6. bölüm · Onunla Yeniden
Söylenmemişin Bedeli
Gün içinde yaşadığım onca şeyin ardından, kısa bir nefes almak için mutfağa indiğimde, Elif’in orada olduğunu gördüm. Kahvesini karıştırırken camdan dışarı bakıyordu. Adımlarımı duyduğunda yavaşça başını çevirdi ve gülümsedi. Yine o bildik tebessüm… Tatlı görünen ama dikenli bir çerçevede sunulan bir gülümseme.
“Merhaba Cansu Hanım,” dedi nazikçe ama mesafeli bir tonla.
“Biraz konuşabilir miyiz? Uygunsanız tabii.”
O an içimden geçen tek şey, "Yine ne ima edecek?" oldu.
“Buyurun,” dedim kısaca. Nezaket zorunluydu, ama samimiyet değildi.
Yan yana bir masaya oturduk. Elinde tuttuğu fincanı yavaşça masaya koydu, gözlerini üzerime dikti.
“Sizi uzun uzun tanıma şansım olmadı ama malum… Emre benim uzun zamandır arkadaşım. Onu az çok bilirim.”
Sözlerinin devamını getirmedi hemen. Sessizlikte süzülen bir ima vardı. Ben devam etmesini bekledim. O da bekledi, sessizliğin rahatsızlık yaratmasını istiyordu. Sonra, o beklediğim cümleyi söyledi:
“Emre hassas biridir. Kolay kolay kimseye güvenmez. Herkesle arasında hep bir mesafe bırakır. Özellikle... yakınlık kurma konularında. Ama şimdi bakıyorum da... bir anda evlendi. Sizinle. Üstelik daha geçen ay yalnızlığından yakınıyordu.”
Gözlerinin içine baktım. O an kalbimde küçük bir çizik oluştu. Çünkü biliyordum… Bu evlilik bir sahte düzenin parçasıydı. Ama Elif bunu bilmiyordu. O yüzden sözleri, sadece sorgulayıcı değil, küçümseyiciydi de.
“Sizi yanlış anladım galiba,” dedim. “Yoksa bana, Emre'nin sizin izninizle mi biriyle evlenebileceğini mi ima ediyorsunuz?”
Gülümsedi. “Hayır, asla,” dedi, ama sesi her şeydi; sadece ‘asla’ değildi.
“Sadece... bu kadar kısa sürede nasıl oldu da kalbini kazandınız, merak ettim. Gerçekten samimi misiniz?”
Sözleri göğsüme saplandı.
Bir anda içimde yıllardır bastırdığım öfke kıpırdamaya başladı. Ben bu oyunun içine zorla itilmiştim. Onun “bir anda oldu” diye küçümsediği şey, benim her gece vicdanımla, duvarlar arasında verdiğim sessiz savaştı.
“Bence siz, Emre’yi fazla kendinize ait sanıyorsunuz Elif Hanım,” dedim, sesimi alçak tuttum ama her kelimem doluydu.
“İnsanlar değişebilir. Güvenebilir. Hatta... sizin anlamayacağınız kadar derin bağlar da kurabilir. Belki siz yıllardır onun yanındaydınız ama o size açılmamıştır bile. Bazen bir yabancı, yılların dostundan daha çok şey görür insanda.”
Kaşlarını çatmadan dinledi. Ama içindeki huzursuzluğu net görebiliyordum. Ben devam ettim.
“Bir insanın ne kadar zamanda güveneceğine, kimi seveceğine siz karar veremezsiniz. Ve eğer Emre size açılmadıysa, bunun nedeni... belki de size gerçekten hiç güvenmemesidir. Belki de sizin o hep 'bildiğinizi sandığınız' Emre, sizden başka bir şey saklıyordur.”
Bir anda ortamın havası değişti. Sessizlik çöktü. Elif geri adım atmak istemiyor gibiydi ama ilk kez konuşmanın kontrolü onda değildi.
Sonra yutkundu, yüzünde zoraki bir ifade oluştu.
“Ben... sadece dikkatli olun istedim. Çünkü Emre zarar görsün istemem.”
Sözde iyi niyetin ardına saklanan bu son cümle beni daha da öfkelendirdi.
“Ben de Emre’nin zarar görmesini istemem Elif Hanım,” dedim. “Ama en çok da, onu en yakını sanan insanların asıl zararı verebileceğinden korkuyorum.”
O an, Elif’in yüzündeki güvenli maskenin ilk kez çatladığını gördüm. Bir şeyler söylemek ister gibi oldu ama vazgeçti. Kahvesinden bir yudum aldı, sonra sessizce ayağa kalktı. “İyi günler,” dedi sadece. Göz göze gelmedik bile.
Arkasından baktım. Kalbim çarpıyordu, ama bu öfke değildi. Bu… kırılmış bir güvenin yankısıydı.
"Demek ki sadece Emre'nin geçmişiyle değil, onun etrafında güveni sarsanlarla da mücadele etmem gerekiyordu..." dedim içimden.
Ve biliyordum. Bu daha başlangıçtı.
ELİF’İN ANLATIMIYLA:
O kahve sohbetinden sonra içimde bir şey huzursuzca kıpırdanmaya başladı. Cansu’nun sözleri... ya da belki de onun gözlerindeki kendinden emin ifade... o güvenli, sahiplenen hali... beni yerle bir etmişti.
Ona sormadım ama Emre’yle aralarında geçenlerin yüzeyinde kalmayacak kadar derin olduğunu hissediyordum. Ve bu beni içten içe kemiriyordu. Yıllarımı Emre’yi tanımaya, onun yanında durmaya, küçük anlarında bile sessizce varlık göstermeye adamışken... şimdi o kadın hayatına birdenbire girip her şeyi değiştirmişti.
Bu böyle olmamalıydı.
Bir süre şirkette odama kapanıp düşündüm. Emre’yle olan geçmişim, onun benden uzaklaşıp Cansu’ya yakınlaştığı günlere nasıl dönüştü? Hatırlamaya çalıştım.
Bizim de bir geçmişimiz vardı.
Sessiz, tanımsız ama inkâr edilemeyecek kadar gerçekti.
Yıllar önce, Emre babasının şirketinde çalışmaya yeni başlamıştı. Gençti, öfkeli, kontrolsüz ama içinde taşıdığı zekâ, onu diğerlerinden ayırıyordu. İlk günlerinden itibaren ona hayranlıkla baktım. Ama bu hayranlık zamanla başka bir şeye dönüştü. O, her toplantıda bana danışırdı. Ofiste kalabalıktan uzaklaştığında sessizce yanıma gelirdi. Zor zamanlarında tek bir mesajla yanına çağırır, susarak bile konuşurduk. Kelimelere ihtiyacımız yok gibiydi.
Ama o hiçbir zaman açıkça bir şey söylemedi.
Ben de sormadım.
Belki de bu, benim en büyük hatamdı.
Zaman geçti. Ben hep yanındaydım. Başkaları gelip geçti. Ama ben hep oradaydım. Onun gölgesinde, sabırla, sessizlikle, ama umutla.
Ve şimdi, Cansu çıkageldi. Ne geçmişimizi biliyor, ne yaşadıklarımızı... Ama birden hayatının ortasında yer aldı.
Cansu’ya bu sabah söylediklerimden sonra rahatlamış olmalıydım ama daha da huzursuz olmuştum.
Benim ne bildiğimi Emre bilmiyordu.
Ve artık bu suskunluk boğucu bir hal almıştı.
Telefonumu elime aldım. Şirketin lokasyonuna baktım. O gün ilk kez kendi kendime söyledim:
"Artık sustuğum her şeyi yüzüne söylemeliyim."
---
EMRE’NİN ŞİRKETİ – O ANLAR
Cansu’dan izin alırken kısa ve kibar davrandım. O da pek bir şey sormadı. Belki tahmin ettiğinden fazlasını hissediyordu. Ofis binasına vardığımda güvenlik beni hemen tanıdı. Yıllardır Emre’nin etrafında olan biri olarak, bu binada pek çok izim vardı zaten.
Sekreterine Emre’yle özel görüşmek istediğimi söyledim. Kısa bir süre sonra içeri alındım. Kapıdan girerken Emre’nin yüzünde beni görünce oluşan o şaşkınlık ifadesi… beni hem üzdü, hem öfkelendirdi.
“Ne oldu, bir şey mi var?” diye sordu, ayağa kalkarak. Her zamanki ciddiyetindeydi ama yüzünün köşelerinde gerilim vardı.
İçeri geçtim. Kapıyı kapattım arkamdan. Derin bir nefes aldım.
“Seninle konuşmam lazım. Sakince dinle lütfen.”
Gözleri kısıldı ama bir şey demedi. Elini cebine soktu, sessizce bekledi.
“Emre… seninle uzun yıllar boyunca bir bağ kurduk. İsmini koymadık. Hiçbir zaman açıkça konuşmadık. Ama sen de biliyorsun, ben hep senin yanındaydım. En zor zamanlarında, herkes çekilirken ben hep vardım. Beni hep fark ettin. Ama sustuk.”
Emre bir şey demedi. Gözleri yere kaydı.
“Ve şimdi… hiçbir şey olmamış gibi, hayatına bir kadın giriyor. Evlendiğini duyuyorum. Aniden. Herkesten gizli. Ve sen bunu bana bile açıklamıyorsun.”
Sesim yükselmeden söyledim ama her kelimemde kırgınlık ve hesap vardı.
Emre başını kaldırdı, gözleri bana döndü. “Bunu konuşmak zorunda mıyız, Elif?” dedi kısık sesle. “Geçmişi değiştiremeyiz.”
İçimde öfkeyle karışık bir acı kabardı. “Geçmişi değiştiremeyiz ama geçmişin üzerine oturmuş duyguları hiçe sayamayız. Ben... senden hiçbir zaman bir karşılık beklemedim. Ama senin gözlerinin içine her baktığımda, bir şey vardı. O şey... şimdi ne oldu da bitti?”
Emre bir an sustu. Elleri titriyordu.
“Elif… ben geçmişte sana karşı dürüst olmadım. Belki sana açıklamak yerine sadece sustum. Ama artık başka bir yerdeyim. Cansu... farklı biri. Ona karşı başka şeyler hissediyorum. Ve bu… seninle olanı küçültmez. Ama... devam etmem gerek.”
İçimde bir şey yıkıldı. O çok şey anlatan suskunluğu duydum, ama bu kez arkasında bana yer yoktu.
Başımı eğdim. Gözlerim doldu ama ağlamadım.
Yıllardır içime gömdüğüm umut, Emre’nin bir cümlesiyle toprağa karıştı.
“Keşke bunu yıllar önce söylemiş olsaydın…” dedim.
Ve sessizce odadan çıktım.
---
ELİF (İÇ SESİYLE):
Belki de hep benim hikâyemdi bu.
O susar, ben beklerdim.
Ama bu sefer ben konuştum.
Ve sustuğum yıllar, bir cümleyle karşılık buldu.
Emre artık geçmişimdeydi.
Ama Cansu, onun şimdisiydi.
Keyifli Okumalar💙
