3. bölüm / 6
Patronum ve KocamÖğle Yemeği ve Düşünceler 3. Bölüm
Bölümler 6Şu an: Öğle Yemeği ve Düşünceler 3. Bölüm
- 1 Kahvaltı Bekleyebilir 1.Bölüm629 kelime
- 2 Toplantı ve Kötü Topuklular 2.Bölüm663 kelime
- 3 Öğle Yemeği ve Düşünceler 3. Bölüm698 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 Eşler Önemlidir Bölüm 4.573 kelime
- 5 Tatsızlıklar ve Sıcak Kahve Bölüm 51.843 kelime
- 6 Yeni Bir Hafta ve Farklı Hisler Bölüm 62.206 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Öğle yemeğimizi iş yerimizin hemen yanındaki küçük Meksika restoranında yapmıştık.
Candice aslen Amerikalıydı ama çekimlerin yoğunluğu yüzünden artık neredeyse buralı olmuştu. Oteller, stüdyolar, provalar, defileler derken İstanbul’da geçirdiği zaman Amerika’da geçirdiğinden fazlaydı. Şehri benden iyi bildiği zamanlar bile olurdu. En sevdiği kahvecileri, en kısa trafik yollarını, gece geç saatte açık olan yerleri bile ezbere bilirdi.
Enerjisi hiç bitmezdi.
Tatlı, heyecanlı, biraz da çocuksu bir tarafı vardı. Markamızın reklam yüzüydü ve inanılmaz karın kaslarıyla hepimizi büyüleyen, dünyaca tanınan bir mankendi. Ama onunla aynı masaya oturduğunuzda bütün o ihtişam ortadan kalkardı. Çok kolay güler, çok kolay heyecanlanır, aklına geleni saklamadan söylerdi.
Benim en yakın arkadaşımdı.
Dünyaca ünlü bir kadın giyim markasında çalışıyorduk. Her yıl modellerle birlikte defile hazırlıklarının içine giriyor; günlerce prova yapıyor, kıyafetlerin üzerinde son dokunuşları yapıyor, modellerin bazen bozulan fiziklerini bile koleksiyona göre yeniden şekillendirmeye çalışıyorduk. Bir yandan da onların bitmeyen dramalarıyla uğraşıyorduk.
Candice bütün bunların ortasında bile profesyonelliğini hiç kaybetmezdi.
Baş mankenlerimizden biri olmasına rağmen yaratıcı sürecin dışında kalmazdı. Fikirlerini söyler, kıyafetleri eleştirir, bazen bizim göremediğimiz bir ayrıntıyı fark ederdi.
Ama bizim dostluğumuz işten çok daha fazlasıydı.
Dolaplarımızı paylaşırdık. Birbirimizin kıyafetlerini izinsiz alırdık. Birbirimize oje sürer, şarap açıp saatlerce konuşurduk. En saçma şeyleri bile birbirimize anlatırdık. Candice’in yanında kendimi hiçbir zaman ölçüp tartmak zorunda hissetmezdim.
Yakında nikâhı vardı ve neredeyse bütün hazırlıklarını benimle konuşuyordu.
“Bu elbise mi, diğeri mi?” diye fotoğraf atıyor, çiçekleri gösteriyor, saçını nasıl yaptırması gerektiğini soruyordu.
Bana güveniyordu.
Ben de onun bu güvenini seviyordum.
Melisa ise bunun tam tersiydi.
Muhasebede çalışıyordu ve uzun zamandır hayatımdaydı. Ama onunla arkadaşlığımızda hep görünmez bir çizgi vardı.
Ne kadar yaklaşsam, o kadar geri çekilirdi.
Bazen bütün gün yanımdan ayrılmaz, bana hayatındaki en özel şeyleri anlatırdı. Ertesi gün aynı konu açıldığında yüzündeki ifade değişirdi; sanki aramızda hiçbir zaman öyle bir yakınlık yaşanmamış gibi.
Üstelik benimle ilgili her şeyi fazlasıyla dikkatli takip ederdi.
Yeni aldığım bir çantayı fark ederdi.
Bir toplantıda patronun bana söylediği bir cümleyi hatırlardı.
Bir hata yaptığımda, ben daha farkına varmadan onu görürdü.
Ve bunu hiçbir zaman açıkça kıskançlık gibi göstermezdi.
Daha kötüsü, bunu ince ince yapardı.
Bir iltifatın içine küçük bir iğne batırır, şaka yapıyormuş gibi görünürken tam canımı acıtacak yeri bulurdu.
Candice’in yanında kendimi olduğum kişi gibi hissederdim.
Melisa’nın yanında ise sürekli nasıl göründüğümü düşünürdüm.
Belki de bu yüzden Candice’i gerçekten dostum olarak görüyordum.
Melisa’yı ise hiçbir zaman tam olarak nereye koyacağımı bilemiyordum.
Onunla arkadaş mıydım, yoksa sadece henüz fark etmediğim bir rekabetin içinde miydim?
Bazen ikincisinden korkuyordum.
Bir gün öğle arasında yeni aldığım çantayı fark etmişti. Masanın karşısından bana bakıp gülümsemişti.
“Çok güzelmiş,” demişti. “Senin üzerinde de güzel duruyor.”
“Teşekkür ederim,” demiştim, gerçekten iltifat ettiğini düşünerek.
Sonra çantasını masanın üzerine bırakıp eklemişti:
“Gerçi sen böyle şeyleri iyi taşıyorsun. Sana bakınca insanın işi gücü yolunda sanıyor.”
Gülmüştü.
Ben de gülmüştüm.
Ama cümlenin ikinci kısmı içimde bir yere takılmıştı.
O zaman anlam verememiştim.
Belki de ben fazla alıngandım.
Belki gerçekten iltifat etmişti.
Melisa’nın en tehlikeli tarafı buydu zaten.
Söylediği hiçbir şey, tek başına bakıldığında kötü değildi.
İnsan ancak eve döndüğünde, cümleyi kafasında tekrar tekrar çevirdiğinde içindeki küçük iğneyi fark ediyordu.
Telefonumuza şirketin toplantı grubundan mesaj gelmişti
Serdar Bey:
Arkadaşlar, bu akşam yapılacak revizeler için ekstra mesai ücreti karşılığında bir kurtarma ekibi oluşturuldu. Ekibe dahil olacak arkadaşların çalışma planı ve görev dağılımı birazdan tarafınıza bildirilecek.
Akşam yapılacak işler ve sorumluluklar ayrıca net olarak iletilecek. Herkesin kendi görevini eksiksiz şekilde yerine getirmesini bekliyorum.
Mesajı okuduktan sonra kızlarla göz göze geldik. Melisa ile Candice, akşam için ekibe katılıp katılmayacaklarını kendi aralarında konuşuyorlardı.
Candice kaşlarını kaldırıp ekrana bir kez daha baktı.
“Bu gerçekten gönüllü mü?” diye fısıldadı.
Melisa cevap vermedi. Serdar Bey’in mesajını tekrar okudu.
Mesaj son derece sakindi. Hatta fazla kibardı. “Ekstra mesai ücreti karşılığında” demiş, “katılacak arkadaşlar” ifadesini kullanmıştı. Açıkça kimseyi zorlamıyordu.
Ama hepimiz biliyorduk.
Serdar Bey’in bazı cümlelerinde söylenmeyen şeyler, söylenenlerden daha ağırdı.
Kimse bize “kalacaksınız” dememişti. Buna rağmen odadaki herkes, akşam orada olması gerektiğini anlamıştı.
Candice telefonunu yavaşça masaya bıraktı.
“Garip,” dedi. “Adam hiçbir şey emretmiyor ama insan yine de hayır diyemiyor.”
Melisa hafifçe gülümsedi.
“Belki de mesele emir vermek değildir,” dedi.
Tam o sırada telefonum yeniden titredi.
Ekranda Serdar Bey’in adı belirdi.
“Akşam için planlamayı netleştirdim.”
Üçümüz de birkaç saniye hiçbir şey söylemeden ekrana baktık.
Bu kez mesaj daha kısaydı.
Ve nedense çok daha kesin.
Bölüm etkileşimi
