hiç.”
“Candice…”
Bu kez başını kaldırdı. Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme vardı.
“Ne?”
“Serdar Bey seni neden aradı?”
“Bilmiyorum.”
“İki kere aramış.”
“Evet.”
“İlkinde ne konuştunuz?”
Candice birkaç saniye sustu. Sonra sandalyesini bana doğru hafifçe çevirdi.
“Eski günleri.”
“Ne eski günleri?”
Gülümsedi.
“Senin bilmediğin eski günleri.”
Kaşlarımı çattım.
“Ne demek bu?”
“Hiçbir şey.”
“Candice, açık konuşsana.”
Kısa bir kahkaha attı.
“Sen de hemen meraklanıyorsun.”
“Meraklanmakta haklı değil miyim?”
“Belki.”
“Ne söyledi sana?”
Candice bu kez gözlerini üzerimde birkaç saniye tuttu.
“Bazı insanların hayatından çıktığını sanıyorsun ya…” dedi yavaşça. “Meğer o kadar kolay çıkmıyormuşsun.”
İçimden bir şey kıpırdadı.
“Serdar Bey bunu mu söyledi?”
“Ben onun ne söylediğini söylemedim.”
“Peki ne söyledi?”
Candice tekrar ekranına döndü.
“Bence bunu ondan dinlesen daha eğlenceli olur.”
“Candice.”
“Efendim?”
“Beni sinirlendirme.”
Gülümsedi.
“Ben olsam sinirlenmezdim.”
“Neden?”
Bu kez bana bakıp kaşını hafifçe kaldırdı.
“Çünkü bazı telefonlar sadece telefon değildir.”
Sonra hiçbir şey söylememiş gibi klavyesine dönüp çalışmaya başladı.
Ben ise olduğum yerde kalakaldım.
“Ne demek istiyorsun?” diye sordum.
Candice cevap vermedi.
Sadece birkaç saniye sonra, gözlerini ekrandan ayırmadan mırıldandı:
“Bence asıl soru, Serdar Bey'in neden hâlâ bazı şeyleri hatırladığı.”
Candice bana doğru dönüp sesini biraz alçalttı.
“Ya… Serdar Bey'i anlamak zaten başlı başına mesele.”
“Nasıl yani?”
“Bazen öyle bir bakar ki ne düşündüğünü anladığını sanırsın. Sonra bir hareketiyle bütün fikrin değişir.”
Kısa bir kahkaha attı.
“Dün gece de aynıydı. Aradı, konuştuk… ama ne istediğini hiç açık etmedi.”
“Hiç mi?”
“Hiç.”
Bir an sustu.
“Fakat Serdar Bey'in garip bir tarafı var. Bir şeyi söylemez ama sana hissettirir.”
“Ne hissettirdi?”
Candice omuzlarını silkti.
“Bilmiyorum. Belki de ben fazla anlam yüklüyorum.”
Sonra gülümsedi.
“Ama sesini duyduğumda eski Serdar'ı hatırladım. O sakin hali… sanki her şeyi kontrol ediyormuş gibi konuşması…”
Başını hafifçe eğdi.
“Ve en sinir bozucu tarafı da şu: Ne düşündüğünü asla tam olarak anlayamıyorsun.”
“Peki iki kere neden aradı?”
Candice birkaç saniye bana baktı.
“İşte…”
Dudaklarının kenarında küçük bir gülümseme belirdi.
“Onu ben de merak ediyorum.”
Sonra tekrar ekranına döndü.
“Belki de bazı kapıların tamamen kapanıp kapanmadığını kontrol ediyordur.”
“Belki de herkesi elinin altında tutmak istiyordur,” dedi Candice. “Belki de nişanlısıyla aradığı şeyi bulamıyordur.”
“Ne arıyormuş?”
Candice omuzlarını kaldırdı.
“Heyecan belki. Ya da yanında kendini başka türlü hissettiği birini.”
Tam o sırada Candice’in telefonu masanın üzerinde titredi.
Ekrana baktı.
Gülümsemesi bir anda kaybolmadı ama değişti. Daha küçük, daha temkinli bir gülümsemeye dönüştü.
“Kim?” diye sordum.
Telefonu ters çevirdi.
“Serdar.”
Birbirimize baktık.
“Şimdi mi?”
“Evet.”
Mesaja birkaç saniye cevap vermedi. Sonra telefonu tekrar eline aldı.
“Ne yazmış?”
Candice ekranı kendine doğru çevirip mesajı okudu. Kaşları hafifçe kalktı.
“‘Dün gece yarım kalan bir konuşma var.’”
İçimde tuhaf bir his oluştu.
“Ne demek bu?”
Candice cevap vermeden önce telefonu birkaç saniye elinde tuttu.
“Bilmiyorum.”
Tam o sırada yeni bir mesaj geldi.
Candice ekrana baktı ve bu kez gerçekten şaşırdı.
“Ne oldu?” dedim.
Başını kaldırdı.
“‘Müsait olduğunda haber ver. Bu kez telefonu sen kapatma.’ demiş.”
Bir an ikimiz de sustuk.
Candice dudaklarını birbirine bastırdı.
“İşte,” dedi alçak sesle. “Serdar Bey böyle biri.”
“Çok heyecanlıydınız galiba,” dedim Candice’e.
Candice kahkahayı bastı.
“Serdar mı? Sabah İtalya, akşam Fransa gibidir,” dedi. “Öğleden sonra Yunan adalarına geçer, ikindide kendini kutuplarda bulabilirsin.”
Gülmeye devam etti.
“Gerçek bir narsist.”
“Peki sen?”
“Ben ne?”
“Sen onun peşinden bütün bu coğrafyayı dolaştın mı?”
Candice bana bakıp sırıttı.
“Bir ara dünyayı bile dolaşırım sanmıştım.”
Sonra telefonu tekrar eline aldı.
“Sonra insan anlıyor… Bazı adamlar sana bir yer sunmuyor. Sadece manzarayı gösterip gidiyor.”
“Candice,” dedim gülümseyerek. “Tarık ne olacak?”
Candice dudaklarını kıvırdı.
“Tarık iyi,” dedi. “Hatta fazla iyi.”
“Fazla iyi?”
“Yanında ne olacağını bilirsin. Sana huzur verir, seni yormaz.”
“Serdar?”
Candice'in gözlerinde belli belirsiz bir ışıltı belirdi.
“Serdar'ı tahmin edemezsin. Bir bakışıyla bütün dengeni değiştirir.”
Sonra hafifçe güldü.
“Tarık'ın yanında uyursun. Serdar'ın yanında uyuyamazsın.”
“Yani?”
“Yani…” dedi, omuz silkerek. “Biri hayatına girer, diğeri aklına.”
Bir saniye sustu.
“Ve bazen akıldan çıkarmak, kapıyı kapatmaktan çok daha zordur.”
Bütün saatlerimi modeller için uygun kıyafetleri seçmekle geçirdim.
Tanıtımını yapacağımız marka için doğru modelleri belirlemem gerekiyordu. Elimdeki listeden tek tek isimlere bakıyor, vücut ölçülerini ve markanın tarzına ne kadar uyduklarını değerlendiriyordum.
Candice, tahmin edileceği gibi listenin en başındaydı.
Baş manken oydu.
Yanına birkaç model daha ekledim. Ekranda isimleri karşılaştırırken Candice'in adının yanında duran küçük yıldız işaretine takıldı gözüm.
Özel seçilmiş gibiydi.
Aslında işi gereği olması gereken de buydu.
Yine de nedense o gün, onun adını her gördüğümde Serdar Bey’in telefon konuşması aklıma geliyordu.
Saat üçe doğru model listesini nihayet bitirdim. Candice baş manken olacaktı; yanına üç model daha seçmiştim.
“Bu arada,” dedim, “Serdar Bey'le ne yaptınız?”
Candice sırıttı.
“Bu akşam yemeğe çağırdı.”
“Ne? Kabul ettin mi?”
“Hayır. Ama hâlâ düşünüyorum.”
Başımı iki yana salladım. “Candy, adam nişanlı!”
“Biliyorum, anneciğim.”
Tam cevap verecektim ki telefonum çaldı. Eşim arıyordu.
“Akşam seni yemeğe götürüyorum, güzelim. Sonra havuz keyfi yaparız.”
Gülümsedim. “Sabırsızlanıyorum.”
Telefonu kapattığımda Candice bana baktı.
“Şanslısın Bensu. Senin kocan ne istediğini biliyor.”
“Sen de ne istediğini bilsen iyi olacak.”
Candice güldü ama cevap vermedi. Telefonu yeniden titrediğinde ekrana baktı.
Serdar: Bu akşam seni görmem gerekiyor. Lütfen bu kez beni geri çevirme.
Candice'in gülümsemesi silindi.
“Ne oldu?” diye sordum.
Telefonu bana uzattı.
Mesajı okudum ve iç çektim.
“Candy, sakın karıştırma kendini.”
Candice telefonu geri aldı.
“Bensu, ben çoktan karışmış olabilirim.”
Candice kırmızı rujunu özenle sürdü, ardından aynasını kapatıp ayağa kalktı.
“Ben şu gelen kutulardan kendime bir elbise bakmalıyım,” dedi. “Yarınki çekimde ne giyeceğime karar vermem gerekiyor.”
Kaşlarımı kaldırdım.
“Yarınki çekim için mi, yoksa Serdar Bey için mi?”
Candice bana göz kırptı.
“İkisi birden olabilir mi?”
“Candice!”
Kahkaha atarak kutuların olduğu tarafa yürüdü.
“Hayat kısa, Bensu. Güzel elbiseler de öyle. Hele indirimli geldilerse hiç beklememek lazım!”
Başımı gülerek iki yana salladım ve yeniden bilgisayarıma döndüm. Birkaç dakika sonra onun sesini duydum.
“Bensu! Şuna bir baksana!”
Başımı kaldırdığımda elinde leopar desenli, oldukça iddialı bir elbise tutuyordu.
“Bunu giyersem ya bütün gece konuşulurum ya da kapıdan geri çevrilirim.”
“Bence ikisi de mümkün,” dedim.
Candice kahkahayı bastı.
“Harika. Tam aradığım etki!”
“Bunu giyersem sence Serdar her şeyi boş ver, gel seninle evleniyorum der mi?”
Kahkaha attım.
“Tabii Candy. Hatta nikâh memurunu da yanında getirsin, vakit kaybetmeyelim.”
“Çok komiksin!”
“Adam nişanlı, Candice!”
Elbiseyi kendine biraz daha yaklaştırıp aynada süzüldü.
“E, gözleri var sonuçta.”
“Senin gerçekten tedaviye ihtiyacın var.”
Güldü, sonra başını hafifçe yana eğdi.
“Peki, dürüst ol. Güzel miyim?”
İç çektim.
“Maalesef evet.”
Candice zafer kazanmış gibi gülümsedi.
“İşte bu yüzden seni seviyorum, Bensu. Gerçekleri söylemekten korkmuyorsun.”
Elbiseyi koluna atıp kutuların arasına yöneldi.
Ben bilgisayarıma dönerken arkasından seslendim:
“Yalnız Serdar senin için nişanı bozmazsa ağlamak yok!”
“Bensu, hayat kısa. Adam yakışıklı, zengin, karizmatik. Ben ne yapayım?”
“Mesela Tarık'ı hatırlayabilirsin?”
Candice elbiseyi kutuya bıraktı ve bana döndü.
“Tarık'ı hatırlıyorum. O yüzden hâlâ aklım başımda.”
“Bunun aklı başında hâlin mi?”
Kahkaha attı.
“Canım, ben sadece hayal kuruyorum. Hem Serdar beni istese bile gidip her şeyi bırakacak değilim.”
Kaşlarımı kaldırdım.
“Emin misin?”
Candice bir an sustu. Sonra kırmızı rujunu gösterip sırıttı.
“Bu soruya cevap vermek için önce şu rujun etkisini görmem lazım.”
Dosyalarımı toparlayıp eve gittim. Eve vardığımda eşim henüz gelmemişti. Üzerimi değiştirip mutfağa geçtim. Bu akşamı aceleye getirmek istemiyordum.
Kendimize bir şarap seçip dolaba koydum. Eve temizliğe gelen abla evi temizlemişti ama bazı eşyaların yerini değiştirmiş gibiydi. Yine şirketle konuşmam gerekecekti. Her seferinde bir şeylerin yerini aramak beni yoruyordu.
Neyse ki spagetti tabaklarımızı bulmayı başardım. Masayı hazırladım, mumları yerleştirdim ve son dokunuşları yaptım. Loş ışıkta masa tam istediğim gibi görünüyordu
Eşim gelmeden önce onu biraz heyecanlandırmak istedim. Gülümseyerek yatak odasına geçtim ve dolabıma yöneldim. Üzerimdeki gündelik kıyafetleri çıkarıp akşam için kendime güzel bir şeyler seçmeye başladım.
Transparan siyah geceliğimi giydim ve son dokunuş olarak bacak tokamı taktım. Aynanın karşısında kendime bakıp gülümsedim. Bu akşam eşime küçük bir sürpriz hazırlamak istemiştim; bütün günün koşuşturmacasından sonra biraz da birbirimize vakit ayırmalıydık.
Rujumu biraz daha koyulaştırdım ve eşimin bayıldığı parfümü üzerime sıktım. Belki biraz fazla kaçırmıştım ama umurumda değildi. Mutfak tezgâhına oturup bacaklarımı sallayarak onu beklemeye başladım.
Mumların ışığı salona vuruyor, masadaki şarap soğukluğunu koruyordu. Her şey hazırdı.
Kapının tıkırtısını duyduğum anda kalbim heyecanla hızlandı. Dudaklarımdaki gülümsemeyi gizleyemeyerek kapıya doğru yürüdüm. Mumların titrek ışığı salona yayılıyor, masadaki şarap kadehleri loş ışıkta parlıyordu. Her şeyi kusursuz hazırlamıştım. Bu gece yalnızca eşime aitti.
Kapının kilidi döndü.
Ardından eşimin neşeli sesi duyuldu.
“Sevgilim, biz geldik! Bak, misafirimiz kim!”
Yüzümdeki gülümsemeyle kapıyı açmaya hazırlandım. Fakat eşim kapıdan içeri adım attığında, hemen arkasındaki silueti gördüm.
Ve dünya bir anlığına durdu.
Serdar Elçin.
Siyah takım elbisesi, kusursuz duruşu ve her zamanki soğukkanlılığıyla eşimin hemen arkasında duruyordu. Bakışları benimkilerle buluştuğunda, yüzümdeki gülümseme yavaşça silindi.
Üzerimde transparan siyah geceliğim vardı.
Bir saniye.
İki saniye.
Nefes almayı unuttuğumu ancak göğsümde hissettiğim ani sıkışmayla fark ettim. İçgüdüsel olarak kollarımı göğsümde birleştirip kendimi örtmeye çalıştım. Geri çekilmek istedim ama ayaklarım sanki zemine çivilenmişti.
Eşimse hiçbir şeyden habersiz, keyifle konuşmaya devam ediyordu.
“Serdar Bey'le işimiz biraz uzadı, sevgilim. Sonra anlaşmayı kutlamak için onu da yemeğe davet ettim. Umarım sakıncası yoktur.”
Cevap veremedim.
Çünkü Serdar Bey hâlâ karşımdaydı.
Bakışlarını üzerimden çekip nezaketle başka tarafa çevirdi. Ancak o küçücük hareketten önce gözlerinde beliren ifadeyi kaçırmamıştım. Dudaklarının kenarında, bastırmaya çalışmadığı belli belirsiz bir gülümseme vardı.
Sanki bütün bu durumdan eğleniyordu.
Sanki benim ne kadar utandığımı görüyor ve tek kelime etmeden beni daha da zor durumda bırakıyordu.
Sonunda başını hafifçe eğdi.
“Sanırım biraz yanlış bir zamanda geldim.”
Sesi sakindi. Gereğinden fazla sakindi.
Ardından gözlerini yeniden bana kaldırdı.
“Daha uygun bir akşamda gelebilirim. Belli ki başka planlarınız varmış, Bensu Hanım.”
Yanaklarıma sıcaklık yayıldı. Ona söyleyecek tek bir kelime bulamıyordum. Eşim mahcup bir kahkaha atarken Serdar Bey'in yüzündeki o ince gülümseme biraz daha belirginleşti.
Eşim, yüzümdeki paniği fark edince hemen yanıma sokuldu ve beni kollarının arasına aldı. Bir kolunu omuzlarıma dolarken diğer eliyle üzerimdeki geceliği örtmeye çalışıyordu. Göğsüne yaslanmıştım; hem kendimi toparlamaya hem de Serdar Bey'in karşısında daha fazla açık vermemeye çalışıyordum.
Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Ona kızamıyordum. Bütün bunlar kötü niyetle olmamıştı. Ama arkamızda duran adamın varlığı, durumu benim için dayanılmaz hâle getiriyordu.
Başımı hafifçe kaldırdığımda Serdar Bey'in bizi izlediğini gördüm.
Yüzünde açıkça alay eden bir ifade yoktu. Buna ihtiyacı da yoktu zaten. Dudaklarının kenarındaki o küçük gülümseme, yaşadığım mahcubiyetin farkında olduğunu ve bundan gizliden gizliye keyif aldığını anlamama yetiyordu.
İşte bunu ona yaşatmak istemiyordum.
Bütün gece boyunca utanan, gözlerini kaçıran, ne diyeceğini bilemeyen kadın ben olmayacaktım.
Eşimin kollarından yavaşça ayrıldım. Geceliğimi düzelttim ve yüzüme olabildiğince doğal bir gülümseme yerleştirdim.
“Hiç sorun değil, hayatım,” dedim eşime. Ardından Serdar Bey'e döndüm.
“Siz havuza geçin, ben de birazdan geliyorum.”
Sesim beklediğimden daha sakin çıkmıştı.
Eşim rahatlamış bir ifadeyle yanağımdan öptü.
“İyi ki varsın, sevgilim.”
Sonra Serdar Bey'e dönerek eliyle salonu işaret etti.
Sonra Serdar Bey'e dönerek eliyle salonu işaret etti.
“Buyurun, Serdar Bey. Size bir şeyler hazırlayayım.”
Serdar Bey hareket etmeden önce bana son bir kez baktı.
Gülümsemesi hâlâ oradaydı.
Başını hafifçe eğdi.
“Pekâlâ, Bensu Hanım. Sizi bekliyoruz.”
Eşimle birlikte uzaklaşırken arkasından bakmamaya kararlıydım. Fakat salona geçmeden hemen önce omzunun üzerinden bana baktığını hissettim.
Ve o gülümsemeyi bir kez daha gördüm.
Arkamı dönüp kıyafetlerimi giyebilmek için merdivenlere koştum.
Serdar Elçin'i tanıyorsam kesinlikle bu andan çok eğlenmişti.
Bölüm etkileşimi
