5. bölüm / 6
Patronum ve KocamTatsızlıklar ve Sıcak Kahve Bölüm 5
Bölümler 6Şu an: Tatsızlıklar ve Sıcak Kahve Bölüm 5
- 1 Kahvaltı Bekleyebilir 1.Bölüm629 kelime
- 2 Toplantı ve Kötü Topuklular 2.Bölüm663 kelime
- 3 Öğle Yemeği ve Düşünceler 3. Bölüm698 kelime
- 4 Eşler Önemlidir Bölüm 4.573 kelime
- 5 Tatsızlıklar ve Sıcak Kahve Bölüm 51.843 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 Yeni Bir Hafta ve Farklı Hisler Bölüm 62.206 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Telefonum yeniden titredi.
Eşim: Seni özledim.Bir an ekrana baktım. Uzun zamandır onun iş yoğunluğu yüzünden birbirimize doğru düzgün zaman ayıramamıştık. O iki kelime, toplantının ortasında yüzümde istemsiz bir gülümseme bıraktı.
:Ben de seni özledim
:Gelirken şarap alacağım.
Gülümseyerek cevap verdim
:Şimdiden heyecanlandım.
Telefonu sessize alıp masaya bıraktım.
“Evet, siz bu konuya ne dersiniz, Bensu Hanım?” Serdar Bey’in sesiyle irkildim. Başımı kaldırdığımda herkesin bana baktığını fark ettim.
“Ben... Son renkler benim de dikkatimi çekti. Biraz iddialı buldum. Belki tonları biraz daha kırmak...”Cümlemi tamamladığımda Serdar Bey kısa bir süre düşündü. “Gelir misiniz?” Yanına gittim.Ekrandaki tasarımı büyüttü.“Şu kısmı mı kastediyorsunuz?''
“Evet, özellikle orası.”
“Peki. Sizce nasıl değişmeli?”
Fikrimi anlatmaya başladım. Serdar Bey sessizce dinledi.Ben cümlemi bitirdiğimde birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.
“Peki,” dedi sonunda.
“Bu önerinizin dayandığı veri nedir?” Duraksadım. “Veri olarak...”
“Bir tahmin mi yani?” Odadaki sessizlik bir anda ağırlaştı.
“Hayır, sadece görsel açıdan”
“Görsel açıdan beğenmemek başka,” diye sözümü kesti. “Bir değişiklik önermek başka.”
Sesi sakindi. Belki de bu yüzden daha rahatsız ediciydi.
“Bir şeyi iddialı bulduğunuzu söylemeniz yeterli değil, Bensu Hanım. Neden iddialı olduğunu ve neyin daha iyi sonuç vereceğini açıklamanız gerekiyor.”
Yüzümün ısındığını hissettim.Masadaki herkes susmuştu.Serdar Bey ekrana döndü. “Hazırlıksız yakalandınız.”
Kısa bir sessizlik oldu. Ben ise yerime dönerken telefonumu bile açmadım.
Serdar Bey birkaç saniye ekrana baktı. Ardından bakışlarını bana çevirdi.
“Bensu Hanım,” dedi sakin bir sesle, “Öncelik sıralamanız özel hayatınızdaki kadar işinizde de net olursa, markamızın değerine biraz daha odaklanabilir ve toplantıda olup bitenin daha fazla farkında olabilirsiniz.”
Bir an ne diyeceğimi bilemedim.
Cümlesindeki “özel hayat” kelimesi kulağımda takılı kaldı.
Yanımda oturan Melis’le göz göze geldik.
Onun da aynı şeyi düşündüğünü yüzünden anlayabiliyordum.
Ben sandalye arkalığına yaslandım.
Serdar Bey’in cümlesinden sonra odadaki hava değişmişti.
“Devam edelim,” dedi ve önündeki dosyaya döndü.
Ben önümdeki notlara baktım. Az önce söylediklerini zihnimde tekrar tekrar çeviriyordum. Özel hayatınızdaki kadar...
Melis’le bir kez daha göz göze geldik. Bu kez bakışlarını hemen kaçırdı.
Toplantı ilerledikçe Serdar Bey’in soruları daha doğrudan olmaya başladı.
“Bu rakamın kaynağı?”
Cevap verdim.
“Emin misiniz?”
Dosyama baktım.
“Evet.”
“Kontrol ettiniz mi?”
“Ettim.”
“Bir daha kontrol edin.”
Her sorusu kısa, her cevabım biraz daha gergindi.
Bir süre sonra artık söylediklerinin içeriğinden çok, bir sonraki sorunun ne olacağını düşünmeye başlamıştım. O ise aynı sakinlikle devam ediyordu.
“Bensu Hanım, bu kısmı siz hazırladınız, değil mi?”
“Evet.”
“O zaman neden şu detayı atladınız?”
Cevap veremedim.
Serdar Bey birkaç saniye bekledi.
“Tamam. Toplantıdan sonra düzeltelim.”
Bu kez sesinde hiçbir sertlik yoktu. Belki de en rahatsız edici tarafı buydu.
Toplantının sonuna doğru herkes yorulmuştu. Sandalyeler hafifçe hareket ediyor, dosyalar kapanıyor, bilgisayar ekranları birer birer kararıyordu.
Son slayt açıldı.
“Bugünlük bu kadar,” dedi Serdar Bey.
Herkes toparlanmaya başladı.
Ben çantamı kapatırken telefonuma baktım.
Eşimden yeni bir mesaj vardı:
“Ne zaman çıkıyorsun? Seni bekliyorum.”
İçimden derin bir nefes aldım.
Toplantı boyunca ilk kez rahatladığımı hissettim.
Tam ayağa kalkmıştım ki Serdar Bey arkamdan seslendi.
“Bensu Hanım.”
Durup döndüm.
“Şu dosyayı bugün bitirebilir misiniz?”
“Evet.”
“İyi.”
Bir an daha bana baktı.
“Bu kez gerçekten okuyarak.”
Yanımızdan geçen Melis başını eğip dudaklarını bastırarak gülümsememeye çalıştı.
Ben ise sadece başımı salladım.
“Tabii.”
Odadan çıktığımda kapı arkamdan kapandı.
Koridorda derin bir nefes aldım.
Telefonumu çıkarıp eşime baktım.
“Çıkıyorum.”
Gönderdim.
Sonra istemsizce toplantı odasının kapısına baktım.
İçeride Serdar Bey’in sesi yeniden duyuldu.
"Bensu Hanım.”
Döndüm.
Elindeki dosyaya baktı, sonra bana.
“Bir dakikanız var mı?”
Melis bana kısa bir bakış attı. Ben de ne olduğunu anlamaya çalışarak başımı salladım.
“Tabii.”
Koridora çıktığımda Serdar Bey birkaç adım geriden geldi. Odasının kapısını açıp kenara çekildi.
“Buyurun.”
İçeri girdim.
Kapı arkamdan kapandı.
Serdar Bey masasının arkasına geçmedi. Dosyayı elinde tutarak pencerenin önünde durdu.
Toplantıda söylediklerinden sonra ne konuşacağımızı tahmin etmeye çalışıyordum.
“Az önceki konu...” dedi.
Bekledim.
Ama cümlesinin devamını getirmedi.
Dosyayı masanın üzerine bıraktı.
“Bununla ilgili sizinle ayrıca konuşmak istedim.”
“İşle ilgili bir sorun mu var?”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Onu konuşacağız.”
Sesinde ne kızgınlık vardı ne de başka bir şey.
Tam tersine, fazlasıyla sakindi.
Bu da merakımı daha çok artırdı.
Serdar Bey dosyaların üzerine elini koydu.
“Bensu Hanım, hepimizin biraz fedakârlık yapması gerekiyor. Lütfen bu dosyaları bugün tekrar inceler misiniz?”
Bahsettiği dosyaların üzerinden daha önce geçmiş, gerekli notları da almıştım.
“İnceledim ancak...” diye söze başladım.
Serdar Bey cümlemi tamamlamamı bekledi.
“Şu an ekstra bir özene ihtiyacımız var,” dedi. Ardından kısa bir duraksamayla ekledi:
“Tabii programınız yoksa.”
Son kelimeleri söylerken yüzüne belli belirsiz bir gülümseme yerleşti.
Ne ima ettiğini anlamaya çalışmadım.
Ya da anlamış olsam bile, üzerinde durmadım.
Dosyaları elime aldım.
"Bugün bakarım.”
"Teşekkür ederim.”
Kapıya yöneldim.
Tam çıkacakken arkamdan tekrar seslendi.
“Bensu Hanım.”
Döndüm.
“Detayları özellikle kontrol edin.”
Başımı salladım.
“Tamam.”
Kapıyı kapatıp koridora çıktığımda birkaç saniye yerimde kaldım.
Sonra dosyalara baktım.
Hepsini daha önce incelemiştim.
Ama nedense bu kez yeniden okumam gerektiğini düşünüyordum.
Odasından çıktığımda ilk yaptığım şey eşime mesaj atmak oldu.
“Sevgilim, işim çıktı. Maalesef ben gecikiyorum.”
Mesajı gönderdikten birkaç saniye sonra cevabı geldi.
Sadece üzgün bir surat koymuştu.
Başka hiçbir şey yazmamıştı.
Ama o tek emoji yetmişti.
Bozulduğunu anlamıştım.
Telefonu elimde tutup birkaç saniye ekrana baktım. Aslında onunla gitmeyi, biraz olsun birlikte vakit geçirmeyi ben de istiyordum. Son günlerde zaten doğru düzgün baş başa kalamamıştık.
“Ben de çok istiyordum,” diye yazıp sildim.
Sonra telefonu çantama koydum.
Bugün iş gerçekten uzayacaktı.
Ve nedense, içimdeki huzursuzluğun sebebinin yalnızca bu olmadığını hissediyordum.
Bütün renkleri, bütün markaları baştan sona yeniden inceledim. Mailleri tekrar okudum, eski görüşmeleri açıp tek tek kontrol ettim. Aynı şeylere defalarca bakıyor, en küçük ayrıntıyı bile atlamamaya çalışıyordum.
İş çıkışında herkes çoktan bir yerlere dağılmış, birkaç kişi birlikte bir şeyler içmeye gitmişti. Ofis giderek sessizleşmişti.
Ben ise hâlâ bilgisayarımın başındaydım.
Gözlerim ekrandaki satırlarda dolaşıyor, zihnim ise çoktan başka bir yerde takılı kalıyordu. Yorgunluktan bitmiştim.
Üstelik bütün bunları yapmam için gerçekten geçerli bir neden yoktu.
Dosyaları zaten incelemiştim.
Mailleri zaten okumuştum.
Görüşmeleri zaten kontrol etmiştim.
Sayfalarca süren bu incelemenin mantıklı bir açıklaması yoktu.
Belki de mesele dosyalar değildi.
Bunu kendime itiraf etmek istemesem de, beni burada tutan şeyin ne olduğunu düşünmeye başladım.
Serdar Bey neden bu işi bana kitlemişti, çözemiyordum.
Ortada gerçekten yeniden incelenmesi gereken bir dosya mı vardı, yoksa sadece benden ekstra bir özen mi bekliyordu, anlayamıyordum.
Üstelik bunu herkesin içinde söylemiş, ardından odasında tekrar hatırlatmıştı.
Bilgisayar ekranına baktım.
Bir sonraki sayfaya geçtim.
Sonra durdum.
Kendime kızarak sandalyeye yaslandım.
“Ne yapıyorum ben?” diye geçirdim içimden.
Belki de ortada hiçbir şey yoktu.
Belki Serdar Bey yalnızca işini yapıyordu ve ben, günün yorgunluğuyla gereğinden fazla anlam yüklüyordum.
Ama o zaman neden özellikle beni seçmişti?
Bu sorunun cevabını hâlâ bulamıyordum.
Başım zonklamaya başlayınca gözlerimi birkaç saniyeliğine kapatıp şakaklarımı tuttum. Artık gerçekten yorulmuştum.
Kendime kahve almak için kahve makinesinin yanına gittim.
Makinenin ışığı yanıp sönerken bekledim. Gözüm istemsizce ayaklarımdaki ojeye takıldı. Rengi artık gözüme fazla sert geliyordu.
Yakında bir pedikür randevusu almalıyım, diye düşündüm. Daha kırık beyaz, daha sakin bir tona geçmeliydim.
Tam o sırada arkamda bir hareket hissettim.
Bir ses mi duymuştum, yoksa yorgunluktan mı irkilmiştim, emin olamadım.
Kahveyi elime aldım ve koridora doğru yürüdüm.
Birkaç adım sonra nedense duraksadım.
Arkamı döndüğüm anda Serdar Bey'le karşı karşıya geldim öyle ani olmuştu ki geri çekilmeye fırsat bulamadan birbirimize çarptık.
Elimdeki kahve savruldu.
Sıcak sıvı göğsümden mideme doğru döküldüğü anda nefesim kesildi.
“Ah!”
Bardağı elimden bıraktım. Kumaşın üzerinden yayılan sıcaklık birkaç saniye içinde yerini keskin bir yanma hissine bıraktı.
Serdar Bey'in yüzündeki ifade bir anda değişti.
“Bensu Hanım, yandınız mı?”
Cevap veremedim. Elimi refleksle üzerime götürdüm.
“Çok sıcak…”
“Gelin.”
Sesi bu kez tamamen ciddiydi.
Yakındaki lavaboya doğru işaret etti.
“Üzerinize soğuk su tutmanız gerekiyor.”
Ben hâlâ ne olduğunu anlamaya çalışırken o çoktan kapıyı açmıştı.
“Bensu Hanım, hemen.”
Yorgunluğumun üzerine bir de yanma eklenmişti. Kalbim hızlı atıyordu.
Serdar Bey beni belimden destekleyerek kadınlar tuvaletine götürdü. Elindeki havluyu soğuk suyla ıslatıp göğsümün üzerine, kahvenin döküldüğü yere dikkatlice bastırdı.
“Biraz böyle tutun.”
Havluyu uzatırken parmaklarıma değmemek için elini hemen geri çekti.
Başımı kaldırdığımda göz göze geldik.
Bakışı yalnızca bir saniye sürdü.
Sonra gözlerini kaçırıp havluya baktı.
“Çok sıcak mıydı?”
“Evet.”
Bir adım geri çekildi. Aramızdaki mesafeyi özellikle açmış gibiydi.
“Biraz daha soğuk su tutalım.”
Lavaboya dönüp havluyu yeniden ıslattı. Geri geldiğinde bu kez havluyu bana uzattı; doğrudan kendisi dokunmadı.
Ben havluyu alırken elim hafifçe titredi.
“İyi misiniz?”
“İyiyim.”
Birkaç saniye sessizlik oldu.
Serdar Bey bir şey söyleyecekmiş gibi yüzüme baktı. Dudakları hafifçe aralandı ama vazgeçti.
Sonra bakışları tekrar üzerimdeki ıslak kumaşa kaydı ve hemen geri çekildi.
“Biraz daha bekleyin.”
“Tamam.”
Kapıya doğru ilerledi.
Elini kapı koluna koyduğunda kısa bir an durdu.
Arkasını dönmeden,
“Başınız da dönüyorsa bana söyleyin,” dedi.
“Dönmüyor.”
Bu kez bana baktı.
“Emin misiniz?”
Başımı salladım.
Elimdeki havluyu üzerimde tutarken kıyafetimin ne hale geldiğini fark ettim.
Kahve, göğsümden aşağı bütün kumaşa yayılmıştı.
Serdar Bey de kıyafetime bakıp kısa bir süre düşündü.
“Böyle çıkamazsınız.”
“Farkındayım,” dedim gülerek. “Sanırım bugün yeterince rezil oldum.”
O da hafifçe güldü.
Şirkete gelen PR paketlerinin içinde kıyafetler olduğunu hatırladık. Kutulardan birini açıp içindekilere bakmaya başladık.
Birkaç gömlek, bir etek, birkaç elbise vardı.Elime gelenleri tek tek kenara ayırıyordum.
Sonra küçük, kırmızı bir krep elbiseyi gördüm.“Bu olabilir.”
Elbiseyi üzerimde nasıl duracağını düşünerek önüme tuttum.
Serdar Bey bir an baktı.“Olur.”
“Rengi biraz fazla mı?”
“Hayır. Sadece farklı.”
Omuz silktim.
“Bugün zaten her şey biraz farklı gidiyor.”
Bunu söyler söylemez ikimiz de gülümsedik.Birbirimize bakıp kısa bir kahkaha attık.Az önce canımı yakan kahve yüzünden başlayan bu telaş, fark etmeden küçük bir kıyafet seçimine dönüşmüştü.Elbiseyi koluma alırken içimde garip bir hafiflik hissettim.Belki de günün ilk kez gerçekten normal gelen birkaç dakikasıydı.
Elbiseyi üzerime geçirip saçlarımı toparladıktan sonra odama dönmek üzereyken Serdar Bey'in sesi koridorda yeniden duyuldu.
“Bensu Hanım, bir dakikanız var mı?”
Kapısının önünde durdum.
“Tabii.”
İçeri girdiğimde masasının üzerindeki dosyaları işaret etti.
“Bugün yeterince yoruldunuz. Şunlara yarın devam edersiniz.”
Başımı salladım.
Tam çıkacakken dolabının üst rafından küçük bir kutu aldı.
“Kurabiye ister misiniz?”
Şaşkınlıkla baktım.
“Şimdi mi?”
“Şimdi.”
Kutuyu açıp masanın üzerine koydu.
“Ben bazen toplantılardan sonra bunu açıyorum.”
Bir tane aldım.
“Demek gizli bir kurabiye stoğunuz var.”
“Gizli kalması gerekiyordu.”
Gülümsedim.
O da bir tane aldı.
Bir süre ikimiz de konuşmadan kurabiye yedik.
Günün bütün gerginliğinden sonra bu kadar sıradan bir anın içinde olmak tuhaf gelmişti.
Serdar Bey bilgisayar ekranına bakarken,
“Bugün başınıza gelenleri düşününce, sanırım bu kurabiye şirketin size yaptığı en makul ikram,” dedi.
Güldüm.
“Buna itiraz edemem.”
O da gülümsedi.
Aramızdaki sessizlik bu kez rahatsız edici değildi.
“Bilmiyorum, biliyor musunuz nişanlım Didem’le Evimizi dekore etmek istiyoruz.”
Kısa bir an durdu.
“Eşiniz mimardı değil mi?
Çok değerli vaktini bize ayırır mı?”
Gülümseyerek ona baktım.
“Sanırım programına bağlı.”
“Demek oldukça yoğun.”
“Özellikle son zamanlarda.”
Serdar Bey başını salladı.
“Anladım. O zaman sizin aracılığınızla bir gününü çalmaya çalışacağız.”
“Bence ‘çalmaya’ gerek yok. Uygun olduğu bir zamanı buluruz.”
“Umarım.”
Sesinde hafif bir tebessüm vardı.
Ben de gülümsedim.
“Size haber veririm.”
Eve girdiğimde eşimi yatakta uzanmış, uykulu gözlerle beni beklerken buldum.
Beni görür görmez yüzünde yorgun ama sıcak bir gülümseme belirdi.
Yanına gidip dudaklarına uzun bir öpücük kondurdum.
“Çok özledim seni,” dedim.
Kollarını bana doladı.
O an bütün gün üzerimde taşıdığım yorgunluğun biraz olsun çözüldüğünü hissettim.
Üzerimdeki kırmızı kıyafete baktım ve hiç düşünmeden çıkardım. Günün bütün ağırlığından kurtulmak ister gibiydim.
Eşimin yanına sokuldum.
Bugün yaşadığım hiçbir şeyi düşünmek istemiyordum.
Serdar Bey'i o garip sessizlikleri, bakışlarını…
Hepsini zihnimin dışına ittim.
Çünkü içimde filizlenmesine izin vermek istemediğim bir huzursuzluk vardı.
Ve ben o duygunun büyümesine izin vermeyecektim.
Kollarımı eşime doladım.
Şu an olmak istediğim yer tam olarak burasıydı.
Bölüm etkileşimi
