Patronum ve Kocam kitap kapağı

2. bölüm / 6

Patronum ve Kocam

Toplantı ve Kötü Topuklular 2.Bölüm

Vaveyla Yazarı: Sarı Cookie

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Toplantı ve Kötü Topuklular 2.Bölüm

Toplantı odasında klima gereğinden fazla çalışıyordu. Masanın üzerinde yarısı içilmiş su şişeleri, soğumuş kahveler ve karalanmış not kâğıtları vardı. Projektörün ışığı duvara vuruyor, perdeler kapalı olduğu için dışarıdaki gün ışığı odaya giremiyordu. Birkaç kişi sandalyelerinde geriye yaslanmış, bazıları bilgisayar ekranlarına bakıyor, bazıları da konuşmacıyı dinliyormuş gibi başlarını arada bir sallıyordu.

Ben bir yandan sunumu takip etmeye çalışıyor, bir yandan da gözümün Yeşim Hanım’ın ayakkabılarına kaymasına engel olamıyordum. Benden birkaç yıl önce şirkete girmişti ve benden büyük olduğu için kendisini daha başarılı zannediyordu. Şimdi de kısa boyunu olduğundan uzun göstermek istercesine ayağına geçirdiği yüksek topuklu stilettolarıyla patron koltuğunun yanında dikiliyordu.

Platform topukluların dünyada yakışmadığı tek kadın belki de oydu.

Tam o sırada kapı açıldı.

Serdar Bey içeri girdiğinde odadaki uğultu bir anda kesildi. Birkaç kişi bilgisayarından başını kaldırdı. Konuşmakta olan adam cümlesinin ortasında sustu.

Serdar Bey ağır adımlarla patron koltuğunun yanına geldi.

Bütün bakışlar ona çevrilmişti.

Odaya girdiğinde Bvlgari parfümü de onunla birlikte yayıldı. Dosyalara kısa bir göz attıktan sonra başını kaldırdı ve konuşmaya başladı.

Sesi sakindi. Acele etmiyor, kelimelerini özenle seçiyordu. Bir cümleyi bitirdiğinde birkaç saniye susuyor, sonra devam ediyordu.

Yeşim ise onu dinliyormuş gibi değil, ondan gelecek bir şeyi bekliyormuş gibi bakıyordu.

Bakışlarında tuhaf bir ısrar vardı. Serdar Bey’in yüzünden gözlerini çekmiyor, arada dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme beliriyordu. Sanki odadaki diğer herkesin bilmediği bir şey yalnızca ikisinin arasında yaşanıyormuş gibi.

Oysa Serdar Bey ona bir kez bile bakmadı.

Ben önümdeki notlara baktım.

En azından bakıyor gibi yaptım...

Toplantı bittiğinde herkes yavaş yavaş odadan çıkmaya başladı. Ben de çantamı topluyor gibi yaparken aklım hâlâ Yeşim’in Serdar Bey’e bakışlarındaydı.

Merakımı bastıramadım.

Telefonumu elime alıp Instagram’ı açtım. Arama butonuna dokundum ve hiç düşünmeden Yeşim’in adını yazdım.

Profil fotoğrafı karşıma çıktığında birkaç saniye ekrana öylece baktım.

Sonra parmağım, kendi irademden bağımsızmış gibi, profiline dokundu.
Fotoğraflarına bakmaya başladım.

İlk fotoğraf.

Kahve fincanı.

İkinci.

Spor salonunda çekilmiş aynalı bir selfie.

Üçüncüde annesiyle yan yana oturuyordu.

Sonra arkadaşları, bir doğum günü, sıradan bir restoran, deniz kenarında çekilmiş birkaç tatil fotoğrafı...

Hepsi bu kadardı.

Profiline bakarken istemsizce dudaklarımı büktüm.

Bunca zamandır gözümde büyüttüğüm Yeşim Hanım’ın hayatı, aslında şaşırtıcı derecede sıradandı.

Üstelik fotoğraflarında bile özen yoktu. Birinde eyelinerının biri diğerinden belirgin şekilde kalındı. Başka bir fotoğrafta rimeli gözünün altına bulaşmıştı. Saçları özensizce toplanmış, üzerinde de sanki spor salonundan çıkıp öylece poz vermiş gibi duran kıyafetler vardı.

Sürekli spor yapıyordu.

Spor salonu.

Yürüyüş.

Pilates.

Yine spor salonu.

Bir noktadan sonra içimden, Herhalde bütün hayatı bundan ibaret, diye geçirdim.

Erkek yoktu.

Çift fotoğrafı yoktu.

Romantik bir akşam yemeği yoktu.

Bir erkeğin elinin göründüğü tek bir kare bile yoktu.

Demek aşk hayatı da yok, diye düşündüm.

Belki de bütün o yüksek topuklar, yüksek sesle konuşmalar, kendinden emin tavırlar bunun içindi. İnsan bazen hayatında olmayan şeyleri olduğundan daha fazla göstermeye çalışıyordu.

Parmağım ekranı aşağı doğru kaydırdı.

Bir fotoğrafta durdum.

Masa vardı.

Üzerinde birkaç kadeh, dağınık tabaklar ve ortasında vazoya konmuş güller...

Fotoğrafın köşesinde, masanın kenarına bırakılmış bir erkek kolu görünüyordu.

Önce geçip gidecektim.

Sonra durdum.

Saat.

Siyah kadran.

Metal detay.

Bileğindeki o tanıdık duruş.

Ekrana biraz daha yaklaştım.

Kalbim bir anda hızlandı.

Serdar Bey'in saati.

Bir süre hiçbir şey yapmadan fotoğrafa baktım.

Sonra kendi kendime fısıldadım:

“Yok artık...”

Ama parmağım fotoğrafı büyütmeye çoktan başlamıştı.

Tam o sırada telefonum titredi.

Ekranda eşimin adını görünce Instagram’dan çıktım.

“Bebeğim, elbiseni kuru temizlemeden aldım. Akşam bizi bekliyorlarmış. Senin için yapmamı istediğin başka bir şey var mı?”

Mesajı okuyunca bir an durdum.

Az önce baktığım fotoğraf, güller ve o saat hâlâ gözümün önündeydi.

Sonra telefon ekranındaki “Bebeğim” kelimesine baktım.

Bir anda kendime geldim.
Mesajı bir kez daha okudum.

Beni düşünmüş, elbisemi almış, akşam için ne yapabileceğini soruyordu. Üstelik bunu hiç yüksünmeden, sanki benim rahat etmem onun için dünyanın en doğal şeyiymiş gibi yapıyordu.

Böyle bir adamla evli olduğum için ne kadar şanslıydım?

Bunu gerçekten biliyor muydum?

Yoksa sahip olduğum şeylerin değerini, ancak başka birinin hayatına bakarken mi fark ediyordum?

Telefonu elimde tutarken içimde tuhaf bir suçluluk yayıldı.

Çünkü birkaç dakika önce başka bir adamın saatine bakıp kalbimin hızlanmasına izin vermiştim.

Ve şimdi, beni gerçekten seven adamın mesajını okuyordum.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

101okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.