27. bölüm · Onunla Yeniden
Bu Sefer Kendim İçin
Odam karanlıktı. Işıkları açmadım. Duvarları tanıyordum zaten. Her şey yerli yerindeydi ama hiçbir şey yerli yerinde gibi hissettirmiyordu.
Ayakkabılarımı çıkardım, üstümdeki kabanı yere bıraktım. Pencerenin önüne geçtim. Şehrin uzaktan yanıp sönen ışıklarına baktım. Geceyi izlemek bazen içimdeki karanlıkla yüzleşmek gibi olurdu. Şimdi de tam öyleydi.
Kararımı Emre’ye söylemiştim.
Ama içim… gerçekten rahat mıydı?
Kendime sormaktan korktuğum bir soru vardı içimde:
Bu kararı gerçekten kendim için mi almıştım, yoksa onca yalanın, bastırılmış öfkenin, kırılmış güvenin altında ezildiğim için mi?
Şirket batmak üzereyken, Emre’nin evlenme teklifini kabul ettiğim anı hatırladım. Kelimeleri, gözlerindeki kararlılığı, benim boyun eğmişliğimi…
Kendime bile itiraf edemediğim çaresizliğimi…
Kendim için mi kabul etmiştim?
Hayır.
O zamanlar düşünmüştüm sadece; “Hiç değilse annemin başı öne eğilmesin.”
“Babam biraz olsun bana ihtiyaç duysun.”
“Bu ev… belki bir yere varmaz ama en azından batmayız.”
Hepsi başkaları içindi. Kendi hayatımı… sessizce bir pazarlık masasına yatırmıştım. Aşktan değil, umut bile değil, bir çeşit görev duygusuyla “tamam” demiştim.
Ve şimdi…
Şimdi hâlâ onların yükü sırtımdayken, bir de kalbim eklenmişti bu çelişkiye.
Pencereden dışarı bakarken fark ettim:
Yıllarca babamın varlığını sevmeye çalıştım. Yokluğunu affetmeye çalıştım. Onu haklı göstermeye çabaladım.
Ama olan hep bana oldu.
Ben sustum, ben yok sayıldım, ben hep “idare eden” oldum.
Ve artık... istemiyorum.
Onun suskunluğu için, geçmişin yarası için, Elif’in gözlerindeki burukluk için ya da annemin yıllarca tuttuğu o boğuk nefes için... daha fazla kendimden vermeyeceğim.
O kapıdan çıkarken söylediğim cümle, belki de ilk kez sadece bana aitti:
“Bu evlilik bitecek.”
Ve şimdi burada, kendi odamda, kendi içimde yankılanıyordu.
Ama içimden bir başka cümle daha yükseliyordu yavaşça.
İnkar etmekten yorulmuştum. Kaç kere onunla göz göze geldim, kaç kere içimde bir şey kıpırdadı da yok saydım?
Emre’yi… seviyordum.
Ona âşık olduğumu kendime ilk kez bu kadar net söyledim.
Ve o an… midemde bir boşluk oluştu.
Sanki duvardan bir tuğla eksilmiş gibi.
Garipti. Acıtıcıydı. Ama aynı zamanda… özgürleştirici.
Seviyordum ama… bu sevgiyle nereye varabilirdim?
Emre çok şey yaptı. Suskun kaldığında da, konuştuğunda da bir şeyler verdi bana.
Ama çaba hep tek taraflı olmamalıydı.
Bir ilişki, sadece birinin yürüdüğü bir yol değildi.
O yolun ortasında birlikte yürümek gerekiyordu.
Ve biz… hiçbir zaman o orta noktada buluşamadık.
Onu suçlayamıyorum belki. Çünkü herkes kendi acısının doğrularını taşıyor.
Ama artık ben de kendi gerçeğimle yürümek zorundayım.
Pencereden uzaklaştım, yatağın kenarına oturdum. Başımı ellerimin arasına aldım.
Bir karar daha verdim bu gece:
Seviyorum ama kendimi daha çok sevmeliyim.
Ve bu, ilk kez bencilce gelmiyor.
Kalbimin içinden geçen bu karmaşık sevgiyle, her şeye rağmen yalnız kalmayı göze alıyorum.
Çünkü bu kez kendimden vazgeçmeyeceğim.
Ne Emre için.
Ne babam için.
Ne geçmişte susanlar için.
Yıllardır kendi hayatımı başkalarının eksikleriyle tamamlamaya çalıştım.
Ama artık biliyorum…
Benim eksiğim kendimden vazgeçmemmiş.
Ve bu gece… eksiklerimi yerine koyma vakti.
Odaya yansıyan gece ışığı silikleşmeye başlamıştı. Sabah mıydı artık, gece mi, bilmiyorum. Zaman bile benim kadar yorgun gibiydi.
Yatağın ucunda oturuyordum hâlâ. Üzerimdeki ağırlık tarif edilemezdi. Kalbimin içini evirip çeviriyordum, kendime acımasızca sorular soruyordum…
Derken…
Kapı birden hızla açıldı.
Emre.
Sert adımlarla içeri girdi. Gözleri karanlıktı. Gecenin karanlığı değil bu… içinin karanlığı. Bastırılmış öfke, yarım kalmış kelimeler, suskun kalmış gecelerin patlaması vardı bakışlarında.
“Ne yaptığını sanıyorsun Cansu?”
Sesindeki o kontrolsüz sarsıntı… ilk kez bu kadar yabancıydı.
Başımı kaldırdım ama konuşmadım. Sadece baktım. İçimden “Ne oldu?” demek geçiyordu ama sorunun cevabını ben de biliyordum. Aslında hepimiz biliyorduk.
“Bu böyle mi bitecek sandın?” diye devam etti. “Sessizce gelip, ‘Bu evlilik bitecek’ deyip çekip gideceğini mi sandın?”
Ayağa kalktım. “Emre—”
“Hayır!” diye bağırdı. Yumruğu havadaydı ama yere indi, yüreğime değil. “Biz bu saçma oyunun içine birlikte girdik. Senin tek başına çıkmana izin vermeyeceğim. Neden evlendik biz, Cansu? Neden ben hayatımdaki her şeyi geri plana attım, Elif’i bile—”
Cümlesi orada kırıldı.
“Ne?” dedim. “Elif’i bile… ne?”
Sustu. İçinden geleni tutmaya çalışıyordu. Ama artık ikimiz de kırılmıştık. Saklayacak şey kalmamıştı.
“Unutmadım onu,” dedi sonunda. “Ama sevmedim de. Çünkü… gerçek sevgi neymiş, seni tanıyınca anladım. Ama işte, sen her zaman duvarlarını daha çok sevdin. İnsanları değil.”
Gözlerim doldu. Ama bu kez o gözyaşlarını saklamadım.
“Ben insanlara tutunmaya çalıştıkça, herkes beni susturdu Emre!” dedim. “Bunu sen de yaptın. Herkes yaptı.”
Sırtımı döndüm, sonra tekrar ona döndüm.
Artık söyleyeceklerim vardı. Ve bu kez susturulamazdım.
“Bugün ne olduğunu biliyor musun?”
O an Emre’nin bakışlarında tereddüt vardı.
Devam ettim.
“Bir kardeşim daha olduğunu öğrendim. Evet, bir kardeş daha… Kerem.”
İçimden çıkan bu kelime, havaya bir bıçak gibi asılı kaldı. Sanki söylediğim her kelime, duvarda bir çiviye dönüşüyordu.
“Yıllardır arkasından baktığım bir babanın… bir değil, iki çocuğu daha varmış. Bir tanesi Elif, onu artık biliyorsun. Ama Kerem… onu bugün öğrendim. Ve biliyor musun? Onun gözlerinde de aynı boşluk vardı. Aynı cevapsızlık, aynı suskunluk.”
Emre bir adım attı, ama ben geri çekildim.
“Yıllarca bir masalın içindeymişim gibi yaşadım,” dedim. “Ama sonunda anladım. Bu bir masal değilmiş, bu bir cehennemmiş. Ve ben hep sustum. Annem sustu, babam sustu. Şimdi ben de susayım, öyle mi?”
Emre başını eğdi. Yüzündeki ifade… belki pişmanlık, belki yorgunluk. Ama artık bunlar yetmiyordu bana.
“Sadece evlilik değil biten, Emre,” dedim sessizce. “Benim kendime olan inancım da bitti. Sevilmeye değer olduğuma dair tüm inancım… seninle birlikte gitti.”
Sustum bir süre.
O da konuşmadı.
Aramızda sadece iki kalbin kırık ritmi vardı.
Sonra başımı kaldırdım.
“Artık kimse için yaşamayacağım. Ne annem için, ne babam için, ne bu şirket için… ne de senin için. Bu sefer sadece kendim için yürüyeceğim bu yolu.”
Emre’nin gözleri nemlendi. Ama hiçbirimiz ağlamadık. Gözyaşı bile bazen lükstür. Bizimkisi çoktan geçmişti o sınırı.
Aramızda sessizlik çöktü. Ama bu sessizlik, o ilk tanıştığımız gecelerdeki gibi değildi.
Bu, bir vedanın sessizliğiydi.
Keyifli Okumalar💙
