9. bölüm · ON ÜÇÜNCÜ KAPI 1.KİTAP ARİSTOKRAT
9.bölüm MAJESTİN KİBRİ (Evren Valerian)
. BÖLÜM 9 — MAJEST’İN KİBRİ
(EVREN VALERIAN)
— TAHTIN GÖLGESİNDE
Şahmar Oteli’nin yüzlerce metre altında, otelin resmî planlarında bulunmayan yuvarlak salonun on iki duvar lambasından yalnızca dokuzu yanıyordu. Kalan üç lamba, Aureth’in kadim kurallarına göre boş bırakılmış makamları simgeliyordu. Fakat Evren Valerian, bu açıklamaya hiçbir zaman inanmamıştı. Ona göre karanlık bırakılan her makam, görünmeden konuşan ve yüzünü göstermeden hüküm vermek isteyen korkaklara aitti.
Salonun ortasında, zemine işlenmiş Aureth mührünün tam üzerinde duruyordu. Üzerinde siyah takım elbise vardı. Kravat kullanmamış, gömleğinin ilk düğmesini açık bırakmıştı. Dışarıdaki insanlar onu bu hâliyle görse, birkaç saat önce uluslararası kültür mirası toplantısında konuşma yapan Valerian Vakfı Başkanı’nı tanırdı. Gazetelerde; eski yapıların korunmasına milyonlar harcayan, hükümet temsilcileriyle aynı masaya oturan ve Avrupa’daki üniversitelere bağış yapan bir hayırsever olarak görünüyordu.
Aureth’in duvarları arasındaysa onun yalnızca tek bir adı vardı.
Majest.
Bu unvan, bir isimden daha fazlasıydı. Aureth’in görünen yüzünün, siyasi bağlantılarının, para ağının, hücrelerinin ve aristokrat ailelerinin üzerinde söz sahibi olan kişiyi temsil ediyordu. Cahit Doğan onun ikinci adamıydı. Şehirlerdeki düşük rütbeli görevliler, para taşıyanlar, bilgi toplayanlar ve Sinan gibi kirli işlere gönderilenler Cahit üzerinden yönetiliyordu. Raven D’Albert, cemiyetin istihbaratını ve içerideki disiplinini denetliyordu. Aristokrat mühür taşıyan Damien, Kael ve diğer aile varisleriyse resmî olarak Majest’in otoritesine bağlıydı.
Fakat Evren, bütün bu insanların gerçekten kendisine ait olmadığını biliyordu.
Cahit güce hizmet ederdi.
Raven Aureth’in devamlılığına...
Kael, Damien’a...
Damien ise kimseye boyun eğmemek için doğmuştu.
Evren’in de üzerinde görünmeyen başka bir kuvvet vardı: On İki Işık Bekçisi. Aureth’in üyeleri onların Majest’in emrinde olduğunu sanıyordu. Gerçekteyse bir Majest’i seçebilecekleri gibi mührünü geri alıp onu yok edebilirlerdi. İsimleri bilinmez, toplantılara yüzleri kapalı katılır ve çoğu zaman emirlerini aracıları üzerinden iletirlerdi.
Evren, onların önünde hiçbir zaman eğilmemişti.
Ancak onların varlığını da görmezden gelemiyordu.
Salonun ağır kapısı açıldığında Cahit Doğan içeri girdi. Her zamanki gibi kusursuz giyinmişti fakat yüzündeki gerginliği saklayamıyordu. Sağ elinde siyah bir dosya, sol elindeyse küçük bir tablet vardı. Mührün dış çizgisinde durarak başını hafifçe eğdi.
“Majest.”
Evren arkasını dönmedi.
“On üçüncü raf yandı.”
Cahit’in yüzünde kısa bir şaşkınlık belirdi.
“Haberi yeni aldım.”
“Ben senden önce aldım.”
“Zerhân’ın çevresindeki adamlarımız içeri yaklaşamadı. Kael’in ekibi bütün ara sokakları kapatmıştı.”
Evren yavaşça ona döndü.
“Kael’in ekibi değil. Damien’ın.”
Cahit bir şey söylemedi.
Evren, önündeki siyah masaya ilerledi. Masanın üzerinde Zerhân Antika’nin yanarken çekilmiş görüntüleri bulunuyordu. Fotoğraflardan birinde Leyla, dükkânın arka sokağında duruyor; Damien ise birkaç adım yanında ona bakıyordu. Narin’in yüzü yalnızca bir karede, yarı gölgede görünüyordu.
Evren parmağını fotoğrafın üzerine koydu.
“Narin Yılmaz yaşıyor.”
“Öyle görünüyor.”
“Görünmüyor, Cahit. Yaşıyor işte.”
Cahit dosyayı masaya bıraktı.
“Ölüm kaydı yirmi yıl önce düzenlenmiş.”
Evren’in dudaklarında küçümseyen bir ifade oluştu.
“Aureth’in hazırladığı bir ölüm kaydını bana kanıt olarak sunma.”
“Narin ortaya çıktıysa Asuman’ın eski ağı da harekete geçmiş olabilir.”
Evren’in bakışları sertleşti.
“Bunu kimin yanında söylediğine dikkat et.”
Cahit hemen başını eğdi.
“Elbette, Majest.”
Evren, Damien’ın annesiyle ilgili ismin salonun içinde bile rahatça söylenmesinden hoşlanmıyordu. Asuman Şahmar, Aureth’in geçmişinde kapanmamış en tehlikeli yaralardan biriydi. Bir zamanlar kayıtların içinde bulunmuş, anahtarın gerçek tarihine ulaşmış ve ardından ölüm süsü verilerek ortadan kaybolmuştu. Evren, onun öldüğünden hiçbir zaman tamamen emin olmamıştı. Fakat yaşadığına inanmak, Aureth’in yıllardır kurduğu düzenin büyük bir bölümünün yalan olduğu anlamına gelirdi.
Cahit tabletin ekranını açtı.
“Zerhân’daki gizli odadan bazı belgeler çıkarılmış. Ne aldıklarını göremedik. Ancak rafın açılması sırasında Astér’in kullanıldığı kesin.”
Evren’in gözleri Leyla’nın fotoğrafındaki kolyeye kaydı.
“Uyandı mı?”
“Taşın kısa süreliğine ışık verdiğine dair rapor var.”
“Raporu kim verdi?”
“Dışarıdaki Bekçi gözcülerinden biri.”
Evren başını kaldırdı.
“On İki Işık Bekçisi, benim bilgim olmadan Zerhân’a adam mı gönderdi?”
Cahit sessiz kaldı.
Bu sessizlik cevaptı.
Evren’in yüzünde öfke görünmedi. Öfkesini belli etmek, karşısındaki insana onun üzerinde güç vermek demekti. Fakat parmakları masanın kenarında ağır ağır sıkıldı.
“Ne yaptılar?”
“Evi uzaktan ateş altına alıp uyarı bıraktılar. Narin’in öldürüleceğini söylediler.”
“Sonra?”
“Geri çekildiler.”
Evren kısa bir kahkaha attı.
“Demek beni hâlâ yalnızca seyirci sanıyorlar.”
“Bekçiler, on üçüncü rafın açılmasını kendi alanları olarak görüyor.”
“Ben Aureth’in Majest’iyim.”
Cahit gözlerini kaldırmadan cevap verdi:
“Onlar, Aureth’ten önce var olduklarını düşünüyor.”
“Düşünmeleri gerçek olduğu anlamına gelmez.”
Evren masanın çevresinde yavaşça yürüdü. Yıllar boyunca Majest makamını elinde tutabilmek için yalnızca rakipleriyle savaşmamıştı. Önceki Majest’in adamlarını temizlemiş, para ağını yeniden kurmuş ve aristokrat ailelerin çoğunu birbirine bağımlı hâle getirmişti. Dışarıda devlet adamlarıyla, şirket sahipleriyle ve yabancı elçiliklerle kurduğu ilişkiler, Aureth’e onlarca yıldır sahip olmadığı bir güç sağlamıştı.
Buna rağmen On İki Bekçi hâlâ kendilerini onun üzerinde görüyordu.
Majest’i seçtiklerini...
Mührü verdiklerini...
Gerekirse geri alacaklarını düşünüyorlardı.
Evren’in Astér’i istemesinin tek nedeni On Üçüncü Kapı değildi. Anahtarın taşıyıcısını ve ritüeli kontrol eden kişinin, On İki Bekçi’nin üstünlüğünü de kırabileceğine inanıyordu. Leyla’nın boynundaki kolye yalnızca eski bir sembol değil, Aureth’in güç dengesini değiştirecek tek araçtı.
“Sinan konuştu mu?” diye sordu.
Cahit’in yüzü biraz daha gerildi.
“Leyla’yla görüştü.”
“Bunu biliyorum. Ne söyledi?”
“Lucien Graves’in adını verdi. Azad Karmin’i ve Zerhân’ı açıkladı. Kara kaplı defterin Erdem’in aracında olabileceğini de söyledi.”
Evren’in gözleri karardı.
“Defteri buldular.”
“Evet.”
“Raven mı sağladı?”
“Adli emanet giriş iznini o ayarladı.”
Evren birkaç saniye sessiz kaldı.
“Raven şu anda nerede?”
“Ankara’da. Sinan’ın naklini denetliyor.”
“Benden izin almadan mı?”
“Savcılığa ifade vermesi için yaşaması gerektiğini düşünüyor.”
“Raven’ın ne düşündüğünü sormadım.”
Cahit başını eğdi.
Evren, Raven D’Albert’in açıkça ihanet ettiğini düşünmüyordu. Raven’ın bağlılığı hiçbir zaman bir kişiye olmamıştı. O, Aureth’in varlığını korumaya inanıyor ve gerektiğinde Majest’in kararlarını bile sorguluyordu. Bu özelliği onu değerli kıldığı kadar tehlikeli de yapıyordu. Raven, Evren’in yanında durabilirdi; ancak Aureth’in Evren yüzünden tehlikeye girdiğine karar verirse karşısına geçmekten çekinmezdi.
“Sinan’ın nakli tamamlanmayacak,” dedi Evren.
Cahit başını kaldırdı.
“Öldürülecek mi?”
Evren ona baktı.
“Bir insanın konuşmasını engellemenin tek yolu onu öldürmek değildir.”
“Sinan korktuğunda her şeyi anlatabilir.”
“Bu yüzden korkusunu doğru yöne çevireceğiz.”
“Nasıl?”
“Victor’un onu öldürmek istediğine inandırın. Korunmak için bize dönmek zorunda kalsın.”
Cahit düşündü.
“Zaten Victor’dan korkuyor.”
“Yeterince değil.”
“Ya Raven müdahale ederse?”
Evren’in sesi soğudu.
“Raven’a, nakil güzergâhının sızdırıldığını bildirin. Sinan’ı başka bir yere götürmek zorunda kalsın. Yeni yer bizim kontrolümüzde olacak.”
Cahit başını salladı.
“Anlaşıldı.”
Kapının dışında yeniden hareket oldu. Birkaç saniye sonra Raven içeri girdi. Onu burada görmek Cahit’i şaşırtmıştı. Raven’ın hâlâ Ankara’da olduğunu düşündüğü yüzünden anlaşılıyordu.
Evren ise şaşırmadı.
“Demek nakli başkasına bıraktın.”
Raven, mührün dışında durdu fakat başını eğmedi.
“Sinan şimdilik güvende.”
“Benimle konuşmadan Leyla’yla görüşmesini ayarladın.”
“Sinan konuşmaya başlamazsa Erdem’in katiline ulaşılamazdı.”
“Erdem’in cinayeti artık senin kişisel meselen mi?”
“Victor’un Aureth sınırları içinde bir milletvekilini infaz ettirmesi hepimizin meselesi.”
Evren ağır adımlarla Raven’a yaklaştı.
“Bana hesap mı soruyorsun?”
“Victor’un bu kadar rahat hareket edebilmesinin sebebini soruyorum.”
Cahit ikisinin arasında artan gerilimi sessizce izliyordu. Aureth içinde Evren’le bu şekilde konuşabilecek insan sayısı çok azdı. Raven’ın bunu yapabilmesinin nedeni yalnızca rütbesi değil, ailesinin cemiyet içindeki eski gücüydü.
Evren, Raven’ın karşısında durdu.
“Victor’u ben yaratmadım.”
“Gücünün büyümesine izin verdiniz.”
“Onu yanımda tutarak kontrol edebileceğimi düşündüm.”
“Kontrol edemediniz.”
Evren’in dudaklarında soğuk bir gülümseme belirdi.
“Bana kibirli olduğumu söylemek mi istiyorsun.”
Raven’ın cevabı sakindi.
“Bunu söylememe ihtiyacınız yok. Siz zaten biliyorsunuz.”
Cahit bakışlarını yere indirdi. Evren’in bu sözün ardından ne yapacağını kestiremiyordu.
Fakat Evren öfkelenmek yerine güldü.
“İşte bu yüzden seni hâlâ yanımda tutuyorum, Raven. Bana diğerlerinin söylemeye korktuğu şeyleri söylüyorsun.”
“Beni yanınızda tuttuğunuzu düşünmeniz de aynı kibrin bir parçası.”
Salondaki hava ağırlaştı.
Evren birkaç saniye Raven’ın gözlerine baktı. Onu öldürmek istese burada kimse itiraz edemezdi. Ancak Raven’ı ortadan kaldırmak, Aureth’in istihbarat ağının büyük bir kısmını kör etmek anlamına gelirdi. Üstelik Raven’ın ölümünden sonra D’Albert ailesinin ve bazı aristokratların Damien’a yaklaşacağından emindi.
“Leyla’nın aldığı belgelerde ne var?” diye sordu Evren.
“Henüz bilmiyorum.”
“Damien söylemedi mi?”
“Damien artık size bilgi vermiyor.”
“Bana bilgi vermemesi, emrimin dışında olduğu anlamına gelmez.”
Raven’ın yüzünde belli belirsiz bir ifade oluştu.
“Onu hâlâ emrinizde mi sanıyorsunuz?”
Evren’in bakışları karardı.
Damien’ın çocukluğundan beri kontrol edilmesi zor olduğunu biliyordu. Alistair Blackthorne’un inadıyla Asuman Şahmar’ın sırlarını aynı bedende taşıyordu. Majest makamına hiçbir zaman açıkça karşı çıkmamış, ancak tam anlamıyla boyun da eğmemişti. Kael’in sadakati, bazı genç aristokratların desteği ve Şahmar soyunun eski ağırlığı onu Evren için doğal bir tehdit hâline getiriyordu.
Astér’in taşıyıcısına yaklaşmasıysa yalnızca kişisel bir ilgi değildi.
Damien, Leyla’nın yanında kaldıkça anahtarın kaderinde söz sahibi olabilirdi.
Evren, masadaki fotoğrafa baktı.
“Damien kendisini Leyla’nın koruyucusu sanıyor.”
Raven cevap verdi:
“Leyla da kimsenin korunmasına ihtiyacı olmadığını düşünüyor.”
“İkisi de yanılıyor.”
Cahit konuşmaya dâhil oldu.
“Şu anda Şahmar Oteli’ne geliyorlar.”
Evren başını ona çevirdi.
“Hazer mi çağırdı ?”
“Damien doğrudan gelmeye karar vermiş. Yanlarında Narin, Kael ve Lucas da var.”
“Belgeler?”
“Leyla’nın çantasında olduğu tahmin ediliyor.”
Raven, Cahit’e sertçe baktı.
“Onları hâlâ takip ediyorsunuz.”
Cahit soğuk bir ifadeyle karşılık verdi.
“Görevim bu.”
“Görevin, Victor’un adamları yaklaşırken onları izlemekle yetinmek miydi?”
“Victor’un saldırısını önceden bilmiyordum.”
“Kimse hiçbir şeyi bilmiyor ama herkes Majest’e hizmet ettiğini söylüyor.”
Evren elini kaldırarak ikisini susturdu.
“Hazer, Damien’a ne anlatacak?”
Raven cevap verdi:
“Bilmiyoruz.”
Evren yavaşça mührün merkezine döndü. Hazer Şahmar, Aureth’in üyesi değildi ama cemiyetin tarihini birçok üyeden daha iyi biliyordu. Şahmar Oteli’nin altındaki tüneller, Mirzan Ağa’dan bu yana aile tarafından korunmuştu. Evren yıllarca otelin bazı bölümlerini kullanmış fakat Hazer’in bildiği bütün geçitlere hiçbir zaman ulaşamamıştı.
Hazer’in On İkinci Bekçi olduğuna dair yıllar önce bazı şüpheler ortaya çıkmış, sonra deliller kaybolmuştu. İkiye ayrılmış siyah güneş sembolü de o dönemde ilk kez görülmüştü.
Eğer Zerhân’dan çıkarılan belgelerde aynı sembol bulunuyorsa Hazer’in sakladığı sırlar artık yalnızca aile meselesi değildi.
“Onları durdurmayacağız,” dedi Evren.
Cahit şaşkınlıkla baktı.
“Belgelerle birlikte Hazer’in yanına mı girecekler?”
“Evet.”
“Belgeleri alabilir.”
“Ya da bize hangi belgeyi sakladığını gösterebilir.”
Raven, Evren’in planını anlamıştı.
“Hazer’i Damien üzerinden konuşturacaksınız.”
“Damien yıllardır dedesine soramadığı soruları soracak. Leyla ise babasının ölümünden sonra geri çekilmeyecek kadar öfkeli. İkisinden biri Hazer’in dengesini bozacaktır.”
“Onlar sizin için çalışmıyor.”
Evren’ın yüzünde kendinden emin bir ifade oluştu.
“İnsanların bana çalışması gerekmez. Gidecekleri yolu doğru biçimde daraltırsam, sonunda istediğim yere ulaşırlar.”
Raven bu cümleyi duyunca gözlerini kıstı.
“Victor da böyle düşünüyor.”
“Victor benim sahip olduğum sabra sahip değil.”
“Fakat Erdem’i öldürerek Leyla’yı harekete geçirdi.”
Evren’in gülümsemesi kayboldu.
“Bu, Victor’un en büyük hatasıydı.”
“Neden?”
“Çünkü korkan bir taşıyıcı saklanır. Öfkeli bir taşıyıcıysa anahtarı uyandırır.”
Cahit masadaki Astér fotoğrafına baktı.
“Leyla’nın tamamen uyanması ne anlama geliyor?”
Evren’in bakışları Aureth mührünün ortasındaki boş alana kaydı.
“On Üçüncü Kapı’nın artık yalnızca bir efsane olmaktan çıkması demek.”
Raven sessizce sordu:
“Kapı açılırsa kime hizmet edecek?”
Evren başını kaldırdı.
“Aureth’e.”
Raven’ın bakışındaki şüphe kaybolmadı.
“Yoksa size mi?”
Evren, salonun karanlık bırakılan üç lambasına baktı. On İki Bekçi’nin görünmeyen yüzlerini, Victor’un giderek büyüyen gücünü ve Damien’ın Leyla’nın yanında kendisine karşı oluşturabileceği yeni dengeyi düşündü.
Sonra kibirle gülümsedi.
“Ben Aureth’im.”
Tam o sırada Cahit’in telefonuna yeni bir mesaj geldi. Ekranı okuduğunda yüzündeki ifade değişti.
“Şahmar Oteli’ne girdiler.”
Evren, ağır kapıya doğru yürüdü.
“Büyük salondaki bütün kameraları açın.”
“Hazer’in özel katı kamera sistemine bağlı değil.”
Evren durmadı.
“O zaman duvarların arkasındaki eski hattı kullanın.”
Raven kaşlarını çattı.
“Hazer bunu fark eder.”
“Fark etsin.”
“Damien da anlar.”
Evren kapının önünde durarak arkasına baktı.
“Bugün hiç kimse gizlenmeyecek.”
Cahit başını eğdi.
“Onları karşılayacak mıyız?”
Evren’in yüzündeki ifade, dışarıdaki dünyanın tanıdığı yardımsever vakıf başkanına yeniden dönüştü. Sakin, kusursuz ve güvenilir görünüyordu.
Fakat gözlerindeki karanlık aynı kaldı.
“Hayır. Önce Hazer’i dinleyeceğiz.”
Kapı açılırken son emrini verdi:
“Damien annesinin peşine düştüğünü, Leyla da babasının intikamını kendi iradesiyle aradığını sansın.”
Raven ona sertçe baktı.
“Ya gerçekten kendi iradeleriyle hareket ediyorlarsa?”
Evren kısa bir an durdu.
“İrade, insanların önünde kaç yol bıraktığınıza bağlıdır.”
Ardından salondan çıktı.
Şahmar Oteli’nin taş kapıları Damien ile Leyla’nın arkasından kapanırken, yerin altında onları bekleyen Majest henüz karşılarına çıkmamıştı.
Ama attıkları her adımı izliyordu.
— DUVARLARIN DİNLEDİĞİ ADAM
Şahmar Oteli’nin ağır taş kapıları arkalarından kapandığında Leyla, bir hafta önce babasıyla birlikte girdiği lobide yeniden durdu. Her şey bıraktığı gibiydi. Yüksek kemerlerin arasından süzülen sarı ışıklar, koyu ahşap mobilyalar, duvarlardaki eski aile portreleri ve havaya sinmiş ağır tütsü kokusu aynıydı. Yalnızca Erdem yoktu.
Babası, ilk geldikleri gün otelin tavanına hayranlıkla bakmış; taş işçiliğinin ne kadar eski olabileceğini tahmin etmeye çalışmıştı. Şimdi onun ayak bastığı zeminde yürümek bile Leyla’nın göğsündeki acıyı büyütüyordu. Kollarını çantasına doladı. Kara kaplı defter, Astér’e ait belgeler ve On İkinci Bekçi’nin sembolü oradaydı.
Damien birkaç adım önünde durmuş, otelin çalışanlarını izliyordu. Sabahın erken saati olmasına rağmen lobide gereğinden fazla insan vardı. Resepsiyon görevlileri işlerinin başında görünüyordu ancak bakışları sürekli onlara kayıyordu. Güvenlik görevlilerinin sayısı da önceki gelişlerine göre artmıştı.
Kael bunu hemen fark etti.
“Bizi bekliyorlarmış.”
Damien’ın gözleri üst kattaki galeriye çevrildi.
“Dedem hiçbir zaman yalnız beklemez.”
Lucas, Narin’in yanında durarak çevresini süzdü.
“Bu kadar kişinin bizi görmesi iyi mi?”
“Gizlenerek gelseydik daha çok dikkat çekerdik,” dedi Damien.
Leyla, lobinin köşesindeki güvenlik kamerasına baktı. Kamera yavaşça hareket ederek doğrudan üzerlerine döndü.
“Bizi yalnızca Hazer izlemiyor.”
Damien da kamerayı fark etmişti. Bakışları sertleşti.
“Bu sistem otelin özel katına bağlı değil.”
“Öyleyse kime bağlı?”
“Resmî güvenlik merkezine.”
Kael telefonunu çıkarıp otelin ağına bağlı cihazları kontrol etti.
“Resmî sistemde görünmeyen ikinci bir aktarım var.”
Damien’ın yüzü kapandı.
“Evren.”
Leyla boynundaki Astér Anahtarı’nı kazağının içine itti.
“Bizi geldiğimiz andan beri mi izliyor?”
“Muhtemelen havalimanından beri.”
“Ne güzel. Herkes sırayla hayatımı seyrediyor.”
Narin, galeri katındaki koyu renkli cama baktı.
“Evren yalnızca izlemekle yetinmez. Ne öğrendiğinizi anlamadan karşınıza çıkmayacaktır.”
“Onunla tanışmayı sabırsızlıkla beklemiyorum,” dedi Leyla.
Damien gözlerini kameradan ayırmadı.
“O zaten seni tanıyor.”
Leyla’nın yüzü gerildi.
“Ben onu tanımıyorum ama.”
“Bu, onun için bir avantaj.”
Lobinin arkasındaki asansör açıldı. İçinden, saçları tamamen beyazlamış, uzun boylu ve bastonlu bir adam çıktı. Hazer Şahmar’ın yaşı ilerlemişti fakat duruşundaki sertlik hâlâ bütün salonu susturmaya yetiyordu. Üzerinde koyu gri bir takım elbise vardı. Bastonunun gümüş başlığında Şahmar ailesinin yılanı andıran eski mührü bulunuyordu.
Hazer önce torununa baktı. Ardından bakışları Leyla’nın çantasına ve boynunda saklamaya çalıştığı Astér’e kaydı. Fakat yüzündeki asıl değişim, grubun arkasında duran Narin’i gördüğü anda yaşandı.
Bastonu taş zemine bir kez sertçe vurdu.
“Narin.”
Kadın onun karşısında durdu. Yıllar sonra birbirini gören iki eski dost gibi görünmüyorlardı. Aralarında, söylenmemiş suçlamalar ve gömülmüş sırlar vardı.
“Hazer.”
Yaşlı adam ağır adımlarla yaklaştı.
“Öldüğünü söylediler.”
Narin’in yüzünde acı bir gülümseme oluştu.
“Kim söyledi?”
Hazer cevap vermedi.
“Aureth mi?” diye sordu Narin. “Evren mi? Yoksa inanmak işinize mi geldi?”
“Yirmi yıl boyunca tek bir haber göndermedin.”
“Gönderseydim kime ulaşacaktı? Sana mı, duvarlarının arkasında oturanlara mı?”
Hazer’in bakışları kısa bir an güvenlik kamerasına kaydı. Narin bu hareketi kaçırmadı.
“Demek hâlâ dinliyorlar.”
Damien araya girdi.
“Bu konuşmayı lobide yapmayacağız.”
Hazer torununa baktı.
“Sana fotoğrafı getirmemeni söyledim.”
“Ben de nedenini sordum.”
“Cevap vermedim diye.”
“Bu kez vereceksin.”
Hazer’in gözleri Damien’ın yüzünde bir süre durdu. Torununun öfkesi, gençliğindeki Asuman’ı hatırlatıyordu. Aynı bakış, aynı inat ve bir cevabı almadan geri çekilmeyen aynı kararlılık...
“Özel odaya geçelim,” dedi sonunda.
Hazer döndüğünde Narin yerinden kıpırdamadı.
“Evren’in hattı orada da açık.”
Hazer bastonunun üzerinde durarak başını ona çevirdi.
“Bu otelin hangi duvarlarının dinlediğini senden öğrenecek değilim.”
“O zaman neden hâlâ kapatmadın?”
“Çünkü bazen dinlediğini bildiğiniz bir kulağa, duymasını istediğiniz şeyleri söylersiniz.”
Damien’ın kaşları çatıldı.
“Bizi buraya Evren duysun diye mi çağırdın?”
Hazer cevap vermeden ilerledi.
Grup, lobinin arkasındaki özel asansöre bindi. Asansör yukarı çıkmak yerine bir kat aşağı indi. Kapılar açıldığında uzun bir taş koridorla karşılaştılar. Koridorun sonunda, kalın ahşap kapılarla kapatılmış eski bir toplantı odası vardı.
Leyla içeri girdiğinde ilk olarak duvarları kaplayan kitaplıklara baktı. Zerhân Antika’daki on üçüncü raf kadar eski görünen ciltler burada da bulunuyordu. Ortadaki uzun masanın başında tek bir koltuk vardı. Diğer sandalyeler ona göre daha alçak hazırlanmıştı.
“İnsanların nerede oturacağına göre bile kimin üstün olduğunu göstermişsiniz,” dedi Leyla.
Hazer bastonunu koltuğun yanına bıraktı.
“Bu oda ben doğmadan önce de böyleydi.”
“Değiştirmek aklınıza gelmedi mi?”
Yaşlı adam ilk kez Leyla’ya doğrudan baktı.
“Sen Erdem’in kızısın.”
“Evet.”
“Yüzünde onun inadı var.”
Leyla’nın çenesi gerildi.
“Babamı tanıyor muydunuz?”
“İki kez gördüm.”
“Mardin’e geldiğiniz gün ve ayin gecesinden sonra.”
Leyla bir adım öne çıktı.
“Babamla ne konuştunuz ?”
“Kısa bir konuşma yaptık.”
“Bana neden söylemedi?”
“Çünkü benden aldığı cevaplar, sorularını azaltmadı.”
“Konu neydi?”
Hazer’in bakışları çantasındaki kara kaplı deftere kaydı.
“Sinan. Otelin altındaki tüneller. Şahmar ailesinin Aureth’le bağlantısı.”
“Ne söylediniz?”
“Uzak durmasını.”
Leyla’nın yüzünde öfke belirdi.
“Başka bir şey yaptınız mı?”
“Ne yapmamı bekliyordun?”
“Onu uyarmanızı. Korumaya çalışmanızı. Sinan’ın ne olduğunu biliyorsanız babama anlatmanızı.”
“Erdem Yankı, kendisine söylenenle geri çekilecek bir adam değildi.”
“Bunu bahane olarak kullanmayın.”
Damien, Leyla’nın yanına yaklaşmak istedi ancak o elini kaldırarak durdurdu.
Hazer’in sesi sertleşti.
“Baban kendi iradesiyle araştırdı.”
“Babam, bu otelde sakladığınız şeyler yüzünden öldü.”
“Onu öldüren ben değilim.”
“Buradaki herkes aynı cümleyi söylüyor.”
Odadaki sessizlik ağırlaştı. Kael ile Lucas duvarlara ve tavandaki eski havalandırma boşluklarına bakıyor, gizli mikrofonları bulmaya çalışıyordu. Narin ise Hazer’in gözlerinden ayrılmıyordu.
Damien masanın üzerine annesinin fotoğrafını bıraktı. İki parça birleştirilmişti. Asuman ve Narin, Zerhân’ın taş kemeri önünde yan yana duruyordu.
Hazer fotoğrafı gördüğünde bastonuna dayanan eli sıkılaştı.
“Bunu çerçeveden kim çıkardı?”
“Ben,” dedi Damien. “Yanındaki parçayı da çerçevenin içine sen mi sakladın?”
Hazer fotoğrafa yaklaşmadı.
“Evet.”
“Narin’i neden kestin?”
“Fotoğrafı ben kesmedim. Bana iki parça hâlinde verildi.”
“Kim verdi?”
Hazer sustu.
Damien’ın sesi yükseldi.
“Kim verdi?”
“Asuman.”
Bu isim odadaki havayı değiştirdi. Damien birkaç saniye nefes almayı unuttu.
“Ne zaman?”
“Onu son gördüğüm gece.”
“Ölmeden önce mi?”
Hazer torununun gözlerine baktı.
“Onu son gördüğümde hayattaydı.”
Damien’ın yüzündeki bütün ifade silindi. Bu cevap, annesinin bugün yaşadığını kanıtlamıyordu. Fakat ölümüne dair kendisine anlatılan hikâyenin yalan olduğunu kesinleştiriyordu.
“Sonra ne oldu?”
“Gitti.”
“Nereye?”
“Bilmiyorum.”
“Yalan söylüyorsun.”
Hazer’in yüzü sertleşti.
“Bana yalan söylediğimi söylemeden önce o gece yaşananları dinle.”
“Yirmi yıldır dinlemeyi bekliyorum.”
“Hayır. Yirmi yıldır sormaktan vazgeçtin.”
Damien bir adımda masanın karşısına geçti.
“Çocuktum!”
“Sonra büyüdün.”
“Sen her sorduğumda annemin öldüğünü söyledin.”
“Çünkü öldüğüne inandırılman gerekiyordu.”
“Beni kimden koruyordun?”
“Onu aramandan.”
Damien’ın sesi alçaldı.
“Annem bulunmak istemiyor muydu?”
Hazer’in bakışları kısa bir an Narin’e kaydı. Narin hiçbir şey söylemedi.
“Asuman, Aureth’ten yalnızca kendisini saklamıyordu,” dedi Hazer. “Seni de saklıyordu. Alistair’in ölümünden sonra Blackthorne kanını taşıyan son varis sendin. Annenin Astér kayıtlarına ulaştığı öğrenilirse seni kullanacaklarını biliyordu.”
“Beni bırakıp gitmek mi korumaktı?”
“Belki de elindeki tek yol buydu.”
Damien acıyla güldü.
“Herkesin yaptığı her şeyi korumak kelimesiyle açıklıyorsunuz.”
Leyla bu cümleyi daha önce ona söylemişti. Damien şimdi aynı kelimelerin ne kadar anlamsız gelebileceğini kendi hayatının içinde duyuyordu.
Narin masaya yaklaştı.
“Asuman sana fotoğrafı verdiğinde ne söyledi?”
Hazer, kadına baktı.
“Zerhân’ın on üçüncü rafı açılırsa fotoğrafın Damien’a ulaştırılmasını istedi.”
“Yirmi yıl bekledin.”
“Raf açılmadı.”
“Fotoğrafı neden Damien’ın evine koydun?”
“Annesinden kalan bir hatıra olduğunu bilsin istedim.”
“Yarısını gizleyerek mi?”
Hazer’in sesi sertleşti.
“Senin yüzün görünürse kimliğine ulaşabilirlerdi.”
Narin küçümseyerek başını salladı.
“Beni bir kâğıttan keserek geçmişi silemedin.”
“Hayatta kaldın.”
“Ben hayatta kalırken Damien annesini mezarda sandı.”
“Bu karar yalnızca benim değildi.”
Damien hemen sordu:
“Kimindi?”
Hazer sustu.
Leyla çantasından kara kaplı defteri çıkardı ve masanın üzerine koydu. Orijinallerin arasına saklanan On İkinci Bekçi belgesini göstermedi. Bunun yerine kopyalanmış siyah güneş sembolünü çıkarıp Hazer’in önüne bıraktı.
“Bunu tanıyor musunuz?”
Yaşlı adam kâğıda yalnızca bir saniye baktı. Yüzünde şaşkınlık oluşmadı.
“Evet.”
Damien masaya doğru eğildi.
“Bu sembol, çalışma odandaki sandığın üzerinde.”
“Doğru.”
“Lucien Graves’e emir veren On İkinci Bekçi’nin sembolü de aynı.”
Hazer’in bakışları Leyla’ya döndü.
“Bu bilgiyi nereden aldın?”
“On üçüncü raftan.”
“Rafı açtınız.”
“Sonra yaktık.”
Hazer birkaç saniye gözlerini kapattı.
“Asuman’ın bıraktığı emir uygulanmış.”
Damien’ın yüzü gerildi.
“Annemin kayıt bıraktığını biliyordun.”
“İhtimal olduğunu biliyordum.”
“Sesini dinledim.”
Bu cümle Hazer’in bütün savunmasını kısa süreliğine yıktı. Torununa baktığında gözlerinde acı belirdi.
“Ne söyledi?”
“Beni terk etmesinin sevmemek olmadığını.”
Hazer yüzünü başka tarafa çevirdi.
Damien’ın sesi sertleşti.
“Bana bak.”
Yaşlı adam ağır ağır ona döndü.
“Bu kayıt ne zaman yapıldı?”
“Bilmiyorum.”
“Annem gittikten sonra Narin’le irtibatın oldu mu?”
“Hayır.”
“Yaşadığına dair hiç haber aldın mı?”
Hazer cevap vermedi.
Damien öfkeyle masaya vurdu.
“Yeter!”
Kütüphane raflarındaki bazı ciltler titredi.
“Bana öldüğünü söyleyen sendin. Mezarını saklayan sendin. Fotoğrafı ikiye ayıran, Narin’i hayatımızdan silen ve yıllarca her şeyi bilen de sendin. Şimdi bilmiyorum diyerek kurtulamazsın.”
Hazer’in yüzündeki sertlik geri geldi.
“Annenin bugün yaşayıp yaşamadığını bilmiyorum.”
Bu cevap doğruydu. Fakat gerçeğin tamamı değildi.
“Son temasın ne zamandı?” diye sordu Damien.
“Onu gittiği gece gördüm. Daha sonra bana yalnızca iki mesaj ulaştı. İkisinde de seni aramamamı ve ölüm kaydını değiştirmememi istedi.”
Damien’ın kaşları çatıldı.
“Ölüm kaydını değiştirmemeni mi?”
“Asuman ortadan kaybolduktan aylar sonra Londra’dan öldüğüne dair kayıt geldi. Kayıt sahte olabilirdi. Fakat o sırada gönderilen ikinci mesajda, kayda itiraz etmemem söylendi.”
“Mesajı kimin gönderdiğini biliyor muydun?”
“Onun kullandığı şifre vardı.”
“Neden bana göstermedin?”
“Çünkü mesajda adın geçiyordu.”
“Ne yazıyordu?”
Hazer uzun süre sessiz kaldı. Ardından torununun yıllardır hak ettiği cevabı vermeye karar vermiş gibi konuştu.
“Damien beni ararsa, mezarı göster. Beni bulmaya çalışırsa onu durdur.”
Damien’ın gözleri karardı.
“Mezar neredeydi?”
“Boştu.”
Leyla nefesini tuttu. Kael ile Lucas birbirlerine baktı. Damien ise birkaç saniye boyunca hiç hareket etmedi.
“Beni boş bir mezarın varlığına inandırdın.”
“Mezarın boş olduğunu bilmiyordun.”
“Sen biliyordun.”
“Evet ama.”
‘’AMA NE NE DEDE AMA NE SÖYLESENE .’’
Annesiz büyüdüm ben hiç mi için sızlamadı.
HAZER AĞA!!
Damien masadan uzaklaşıp pencerenin bulunmadığı taş duvara döndü. Elleri yumruk hâlindeydi. Öfkesini birine yöneltse ne yapacağını kendisi de bilmiyordu.
Leyla ona yaklaşmadı. Kendi babasının ölümünden sonra, insanın öğrendiği gerçeğin bazen kayıptan daha ağır olabileceğini anlamıştı. Damien annesini ikinci kez kaybediyordu. İlkinde öldüğünü sanmıştı. Şimdiyse hayatta olmayı seçip onu geride bırakmış olabileceği ihtimaliyle karşı karşıyaydı.
Narin, Hazer’e sertçe baktı.
“Asuman sana Damien’a gerçeği hiçbir zaman söyleme demedi.”
Hazer’in gözleri daraldı.
“Mesajda onu durdurmam yazıyordu.”
“Aramasını durdurmakla ömür boyu annesinin öldüğünü söylemek aynı şey değil.”
“Sen o gece ortadan kayboldun. Bana ne yapmam gerektiğini anlatacak kişi sen değilsin.”
“Ben onu korumak için gittim.”
“Ben de.”
Narin’in yüzünde öfke belirdi.
“Hayır. Sen Şahmar adını korudun. Oteli, tünelleri ve Mirzan’dan kalan anlaşmayı korudun. Damien’ı korumak ikinci sıradaydı.”
Hazer bastonunu yere sertçe vurdu.
“Bu otel düşerse yalnızca Şahmar ailesi düşmez. Altındaki geçitler, saklanan kayıtlar ve yıllardır burada tutulmaya çalışılan bütün denge Aureth’in eline geçer.”
Leyla siyah güneş sembolünü masaya doğru itti.
“Bu denge babamı öldürdü.”
Hazer ona baktı.
“Babanı Victor öldürttü.”
“Lucien, On İkinci Bekçi adına çalışıyordu.”
“Victor’un adamı aynı anda Bekçilerden birinin saha görevlisi olabilir.”
“O zaman On İkinci Bekçi Victor’la birlikte çalışıyor.”
“Belki.”
“Ya sizseniz?”
Odadaki herkes sustu.
Leyla doğrudan Hazer’in gözlerine baktı.
“Sembol odanızdaki sandıkta. Lucien’in emrinde de aynı sembol var. Babam öldürüldü. Siz ise yıllardır her şeyi biliyorsunuz.”
Damien arkasını döndü. Dedesiyle Leyla arasında kaldığında yüzündeki öfke yerini dikkatli bir ifadeye bıraktı.
Hazer, Leyla’nın suçlaması karşısında savunmaya geçmedi.
“Ben On İkinci Bekçi değilim.”
“Söylediğinize inanmam için sebep verin.”
“Çünkü o makamda otursaydım Astér’in taşıyıcısı bu otelden ilk çıktığı gece Mardin’den ayrılamazdı.”
Leyla’nın eli boynuna gitti.
“Beni mi tutardınız?”
“On İkinci Bekçi, seni tutmakla yetinmezdi. Anahtarın uyanmasını hızlandırmak için seni ritüele götürürdü.”
“Sandıktaki sembol ne?”
“Emanet.”
“Kimden?”
Hazer’in cevabı gecikmedi.
“Mirzan Ağa’dan.”
Damien masaya yaklaştı.
“Mirzan, Bekçilerden biri miydi?”
“Hayır. Otelin altındaki tünelleri bulduğunda On İki Bekçi ile anlaşma yapmak zorunda kaldı. Onlara bazı geçitleri açtı. Karşılığında Şahmar ailesine ve otelde yaşayanlara dokunulmayacağına dair söz aldı. İkiye ayrılmış siyah güneş mührü, bu anlaşmanın simgesiydi.”
“Sandıkta ne var?” diye sordu Leyla.
Hazer sustu.
Damien dedesine baktı.
“Bu kez susmayacaksın.”
“On İkinci Bekçi’nin kimliğini açığa çıkarabilecek eski bir atama kaydı.”
Leyla’nın kalbi hızlandı.
“Gösterin.”
“Hayır.”
“Babamı onun emrinde çalışan biri öldürdü.”
“Sandığı açarsak yalnızca kimliğini öğrenmeyiz. Makamın yeni sahibine de sandığın açıldığını bildiririz.”
Kael araya girdi.
“Fotoğraftaki izleme mührü gibi mi?”
Hazer başını salladı.
“Ondan daha eski ve daha güçlü bir mekanizma.”
Lucas sandalye arkalığına yaslandı.
“Herkesin elinde birbirini bulan mistik alarm sistemi var. Telefon kullanmak çok mu zordu?”
Kimse gülmedi.
Leyla masaya iki elini dayadı.
“Sandığı açmadan sembolün kime ait olduğunu nasıl bulacağız?”
“Eski anlaşmanın ikinci nüshası Aureth arşivinde olmalı.”
Damien’ın yüzü sertleşti.
“Evren’de.”
“Majest makamında.”
“Evren bunu biliyor mu?”
“Muhtemelen.”
Leyla kamerayı ve Narin’in lobide söylediği sözleri hatırladı.
“Şu an bizi dinliyor.”
Hazer başını odanın doğu duvarına çevirdi. Duvar boyunca uzanan kitaplığın üst kısmında, dışarıdan sıradan görünen küçük bir oyuk vardı.
“Evet.”
Damien’ın bakışları karardı.
“Bu hattı neden kapatmıyorsun?”
Hazer bastonunu alarak kitaplığa doğru yürüdü.
“Çünkü konuşmanın bu kısmını duymasını istiyordum.”
Bastonunun gümüş ucunu duvardaki küçük oyuğa bastırdı. Kitaplığın içinden metalik bir ses yükseldi. Ardından raflardan biri birkaç santim geriye çekildi ve arkasında eski bakır kablolarla bağlanmış ince bir dinleme mekanizması ortaya çıktı.
Kael yaklaşıp sistemi inceledi.
“Bu hat yeni değil.”
“Mirzan döneminden beri kullanılır,” dedi Hazer. “Aureth toplantı odalarıyla otelin özel katları arasında ses taşır. Evren modern kameraları ele geçirebilir. Ama eski hattın iki yönlü olduğunu unutuyor.”
Hazer, duvarın içindeki küçük metal düğmeye bastı.
Odanın tavanında boğuk bir uğultu duyuldu. Ardından hoparlöre benzeyen eski bölümden bir erkek sesi geldi.
“Unutmadım, Hazer.”
Leyla’nın bedeni gerildi.
Bu, Evren Valerian’ın sesiydi.
Hazer’in yüzünde şaşkınlık yoktu.
“O hâlde yeterince dinledin.”
Evren’in sesi sakin ve kendinden emindi.
“Henüz değil.”
Damien duvara doğru yaklaştı.
“Bizi izlemeyi bırakıp karşımıza çık.”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Annenin peşine düşmek seni sabırsız yapmış, Damien.”
Damien’ın yüzündeki öfke bir anda yükseldi.
“Onun adını ağzına alma.”
“Annen, Aureth’in geçmişine dokunduğu için ortadan kayboldu. Sen de aynı yolu seçiyorsun.”
“Sen ne biliyorsun?”
“Burada konuşulmayacak kadar çok şey.”
Leyla duvara doğru bir adım attı.
“Babamı Victor öldürttü.”
Evren ilk kez ona doğrudan cevap verdi.
“Evet.”
“Lucien Graves, On İkinci Bekçi’nin emrinde çalışıyor.”
“Bazen.”
“On İkinci Bekçi kim?”
Evren’ın sesi hafifçe değişti. Sanki Leyla’nın sorusundaki cesaret ilgisini çekmişti.
“Bunu öğrendiğin anda hayatta kalacağını mı düşünüyorsun?”
“Babam öldüğünde benim güvenli hayatım zaten bitti.”
“Erdem de aynı cümleyi farklı biçimde kurmuştu.”
Leyla’nın elleri yumruk hâline geldi.
“Babamla konuştun mu?”
“Dolaylı olarak.”
“Onu neden korumadın?”
“Erdem benim korumamı istemedi.”
“İnsanları öldürülmeye bırakıp sonra kendi seçimleriydi demek ne kadar kolay.”
Evren’ın sesi soğudu.
“Baban, oyunun kurallarını bilmeden masaya oturdu.”
Leyla’nın cevabı gecikmedi.
“Sen de babamın ne kadar iz bıraktığını bilmeden onu öldürmelerine izin verdin.”
Odanın içindeki herkes sustu. Hazer’in dudaklarının kenarında belli belirsiz bir memnuniyet oluştu. Leyla’nın, Evren’in karşısında korkmadan konuşmasını izliyordu.
Evren birkaç saniye cevap vermedi.
Ardından koridorun dışından mekanik bir ses duyuldu. Özel asansör yeniden çalışmıştı.
Hazer bastonunu aldı.
“Geliyor.”
Kael ile Lucas ellerini silahlarına götürdü. Damien, Leyla’nın önüne geçmek üzere hareket etti ancak Leyla omzuna dokunarak onu durdurdu.
“Beni arkasına alma.”
“Evren’i tanımıyorsun.”
“Beni tanıdığını söyledin. Artık ben de onu göreceğim.”
Asansörün kapıları açıldı. Koridordan düzenli ve ağır adımlar yaklaştı. Ahşap kapı, içeriden kimse dokunmadan yavaşça açıldı.
Evren Valerian eşiğin üzerinde göründü.
Üzerinde kusursuz kesimli siyah bir takım elbise vardı. Yanında ne Cahit ne de başka bir koruma bulunuyordu. Buna rağmen odaya girdiği anda, sanki bütün alan ona aitmiş gibi herkesin üzerinde görünmez bir baskı oluştu.
Bakışları önce Hazer’e, sonra Damien’a ve en sonunda Leyla’ya yöneldi. Astér Anahtarı kazağının altında saklı olmasına rağmen doğrudan bulunduğu yere bakmıştı.
Yüzünde nazik ama samimiyetsiz bir gülümseme belirdi.
“Beni bu kadar uzun süre konuştuğunuza göre cevap hakkımı kullanmam gerektiğini düşündüm.”
Leyla onun gözlerinden ayrılmadı.
“Babamın ölümüne de böyle mi karar verdiniz? Herkes konuşurken dinleyip sonra cevap hakkınızı mı kullandınız?”
Evren’ın gülümsemesi bir anlığına genişledi.
“Erdem’in kızının kendisi kadar cesur olduğunu söylemişlerdi.”
Leyla’nın sesi buz gibiydi.
“Sen de anlatıldığı kadar kibirlisin.”
Odadaki hava tamamen değişti.
Evren, hayatında çok az kişinin yüzüne karşı söylemeye cesaret edebileceği bu cümleyi duyduğunda öfkelenmedi. Aksine Leyla’ya doğru bir adım attı.
“Henüz ne kadarını gördün ki?”
— MAJEST’İN MASASI
Evren, Leyla’nın karşısında dururken yüzündeki sakin gülümsemeyi bozmadı.
“Henüz ne kadarını gördün ki?”
Leyla çantasının askısını omzunda düzeltti. Kara kaplı defterin ağırlığını teninde hissediyordu. Evren’in bakışları bir an olsun çantadan ayrılmamıştı.
“Babamın cesedini gördüm,” dedi. “Bence başlangıç için yeterli.”
Evren’in yüzündeki gülümseme hafifçe silindi. Erdem’in ölümünü önemsemediğini gösterecek kadar duygusuz görünmek istemiyor, suçluluğunu kabul edecek tek bir kelime de kullanmıyordu.
“Erdem’in ölmesini ben istemedim.”
“Ama yaşamasını da sağlamadın.”
“Onu takip ettiren bendim.”
“İşte babam bu yüzden öldü.”
“Victor’un onu bulacağını hesaplayamadım.”
Leyla acı bir kahkaha attı.
“Kendini bu kadar güçlü sanan bir adam için oldukça büyük bir hesap hatası.”
Cahit ya da Aureth’in başka bir üyesi bu cümleyi kursa aynı yerde diz çöktürülebilirdi. Evren ise öfkelenmek yerine Leyla’yı dikkatle inceledi. Erdem’in ölümünden sonra taşıyıcının içine yerleşen değişimi görmek istiyordu. Leyla’nın gözlerinde korku vardı ama korkusunun üzerinde daha büyük bir öfke duruyordu.
“Baban da ilk karşılaştığımızda bana böyle baktı,” dedi.
Leyla’nın bedeni gerildi.
“Babamla ne zaman karşılaştın?”
“Yüz yüze gelmedik.”
“Az önce ilk karşılaştığımızda dedin.”
“İnsanlarla aynı odada bulunmadan da karşılaşabilirsin. Erdem araştırmaya başladığında bıraktığı her iz benim önüme geldi. Banka kayıtlarına ulaştı, Sinan’ı takip etti, Şahmar Oteli’nin planlarını çıkardı. Her yaptığı hareketle bana kim olduğunu anlattı.”
“Sen de onu uzaktan izledin.”
“Evet.”
“Bir insanın ölüme yürüdüğünü seyretmek hoşuna mı gidiyor?”
Damien bir adım öne çıktı.
“Leyla.”
Leyla gözlerini Evren’den ayırmadı.
“Karışma.”
Damien’ın çenesi gerildi. Onu susturmak istemiyordu; ancak Evren’in söylenen her kelimeyi daha sonra kullanmak üzere zihnine kaydettiğini biliyordu.
Evren, aralarındaki kısa konuşmayı dikkatle izledi.
“Damien’ı susturabilen ilk kişi olabilirsin.”
Leyla’nın yüzü sertleşti.
“Onu susturmadım. Ben konuşurken araya girmemesini söyledim.”
“Aradaki farkı Aureth’in içinde uzun süre koruyamazsın.”
“Ben Aureth’in içinde değilim.”
Evren’in gözleri kazağının altında saklanan Astér Anahtarı’nın bulunduğu yere indi.
“Boynundaki anahtar bunun tersini söylüyor.”
Leyla, Astér’in üzerini eliyle kapatmadı. Kolyeyi saklamaya çalışması, ondan korktuğunu gösterecekti.
“Bir kolyeyi taşımam sizin cemiyetinize ait olduğum anlamına gelmiyor.”
“Astér bir kolye değildir.”
“Onu ilk aldığımda öyleydi.”
“Sen öyle olduğunu sanıyordun.”
“Babam da sizin ne olduğunuzu bilmiyordu. Öğrendiğinde öldürüldü.”
Evren’in sesi daha soğuk çıktı.
“Erdem’i Aureth öldürmedi.”
“Victor da Aureth’in içindeymiş.”
“Victor, Aureth’i kendisi için kullanmaya çalışan bir asalaktır.”
“Sen ne yapıyorsun?”
Odadaki sessizlik ağırlaştı. Hazer bastonuna yaslanmış onları izliyor, Narin ise Evren’in vereceği cevabı bekliyordu. Kael’le Lucas konuşmuyordu ama elleri silahlarına ulaşabilecek mesafedeydi.
Evren başını hafifçe yana eğdi.
“Ben Aureth’i yönetiyorum.”
Leyla’nın dudaklarında küçümseyen bir ifade oluştu.
“Soruma cevap vermedin.”
“Gayet açık cevap verdim.”
“Victor kendisi için kullanıyorsa sen de yönetmek adı altında aynı şeyi yapıyorsun.”
Evren, Leyla’ya doğru bir adım attı. Damien hemen aralarına girdi.
“Olduğun yerde kal.”
Evren’in bakışları Damien’a çevrildi.
“Benden emir almayı ne zaman bıraktın?”
“Leyla’ya yaklaştığın anda.”
Leyla gözlerini devirdi.
“Ben burada kendi başıma durabiliyorum.”
Damien ona dönmeden konuştu.
“Biliyorum.”
“O hâlde önümden çekil.”
“Hayır.”
Evren’ın yüzünde belli belirsiz bir eğlence oluştu.
“Ne kadar hızlı gelişen bir bağlılık.”
Damien’ın sesi buz gibiydi.
“Bunun seni ilgilendiren bir tarafı yok.”
“Tam tersine. Astér’in taşıyıcısına yaklaşan herkes beni ilgilendirir.”
Leyla, Damien’ın yanından çıkarak yeniden Evren’ın karşısına geçti.
“Beni bir insan olarak görebilen kimse yok mu?”
Evren’ın cevabı gecikmedi.
“İnsan olman, taşıdığın şeyi değiştirmiyor.”
“Taşıdığım şey de insan olduğumu değiştirmiyor.”
Evren’ın gözlerinde kısa süreliğine gerçek bir ilgi belirdi.
“Erdem sana bunu mu öğretti?”
“Babam bana sizin gibi insanlara boyun eğmemeyi öğretti.”
Evren yavaşça masanın çevresinde ilerledi. Hazer’in yüksek sırtlı koltuğuna oturmadı; odadaki tek üstün makamı kabul etmiyormuş gibi ayakta kalmayı tercih etti.
“Benim gibi insanlar,” diye tekrarladı. “Sence ben kimim?”
Leyla cevap vermeden önce onu baştan aşağı süzdü.
“Dışarıda hayırsever gibi görünen, içeride insanların hayatına karar veren, kendini herkesten üstün sanan zengin bir adam.”
Lucas boğazını temizleyerek yüzünü başka tarafa çevirdi. Kael’in dudağı belli belirsiz hareket etti. Hazer ise torununa bakmadan, Evren’ın cevabını bekledi.
Evren öfkelenmedi.
“Valerian Vakfı her yıl onlarca tarihî yapıyı restore eder. Üniversitelere araştırma fonu sağlar, çocuk hastanelerine cihaz alır ve savaş bölgelerinden eser kurtarır.”
“Bunları söyleyince babam geri gelmiyor.”
“Hayır.”
“O zaman bana reklam metnini okuma.”
Evren’ın gözleri biraz daha karardı.
“Dışarıdaki kimliğim yalnızca bir maske değil. Kurduğum kurumlar gerçekten çalışıyor. Yardım ettiğimiz insanlar gerçekten yaşıyor. Aureth’e aktarılan para da aynı ağlardan geliyor.”
Leyla kaşlarını çattı.
“Yani yaptığınız iyiliklerle suçlarınızı mı ödüyorsunuz?”
“Dünya senin düşündüğün kadar temiz iki parçaya ayrılmıyor. İyi insanlar ve kötüler... Katiller ve masumlar... Bazen bir hastaneyi ayakta tutan para, başka bir ülkede bir hükümeti satın alan hesaptan gelir.”
“Bunu söyleyip kendini haklı mı çıkarıyorsun?”
“Hayır. Sana gücün nasıl çalıştığını anlatıyorum.”
Hazer bastonunu taş zemine vurdu.
“Gücü anlatmayı bırak, Evren. Kendi hikâyeni tanrı sözü gibi sunuyorsun.”
Evren yaşlı adama döndü.
“Bu otelin altında Aureth’in toplantı yapmasına yüz yıldır izin veren aile, bana ahlak dersi vermemeli.”
“İzin vermedik. Mirzan bir anlaşma yapmak zorunda bırakıldı.”
“Sonraki Şahmarlar anlaşmadan oldukça iyi faydalandı.”
Damien öne çıktı.
“Benim ailemle hesaplaşmaya gelmediysen konuya dön.”
Evren’ın bakışları onun elindeki fotoğraf dosyasına indi.
“Asuman’ın sesini duydun.”
Damien’ın bedeni anında gerildi.
“Bunu nereden biliyorsun?”
“On üçüncü raf açıldığında içerideki mekanizma haber verir.”
“Kaydın içeriğini biliyor musun?”
“Hayır.”
“Annemin o kaydı ne zaman yaptığını biliyor musun?”
Evren bir süre cevap vermedi. Damien’ın sabırsızlığı yüzüne vurdukça bu sessizliği bilinçli olarak uzatıyordu.
“Bildiğin bir şeyi saklıyorsun,” dedi Damien.
Evren’ın sesi sakindi.
“Annenin ölümünden önce bazı kayıtlar bıraktığını biliyorum.”
Narin hemen araya girdi.
“Asuman’ın ne zaman öldüğünü bilmiyorsun.”
Evren gözlerini ona çevirdi.
“Ölü bir kadına hizmet etmek için yirmi yıl saklandın. Benden daha fazla şey biliyorsan anlat.”
Narin’in yüzü sertleşti.
“Ben sana hiçbir zaman hizmet etmedim.”
“On İki Bekçi’nin kayıtlarını tutuyordun.”
“Çocukken önümdeki belgelerin ne olduğunu bilmiyordum.”
“Sonra öğrendin ve kaçtın.”
“Sen de öğrendin ve tahta oturdun.”
Evren’ın yüzündeki gülümseme kayboldu.
“Majest makamı bir taht değildir.”
Narin alayla baktı.
“Bunu bu odada söylemen komik.”
Hazer’in masasının başındaki yüksek koltuğa bakmıştı. Evren koltuğa oturmamış olsa da odanın tamamını kendi makamı gibi kullanıyordu.
Leyla, Narin’le Evren arasındaki gerilimin yalnızca Asuman’dan kaynaklanmadığını fark etti.
“Evren nasıl Majest oldu?” diye sordu.
Damien, Leyla’ya kısa bir bakış attı. Bu soru Aureth içinde açıkça konuşulan bir konu değildi.
Evren cevap vermedi. Narin ise yıllardır sakladığı küçümsemeyi gizlemedi.
“Seçilerek değil.”
Odadaki hava değişti.
Evren, Narin’in üzerine doğru ilerlemedi fakat bakışları tehditkâr biçimde sertleşti.
Narin devam etti:
“Önceki Majest hastalandığında, Evren onun para ağını yöneten Valerian ailesinin başındaydı. Şirketleri, vakıfları ve siyasi bağlantıları kontrol ediyordu. Cemiyetin bütün parası elinden geçmeye başladığında insanların sadakatinin mühürden değil, hesaplardaki rakamlardan beslendiğini fark etti.”
Evren’ın sesi soğuk çıktı.
“Dikkatli konuş.”
“Gerçekten korkacağımı mı düşünüyorsun?”
“Narin,” dedi Hazer. “Yeter.”
“Hayır. Leyla onun kim olduğunu bilmek istiyor.”
Narin gözlerini Evren’den ayırmadı.
“Önceki Majest öldüğünde üç aday vardı. İkisi birkaç ay içinde ortadan kayboldu. Üçüncüsü adaylığından çekildi. Evren ise bütün aristokrat ailelere Aureth’in dağılmaması için tek seçenek olduğunu söyledi.”
Leyla, Evren’a baktı.
“Diğer adayları sen mi öldürdün?”
Evren’ın yüzünde en küçük bir değişiklik olmadı.
“Bunu kanıtlayabilecek biri kalmadı.”
“Bu cevap evet demek.”
“Bu cevap, kanıt olmadan suçlamanın kolay olduğunu söylüyor.”
Damien, Evren’ın gözlerine dikkatle baktı.
“Ben o zaman çocuktum. Bize adayların Victor’un eski grubuyla çatışmada öldüğü söylendi.”
“Size birçok şey söylendi,” dedi Narin.
Evren, Narin’den gözünü ayırmadan konuştu.
“Aureth parçalanmak üzereydi. Önceki Majest, On İki Bekçi’nin emirlerine boyun eğmiş; Cahit’in yönettiği saha birimleri birbirinden kopmuş, yabancı aileler Victor’un çevresinde toplanmaya başlamıştı. Ben müdahale etmeseydim cemiyet çoktan Victor’un eline geçerdi.”
Leyla başını hafifçe yana eğdi.
“Yani herkesi kurtardığın için yönetici oldun.”
“Düzeni koruduğum için.”
“Kimden?”
“Victor’dan. On İki Bekçi’nin kontrolünden. Devletlerin Aureth’in arşivlerine ulaşmasından. Birbirini yok etmeye hazırlanan aristokrat ailelerden.”
“Sonra onların hepsini kendine bağladın.”
Evren’ın bakışlarında kısa bir memnuniyet belirdi.
“Çabuk öğreniyorsun.”
“Senin amacın Aureth’i korumak değil. Herkesin sana muhtaç olmasını sağlamak.”
Cahit bu odada olsaydı Leyla’nın sözünü keserdi. Raven ise muhtemelen sessizce izlerdi. Evren, Leyla’nın kendisini anlamaya başlamasından rahatsız olmak yerine bunu değerli buluyordu.
“İnsanlar bana muhtaçsa düzen bozulmaz.”
Hazer sertçe güldü.
“İşte kibrin burada başlıyor.”
Evren yaşlı adama baktı.
“Beni bu makama getiren şey de o kibirdi.”
“Bir gün seni oradan indirecek olan da.”
“Bunu yıllardır söylüyorsun.”
“Bir gün doğru çıkmam yeter.”
Leyla masanın üzerine bıraktığı siyah güneş sembolünü gösterdi.
“On İkinci Bekçi kim?”
Evren’ın bakışları kâğıda indi.
“Bilmiyorum.”
“Yalan.”
“Gerçek ismi bilmiyorum.”
“Sembolü tanıyorsun.”
“Evet.”
“Lucien onun emrinde.”
“Bazen.”
“Babamı öldürürken kimin emrindeydi?”
“Victor’un.”
“Nereden eminsin?”
“Çünkü On İkinci Bekçi, Erdem’i öldürmek istemiyordu.”
Leyla’nın yüzü gerildi.
“Onu da mı izliyordunuz?”
“Erdem anahtarın kaynağına ulaşabilecek tek kişiydi. Bekçiler onun hareketini takip ediyor, Victor ise susturmak istiyordu.”
“Sen ne istiyordun?”
“Bizi kaynağa götürmesini.”
“Yani babam hepiniz için yemdi.”
Evren sessiz kaldı.
Leyla masaya bir adım yaklaştı.
“Cevap ver.”
“Evet.”
Damien başını sertçe Evren’a çevirdi. Hazer’in yüzü kapandı. Narin gözlerini kısa süreliğine kapatırken Leyla’nın nefesi ağırlaştı.
Evren aynı sakinlikle devam etti:
“Onu koruyacak ekip gönderdim. Victor daha hızlı davrandı.”
“Babamın hayatını riske attın.”
“Erdem çoktan riskin içindeydi.”
“Bunu sen belirledin.”
“Sinan’ın peşine düşmeyi ben söylemedim.”
“Sinan’ı bizim evimize sen soktun.”
“Sinan yıllar önce Cahit’in ağına katıldığında sen henüz çocuktun.”
“Cahit senin ikinci adamın.”
“Evet.”
“Sinan’ın yaptığı her şey sonunda sana çıkıyor.”
Evren’ın sesi ilk kez daha sert çıktı.
“Bir liderin emrindeki herkesin her kararından sorumlu olduğunu düşünüyorsan Damien’dan da hesap sormalısın. Kael onun için adam çalıştırıyor. Lucas bilgi topluyor. Raven onu korumak için dosyaların yönünü değiştiriyor. Bu insanların yaptığı her şey Damien’ın suçu mu?”
Leyla bir an Damien’a baktı. Evren’ın amacı sorusunu cevaplamak değil, aralarındaki güveni zedelemekti.
Damien bunu anlayarak karşılık verdi:
“Benim adımı kendi kararlarının önüne koyma.”
Evren ona döndü.
“Raven, Sinan’ın görüşmesini sana haber verdi. Adli emanetteki defterin çıkarılması için nüfuzunu kullandı. Sonra Mardin’e gelmenize engel olmadı. Bunların hiçbiri benim emrim değildi.”
“Raven sana değil, Aureth’in devamlılığına hizmet ediyor.”
Evren’ın yüzünde soğuk bir ifade oluştu.
“Raven’ın sana söylediği cümle bu mu?”
“Onu tanımak için söylemesine ihtiyacım yok.”
“Raven yalnızca Aureth’e hizmet ettiğini söyler. Gerçekte D’Albert ailesinin eski gücünü geri istiyor.”
Kael araya girdi.
“Raven ikinizden de daha fazla sır biliyor olabilir. Bu, sana karşı olduğu anlamına gelmez.”
Evren bakışlarını Kael’e çevirdi.
“Sen konuşunca Damien’ın sesi odada iki kez yankılanıyor.”
Kael’ın yüzünde hiçbir değişiklik olmadı.
“Ben Damien’a bağlılığımı saklamıyorum.”
“İşte bu yüzden hiçbir zaman daha yüksek bir makama çıkamayacaksın.”
Kael’ın cevabı sakindi.
“İstemediğim bir makamı kayıp saymıyorum.”
Evren’ın bakışları Lucas’a geçti.
“Sen de hâlâ arkadaşlık adına burada mısın?”
Lucas omuz silkti.
“Biraz arkadaşlık, biraz merak. Bir de herkes birbirine silah doğrulttuğunda arada mantıklı birinin bulunması gerekiyor.”
“Senin mantıklı olduğuna kim karar verdi?”
“Ben.”
Leyla, gerilim içindeki odada Lucas’ın rahat tavrının Evren’ı diğerlerinden daha farklı rahatsız ettiğini fark etti. Evren korku, sadakat ya da hırs üzerinden insanları kontrol edebiliyordu. Lucas ise makamını ciddiye almıyordu.
Evren yeniden Leyla’ya döndü.
“Yanında duran insanları görüyorsun. Damien’ın dostları, Asuman’ın eski sırdaşı ve Şahmar ailesinin başı... Hepsinin ayrı amacı var. Sen yalnızca babanın katilini aradığını sanıyorsun fakat onların hiçbiri yalnızca Erdem için burada değil.”
Leyla çantasını sıkıca tuttu.
“Bunu biliyorum.”
“Yine de onlara güveniyorsun.”
“Hayır.”
Evren’ın kaşı hafifçe kalktı.
“Onlarla aynı yolda yürümek için güvenmem gerekmiyor.”
Damien gözlerini Leyla’ya çevirdi. Aynı cümleyi daha önce ona da söylemişti.
Evren, Leyla’nın cevabından memnun görünüyordu.
“Güzel. O zaman sana bir teklif yapacağım.”
Damien hemen araya girdi.
“Hayır.”
Leyla başını ona çevirdi.
“Teklifi duymadan reddetme.”
“Evren’ın tekliflerinin bedeli sonradan ortaya çıkar.”
“Buna ben karar veririm.”
Evren, Damien’ı görmezden gelerek konuştu:
“On İkinci Bekçi’nin kimliğine ulaşabilecek atama kaydı Aureth arşivinde. Hazer’in anlattığı anlaşmanın ikinci nüshası da orada. Lucien’in son üç yıldaki görevlerini, Victor’un bağlantılarını ve Erdem’in öldürüldüğü gece kullanılan haberleşme hattını sana gösterebilirim.”
Leyla’nın gözleri daraldı.
“Karşılığında ne istiyorsun?”
“Kara kaplı defterin bir kopyasını.”
“Hayır.”
“Henüz düşünmedin.”
“Düşündüm.”
“Astér’in kan hattına ait belgeyi de görmek istiyorum.”
“Onu da vermeyeceğim.”
“Babanın katiline ulaşmak istediğini sanıyordum.”
“Bana bir şey vermek isteseydin karşılığında Astér’i istemezdin.”
Evren’ın dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
“Anahtarı istemedim.”
“Henüz.”
“Taşıyıcısından zorla ayrıldığında ne olacağını bilmiyoruz.”
“Beni düşündüğün için mi almıyorsun?”
“Hayır. Anahtar zarar görür diye.”
Leyla’nın yüzünde tiksinti belirdi.
“En azından dürüstsün.”
“Dürüstlük, doğru zamanda kullanıldığında güçlüdür.”
“Sen doğruyu yalnızca işine yaradığında söylüyorsun.”
Evren karşılık vermeden cebinden siyah bir kart çıkardı. Kartın üzerinde Aureth mührü ve altın renkli tek bir çizgi vardı. Masanın üzerine, Leyla’nın önüne bıraktı.
“Bu gece gün batımından sonra alt salonda konsey toplanacak. Victor’un Erdem cinayetinden sonra yaptığı ilk açık hamle ele alınacak. On İkinci Bekçi’nin atama kaydı da oraya getirilecek.”
Damien kartı Leyla’dan önce aldı.
“O gelmeyecek.”
Evren gözlerini ona çevirdi.
“Kararı yine onun adına verdin.”
Leyla kartı Damien’ın elinden çekti.
“Bunu yapmayı bırak.”
Damien’ın sesi sertti.
“Konsey salonuna girdiğinde dışarı çıkman Evren’ın kararına bağlı olur.”
Evren sakince düzeltti:
“Konseyin.”
“Konseydeki oyların yarısını sen satın aldın.”
“Diğer yarısı da senden korkuyor.”
“Ben senin makamını istemiyorum.”
Evren’ın bakışlarında kısa süreliğine karanlık bir ifade oluştu.
“İnsanların en büyük yalanı budur. Gücü istemediklerini, yalnızca doğru olanı yaptıklarını söylerler. Sonunda güç önlerine geldiğinde herkes elini uzatır.”
Damien kartı Leyla’nın elinden yeniden almadı.
“Ben gelirim. Leyla gelmeyecek.”
Leyla başını ona çevirdi.
“Benim adıma konuşmayı ne zaman bırakacaksın?”
“Bu toplantıya neyin ortasına girdiğini bilmeden katılamazsın.”
“Tam da bilmediğim için katılacağım.”
“Evren bunu istiyor.”
“Evren’ın istemesi benim nedenimi değiştirmiyor.”
Evren ikisini izlerken yüzünde sakin bir memnuniyet vardı. Leyla bunu fark etti.
“Bu kadar mutlu görünme,” dedi. “Gelip gelmeyeceğime henüz karar vermedim.”
“Geleceksin.”
“Beni tanıdığını sanma.”
“Babanın katilini bulabileceğin bir kapıyı sana gösterdim. Açmadan duramayacaksın.”
Leyla ona doğru yaklaştı.
“Kapıyı sen gösterdiğin için senin istediğin yere girdiğimi sanacaksın.”
“Sonuç değişmeyecek.”
Leyla’nın sesi alçaldı.
“Sonuçta kimin istediği olacak, onu henüz bilmiyorsun.”
Evren’ın gözlerinde ilk kez küçük bir meydan okuma parladı.
“İşte şimdi Astér’in neden seni seçtiğini anlayabiliyorum.”
“Beni o seçmedi. Ben onun için doğmuşum, hatırladın mı?”
Narin başını hızla Leyla’ya çevirdi. Bu bilginin Evren’ın önünde söylenmesini istememişti. Damien’ın yüzü gerildi. Evren ise cümleyi zihnine yerleştirirken yüzündeki gülümseme büyüdü.
“Demek kaydı buldunuz.”
Leyla hatasını fark etmişti fakat geri çekilmedi.
“Ne kadarını bulduğumuzu asla bilemeyeceksin.”
Evren masadaki kartı işaret etti.
“Akşam öğrenirim.”
Hazer bastonunu yere vurdu.
“Bu otelde konsey toplantısı yapılmayacak.”
Evren başını ona çevirdi.
“Alt salon senin özel mülkün değil.”
“Şahmar Oteli’nin altında.”
“Mirzan’ın anlaşması, Aureth’e geçiş hakkı veriyor.”
“Geçiş hakkı, burayı sarayın gibi kullanma hakkı vermiyor.”
Evren, Hazer’e yaklaşarak sesini düşürdü.
“Yıllardır tarafsız kaldığını söyleyip bütün taraflarla pazarlık yaptın. On İki Bekçi’nin mührünü sakladın. Asuman’ın fotoğrafını gizledin. Narin’in ölüm kaydını sorgulamadın. Şimdi otelin tarafsız olduğunu söyleme.”
Hazer gözünü kırpmadı.
“Ben ailemi korudum.”
“Sen sırlarını korudun.”
“Sen de makamını.”
İki adam birkaç saniye birbirine baktı. Aralarındaki savaş yeni değildi. Yıllardır açıkça çatışmadan, birbirlerinin sınırlarını zorlayarak yaşamışlardı. Evren, Şahmar Oteli’nin altındaki geçitlere ihtiyaç duyuyor; Hazer ise Aureth’i tamamen karşısına almanın ailesini yok edeceğini biliyordu.
Evren kapıya yöneldi.
“Toplantı gün batımında başlayacak.”
Damien arkasından seslendi:
“Leyla’ya yaklaşan tek bir adamın olursa toplantı başlamadan biter.”
Evren durdu.
“Tehdit mi?”
“Uyarı.”
Evren başını hafifçe çevirerek Damien’a baktı.
“Annen de uyarı vermeyi severdi. Sonra gerçekleştiremeyeceği sözler verdi.”
Damien’ın eli silahına gitti. Kael anında yanına yaklaştı. Leyla ise Damien’ın kolunu tuttu.
“İstediği bu.”
Damien’ın nefesi ağırdı.
“Annem hakkında konuşmasına izin vermeyeceğim.”
“Onu burada vurursan hiçbir şey öğrenemeyiz.”
Evren, Leyla’nın Damien’ı durdurmasını dikkatle izledi.
“Bir haftada birbirinizin zayıflığını oldukça iyi öğrenmişsiniz.”
Leyla elini Damien’ın kolundan çekti.
“Onun zayıflığı değilim.”
Evren’ın bakışları Astér’in bulunduğu yere indi.
“Bunu zaman gösterecek.”
Kapıdan çıkmadan önce son kez Leyla’ya döndü.
“Kara kaplı defteri yanında getir.”
“Getirmeyeceğim.”
“Getireceksin.”
“Ne kadar kibirlisin.”
Evren’ın dudaklarında soğuk bir gülümseme oluştu.
“Majest olmadan önce de öyleydim.”
Ardından odadan çıktı.
Kapı kapandığında içerdeki baskı tamamen kaybolmadı. Evren gitmişti ama konuşmada bıraktığı şüpheler herkesin arasında kalmıştı.
Lucas derin bir nefes aldı.
“Oldukça sevimli biri.”
Kael ona baktı.
“Bunu yüzüne de söylemek ister misin?”
“Hayır. Yaşama sevincim henüz tamamen bitmedi.”
Narin, Leyla’nın elindeki siyah karta baktı.
“O toplantıya gitmeyeceksin.”
Leyla kartı çevirdi. Arka tarafında gün batımını gösteren tek bir sembol vardı.
“On İkinci Bekçi’nin kaydı orada.”
“Evren sana kaydı göstermek için çağırmıyor.”
“Biliyorum.”
“Seni Aureth’in önüne çıkarmak istiyor. Taşıyıcıyı bütün aristokrat ailelere gösterecek. Bundan sonra saklanma şansın kalmaz.”
Leyla acı bir gülümsemeyle başını salladı.
“Şu ana kadar çok iyi saklanıyordum zaten.”
Damien sertçe konuştu:
“Gitmeyeceksin.”
Leyla ona döndü.
“Az önce ne söylediğimi duymadın mı?”
“Evren’ın sana ulaşabileceği bir salona kendi isteğinle girmene izin vermem.”
“İzin kelimesini yeniden kullanma.”
“Bu kez kullanacağım.”
“Benim babamı öldüren adamın emrini kimin verdiğini öğrenme şansım var.”
“Ya o kayıt sahteyse?”
“Kontrol ederiz.”
“Ya toplantıdan çıkmana izin vermezlerse?”
“Sen de orada olacaksın.”
Damien birkaç saniye sustu.
Leyla devam etti:
“Kael, Lucas, Raven... Hepiniz Aureth’in içindesiniz. Bana sürekli yalnız olmadığımı söylüyorsunuz. Şimdi ilk gerçek toplantıya girme fırsatı çıktığında beni dışarıda bırakmaya çalışıyorsun.”
“Çünkü içeride neler yapabileceklerini biliyorum.”
“Ben de öğrenmek zorundayım.”
Damien’ın sesi alçaldı.
“Seni onların önüne çıkarırsam bir daha normal bir hayata dönemezsin.”
Leyla’nın gözleri doldu fakat bakışlarını kaçırmadı.
“Babam öldüğünde benim normal hayatım bitti.”
Damien bu cümleyi daha önce de duymuştu. Fakat her tekrarında Leyla’nın geri dönmek istemediği değil, geri dönebileceği hiçbir yer kalmadığı daha açık hâle geliyordu.
Hazer masanın arkasına geçti.
“Toplantıya girecekse hazırlıksız girmeyecek.”
Damien dedesine baktı.
“Sen de mi destekliyorsun?”
“Evren onu her hâlükârda masaya çekecek. Biz gitmezsek başka bir yol bulur.”
Narin sertçe karşı çıktı:
“Onu taşıyıcı olarak tanıtırlarsa On İki Bekçi harekete geçer.”
Hazer’in gözleri siyah güneş sembolüne kaydı.
“Zaten geçtiler.”
Leyla kartı çantasına koydu.
“Toplantıya gideceğim.”
Damien başını iki yana salladı.
“Bu konuşma bitmedi.”
‘’ Ah Leyla AH’’
Damien sitem etse de Leyla inat etmişti bir kere
Leyla kara kaplı defteri masadan alarak çantasına yerleştirdi.
“Benim için bitti.”
Odanın kapısına yöneldiğinde Damien arkasından baktı. Onu zorla durduramayacağını biliyordu. Durdurursa Leyla’nın kendisinden saklanarak aynı yere gideceğinden emindi.
Kael yanına yaklaşıp alçak sesle konuştu:
“Evren’ın istediği tam olarak bu.”
“Biliyorum.”
“Yine de onunla gideceksin.”
Damien’ın bakışları kapıdan çıkan Leyla’nın arkasındaydı.
“Evren’ın istediği yere giderse yalnız gitmeyecek.”
________________________________________
Otelin altında, Aureth’in izleme odasında Cahit, duvarlardaki ekranlardan birini kapattı. Evren içeri girdiğinde Raven masanın yanında bekliyordu. İkisi de Hazer’in odasında yaşanan konuşmanın tamamını dinlemişti.
Cahit başını eğdi.
“Leyla toplantıya gelecek.”
Evren ceketinin düğmesini kapattı.
“Evet.”
Raven’ın yüzündeki ifade sertti.
“Onu konseyin önüne çıkarmak hata.”
“Taşıyıcının varlığını daha ne kadar gizleyebiliriz?”
“Gizlemekle sergilemek aynı şey değil.”
“Victor zaten biliyor. On İki Bekçi biliyor. Hazer ve Narin biliyor. Konseyin karanlıkta kalması yalnızca benim gücümü zayıflatır.”
Raven başını hafifçe yana eğdi.
“Yani mesele Aureth değil. Makamınız.”
Evren ona baktı.
“İkisi artık birbirinden ayrı değil.”
“Bunu yalnızca siz söylüyorsunuz.”
Cahit sessizce iki adamı izliyordu. Raven’ın Evren’le her konuşmasında sınırı biraz daha zorladığını fark ediyordu.
Evren masanın üzerindeki konsey listesini açtı.
“Victor gelmeyecek.”
“Yerine temsilcisini gönderebilir,” dedi Cahit.
“Kim?”
“İngiliz ailelerden Lord Merek ya da Lucien’le bağlantılı biri.”
Raven karşı çıktı:
“Lucien cinayet şüphelisi. Otelin altına girerse Damien onu sağ çıkarmaz.”
Evren’ın yüzünde soğuk bir gülümseme oluştu.
“Bu da Victor’un kaybı olur.”
Raven birkaç saniye onu inceledi.
“Damien’ı Victor’un adamıyla çatıştırmak istiyorsunuz.”
“Ben kimseyi kimseyle çatıştırmıyorum.”
“Yollarını daraltıyorsunuz.”
Evren, Hazer’in odasında Leyla’ya söylediği kendi cümlesinin Raven tarafından tekrar edilmesinden hoşlanmadı.
“Damien zaten Victor’un karşısında.”
“Fakat şimdi kişisel davranacak.”
“İnsanların en kolay yönetildiği an budur.”
Raven’ın bakışları karardı.
“Leyla için de aynı şeyi düşünüyorsunuz.”
Evren konsey listesini kapattı.
“Leyla’nın öfkesi onu buraya getirdi. Ben yalnızca önüne doğru kapıyı koydum.”
“Ya kapıdan geçtikten sonra sizin istediğiniz yöne gitmezse?”
Evren ağır adımlarla Raven’ın karşısına geçti.
“İnsanları hâlâ fazla özgür sanıyorsun.”
Raven geri çekilmedi.
“Onları hâlâ fazla kontrol edilebilir sanıyorsunuz.”
Cahit araya girmek üzereydi fakat Evren elini kaldırarak onu durdurdu.
“Sinan’ın nakli?”
“Bir saat sonra,” dedi Cahit.
“Güzergâhı değiştirin.”
Raven hemen sordu:
“Nereye?”
“Valerian Vakfı’nın korumalı sağlık merkezine.”
“Orası sizin kontrolünüzde.”
“Bu yüzden güvenli.”
“Sinan, savcılığın gözetiminden çıkarılamaz.”
“Resmî gerekçe olarak psikolojik çöküş ve kendine zarar verme riski gösterilecek.”
Raven’ın sesi sertleşti.
“Bunu kabul etmiyorum.”
Evren’ın yüzünde hiçbir ifade değişmedi.
“Fikrini sormadım.”
“Sinan, sizin merkezinize girerse ifadesini değiştirebilir.”
“Değiştirmesini istemiyorum. Kime sadık olması gerektiğini hatırlamasını istiyorum.”
“Babasının katilini bulmaya çalışan bir kadını kullanıp tanığı kendi merkezinize çekiyorsunuz. Sonra Aureth’e hizmet ettiğinizi söylüyorsunuz.”
Evren’ın sesi alçaldı.
“Ben Aureth’e hizmet etmiyorum, Raven.”
Cahit bile bu cümlenin ardından başını kaldırdı.
Evren devam etti:
“Aureth bana hizmet ediyor.”
Raven’ın yüzünde ilk kez açık bir tiksinti belirdi.
“Bir gün bunu konseyin önünde de söyleyin.”
Evren’ın dudaklarında kendinden emin bir gülümseme oluştu.
“Doğru zamanı geldiğinde söylerim.”
Cahit tabletine gelen yeni mesaja baktı.
“Hazer’in özel katından çıktılar. Leyla odasına geçiyor. Damien peşinde.”
Evren ekrandaki görüntüyü açtı. Leyla, taş koridorda hızla ilerliyor; Damien birkaç adım gerisinden onu takip ediyordu. Aralarında ne konuşulduğu duyulmuyordu.
“Hazırlık odasını açın,” dedi Evren. “Konseyde taşıyıcı için ayrılan yer hazır olsun.”
Raven’ın bakışları sertleşti.
“Onun geleceği kesin değil.”
Evren ekrandaki Leyla’yı izledi.
“Gelecek.”
“Bu kadar emin olmanızın sebebi ne?”
Evren yüzünü ekrandan ayırmadan cevap verdi:
“Çünkü Erdem Yankı kızına yalnızca bir defter bırakmadı.”
“Başka ne bıraktı?”
“Cevapsız bir ölüm.”
Evren’ın yüzünde soğuk bir memnuniyet oluştu.
“İnsanları intikam kadar kolay yöneten başka bir şey yoktur.”
— SADAKATİN BEDELİ
Leyla, Hazer’in özel odasından çıkar çıkmaz taş koridorda hızla ilerledi. Elindeki siyah kartı çantasına koymuştu ama kartın ağırlığı sanki bütün kolunu aşağı çekiyordu. Gün batımında toplanacak konsey, babasının katiline giden ilk gerçek yol olabilirdi. Aynı zamanda Evren’ın onu Aureth’in bütün ileri gelenlerinin karşısına çıkaracağı bir tuzaktı.
Damien birkaç adım gerisinden geliyordu.
“Leyla.”
Leyla durmadı.
“Konuşmak istemiyorum.”
“Biraz önce o toplantıya gideceğini söyledin.”
“Hâlâ aynı şeyi söylüyorum.”
“O yüzden konuşacağız.”
Leyla kendisine ayrılan odanın kapısını açtı. İçeri girip kapıyı kapatmaya çalıştığında Damien elini araya koydu.
“Bunu yapma.”
“Evime geldiğinde de aynı şeyi söylemiştin.”
“Şu an evinde değiliz.”
“Ne büyük fark.”
Damien kapıyı iterek içeri girdi. Leyla çantasını yatağın üzerine bıraktı ve kara kaplı defteri çıkararak komodinin çekmecesine yerleştirdi. Ardından Astér’e ait belgeleri ayrı bir dosyaya koydu.
Damien kapının önünde durup onu izledi.
“Defteri toplantıya götürmeyeceksin.”
“Zaten götürmeyeceğim.”
“Evren getireceğini düşünüyor.”
“Düşünmeye devam etsin.”
Damien’ın kaşı hafifçe kalktı.
“İlk kez aynı fikirdeyiz.”
“Bunu kutlamayalım.”
Leyla çantasından siyah kartı çıkarıp masaya bıraktı. Kartın üzerindeki Aureth mührünün çevresinde ince altın bir halka vardı. Parmaklarını kartın kenarında gezdirirken sordu:
“Konseyde kimler olacak?”
Damien pencerenin önüne geçti.
“Aureth’in yüksek rütbeli üyeleri, aristokrat ailelerin temsilcileri, bölgesel sorumlular ve bazı eski makam sahipleri.”
“Cahit?”
“Evren’ın yanında.”
“Raven?”
“Konsey üyesi. Fakat toplantılarda çoğu zaman istihbarat raporlarını sunar.”
“Kael?”
“Benimle birlikte girer.”
“Lucas?”
“Üye değil. Aureth’e bağlı çalışan uzmanlardan biri olarak çağrılabilir ama oy hakkı yok.”
Leyla yüzünü ona çevirdi.
“Senin oy hakkın var mı?”
“Var.”
“Evren’a karşı kullanıyor musun?”
“Gerektiğinde.”
“Gerektiğinde ne demek?”
Damien’ın sesi sakindi.
“Evren her konuda açık oylama yaptırmaz. Özellikle kendi makamını ilgilendiren kararları konseyin önüne getirmeden uygular.”
“Yani toplantı yapıyor ama istediğini yapıyor.”
“Çoğu liderin yöntemi bu.”
“Sen onun lider olduğunu kabul ediyor musun?”
Damien birkaç saniye sustu.
“Majest olduğunu kabul ediyorum.”
“Aynı şey değil.”
“Değil.”
Leyla yatağın kenarına oturdu.
“Onu neden indirmiyorsunuz?”
Damien yüzünü ona döndü.
“Majest makamı yalnızca bir adamdan oluşmuyor. Evren’ın arkasında Valerian Vakfı, uluslararası şirketler, bankalar, medya kuruluşları, bürokratlar ve siyasi isimler var. Onu indirirsen bütün ağı bir gecede ortadan kaldırmazsın. Yerine kimin geçeceği belli değilse Aureth parçalanır.”
“Belki parçalanması gerekiyordur.”
“Parçalandığında içindeki insanlar yok olmaz. Her biri kendi grubunu kurar. Victor gibi.”
Leyla bir an düşündü.
“Evren korkunç ama Victor daha kötü olduğu için Evren’a katlanıyorsunuz.”
“Bazıları öyle düşünüyor.”
“Sen?”
“Evren’ın kontrol altında tutulması gerektiğini düşünüyorum.”
“Kim tutacak?”
Damien cevap vermedi.
Leyla’nın yüzünde alaycı bir ifade oluştu.
“Kendini mi düşünüyorsun?”
“Majest olmak istemiyorum.”
“Evren herkesin gücü istemediğini söylediğinde yalan söylediğini düşünüyor.”
“Evren, kendi arzularını herkesin içinde görüyor.”
“Yine de sana karşı dikkatli.”
“Çünkü ailem eski.”
“Yalnızca bu yüzden mi?”
Damien’ın bakışları Leyla’nın yüzünde durdu.
“Şahmar ailesi, otelin altındaki geçitleri kontrol ediyor. Babamın ailesi Blackthorne’lar ise Aureth’in Avrupa ayağında yıllarca etkiliydi. İki soyun birleşmesi Evren için her zaman ihtimal dâhilinde olan bir tehditti.”
“Sen de bu iki soyun çocuğusun.”
“Evet.”
“Üstelik Astér’in taşıyıcısının yanındasın.”
Damien’ın yüzündeki ifade sertleşti.
“Evren’ın görmek istediği tablo bu.”
“Gerçekte ne?”
“Ben seni anahtar olduğun için değil, hedef olduğun için koruyorum.”
Leyla acı bir gülümsemeyle başını salladı.
“Bunu artık ayırt etmek zor.”
Damien masaya yaklaşıp siyah kartı eline aldı.
“Konsey salonunda sana bir yer gösterecekler. Muhtemelen mührün karşısında, taşıyıcı için ayrılan noktada.”
“Ne olacak?”
“Bütün gözler üzerinde olacak. Sana sorular soracaklar. Kolyeyi görmek isteyecekler. Bazıları ayağa kalkıp yaklaşabilir.”
“İzin vermem.”
“Evren, seni öfkelendirmek için babandan bahsedecek.”
Leyla’nın çenesi gerildi.
“Bırak bahsetsin.”
“Öfkeni kontrol et.”
“Bana sakin olmamı söyleme.”
“Sakin ol demiyorum. Ne zaman öfkelenmeni istediğini fark et diyorum.”
Leyla sessiz kaldı.
Damien devam etti:
“Evren, insanların zayıf noktalarını bulur. Cahit’in paraya ve hayatta kalmaya olan bağlılığını kullanır. Raven’ın Aureth’i koruma takıntısını kullanır. Victor’un hırsını yıllarca kendi yanında tutmak için kullandı. Şimdi senin babanın ölümünü kullanacak.”
“Senin neyinle oynuyor?”
Damien’ın bakışları birkaç saniye karardı.
“Annemle.”
“Az önce yaptı.”
“Yine yapacak.”
“Sen de kontrolünü kaybetme.”
Damien’ın dudağının kenarı belli belirsiz kıvrıldı.
“Şimdi bana mı öğüt veriyorsun?”
“Evet. Çünkü içeride birbirimizi kurtarmaya çalışırken Evren’ın istediği oyuna düşersek hiçbir şey öğrenemeyiz.”
Damien, Leyla’yı dikkatle inceledi.
“Bir haftada oldukça değiştin.”
Leyla’nın yüzü kapandı.
“Babamı kaybettim.”
“Biliyorum.”
“Değişmek istemedim.”
“İnsanlar çoğu zaman istemeden değişir.”
Leyla siyah kartı Damien’ın elinden aldı.
“Toplantıya gireceğim. Bana ne giyeceğimi, nerede duracağımı veya ne söyleyeceğimi öğretmeye çalışma.”
“Ne giyeceğin önemli.”
Leyla gözlerini devirdi.
“Başlama.”
“Aureth’in konseyinde renklerin ve işaretlerin anlamı vardır. Siyah giyersen tarafsız ya da yaslı kabul edilirsin. Kırmızı meydan okuma, beyaz teslimiyet, yeşil ise Astér’in eski taşıyıcılarına ait renktir.”
“Yeşil giymeyeceğim.”
“Ben de onu söyleyecektim.”
“Sen ne giyeceksin?”
“siyah.”
“Ne şaşırtıcı.”
Damien kapıya yönelirken durdu.
“Hazırlık için birini göndereceğim.”
“Kimseyi gönderme.”
“Konsey kıyafetleri farklıdır.”
“Ben gösteriye çıkmıyorum.”
“Evren seni gösterinin merkezine koyacak. En azından nasıl görüneceğine sen karar ver.”
Leyla birkaç saniye düşündü.
“Bennu burada olsaydı ne giyeceğimi seçerdi.”
Lucas’ın adı aklına gelince yüzündeki ifade değişti.
“Bennu nerede?”
“Ankara’da değil. Mardin’de ailesinin yanına geçti. Lucas ona burada olduğumuzu söylemedi.”
“Neden?”
“Onu bu işin içine çekmek istemiyor.”
Leyla acıyla güldü.
“Yine koruma meselesi.”
Damien kapıyı açtı.
“Bir süre sonra herkes aynı hatayı yapmaya başlar.”
“Lucas’ın Artemis’le durumu ne?”
Damien soruya şaşırdı.
“Bu konuşmanın ortasında onu mu düşündün?”
“Lucas, Bennu’yla yakınlaşmıştı. Artemis’in de tamamen ortadan kaybolmadığını biliyorum.”
“Lucas ilişkiyi bitirdi.”
“Artemis kabul etti mi?”
“Artemis’in kabulü gerekmiyor.”
Leyla, Damien’ın kadın ilişkileri hakkındaki soğuk tavrına kaşlarını çattı.
“Belli ki Lucas’ı tanımıyor. Onu aramaya devam edebilir.”
“Lucas bununla ilgilenir.”
Damien odadan çıkmaya hazırlanırken Leyla arkasından seslendi:
“Evren’ın sana söylediği doğru olabilir mi?”
Damien durdu.
“Hangisi?”
“Annenin gerçekleştiremeyeceği sözler verdiği.”
Damien birkaç saniye sessiz kaldı.
“Bilmiyorum.”
“Bu akşam annenden bahsederse cevap vermek zorunda değilsin.”
Damien başını hafifçe çevirip ona baktı.
“Sen de babandan bahsettiğinde cevap vermek zorunda değilsin.”
Leyla gözlerini kartın üzerine indirdi.
“Ben cevap vermek istiyorum.”
“İşte Evren’ın kullanacağı şey bu.”
Kapı kapandığında Leyla odada yalnız kaldı. Siyah kartı masaya bıraktı ve kara kaplı defteri yeniden çekmeceden çıkardı. Babasının el yazısının bulunduğu sayfaları açtı.
Erdem’in Evren hakkında yazdığı yalnızca birkaç kısa not vardı:
Evren Valerian, Aureth’in görünen lideri. Fakat asıl gücü makamından değil, para ağından geliyor. İnsanları satın almıyor; onları onsuz yaşayamayacak hâle getiriyor.
Bir sonraki satırda ise şöyle yazıyordu:
En tehlikeli özelliği kibri değil. Kibrinin çoğu zaman haklı çıkması.
Leyla cümleyi ikinci kez okudu.
Babasının Evren’ı ne kadar araştırdığını bilmiyordu. Belki onunla hiçbir zaman yüz yüze gelmemişti ama tıpkı Evren’ın söylediği gibi, hareketlerinden karakterini çözmeye çalışmıştı.
Sayfanın kenarında aceleyle eklenen küçük bir not daha vardı:
Evren birine hizmet etmiyor gibi görünmek istiyor. Ancak Majest’i seçenlerin kim olduğunu bulmadan buna inanma.
Leyla’nın bakışları bu cümlenin üzerinde kaldı.
Evren, Aureth’in kendisine hizmet ettiğini söylemişti.
Peki gerçekten kime hizmet ediyordu?
On İki Bekçi’ye mi?
Kendi ailesinin çıkarlarına mı?
Yoksa yalnızca kendi gücüne mi?
________________________________________
Valerian Vakfı’nın İstanbul’daki merkezinde gün çoktan başlamıştı. Binanın geniş cam cephesi sabah ışığını yansıtırken içeride çalışan yüzlerce kişi, başkanlarının Mardin’de yerin altındaki bir cemiyeti yönettiğini bilmiyordu. Onlar için Evren Valerian; tarihî eserlerin korunmasına destek veren, eğitim bursları sağlayan ve uluslararası toplantılarda konuşan saygın bir iş insanıydı.
Vakfın genel müdür yardımcısı, imzalanması gereken dosyaları Evren’ın çalışma masasına bırakıyordu. Dosyalardan biri hastane bağışı, diğeri yurt dışındaki bir kazı projesi, üçüncüsüyse Mardin’de restore edilecek eski bir okul hakkındaydı.
Bu belgelerin arasına görünüşte sıradan, siyah kapaklı başka bir dosya yerleştirilmişti.
Dosyayı bırakan kadın kısa süreliğine çevresini kontrol etti. Ardından telefonundan tek satırlık şifreli mesaj gönderdi:
Sinan’ın sağlık merkezine nakli için resmî evrak tamamlandı.
Mesaj, Cahit Doğan’ın cihazına ulaştı.
Cahit, Şahmar Oteli’nin altındaki dar çalışma odasında tek başına oturuyordu. Masanın üzerinde üç telefon, mühürlü zarflar ve Türkiye’nin farklı şehirlerinde görev yapan Aureth hücrelerinin listesi vardı.
Sinan gibi alt kademe üyeler doğrudan Evren’a ulaşamazdı. Onların bütün emirleri Cahit üzerinden gelirdi. Para taşıyanlar, sahte şirketleri yönetenler, bilgi toplayan kamu çalışanları, limanlarda görev yapan insanlar ve emniyet içindeki birkaç bağlantı, Cahit’in oluşturduğu ayrı halkalara bağlıydı.
Hiçbiri ağın tamamını bilmiyordu.
İzmir’deki hücre Ankara’yı, Ankara’daki Mardin’i, Mardin’deki İstanbul’u tanımazdı. Bir halka çökse diğerlerine ulaşılmaması için isimler ve görevler parçalanmıştı.
Bu sistemi yıllar önce Evren istemişti.
Cahit kurmuştu.
Bu nedenle Evren Majest olsa da sahadaki insanların büyük bölümü gerçekte Cahit’in sesini tanıyordu. Emirler Evren’dan çıkıyor, fakat uygulanabilir hâle Cahit’in elinde geliyordu.
Telefonlardan biri çaldı.
Arayan, Sinan’ın tutulduğu cezaevindeki bağlantıydı.
“Nakil onaylandı,” dedi adam. “Ancak Raven’ın görevlendirdiği ekip güzergâhı kendisi belirlemek istiyor.”
Cahit sandalyesine yaslandı.
“Güzergâh değişikliğine dair anonim ihbarı iletin.”
“Victor saldırısı mı?”
“Öyle görünecek.”
“Gerçek saldırı olacak mı?”
Cahit birkaç saniye düşündü.
“Bir araç onları takip etsin. Ateş açılmayacak.”
“Raven bunun kurgu olduğunu anlayabilir.”
“Anlasın. Önemli olan Sinan’ın anlamaması.”
Telefonu kapattı.
İkinci cihazına yeni bir mesaj geldi.
Lucien Graves’in son konumu: Suriye sınırına yakın terk edilmiş bir çiftlik. Hareket hâlinde olabilir.
Cahit mesajı okurken kaşlarını çattı. Lucien, yıllarca Victor’un adamı olarak bilinmişti. Fakat son belgeler onun On İkinci Bekçi’nin saha yürütücüsü olduğunu da gösteriyordu. Aynı anda iki efendiye hizmet eden bir adam, hiçbir tarafa gerçekten ait değildi.
Cahit kendi hayatını düşündü.
O da bir zamanlar Evren’dan önce Aureth’e hizmet ettiğini sanmıştı. Sonra Majest değişmiş, emirlerin tonu değişmiş ama kendisinin görevi aynı kalmıştı. Para akmaya devam etmiş, insanlar takip edilmiş, tehdit edilmiş ve gerektiğinde ortadan kaldırılmıştı.
Cahit kime hizmet ediyordu?
Aureth’e mi?
Evren’a mı?
Yoksa yıllar içinde kurduğu ağın devamına mı?
Kapı açıldığında Evren içeri girdi. Cahit hemen ayağa kalktı.
“Majest.”
“Sinan?”
“Nakil belgeleri tamamlandı.”
“Raven şüphelenecek.”
“Şüphelendi.”
Evren masadaki telefonlardan birini aldı.
“Bu cihaz kime bağlı?”
“Ankara hücresine.”
“Diğeri?”
“Vakfın resmî ağına.”
“Üçüncüsü?”
Cahit kısa bir an tereddüt etti.
“Saha görevlilerine.”
Evren ona baktı.
“Benden sakladığın bir ağ var mı?”
Cahit’in yüzünde değişiklik olmadı.
“Hayır.”
“Yanlış cevap.”
Cahit’in bedeni gerildi.
Evren telefonu masaya bıraktı.
“İyi bir ikinci adam, liderinden bazı yolları saklar. Lider düşerse sistemin tamamen çökmesini engeller.”
Cahit, bunun bir sınama mı yoksa açık bir itiraf mı olduğunu anlayamadı.
“Benden ne duymak istiyorsunuz?”
“Gerçeği.”
“İki yedek ağım var. Birini Raven biliyor. Diğerini kimse bilmiyor.”
Evren’ın dudaklarında memnun bir ifade oluştu.
“Şimdi biliyorum.”
Cahit başını hafifçe eğdi.
“Bunu söylememi mi istiyordunuz?”
“Hayır. Söyleyip söylemeyeceğini görmek istiyordum.”
Evren masanın karşısındaki sandalyeye oturdu.
“Lucien nerede?”
“Sınır hattında.”
“Victor’un yanında mı?”
“Kesin değil.”
“On İkinci Bekçi’yle son teması?”
“Bilmiyoruz.”
Evren’ın yüzü sertleşti.
“Bu geceki toplantıdan önce yerini bulun.”
“Canlı mı?”
“Şimdilik.”
Cahit dosyayı açtı.
“Konsey listesinde Victor’un temsilcisi olarak Lord Merek görünüyor.”
“Yalnız gelmeyecek.”
“Lucien’i getirebilir mi?”
“Victor aptal değil. Erdem’in katilini Damien’ın önüne kendi eliyle çıkarmaz.”
Cahit kısa bir sessizlikten sonra sordu:
“Leyla’yı neden konseye çağırdınız?”
Evren başını kaldırdı.
“Bu soruyu Raven sorsa şaşırmazdım.”
“Taşıyıcıyı bütün ailelere göstermek, onu korumayı zorlaştırır.”
“Onu saklamak artık daha tehlikeli.”
“Victor’un tarafına geçmeye çalışabilirler.”
“Bu yüzden hangi ailelerin ona yaklaştığını görmek istiyorum.”
Cahit, planın başka bir yönünü anladı.
“Leyla yem olacak.”
Evren’ın bakışları soğudu.
“Bu kelimeyi onun yanında kullanma.”
“Gerçeği değiştirmiyor.”
“Onu öldürmelerine izin vermeyeceğim.”
“Erdem için de aynı şeyi düşünüyordunuz.”
Odadaki hava bir anda ağırlaştı.
Cahit, sınırı geçtiğini fark etmişti. Fakat sözünü geri almadı.
Evren uzun süre ona baktı.
“Bana hesap mı soruyorsun?”
“Hayır. Aynı hatanın tekrarlanmaması için söylüyorum.”
“Erdem’in ölümü hata değildi.”
Cahit’in kaşları çatıldı.
Evren devam etti:
“Victor’un yaptığı bir saldırıydı. Benim hatam, Erdem’i kontrol edebileceğimi düşünmekti.”
“Leyla’yı kontrol edebileceğinizi mi düşünüyorsunuz?”
Evren’ın yüzünde kibirli bir gülümseme oluştu.
“Hayır.”
Cahit bu cevabı beklememişti.
“O hâlde neden—”
“Kontrol edilemeyen insanlar, çevrelerindeki herkesi açığa çıkarır. Leyla’ya bir yol gösterdiğimde benim istediğim şekilde yürümeyecek. Kendi yolunu açmaya çalışacak. Onu durdurmak isteyenler de saklandıkları yerden çıkacak.”
“Damien dâhil mi?”
“Özellikle Damien.”
Cahit, Evren’ın asıl hedefini anlamaya başladı.
“Onu Majest makamına karşı çıkmaya mı zorluyorsunuz?”
“Damien’ın ne kadar ileri gideceğini bilmem gerekiyor.”
“Ya açıkça karşınıza geçerse?”
Evren sandalyesine yaslandı.
“O zaman yıllardır taşıdığı tehdidin gerçek olup olmadığını öğreniriz.”
“Ya konsey onun arkasında durursa?”
“Konsey paraya, korkuya ve sonuçlara bağlıdır. Damien’ın ise onlara sunabileceği yalnızca eski bir soyadı ve Astér’in taşıyıcısına yakınlığı var.”
“Bazen semboller paradan daha güçlüdür.”
Evren’ın gözleri sertleşti.
“Bu yüzden anahtarı kontrol etmeliyiz.”
Cahit dosyayı kapattı.
“Leyla anahtarı vermeyecek.”
“Vermesini istemiyorum.”
“Ne istiyorsunuz?”
“Onu kullanmasını.”
“Kapıyı açmak için mi?”
Evren birkaç saniye cevap vermedi.
“Önce konseyin önünde uyanmasını istiyorum.”
Cahit’in yüzündeki ifade değişti.
“Ritüelsiz uyanış mümkün mü?”
“Zerhân’daki raf açıldığında taş ışık verdi.”
“Bu, mekanizmaya tepki olabilir.”
“Ya da Leyla’nın öfkesine.”
“Onu konseyin önünde öfkelendireceksiniz.”
Evren’ın yüzünde soğuk bir memnuniyet oluştu.
“Babasının katiline dair atama kaydını oraya getirin.”
Cahit başını kaldırdı.
“Kayıtta gerçek isim yok.”
“Fark etmez.”
“Leyla bunu anladığında—”
“Öfkelenecek.”
Cahit bir süre Majest’e baktı.
“Onu insan olarak değil, anahtarın mekanizması olarak görüyorsunuz.”
Evren’ın cevabı sakindi.
“İnsanlar da mekanizmadır, Cahit. Doğru yere dokunursan hepsi hareket eder.”
Cahit bu cümleyi kaydeder gibi zihnine yerleştirdi.
Evren ayağa kalktı.
“Toplantı salonunu hazırlayın. Leyla’nın yeri mührün karşısında olacak.”
“Yanında Damien?”
“Hayır.”
“Onu ayırmaya çalışırsanız—”
“Ne yapacağını görmek istiyorum.”
Evren kapıya yöneldi.
Cahit arkasından sordu:
“Kime hizmet ediyorsunuz, Majest?”
Evren durdu ama dönmedi.
“Aureth bana hizmet ediyor demiştim.”
“Bu, sorumun cevabı değil.”
Evren başını hafifçe çevirdi.
“Kendimden daha büyük bir şeye hizmet edecek kadar alçak gönüllü değilim.”
Ardından odadan çıktı.
Cahit kapının kapanmasını izlerken ilk kez, Evren’ın kibrinin yalnızca bir karakter kusuru olmadığını düşündü.
Bu, bütün Aureth’i içine çekebilecek bir hastalıktı.
________________________________________
Şahmar Oteli’nin üst katında Leyla, kara kaplı defterin son sayfalarını incelerken kapısı çalındı. Gelen Narin’di. Elinde siyah kumaştan yapılmış uzun bir kıyafet vardı.
“Damien bunu mu gönderdi?”
“Hayır. Hazer’in kasasından aldım.”
Narin kıyafeti yatağın üzerine bıraktı. Elbise sade fakat ağır bir kumaştandı. Boynu kapalıydı; etek kısmı yere kadar uzanıyor, belinde herhangi bir işaret bulunmuyordu.
“Bu kimin?”
“Asuman’ın.”
Leyla’nın eli kumaşın üzerinde durdu.
“Konseyde bunu mu giymiş?”
“Yıllar önce. Taşıyıcı değildi ama kayıt koruyucularının önünde ifade verirken giymişti.”
“Damien görürse?”
“Annesinin kıyafetini tanımaz.”
“Niye bana veriyorsun?”
“Evren seni kendi hazırladığı kıyafetle salona sokmak isteyecek. Üzerine onun mührünü taşımadığını göstermen gerekir.”
Leyla kumaşa baktı.
“Asuman’ın elbisesini giymek beni onun tarafında göstermez mi?”
Narin’in cevabı sakindi.
“Bu gece herkes seni bir tarafa yerleştirmeye çalışacak. Evren taşıyıcı, Hazer Şahmarların emaneti, Damien korunması gereken kişi, On İki Bekçi ise ritüelin aracı olarak görecek.”
“Sen ne olarak görüyorsun?”
Narin birkaç saniye Leyla’nın yüzüne baktı.
“Erdem’in kızı.”
Leyla’nın gözleri doldu ancak başını eğmedi.
“Babam bunu görse gitmemi istemezdi.”
“Baban sana defteri bıraktı.”
“Belki yalnızca gerçeği bulmam için.”
“Gerçeğin bulunduğu yer bazen insanın gitmesini istemediği yerdir.”
Leyla elbiseyi aldı.
“Evren ne yapmaya çalışıyor?”
Narin’in yüzü sertleşti.
“Seni konseyin önünde uyandırmak.”
Leyla kaşlarını çattı.
“Ne demek bu?”
“Astér’in bir mekanizmaya tepki vermesinden fazlasını görmek istiyor. Anahtarın taşıyıcının duygularıyla hareket edip etmediğini deneyecek.”
“Beni öfkelendirecek.”
“Babanın ölümünü kullanacak.”
Leyla’nın parmakları elbisenin kumaşında sıkılaştı.
“Bunu Damien da söyledi.”
“Evren, insanların kırıldığı yeri bulur. Sonra oraya tekrar tekrar dokunur.”
“Senin kırıldığın yer neydi?”
Narin’in bakışları uzaklaştı.
“Asuman.”
“Evren seni onun üzerinden mi kullandı?”
“Bir zamanlar onu kurtarabileceğime inandırdı. Sonra verdiğim her bilgiyle saklandığı çemberi biraz daha daralttı.”
Leyla dikkatle kadına baktı.
“Asuman’ı Evren’a sen mi yaklaştırdın?”
“İstemeden.”
“Bu yüzden mi saklandın?”
“Bu yüzden ölmek zorunda kaldım.”
Leyla, Narin’in resmî ölüm kaydını düşündü.
“Evren Asuman’ın yaşadığını biliyor mu?”
Narin’in cevabı gecikti.
“Emin değil.”
“Sen eminsin.”
Narin sessiz kaldı.
Leyla onun yüzündeki ifadeyi okuyarak bir adım yaklaştı.
“Asuman yaşıyor.”
“Bunu benden duymadın.”
“Damien’a neden söylemiyorsun?”
“Çünkü annesini aramaya başlarsa Evren da onun peşinden gider.”
“Damien zaten arıyor.”
“Henüz nereye bakacağını bilmiyor.”
Leyla bir süre sustu.
“Onu kandırıyoruz.”
“Nefes almasını sağlıyoruz.”
“Bunu korumak diye açıklamayacaksın, değil mi?”
Narin acı bir gülümsemeyle başını salladı.
“Hayır. Ona yalan söylüyoruz.”
Bu dürüstlük Leyla’yı susturdu.
Narin kapıya yöneldi.
“Gün batımına iki saat kaldı. Elbiseyi giy. Astér’i kumaşın altında saklama.”
“Evren görsün diye mi?”
“Hayır. Sakladığını düşündüğü şeyi almak için daha çok yaklaşır.”
Kapı açıldığında Damien eşikte duruyordu. Narin’in yatağın üzerine bıraktığı elbiseye baktı.
“Bu ne?”
Narin cevap vermeden yanından geçti.
Damien odaya girip elbiseyi eline aldı. Kumaşı parmaklarının arasında hissettiğinde yüzündeki ifade değişti.
“Bunu daha önce gördüm.”
Leyla dikkatle ona baktı.
“Nerede?”
Damien gözlerini elbiseden ayırmadı.
“Annemin eski bir fotoğrafında.”
Leyla’nın kalbi hızlandı.
“Giymemi istemiyor musun?”
Damien uzun süre cevap vermedi. Ardından elbiseyi yatağın üzerine bıraktı.
“Evren seni gördüğünde bunun ne anlama geldiğini anlayacak.”
“Ne anlama geliyor?”
“Annemin tarafında olduğunuzu.”
“Annenin hangi tarafında olduğunu bilmiyoruz.”
“Evren da bilmiyor.”
Leyla başını hafifçe kaldırdı.
“O zaman ilk kez onu belirsizlik içinde bırakalım.”
Damien’ın bakışları onun gözlerine yerleşti.
“Bu gece salona girdiğinde benden uzak durmanı isteyecekler.”
“Biliyorum.”
“Uzak durmayacağım.”
“Bunu da biliyorum.”
Damien kapıya yönelirken durdu.
“Evren ne söylerse söylesin, Astér’i eline alma.”
“Neden?”
“Taş tenine temas ettiğinde daha hızlı tepki veriyor olabilir.”
“Ya tepki vermesini istersem?”
Damien başını ona çevirdi.
“Evren’ın deneyini kendi isteğin sanma.”
Leyla elbiseyi kaldırdı.
“Ben onun istediği gibi hareket etmeyeceğim.”
Damien’ın sesi alçaldı.
“Evren’ın en büyük gücü, insanların tam olarak bunu söylediği anda ne yapacağını bilmesidir.”
Kapı kapandığında Leyla, Asuman’a ait siyah elbiseyi elinde tutarak aynanın karşısına geçti.
Gün batımına iki saat vardı.
Konsey, Astér’in taşıyıcısını bekliyordu.
Evren ise Leyla’nın öfkesini kendi kibrinin yeni kanıtına dönüştürmeye hazırlanıyordu.
Fakat Leyla, Majest’in unuttuğu tek şeyi babasından öğrenmişti:
İnsanları yönlendirmek için önlerine yol koyabilirdin.
Yine de hangi adımla yürüyeceklerine tamamen karar veremezdin.
— KONSEYİN ÖNÜNDE
Gün batımına dakikalar kala Leyla, aynanın karşısında Asuman’a ait kırmızı elbiseyi üzerinde son kez düzeltti. Kumaşın ağırlığı bedenini sarıyor, boynuna kadar kapalı olan üst kısmı Astér Anahtarı’nın yalnızca koyu taşını görünür bırakıyordu. Narin’in söylediği gibi kolyeyi saklamamıştı. Zincirin geri kalanı siyah kumaşın üzerinde kayboluyor, yeşilimsi siyah taş göğsünün ortasında tek başına duruyordu. Aynadaki kadın Leyla’ya benziyordu fakat bakışları bir hafta önce babasıyla bu otele gelen genç kadının bakışları değildi. Gözlerinin altında uykusuzluktan oluşan koyu halkalar, yüzünde acının bıraktığı solgunluk ve çenesinde geri çekilmeyeceğini anlatan sert bir ifade vardı.
Kapı vurulmadan açıldığında Damien içeri girdi. Üzerinde yakası kapalı siyah bir takım elbise vardı. Ceketinin sol tarafında Şahmar ailesinin gümüş mührü, sağ elindeki yüzükteyse Blackthorne soyunun koyu taşı bulunuyordu. Leyla, onun da bu gece yalnızca Damien olarak değil, iki eski ailenin varisi olarak konseye çıkacağını anladı.
Damien kapıda durup ona baktı. Bakışları önce elbiseye, ardından Astér’e kaydı. Asuman’ın yıllar önce giydiği kıyafeti Leyla’nın üzerinde görmek, yüzündeki hazırlıklı ifadeyi birkaç saniyeliğine bozdu.
“Çıkarmanı istesem çıkarmayacaksın.”
“Doğru.”
“En azından Astér’i kumaşın altında sakla.”
“Hayır.”
“Evren bütün konseyin önünde onu göstermek isteyecek.”
“Zaten varlığını biliyorlar.”
“Bilmekle görmek aynı şey değil.”
Leyla aynadan ona baktı.
“Bir saattir bana herkesin beni bir sembole dönüştürmeye çalışacağını anlatıyorsun. Kolyeyi saklarsam daha salona girmeden onların istediği gibi korkmuş olurum.”
“Bu korkmak değil, elindeki şeyi ne zaman göstereceğine karar vermek.”
“Gösteren ben olmayacağım. Boynumda duracak.”
Damien odaya girip kapıyı kapattı. Elindeki ince siyah kutuyu masanın üzerine bıraktı.
“Bu ne?”
“Küçük bir haberleşme cihazı.”
“Üzerimde mikrofonla mı gireceğim?”
“Konsey salonunda elektronik cihazlar çalışmaz. Bu, otelin eski ses hattına bağlı. Ben senden ayrılmak zorunda kalırsam konuşmalarını duyabilirim.”
Leyla kutuyu açtı. İçinde küçük, siyah taş biçiminde bir parça bulunuyordu.
“Beni dinlemek için ne kadar yaratıcı yollar buluyorsun.”
“Evren seni benden ayıracak.”
“Bunu nereden biliyorsun?”
“Taşıyıcının yeri mührün karşısındadır. Aristokratlar dış halkada oturur.”
“Ben oraya oturmak zorunda değilim.”
“Oturtmaya çalışacaklar.”
Leyla taşı eline aldı.
“Bunu takarsam benim de senin söylediklerini duymam gerekiyor.”
“Tek yönlü.”
“Öyleyse takmıyorum.”
Damien sabrını kaybetmemeye çalışarak nefes verdi.
“Leyla.”
“Beni dinleyip benim sana ulaşamadığım bir düzen kurmayacaksın.”
“Tehlike olursa yanına gelirim.”
“Tehlike olduğunu sana nasıl söyleyeceğim?”
Damien birkaç saniye düşündükten sonra kendi ceketinin yakasındaki benzer parçayı çıkardı ve Leyla’nın önündeki kutuya bıraktı.
“Bendekini de sen al.”
Leyla kaşlarını çattı.
“İki cihazı da ben taşırsam ne işe yarayacak?”
“Biri sende, diğeri Kael’de olacak. Sen benim hattımı dinlersin, Kael seninkini.”
“Kael’in beni dinlemesine neden daha az sinirleneceğimi düşündün?”
“Çünkü ona benden daha fazla tahammül ediyorsun.”
Leyla istemsizce dudağının kenarını kıpırdattı fakat hemen ciddileşti.
“Lucas nerede?”
“Hazırlık bölümünde. Konseyin eski kayıtları hakkında uzman olarak çağrıldı.”
“Bennu’ya haber verdi mi?”
“Hayır.”
“Bu kadar insanın birbirinden gerçekleri saklaması artık normal gelmeye başladı.”
“Normal gelmesine izin verme.”
Damien cihazlardan birini Leyla’nın elbisesinin yakasının iç kısmına yerleştirdi. Parmakları kumaşın kenarına dokunurken Leyla kıpırdamadı. Ardından kendi hattını sağlayan küçük taşı ona uzattı.
“Bunu çantanda taşı.”
“Defter de çantamda olacak.”
Damien’ın yüzü sertleşti.
“Defteri odada bırakacağını söylemiştin.”
“Orijinalini bırakacağım.”
“Ne götürüyorsun?”
Leyla yatağın üzerindeki çantayı açtı. İçinden Erdem’in el yazısına benzeyen sayfalarla hazırlanmış ikinci bir defter çıkardı.
“Kael’in kopyaladığı sayfaları eski bir kapağın içine yerleştirdik.”
Damien birkaç saniye sahte defteri inceledi.
“Evren bunu anlarsa?”
“Gerçeğini getirmemi istedi. Ben de istediğini düşündüğü şeyi getireceğim.”
“Bunu ne zaman hazırladınız?”
“Sen Hazer’le tartışırken.”
Damien’ın yüzünde istemsiz bir memnuniyet belirdi.
“Beni oyalamak için mi tartıştınız?”
“Hazer’i oyalamak için sen yeterince iyiydin.”
“Birbirimize bilgi verecektik.”
“Sahte defteri hazırladığımı söyleseydim izin verir miydin?”
“İzin kelimesini özellikle mi kullanıyorsun?”
“Sinirlendiğinde daha dürüst konuşuyorsun.”
Damien sahte defteri yeniden çantaya yerleştirdi.
“Evren onu eline alırsa birkaç saniye içinde gerçek olmadığını anlayabilir.”
“Babamın el yazısını bilmiyor.”
“Defterin yaşını, kokusunu ve kapağındaki izleri anlayabilir.”
“O zaman eline vermem.”
“Konseyin ortasında çantanı almaya kalkarlarsa?”
Leyla yatağın kenarında duran küçük çakıyı aldı ve elbisenin belindeki gizli cebe yerleştirdi.
“İzin vermem.”
Damien gözlerini kapatıp kısa bir nefes aldı.
“Bunu kim verdi?”
“Kael.”
“Onunla sonra konuşacağım.”
“Benden daha mantıklı olduğuna karar verdiğim için verdim, dedi.”
“Bugün herkes gereğinden fazla eğleniyor.”
Koridordan üç kez çan sesi duyuldu. İlki konsey üyelerinin alt salona çağrıldığını, ikincisi kapıların on dakika sonra kapanacağını, üçüncüsüyse Majest’in salona geçtiğini bildiriyordu.
Damien kapıya yöneldi. Leyla çantasını omzuna takınca ona döndü.
“İçeride ne olursa olsun Evren’la yalnız kalma.”
“Sen de Hazer’le yalnız kalma. Ailenizde herkes birbirinden bir şey saklıyor.”
“Şu an ciddi olmaya çalışıyorum.”
“Ben de.”
Damien kapıyı açtı. Taş koridorda Kael onları bekliyordu. Üzerinde Varen ailesinin koyu lacivert mührünü taşıyan siyah bir ceket vardı. Omzundaki yara yüzünden hareketleri biraz kısıtlıydı fakat bunu belli etmemeye çalışıyordu. Lucas birkaç adım ötede, diğerlerinden daha sade giyinmişti. Ceketinin üzerinde aile mührü yerine arkeoloji uzmanlarını temsil eden bronz bir işaret bulunuyordu.
Lucas, Leyla’nın elbisesini görünce kaşlarını kaldırdı.
“Şu an Asuman’ın geçmişteki bir toplantıdan çıkıp gelmiş hâline benziyorsun.”
Damien ona sertçe baktı.
“Böyle söyleme.”
“Benzerlik yüzünden değil. Elbise yüzünden söyledim.”
Leyla, Lucas’ın ceketine baktı.
“Sen konseye mi katılıyorsun?”
“İçeri giriyorum ama konuşma iznim yalnızca bana soru sorulursa var. Oy hakkım yok. Yani yıllardır yaptığım gibi kimsenin dinlemediği doğru bilgileri sunacağım.”
Kael alçak sesle konuştu:
“Raven bizi alt girişte bekliyor. Cahit, otelin Aureth’e ait bölümündeki bütün geçitleri kendi adamlarıyla doldurmuş.”
“Evren’ın adamları mı, Cahit’in mi?” diye sordu Leyla.
Kael kısa süreliğine düşündü.
“Bu gece aradaki farkı öğrenebiliriz.”
Dördü özel asansöre yöneldi. Narin onlarla gelmiyordu. Konsey kayıtlarında ölü göründüğü için salona girmesi, bütün dikkati Asuman’ın eski ağına çevirecekti. Hazer ise Şahmar Oteli’nin sahibi olarak toplantının başladığı anda alt salonda bulunacaktı fakat Aureth üyesi olmadığı için dış halkada misafir olarak oturacaktı.
Asansör aşağı indikçe Leyla’nın boynundaki Astér ısınmaya başladı. Taşın sıcaklığı gizli odadaki kadar kuvvetli değildi ama her kat geçtiklerinde biraz daha artıyordu.
Damien bunu fark etti.
“Isındı mı?”
Leyla elini kolyeye götürmeden cevap verdi:
“Biraz.”
“Salona girdiğinde artarsa bana söyle.”
“Nasıl?”
Damien, çantasındaki haberleşme taşını işaret etti.
“İki kez dokun.”
“Evren fark ederse?”
“Fark etsin.”
Asansörün kapıları açıldığında karşılarında geniş, kubbeli bir geçiş salonu vardı. Duvarlarda Aureth’in on üç ışınlı mührü bulunuyor, siyah pelerinli görevliler gelen üyelerin yüzüklerini ve davet mühürlerini kontrol ediyordu. Raven girişin hemen yanında bekliyordu. Her zamanki koyu kıyafetinin üzerinde D’Albert ailesinin gümüş kuzgunu yer alıyordu.
Leyla yaklaşırken Raven’ın bakışları elbisesine kaydı.
“Narin’in işi.”
“Evet.”
“Evren bunu provokasyon olarak görecek.”
Leyla siyah davet kartını ona uzattı.
“Her şeyi öyle görüyor.”
Raven kartı görevliye vermeden önce arkasını çevirdi ve Leyla’ya dikkatlice baktı.
“İçeride konuşulanların büyük kısmı gerçeğin yalnızca işe yarayan tarafı olacak.”
“Evren da bunu söyledi.”
“Evren doğruyu söylediğinde genellikle daha büyük bir yalanı saklıyordur.”
“Sen kime hizmet ediyorsun?” diye sordu Leyla.
Raven bu soruya hazırlıksız yakalanmadı.
“Aureth’e.”
“Evren, D’Albert ailesine hizmet ettiğini düşünüyor.”
“Evren herkesin gizli bir taht istediğini düşünür.”
“İstemiyor musun?”
Raven’ın yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
“Tahtta oturanların arkalarından ne kadar kolay vurulduğunu biliyorum.”
“Bu cevap hayır değil.”
“Bu gece cevaplardan çok soruların değerli olduğunu öğreneceksin.”
Görevli kartı kontrol ettikten sonra Leyla’dan çantasını açmasını istedi. Damien hemen yaklaştı.
“Taşıyıcının kişisel eşyaları aranmaz.”
Görevli başını eğmedi.
“Majest’in emri.”
Raven araya girdi.
“Konsey yasalarında taşıyıcı, davetle girdiği sürece mühürlü eşyalarını yanında tutabilir.”
Cahit’in adamı olduğu anlaşılan görevli tereddüt etti. Damien elindeki yüzüğü onun önüne uzattı.
“Bir daha söyletme.”
Adam geri çekildi.
Leyla, Damien’a bakmadan geçiş salonuna girdi.
“Bunu kendim de çözebilirdim.”
“Çantanı açtırarak mı?”
“Sahte defteri görmelerini istiyordum.”
Damien ona döndü.
“Neden?”
“Evren, onu getirdiğimi şimdiden öğrensin. İçeride bütün dikkati çantaya yönelsin.”
Raven konuşmalarını duymuştu.
“Gerçek defter nerede?”
Leyla cevap vermedi.
Raven başını hafifçe eğdi.
“Güzel.”
“Bana kızmadın mı?”
“Gerçek defterin yerini ben de bilmiyorsam Evren benden öğrenemez.”
Damien, Raven’a baktı.
“Bu kadar kolay kabul etmen beni rahatsız etti.”
Raven’ın cevabı sakindi.
“Bu gece daha çok rahatsız olacaksın.”
Konsey salonunun çift kanatlı kapıları açıldığında içerideki uğultu bir anda kesildi. Salon, ilk kısmında Evren’ın Cahit’le konuştuğu yuvarlak odadan çok daha büyüktü. Zemindeki Aureth mührünün çevresinde üç halka bulunuyordu. En dış halkada uzmanlar, gözlemciler ve davetli aile mensupları; ortadaki halkada aristokrat ailelerin temsilcileri; en iç halkadaysa yüksek konsey üyeleri oturuyordu.
Salonun kuzey bölümündeki yükseltilmiş siyah platformda Evren’ın koltuğu bulunuyordu. Koltuğun sağında Cahit, solundaysa boş bırakılmış bir yer vardı. Bu yerin Raven’a ayrıldığı belliydi fakat Raven doğrudan oraya gitmedi. Damien ve Leyla’yla birlikte kapıda bekledi.
Hazer dış halkadaki tek kişilik taş koltuğa oturmuştu. Yüzü salondaki herkesten daha sert görünüyordu. Lucas uzmanlar bölümüne geçti. Kael, Varen ailesinin temsilcisi olarak Damien’ın arkasındaki koltuğa yönlendirildi. Damien’ın yeri Evren’a oldukça yakın, yüksek aristokratların arasında bulunuyordu.
Leyla içinse mührün tam karşısında, diğerlerinden ayrı bir taş platform hazırlanmıştı.
Üzerinde koltuk yoktu.
Yalnızca ayakta durabileceği dairesel bir alan ve çevresinde on üç küçük metal oyuk bulunuyordu.
Leyla ayaklarını durdurdu.
“Bu ne?”
Raven’ın yüzü sertleşti.
“Evren hazırlık düzenini değiştirmiş.”
Damien platforma baktığında öfkesi yüzüne yansıdı.
“Bu konsey yeri değil. Ritüel noktası.”
Salonun diğer ucundaki Evren ağır ağır ayağa kalktı.
“Bu gece sıradan bir konsey değil.”
Damien doğrudan ona doğru ilerlemek istedi. Kael hemen yanına geldi.
“Bekle.”
Evren’ın sesi bütün salona yayıldı:
“Damien Hazar Şahmar, yerinizi alın.”
Damien durmadı.
“Leyla o platforma çıkmayacak.”
Salondaki aristokratlar birbirlerine bakmaya başladı. Fısıltılar yükselirken Evren yüzündeki sakinliği korudu.
“Taşıyıcının konseye tanıtılacağı yer, kadim kayıtlarda belirlenmiştir.”
Raven sertçe konuştu:
“Kadim kayıtlarda taşıyıcı, kendi rızası olmadan ritüel noktasına çıkarılamaz.”
Evren bakışlarını ona çevirdi.
“Rızasını sormadığımı mı düşünüyorsun?”
Bütün gözler Leyla’ya döndü.
Leyla platforma, çevresindeki metal oyuklara ve Evren’ın kendinden emin yüzüne baktı. Onun bunu isteyeceğini biliyordu. Damien’ın itiraz edeceğini, Raven’ın yasaları hatırlatacağını ve bütün salonun Leyla’nın geri çekilmesini bekleyeceğini de hesaplamıştı.
Evren, daha toplantı başlamadan herkesin hareketini belirlemişti.
Leyla çantasını omzundan indirmeden Damien’ın yanından geçti.
Damien bileğinden tuttu.
“Oraya çıkma.”
Leyla sesini yalnızca onun duyacağı kadar alçalttı.
“Evren benim korkup geri çekileceğimi ya da senin beni durduracağını düşünüyor.”
“Ritüel alanının nasıl çalıştığını bilmiyoruz.”
“Çevresindeki oyuklar boş.”
“Dolu olmadığını bilmiyorsun.”
Leyla, Damien’ın elini bileğinden ayırdı.
“Beni izlemeye devam et.”
Platforma doğru yürüdü. Her adımında salondaki fısıltılar biraz daha büyüyordu. Bazı üyeler Astér’i gördüğünde ayağa kalktı. Bazıları başlarını eğdi. Bazılarıysa korku ve açgözlülük arasında değişen bakışlarla kolyeyi izliyordu.
Leyla dairesel alanın sınırına geldiğinde Astér’in sıcaklığı bir anda arttı. Taş, tenini yakacak kadar ısınmıştı. Çantasındaki haberleşme taşına iki kez dokundu.
Damien’ın yüzü değişti.
Kael hemen yanına yaklaştı.
“Isındı.”
“Biliyorum.”
Leyla platforma çıktı.
Metal oyukların içinden hafif yeşil ışıklar yükseldi. Salonun duvarlarındaki on üç ışınlı mühürler sanki aynı anda nefes almış gibi kısa süreliğine parladı.
Fısıltılar tamamen kesildi.
Evren’ın gözlerinde saklayamadığı bir memnuniyet oluştu.
Leyla ona baktı.
“İstediğin bu muydu?”
Evren yavaşça koltuğuna oturdu.
“Henüz başlangıç.”
Cahit, siyah dosyayı önündeki masaya bıraktı. Raven isteksizce Evren’ın solundaki yerine geçti. Damien ise kendisine ayrılan koltuğa oturmadı. Leyla’nın platformunun birkaç adım gerisinde ayakta kaldı.
Evren ona baktı.
“Yerine geç.”
“Burada kalacağım.”
“Konsey düzenini bozuyorsun.”
“Düzeni sen değiştirdin.”
Evren daha fazla tartışmadı. Cahit’e işaret verdi.
Cahit ayağa kalktı ve salonun ortasına ilerledi. Elindeki siyah dosyayı açtığında ilk olarak Erdem’in fotoğrafı göründü. Leyla’nın nefesi kesildi. Fotoğraf, babasının milletvekili kimlik dosyasından alınmıştı. Altında ölüm tarihi ve kırmızı mürekkeple yazılmış tek bir kelime vardı:
MÜDAHALE
Leyla’nın elleri yumruk hâline geldi.
Cahit konuşmaya başladı:
“Erdem Yankı’nın ölümü, Aureth’in yüksek konseyinin emri dışında gerçekleştirilmiştir. Victor Ravenscroft’a bağlı saha birimi tarafından yapılan müdahale, Majest makamına ve konseyin izleme kararına açıkça karşı çıkmıştır.”
Orta halkada oturan İngiliz temsilcilerden biri ayağa kalktı. Uzun, ince yüzlü ve kırlaşmış saçlı adamın Lord Merek olduğu anlaşılıyordu. Ceketinde Ravenscroft ailesinin siyah kuzgun mührü vardı.
“İddianızı reddediyorum.”
Cahit başını ona çevirdi.
“Victor Ravenscroft’un temsilcisi olarak mı?”
“İngiliz aristokrat ailelerinin sözcüsü olarak.”
Damien alçak sesle Kael’e konuştu:
“Victor kendi mührünü göndermemiş.”
“Mesafe koyuyor.”
Merek salona hitap etti:
“Lucien Graves uzun yıllar çeşitli aileler için çalışmıştır. Erdem Yankı’nın ölümüyle Victor Ravenscroft arasında doğrudan bağlantı kuran bir emir kaydı bulunmamaktadır.”
Leyla sertçe sordu:
“Sinan oradaydı.”
Merek ilk kez ona baktı.
“Sinan Çulhan, kendi canını kurtarmak için her ismi verebilecek güvenilmez bir adamdır.”
“Babamın öldürüldüğünü gördü.”
“Gördüğünü iddia ediyor.”
Leyla platformdan inmek üzere bir adım attığında metal oyuklardan yayılan ışık güçlendi. Damien hemen öne çıktı.
“Leyla.”
Leyla olduğu yerde durdu ama gözlerini Merek’ten ayırmadı.
“Lucien sizin adamınız değil mi?”
“Bir dönem Victor’un görevlerini yerine getirdi.”
“Babamı öldürdüğü gece kimin görevini yerine getiriyordu?”
Merek cevap vermeden ceketinin içinden mühürlü bir zarf çıkardı.
“Bunu açıklamak için geldim.”
Zarfı Cahit’e uzattı. Cahit mührü kontrol ettikten sonra Evren’a baktı. Evren başıyla açmasını emretti.
Zarfın içinden koyu renkli, ince bir deri parçası çıktı. Üzerinde ikiye ayrılmış siyah güneş sembolü bulunuyordu.
Salondaki bazı üyeler ayağa kalktı. Hazer bastonunu sıkıca kavradı. Damien’ın bakışları anında dedesine kaydı.
Merek konuştu:
“Lucien Graves, Erdem Yankı’nın öldürüldüğü gece Victor Ravenscroft’un değil, On İkinci Bekçi’nin mührünü taşıyordu.”
Leyla’nın gözleri sembole kilitlendi.
“Bu neyi kanıtlıyor?”
“Emri Victor’un vermediğini.”
Evren ilk kez araya girdi:
“Yalnızca Lucien’in başka bir mührü taşıdığını kanıtlar. Bir adam aynı anda iki efendiye hizmet edebilir.”
Merek ona döndü.
“Bunu en iyi sizin ikinci adamınız bilir, Majest.”
Salondaki bakışlar Cahit’e çevrildi.
Cahit’in yüzünde değişiklik olmadı.
“Ne ima ediyorsunuz?”
“Ankara hücresindeki bazı görevlilerinizin On İkinci Bekçi’ye de rapor verdiğini.”
Evren’ın gözleri Cahit’e döndü.
Cahit sessizliğini korudu.
Merek devam etti:
“Sinan Çulhan’ın kızın adını verdiği bilgi, ayin salonundan yalnızca Majest makamına ulaşmadı. Aynı gece Bekçiler de Astér’in ortaya çıktığını öğrendi. Bilgiyi taşıyan hat, Cahit Doğan’ın kurduğu saha ağından geçti.”
Leyla, Cahit’e baktı.
“Babamı takip eden adamlar senin miydi?”
Cahit cevap vermeden önce Evren konuştu:
“Erdem’i korumak için gönderilen ekip Cahit’in ağına bağlıydı.”
“Peki Lucien onlara nasıl ulaştı?”
Evren’ın yüzü sertleşti.
“Bunu bulmak için buradayız.”
Leyla alaycı bir sesle güldü.
“Hayır. Beni bu platforma çıkarıp kolyenin parlamasını izlemek için buradayız.”
Evren ona baktı.
“İki amaç aynı anda gerçekleştirilebilir.”
“Babamın ölümünü bile deneye çevirdin.”
Astér’in içindeki ışık daha da güçlendi. Yeşilimsi renk taşın çevresinden damarlar gibi yayılmaya başladı. Platformdaki on üç oyuktan dokuzu yanmıştı. Dördü hâlâ karanlıktı.
Raven ayağa kalktı.
“Evren, yeter. Belgeleri sunun ve taşıyıcıyı alandan çıkarın.”
Evren yerinden kıpırdamadı.
“Henüz kayıt okunmadı.”
Cahit siyah dosyanın içinden ikinci bir belge çıkardı. Bu, Zerhân’da buldukları atama kaydının daha eski ve mühürlü nüshasıydı. Alt kısmında On İkinci Bekçi’nin siyah güneşi, yanında Lucien Graves’in adı ve görevin tanımı bulunuyordu.
Cahit yüksek sesle okudu:
“Görev: Astér taşıyıcısının hareketlerini kontrol altında tutmak. Kaynağa ulaşmasını engelleyecek kişi ve kayıtların ortadan kaldırılması saha yürütücüsünün kararına bırakılmıştır.”
Leyla’nın yüzündeki bütün renk çekildi.
“Kaynağa ulaşmasını engelleyecek kişi...”
Babasıydı.
Lucien yalnızca Victor’un isteğiyle değil, bu kaydın verdiği yetkiyle Erdem’i öldürmüş olabilirdi.
“On İkinci Bekçi babamın öldürülmesini emretmiş.”
Merek hemen karşı çıktı:
“Belgede Erdem’in adı yok.”
“Ama kaynağa ulaşan oydu.”
Evren, Leyla’yı izliyordu. Öfkesinin Astér üzerindeki etkisini görmek için gözlerini taştan ayırmıyordu.
Damien bunu fark etti.
“Belgeyi kapat.”
Evren cevap vermedi.
Damien salona doğru seslendi:
“Bu toplantı sona erdi.”
Evren’ın yüzünde soğuk bir ifade oluştu.
“Toplantıyı bitirme yetkisi Majest’e aittir.”
“Taşıyıcıyı bilerek tetikliyorsun.”
“Ben yalnızca gerçeği gösteriyorum.”
Leyla başını ona çevirdi.
“Babamın ölümünü bana tekrar tekrar göstererek ne olacağını görmek istiyorsun.”
Evren saklamaya gerek görmedi.
“Astér’in uyanıp uyanmadığını bilmem gerekiyor.”
“Ben senin deneyin değilim.”
“Değilsin. Fakat anahtarın ne zaman ve nasıl hareket ettiğini anlamadan seni koruyamayız.”
“Beni değil, onu korumaya çalışıyorsun.”
Evren’ın cevabı açık oldu:
“Evet.”
Leyla’nın öfkesi bir anda bütün salonu doldurmuş gibi hissedildi. Astér’den yayılan sıcaklık göğsünü yakıyor, platformdaki son dört oyuk da sırayla aydınlanıyordu.
Damien basamağa çıktı.
“Leyla, bana bak.”
Leyla onu duymuyordu. Gözleri Erdem’in fotoğrafına takılmıştı. Kırmızı mürekkeple yazılan MÜDAHALE kelimesi babasının hayatını sıradan bir göreve indirgemişti.
“Babamın adı Erdem’di.”
Cahit elindeki dosyayı indirdi.
Leyla platformun ortasında sesini yükseltti:
“O sizin müdahaleniz değildi. Dosyanızda yazan bir hedef değildi. Bir insandı. Babamdı.”
On üçüncü oyuk da aydınlandığında salonun zemini sarsıldı.
Duvarlardaki Aureth mühürlerinin merkezinden ince çatlaklar yayıldı. Bazı üyeler yerlerinden kalkarak çıkışlara yöneldi. Lucas, uzmanlar bölümünden Kael’e seslendi:
“Zemin mekanizması çalışıyor!”
Kael Damien’ın yanına koştu.
“Onu platformdan çıkarmalıyız.”
Evren ayağa kalktı fakat yüzünde korku değil, neredeyse zafere benzeyen bir ifade vardı.
“Dokunmayın.”
Damien başını ona çevirdi.
“Bir daha söyle.”
“Uyanış başladı.”
Damien silahını çekip Evren’a doğrulttu.
Salondaki bütün korumalar aynı anda silahlarına uzandı. Kael de Damien’ın yanında yerini aldı. Raven, Evren’ın önüne geçmedi. Cahit ise kimin tarafında durması gerektiğini hesaplar gibi hareketsiz kaldı.
Evren, namlunun kendisine doğrultulmasına rağmen Leyla’dan gözünü ayırmadı.
“Sonunda.”
Leyla Astér’i avucunun içine aldı. Taş artık dayanamayacağı kadar sıcaktı. Boynundan çıkarmaya çalıştığında zincir hareket etmedi. Sanki teninin altına bağlanmıştı.
“Damien...”
Damien hemen ona döndü.
“Buradayım.”
“Çıkmıyor.”
Platformun çevresindeki metal halkalar dönmeye başladı. Dairenin dışına koyu çizgiler yayıldı ve Leyla’nın ayaklarının altında yeni bir sembol oluştu.
On üç ışının merkezinde tek bir kelime belirdi:
VALERIAN
Salondaki herkes sustu.
Evren’ın yüzündeki kibirli ifade ilk kez tamamen kayboldu.
Leyla yerdeki yazıya, ardından Evren’a baktı.
“Bu ne demek?”
Evren cevap vermedi.
Raven’ın bakışları sertleşti.
“Demek Astér seni tanıyor.”
Evren başını ona çevirdi.
“Sus.”
Hazer bastonuna dayanarak ayağa kalktı.
“On Üçüncü Kapı’nın ilk kurbanı Valerian kanından seçilmişti.”
Evren’ın yüzü karardı.
Damien silahını indirmeden sordu:
“Bunu neden daha önce söylemedin?”
Hazer’ın cevabı bütün salona yayıldı:
“Çünkü Majest’in Astér’i kontrol etmek istemesinin sebebi yalnızca güç değil.”
Gözlerini Evren’a çevirdi.
“Kapı açılırsa ölecek kişinin kendisi olduğunu biliyor.”
— VALERIAN’IN BEDELİ
Hazer’in son cümlesinin ardından konsey salonundaki hiç kimse hareket etmedi.
“Kapı açılırsa ölecek kişinin kendisi olduğunu biliyor.”
Bütün bakışlar Evren Valerian’a çevrilmişti. Birkaç dakika önce Astér’in uyanışını kendinden emin bir ifadeyle izleyen adamın yüzündeki kibirli sakinlik kaybolmuştu. Leyla’nın ayaklarının altında beliren VALERIAN yazısı yeşilimsi ışıkla yanmaya devam ediyor, platformun çevresindeki on üç metal oyuk aynı ritimle parlıyordu.
Leyla’nın boynundaki zincir, sanki görünmeyen bir el tarafından çekiliyormuş gibi gerildi. Astér’in taşı tenine gömülüyor, göğsündeki yanma giderek dayanılmaz hâle geliyordu.
“Damien...”
Damien, Evren’a doğrulttuğu silahı indirmeden platforma çıktı.
“Buradayım.”
“Çıkaramıyorum.”
Damien bir eliyle zincire uzandı. Metal tenine değdiği anda parmaklarını yakarak geri çekilmesine neden oldu. Zincirin çevresindeki deri kızarmıştı.
Kael hemen yanlarına geldi.
“Onu platformdan çıkaralım.”
Hazer bastonunu sertçe yere vurdu.
“Hayır! Zorla çekerseniz zincir boğazını keser.”
Damien öfkeyle başını ona çevirdi.
“Nasıl durduracağız?”
“Valerian kanı mührü kabul etmek zorunda.”
Salondaki fısıltılar yeniden yükseldi. Evren’ın yüzü taş gibi sertleşti.
“Saçmalık.”
Hazer doğrudan ona baktı.
“Yerdeki yazıyı sen de görüyorsun.”
“Bu mekanizma yüzyıllardır kullanılmadı. Kayıtlar değiştirilmiş olabilir.”
Raven, Evren’ın koltuğunun yanından ayrılıp mührün sınırına yaklaştı.
“Yazı herhangi bir ismi göstermedi. Doğrudan senin soyunu gösterdi.”
Evren’ın bakışları ona döndü.
“Valerian yalnızca benim soyadım değil.”
“Fakat bu salondaki tek Valerian sensin.”
Cahit’in yüzünde ilk kez açık bir tedirginlik vardı. Yıllardır Evren’ın emirlerini uygulamış, onun korkmadığını düşünmüş ve karşısındaki herkesi küçümsemesini doğal bir üstünlük olarak görmüştü. Şimdiyse Majest’in platforma yaklaşmamak için gösterdiği direncin ardında saklanan şeyi fark ediyordu.
Korku.
Damien, Leyla’nın omuzlarından tutarak gözlerinin içine baktı.
“Bana bak. Nefes al.”
Leyla nefes almaya çalıştıkça zincir boğazına daha fazla baskı yapıyordu.
“Yanıyor.”
“Biliyorum.”
“Evren’ı getir.”
Damien başını kaldırdı. Silahını yeniden Evren’a doğrulttu.
“Platforma çık.”
Evren gözünü kırpmadı.
“Silahını indir.”
“Leyla’nın üzerinden bu şeyi kaldır.”
“Nasıl çalıştığını bilmiyorum.”
Hazer sertçe konuştu:
“Biliyorsun. Ailen sana anlattı.”
Evren’ın çenesi kasıldı.
“Sen benim ailemin ne anlattığını bilemezsin.”
“Baban Adrian Valerian, yirmi beş yıl önce bu otelin altında aynı mührü gördü.”
Konsey üyeleri birbirlerine bakmaya başladı. Adrian Valerian’ın adı Aureth içinde yıllardır açıkça anılmıyordu. Resmî kayıtlara göre Evren’ın babası, Avrupa’daki bir iş seyahatinde geçirdiği kalp krizi sonucunda ölmüştü.
Hazer devam etti:
“Astér ortada olmadığı için mekanizma tamamlanmadı. Fakat mührün merkezinde Valerian adı yine belirdi.”
Evren’ın yüzündeki ifade değişmedi ancak sesi daha sert çıktı.
“Babamın ölümünü bu salona taşıma.”
“Sen Leyla’nın babasının ölümünü onun gözlerinin önüne koydun.”
Leyla, zincirin baskısına rağmen Evren’a baktı.
“Babamı kullanırken sorun yoktu. Sıra sana gelince mi kayıtlar anlamsız oldu?”
Evren cevap vermedi.
Leyla’nın gözlerindeki acı, yerini öfkeye bıraktıkça Astér’in ışığı daha da güçlendi. Zemindeki Valerian yazısından ince yeşil damarlar çıkarak Evren’ın bulunduğu yöne ilerlemeye başladı. Salonun taş zemini ayaklarının altında titriyordu.
Lord Merek, İngiliz ailelerinin bulunduğu halkadan geri çekildi.
“Bu salondaki herkes tehlikede. Uyanışı durdurun.”
Raven sertçe karşılık verdi:
“Majest platforma çıkarsa duracak.”
Merek, Evren’a baktı.
“Öyleyse çıksın.”
Evren başını ona çevirdiğinde bakışları buz gibiydi.
“Bana emir verme.”
Merek’in dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
“Victor bu anı görseydi oldukça eğlenirdi.”
Damien tetiğin üzerindeki parmağını sıkılaştırdı.
“Son kez söylüyorum, Evren.”
Cahit ağır adımlarla Majest’in yanına yaklaştı.
“Platforma çıkın.”
Evren gözlerini ona çevirdi.
“Sen de mi?”
“Taşıyıcı ölürse Astér’i kaybederiz.”
Evren’ın yüzünde öfke belirdi.
“Ben ölürsem neyi kaybedeceğinizi düşündün mü?”
Cahit bu soruya cevap vermedi.
Evren kısa ve acı bir kahkaha attı.
“İşte bütün sadakatiniz bu kadar. Makam ayakta kaldığı sürece kimin oturduğu önemli değil.”
Raven’ın sesi sakindi.
“Aureth her Majest’ten önce vardı.”
Evren ona döndü.
“Ve benden sonra da var olacağını mı sanıyorsun?”
“Olmak zorunda.”
“Benim kurduğum para ağı olmadan üç ay içinde birbirinizi parçalarsınız. Vakıflar, şirketler, siyasi bağlantılar ve dış ülkelerdeki hücreler benim ismimle ayakta duruyor.”
Hazer bastonuyla zemindeki Valerian yazısını işaret etti.
“Bütün dünyayı yönettiğini sanıyorsun ama bir çocuğun boynundaki anahtardan kaçıyorsun.”
Evren’ın bakışları yaşlı adamın üzerinde kilitlendi.
“Ben çocukken babam da aynı şeyi söyledi.”
Salondaki uğultu kesildi.
Evren, yıllardır kimseye anlatmadığı bir anının kapısını açmıştı. Yüzü hâlâ sertti ancak sesi önceki kadar kusursuz çıkmıyordu.
“On beş yaşındaydım. Babam beni Valerian ailesinin Fransa’daki arşivine götürdü. Bir sandık açtı ve ilk atamızın Aureth’le yaptığı anlaşmayı gösterdi. Astér’in taşıyıcısı kapıyı açacak, Valerian kanı bedeli ödeyecekti.”
Leyla nefes almaya çalışırken ona baktı.
“Bedel ölüm mü?”
Evren gözlerini onun gözlerine çevirdi.
“Kayıtlara göre.”
“Sen bunu yıllardır biliyordun.”
“Evet.”
“Bu yüzden mi Majest oldun?”
Evren birkaç saniye sustu. Ardından kendisini savunmak yerine gerçeği söylemeyi seçti.
“Majest makamının merkez arşivine erişebilen tek kişi olduğunu öğrendiğimde on yedi yaşındaydım. Kapının kaydını yok edebilecek, anlaşmayı bozabilecek ya da bedeli değiştirebilecek tek gücün bu makamda olduğunu düşündüm.”
Narin salonda bulunmuyordu ama Asuman’ın kaydında söylediği sözler Leyla’nın zihninde yankılandı. Evren, Aureth’i korumak için değil, kendi kaderini değiştirebilmek için tahta oturmuştu.
Hazer başını iki yana salladı.
“Önceki Majest’i bu yüzden devirdin.”
Evren’ın bakışları ona kaydı.
“Önceki Majest, On İki Bekçi’nin kölesiydi.”
“Diğer adayları da bu yüzden ortadan kaldırdın.”
“Onlar makama otursaydı kayıtları bana asla göstermezlerdi.”
Leyla’nın yüzünde tiksinti oluştu.
“Kendi ölümünden kaçmak için kaç kişiyi öldürdün?”
Evren’ın sesi soğudu.
“Hayatta kalanlar sayı tutmaz.”
“Babam da sayılarınızdan biri miydi?”
“Erdem’i ben öldürmedim.”
“Ama onu kaynağa ulaşmak için kullandın. Çünkü anahtarın nereden geldiğini bulursan bu anlaşmayı bozabileceğini düşündün.”
Evren cevap vermedi. Sessizliği, Leyla’nın söylediklerini doğrulamaya yetti.
Damien’ın sesi alçaldı.
“Leyla’yı da aynı yüzden izlettin.”
“Onu öldürtmedim.”
“Henüz.”
Evren’ın gözleri Damien’a çevrildi.
“Onu öldürmek isteseydim Mardin’den ilk çıktığı gece yapardım.”
“Öldürmek yerine kullanmak istedin.”
“Kapıyı açmadan anlaşmayı bozamam.”
Leyla’nın gözleri öfkeyle büyüdü.
“Yani benim kapıyı açmamı, senin de ölmeden kurtulmanın yolunu bulmanı istiyorsun.”
Evren ilk kez açıkça cevap verdi:
“Evet.”
Bu kadar yalın bir itiraf, salondaki herkesi susturdu.
Astér’in ışığı daha da arttı. Leyla’nın ayaklarının altındaki çizgiler Evren’a doğru uzanarak ayakkabılarının önünde durdu. Sanki mekanizma onu çağırıyordu.
Raven, Evren’ın karşısına geçti.
“Platforma çıkmazsan taşıyıcı zarar görecek.”
Evren’ın sesi kısıldı.
“Çıkarsam ne olacağını bilmiyoruz.”
Hazer cevap verdi:
“Henüz kapı açılmıyor. Mühür yalnızca soyunu tanıyor. Elini merkeze koyup kanını kabul ettireceksin.”
“Ya kayıt yanlışsa?”
Leyla acı içinde güldü.
“Beni deney olarak kullanırken bu kadar şüpheci değildin.”
Evren’ın bakışları onun gözlerinde durdu. Leyla’nın boynundaki kızarıklığı, nefes almakta zorlanmasını ve Damien’ın onu ayakta tutmaya çalışmasını gördü.
Majest olarak emir verebilir, salonu boşaltabilir ve sonucu uzaktan izleyebilirdi. Fakat mührün Valerian adını göstermesi, sakladığı gerçeği bütün konseyin önünde açığa çıkarmıştı. Şimdi geri çekilirse yalnızca korktuğunu değil, yıllardır Aureth’i kendi ölümü pahasına yönettiğini de kabul etmiş olacaktı.
Evren ağır adımlarla platforma doğru yürüdü.
Cahit arkasından seslendi:
“Majest.”
Evren durmadan konuştu.
“Ben ölürsem ağları sen yöneteceksin.”
Cahit’in yüzü değişti.
“Bu bir vasiyet mi?”
“Bir sınama.”
Platformun basamağına geldiğinde Damien silahını hâlâ indirmemişti.
“Leyla’ya bir şey olursa—”
Evren sözünü kesti.
“Beni öldürürsün. Bu cümleyi artık ezberledim.”
Leyla güçlükle konuştu:
“Yaklaş.”
Evren ona baktı.
“Bana emir vermeye alışıyorsun.”
“Sen de birinin emrini dinlemeye alış.”
Evren platforma çıktı.
Zemindeki ışık anında bacaklarının çevresine yayıldı. Astér’in zinciri biraz gevşedi ama tamamen serbest kalmadı. Platformun merkezinde, Valerian yazısının hemen üzerinde küçük ve keskin bir metal uç yükseldi.
Hazer konuştu:
“Elini üzerine koy.”
Evren, metal uca baktı. Çocukluğundan beri korktuğu sembol sonunda karşısındaydı. Yıllarca kurduğu şirketler, satın aldığı insanlar, ortadan kaldırdığı rakipler ve ele geçirdiği Majest makamı bu birkaç santimlik metal parçasından kaçmak içindi.
Leyla onun tereddüdünü gördü.
“Kibrinin altında yalnızca korku varmış.”
Evren başını ona çevirdi.
“Hayatta kalmak istemek korkaklık değildir.”
“Başkalarını önüne koymak korkaklıktır.”
Evren’ın çenesi gerildi.
“Baban da hayatta kalmak istedi.”
“Babam bunun için beni satmadı.”
Bu cümle Evren’a karşı söylenen bütün suçlamalardan daha ağır geldi. Sağ elini metal ucun üzerine bastırdı.
Keskin parça avucunu deldi.
Kan, Valerian yazısının merkezine damladığı anda bütün salonu sarsan kuvvetli bir ses yükseldi. Yeşil çizgiler bir anda Evren’ın eline doğru çekildi. Astér’in ışığı söndü, zincir Leyla’nın boynunda gevşedi ve platformdaki on üç oyuk sırayla karardı.
Leyla’nın dizleri çözüldü.
Damien onu düşmeden yakaladı. Bir kolunu beline dolarken diğer eliyle yüzünü kendisine çevirdi.
“Leyla, bana bak.”
Leyla güçlükle gözlerini açtı.
“Bakıyorum.”
“Nefes alabiliyor musun?”
“Evet.”
Damien kızaran boynunu kontrol ederken Leyla başını Evren’a çevirdi.
Evren hâlâ platformun merkezinde duruyordu. Avucundaki kan zemine damlıyor fakat gözlerini kendi elinden ayıramıyordu. Mührün üzerine kanı düştüğünde kısa bir an gördüğü görüntüyü kimse bilmiyordu.
Karanlık bir kapı...
Kapının önünde duran Astér taşıyıcısı...
Ve boynunda Valerian mührü bulunan başsız bir beden...
Evren elini hızla metalden çekti.
Raven onun yüzündeki değişimi fark etti.
“Ne gördün?”
“Hiçbir şey.”
“Yalan.”
Evren platformdan indi.
“Konsey dağılıyor.”
Lord Merek ayağa kalktı.
“Toplantıyı bu şekilde bitiremezsiniz. Valerian anlaşması bütün konseyi ilgilendiriyor.”
Evren kanayan elini mendiliyle sardı.
“Benim kanım sizi ilgilendirmez.”
Merek’in yüzünde soğuk bir gülümseme oluştu.
“Kapı için gereken bedelseniz oldukça ilgilendiriyor.”
Damien, Leyla’yı Kael’e emanet edip Evren’ın karşısına geçti.
“Onu bir daha bu platforma çıkarmayacaksın.”
Evren’ın gözleri Damien’ın arkasındaki Leyla’ya kaydı.
“Bir sonraki sefer kendi isteğiyle çıkacak.”
Leyla, Kael’in desteğine rağmen doğruldu.
“Senin için değil.”
“Cevaplarını istiyorsan kapıyı açman gerekecek.”
“Babamın katilini bulmak için senin ritüeline ihtiyacım yok.”
Evren kanlı mendilini sıktı.
“Lucien’i bulsan bile emir veren kişiye ulaşamayacaksın. On İkinci Bekçi’nin gerçek kimliği yalnızca kapının arşivinde kayıtlı.”
Hazer sertçe karşı çıktı:
“Buna emin değilsin.”
Evren yaşlı adama baktı.
“Babamın bıraktığı kayıtta öyle yazıyordu.”
Leyla’nın gözleri daraldı.
“Babanın kaydı hâlâ sende.”
“Evet.”
“Bana göstereceksin.”
“Karşılığında ne vereceksin?”
Leyla’nın yüzünde öfke belirdi.
“Az önce benim yüzümden ölmekten kurtuldun.”
Evren kısa bir kahkaha attı.
“Beni kurtardığını mı düşünüyorsun?”
“Platforma çıkmasaydın ne olacağını bilmediğin için çıktın.”
“Senin ölmeni istemediğim için.”
Leyla doğrudan gözlerinin içine baktı.
“Hayır. Astér’in ölmesini istemediğin için.”
Evren cevap vermedi.
Bu sessizlik yeterliydi.
Raven konsey üyelerine döndü.
“Toplantı bitmiştir. Dış halkalar salonu terk edecek. Yüksek konsey üyeleri yeni çağrıya kadar Mardin’den ayrılmayacak.”
Evren başını sertçe ona çevirdi.
“Emir verme yetkisi sana ait değil.”
Raven gözünü kırpmadı.
“Majest’in kanı bir ritüel mührü tarafından tanındı. Konsey yasalarına göre bu durum incelenene kadar salon güvenliği istihbarat makamına geçer.”
Evren’ın yüzünde öfke oluştu.
“Yasaları bana karşı kullanıyorsun.”
“Aureth’e hizmet ediyorum.”
“Benden izin almadan hiçbir şey yapamazsın.”
Raven’ın sesi sakindi.
“İşte yanıldığınız yer bu.”
Konsey üyeleri ağır ağır salonu terk etmeye başladı. İngiliz aileleri Merek’in çevresinde toplanıyor, bazı aristokratlar Damien’a yaklaşmak istiyor fakat Kael’in bakışıyla mesafelerini koruyordu. Evren, birkaç dakika içinde gücünün ilk kez açıkça sorgulandığını görüyordu.
Astér’in onu işaretlemesi yalnızca bir sır açığa çıkarmamıştı.
Majest’in ölümlü olduğunu bütün konseye göstermişti.
Cahit, Evren’ın yanına yaklaştı.
“Elinizi tedavi ettirmeliyiz.”
Evren ona baktı.
“İlk düşündüğün şey gerçekten bu mu?”
Cahit kısa süreliğine sustu.
“Ne düşünmemi istiyorsunuz?”
“Ben ölürsem yerime kimin geçeceğini.”
Cahit’in bakışları istemsizce Damien’a kaydı.
Evren bunu gördü.
“Demek sen de.”
“Ben yalnızca konseyin kimi destekleyeceğini düşünüyorum.”
“Damien makamı istemediğini söylüyor.”
“İstemeyen insanlar bazen daha güvenilir görünür.”
Evren’ın yüzünde küçümseyen bir ifade oluştu.
“Hiç kimse güç önüne geldiğinde geri çekilmez.”
Cahit, Leyla’nın etrafında duran Damien ve Kael’e baktı.
“Belki onun istediği güç değildir.”
“Leyla mı?”
“Onu korumak.”
Evren’ın gözleri karardı.
“İnsanlar birbirleri için makamdan daha tehlikeli şeyler yapar.”
Cahit başını salladı.
“Bunu bu gece gördük.”
Evren platformdan uzaklaşırken son kez zemindeki sönmüş Valerian yazısına baktı.
“Bütün kayıtları özel odama getirin.”
“Raven erişime el koyabilir.”
“Raven’ın erişemediği arşivi kullan.”
Cahit tereddüt etti.
“İkinci ağı mı?”
“Benden sakladığın ağın işe yarama zamanı geldi.”
Evren salonun arka kapısına yöneldi.
“Lucien’i bulun. Victor’dan önce.”
“Canlı mı?”
“Evet.”
“Neden?”
Evren durarak kanayan avucuna baktı.
“On İkinci Bekçi’nin kim olduğunu yalnızca o biliyor olabilir.”
Cahit’in telefonu tam o anda sessizce titreşti. Ekranda numara görünmüyordu. Tek bir sembol vardı:
İkiye ayrılmış siyah güneş.
Mesajı Evren’dan gizleyerek açtı:
Valerian işaretlendi. Taşıyıcı bir sonraki aşamaya geçti. Majest’in kapıyı açmasına izin verme.
Cahit’in yüzü değişmedi. Telefonu cebine koydu.
Evren arkasına bakmadan sordu:
“Bir şey mi oldu?”
“Hayır, Majest.”
Evren yürümeye devam etti.
Cahit birkaç saniye yerinde kaldı.
Yıllardır Evren’ın ikinci adamıydı. Şehirlerdeki hücreleri, para ağını ve saha görevlilerini onun adına yönetiyordu. Herkes Cahit’in yalnızca Majest’e hizmet ettiğini sanıyordu.
Fakat On İkinci Bekçi’nin hattı, Evren Majest olmadan önce de onun elindeydi.
Ve şimdi iki efendiden biri, diğerini durdurmasını emrediyordu.
________________________________________
Damien, Leyla’yı konsey salonundan çıkarıp Hazer’in özel katındaki boş bir dinlenme odasına götürdü. Kael kapının dışında kaldı. Lucas, Astér’in oluşturduğu yanığı kontrol etmek için sağlık çantasını getirirken Damien, Leyla’nın boynundaki kızarıklığa soğuk bez bastırdı.
Leyla acıyla yüzünü buruşturdu.
“Biraz daha bastırırsan bu kez sen boğacaksın.”
Damien elini gevşetti.
“Şaka yapacak durumda değilsin.”
“Şaka yapmadım.”
Lucas kapıdan içeri girdi.
“İyi haber, zincir deriyi kesmemiş. Kötü haber, taş resmen boynuna kaynaklanmaya çalışmış.”
Damien ona baktı.
“Çıkarılabilir mi?”
“Şu an denemek istemem.”
Leyla hemen karşı çıktı:
“Zaten çıkarmayacağım.”
Lucas çantasından yanık merhemi çıkarırken mırıldandı:
“Bu grupta birinin tıbbi tavsiyeye normal cevap verdiği gün tören düzenleyeceğim.”
Damien merhemi Lucas’ın elinden aldı.
“Ben yaparım.”
Lucas kaşlarını kaldırdı.
“Restorasyon mimarlığı eğitiminde yanık tedavisi de mi vardı?”
“Çık.”
Lucas, Leyla’ya baktı.
“Yardım istersen dışarıdayım.”
Kapı kapandıktan sonra Damien merhemi dikkatlice kızaran bölgeye sürdü. Leyla onun yüzündeki öfkeyi fark ediyordu.
“Evren’ı gerçekten vuracak mıydın?”
“Evet.”
“Konseyin ortasında?”
“Evet.”
“Sonrasını düşündün mü?”
“Hayır.”
Leyla gözlerini ondan ayırmadı.
“Evren haklı. İnsanlar kişisel davrandığında kolay yönetiliyor.”
Damien eli boynunda dururken ona baktı.
“Bunu bana karşı kullanma.”
“Kullanmıyorum.”
“Öyleyse ne söylüyorsun?”
“Benim için kendini bütün Aureth’in karşısına atma.”
Damien’ın sesi alçaldı.
“Bunu benden isteyen kişi, babasının katili için Aureth’in merkezine tek başına yürüdü.”
“Tek başıma değildim.”
“Çünkü yanındaydım.”
Leyla birkaç saniye sustu.
“Bu, sana güveniyorum demek değil.”
“Biliyorum.”
“Ama platformdayken sesini duymak iyi geldi.”
Damien’ın parmakları kısa süreliğine hareketsiz kaldı. Ardından merhemin kapağını kapattı.
“Bir daha o platforma çıkmayacaksın.”
Leyla yorgun bir ifadeyle başını koltuğa yasladı.
“Bu anı bozmasaydın olmazdı.”
Damien’ın dudağının kenarı belli belirsiz kıvrıldı ama yüzündeki kaygı kaybolmadı.
“Evren’ın babasından kalan kaydı bulacağız.”
“Sonra On İkinci Bekçi’yi.”
“Sonra Lucien’i.”
Leyla gözlerini kapattı.
“Sonra babamı öldüren herkesin karşısına çıkacağız.”
Damien, onun yüzündeki yorgunluğu izledi.
“Biz mi?”
Leyla gözlerini yeniden açtı.
“Şimdilik aynı yoldayız demiştik.”
“Şimdilik uzadı.”
“Yanlış anlama.”
“Anlamıyorum.”
Leyla’nın dudaklarında çok kısa bir gülümseme oluştu.
“Ne kadar sinir bozucusun.”
“Bunu daha önce de söyledin.”
Dışarıdaki koridorda Kael’in telefonu titreşti. Raven’dan gelen mesaj, oteldeki bütün dengelerin değişmek üzere olduğunu gösteriyordu:
Evren’ın yetkileri geçici olarak inceleniyor. Cahit ortadan kayboldu. Sinan’ı taşıyan araç güzergâhtan çıktı.
Kael mesajı ikinci kez okudu.
Konsey salonundaki sarsıntı sona ermişti.
Fakat Majest’in kurduğu ağ, aynı anda üç farklı yerden çözülmeye başlamıştı.
— İKİ EFENDİNİN ADAMI
Kael kapıyı iki kez vurduktan sonra cevabı beklemeden içeri girdi. Yüzündeki ifade, getirdiği haberin sıradan olmadığını daha konuşmadan belli ediyordu. Damien, Leyla’nın boynundaki kızarıklığa sürdüğü merhemin kapağını kapatıp ayağa kalktı.
“Ne oldu?”
“Cahit ortadan kayboldu. Sinan’ı taşıyan nakil aracı da belirlenen güzergâhtan çıktı.”
Leyla koltukta doğruldu.
“Ne demek araç güzergâhtan çıktı?”
“Raven’ın ayarladığı korumalı nakil, Ankara çevre yoluna ulaşmadan önce sahte bir savcılık emriyle yönlendirilmiş. Araç Valerian Vakfı’nın sağlık merkezine gidiyor görünüyordu. Fakat son sinyal, merkezin on iki kilometre dışında kesilmiş.”
“Sinan’ı kaçırdılar mı?”
“Büyük ihtimalle.”
Leyla hemen ayağa kalktı. Başının dönmesiyle bir an koltuğun kenarına tutunmak zorunda kaldı. Damien omzuna uzandığında elini sertçe çekti.
“İyiyim.”
“İyi görünmüyorsun.”
“Sinan öldürülürse Lucien’e ulaşabileceğimiz tek tanığı kaybederiz.”
Kael kapıyı kapatarak odaya geçti.
“Raven da aynı şeyi düşünüyor. Kendisinin görevlendirdiği ekipten iki kişi araçtaydı. Onlardan da haber alınamıyor.”
Damien’ın bakışları sertleşti.
“Cahit’in kaybolmasıyla naklin sapması aynı anda olduysa tesadüf değil.”
“Evren’ın emri olabilir mi?” diye sordu Leyla.
“Evren, Sinan’ı kendi sağlık merkezine aldırmak istiyordu. Konuşmasını engellemeden yeniden kontrolüne sokmayı planlıyordu. Fakat Cahit’in ortadan kaybolması planın ikinci kez değiştirildiğini gösteriyor.”
Leyla, kara kaplı defterin gerçek nüshasının saklandığı çekmeceye baktı.
“Cahit kime çalışıyor?”
Damien kısa bir an sustu.
“Resmî olarak Evren’a.”
“Resmî olmayan kısmını soruyorum.”
Kael cevap verdi:
“Cahit, Evren Majest olmadan önce de Aureth’in saha ağındaydı. Önceki Majest döneminde para taşıyan hücreleri ve bilgi toplayan insanları yönetiyordu. Evren makamı aldığında Cahit taraf değiştirmedi; yalnızca yeni Majest’e bağlılığını bildirdi.”
“Yani kişiye değil, makama çalışıyor.”
“Öyle görünüyordu.”
Leyla onun kullandığı geçmiş zamanı fark etti.
“Artık görünmüyor mu?”
Kael telefonundaki mesajı açıp Damien’a uzattı.
“Raven, konsey salonunda Evren’ın platforma çıkmasından hemen önce Cahit’in cihazına şifreli bir mesaj geldiğini fark etmiş. Ekranda yalnızca siyah güneş sembolünü görmüş.”
Leyla’nın yüzü değişti.
“On İkinci Bekçi.”
“Evet.”
“Cahit, babamı öldüren emrin geldiği kişiye de mi çalışıyor?”
Damien telefonu inceledi.
“Bunu henüz bilmiyoruz. On İkinci Bekçi’yle iletişimde olması, Lucien’in yaptığı her şeyi bildiği anlamına gelmez.”
Leyla acıyla güldü.
“Hepinizin birbirinizle bağlantısı var ama kimse hiçbir şey bilmiyor.”
“Bu sistem özellikle böyle kuruldu,” dedi Kael. “Sinan, Cahit’in verdiği görevi yapar ama emrin Cahit’e kimden geldiğini bilmez. Cahit, Evren’ın kararlarını uygular ama Evren’ın On İki Bekçi’yle yaptığı pazarlıkları görmez. Bölgesel hücreler birbirini tanımaz. Bir halka yakalandığında diğerleri korunur.”
“Babam bu yüzden bütün ağı çözemedi.”
“Evet.”
Leyla, babasının haftalarca Sinan’ın para hareketlerini ve görüştüğü kişileri takip ettiğini düşündü. Erdem bir isme ulaştığında onun arkasından başka bir isim çıkıyor, fakat hiçbiri bütün yapıyı göstermiyordu. Sinan yalnızca kapıdaki ilk adamdı. Cahit, kapının arkasındaki koridoru yönetiyordu. Evren ise bütün binanın kendisine ait olduğunu sanıyordu.
Peki On İkinci Bekçi neredeydi?
Belki de binayı kimin yaptığını bilen tek kişiydi.
“Cahit, Sinan’ı neden kaçırmış olabilir?” diye sordu.
“Üç ihtimal var,” dedi Damien. “Evren’ın emrini yerine getirip Sinan’ı kendi kontrolüne alıyor olabilir. On İkinci Bekçi adına konuşmasını engellemek istiyor olabilir. Ya da iki taraftan da bağımsız hareket ediyor olabilir.”
“Bir insan aynı anda herkese nasıl çalışır?”
Kael’ın cevabı sakindi.
“Hiç kimseye sadık olmayarak.”
Leyla çantasına uzandı.
“Gidiyoruz.”
Damien önüne geçti.
“Nereye?”
“Sinan’ı bulmaya.”
“Ankara’da.”
“Uçağınız var.”
“Bir saat önce Astér seni boğmaya çalıştı.”
“Bir saat önce babamın öldürülmesini izleyen tek tanık hayattaydı. Bir saat sonra olmayabilir.”
“Raven Ankara’da. Onu arıyor.”
“Raven da Aureth’e çalışıyor.”
“Raven, Sinan’ın yaşamasını istiyor.”
“Şimdilik.”
Damien’ın yüzü gerildi.
“Her şeyi tek başına kontrol edemezsin.”
“Bunu senden duymak ironik.”
Kael araya girdi:
“Sinan’ın aracındaki ekipten birine takip cihazı koymuştum.”
Damien başını ona çevirdi.
“Bunu niye daha önce söylemedin?”
“Resmî aracın izlenmesine ihtiyaç olmayacağını düşünmüştüm. Ana sistem kapatıldığında yedek cihazın sinyal vermesini bekledim.”
“Şimdi veriyor mu?”
“Çok zayıf. Ankara’nın dışında, eski bir kervansarayın bulunduğu bölgede.”
Leyla hiç tereddüt etmeden konuştu:
“Oraya gideceğiz.”
Damien birkaç saniye onu izledi. Leyla’nın kararını değiştiremeyeceğini biliyordu ama onu şu hâliyle yeniden uçağa bindirip silahlı bir operasyonun ortasına götürmek de istemiyordu.
“Sen burada kalacaksın. Kael’le ben gideceğim.”
Leyla çantasını omzuna taktı.
“Beni odada kilitlemeyi deneyebilirsin.”
“Bunu söylemekten zevk mi alıyorsun?”
“Hayır. Yapamayacağını hatırlatıyorum.”
“Yapabilirim.”
“Sonra sana bir daha asla güvenmem.”
Damien’ın bakışları sertleşti.
“Şu an güveniyor musun?”
“Tam olarak değil.”
“Öyleyse kaybedeceğim fazla bir şey yok.”
Leyla birkaç adımda karşısına geldi.
“Var. Sana güvenme ihtimalimi kaybedersin.”
Damien cevap veremedi. Leyla’nın yüzündeki yorgunluğun altında, bu cümleyi söylemekten hoşlanmadığı belliydi. Aralarındaki şeyin adını koymuyor, ona tamamen güvenmiyor ama kapıyı da bütünüyle kapatmıyordu.
Kael boğazını temizledi.
“Bunu daha romantik bir zamanda çözebilir misiniz? Cihaz hareket etti.”
Leyla ve Damien aynı anda ona baktı.
Kael telefonun ekranını gösterdi.
“Sinyal kuzeye doğru ilerliyor. Sinan hâlâ araçta olabilir.”
Damien kararını verdi.
“Özel uçak hazırlanacak. Leyla bizimle gelecek ama doğrudan operasyon alanına girmeyecek.”
Leyla itiraz etmek üzereydi.
“Bu kadarını kabul edeceksin.”
“Bana emir—”
“Leyla.”
Damien’ın sesi önceki tartışmalarından farklıydı. Öfkeli değil, ciddi ve yorulmuştu.
“Sinan’ı bulmak istiyorsan benim de işimi yapmama izin vereceksin.”
Leyla birkaç saniye gözlerinin içine baktı.
“Aracın içinde beklerim. Ama Sinan bulunduğu anda onunla konuşacağım.”
“Güvenli olduğunda.”
“Bulunduğu anda.”
“Güvenli olduğunda.”
Leyla dişlerini sıktı.
“Peki.”
Kael kapıya yöneldi.
“Lucas’ı da alacağım.”
Damien kaşlarını çattı.
“Neden?”
“Eski kervansarayın altında Roma dönemine ait su tünelleri var. Cahit orayı seçtiyse girişlerin tamamı yüzeyde görünmez.”
“Lucas bunları biliyor mu?”
“Bilmediği bir yer varsa öğrenmiş gibi konuşur.”
Kapının dışından Lucas’ın sesi duyuldu:
“Arkamdan konuşurken sesinizi biraz kısabilirsiniz.”
Kael kapıyı açtı. Lucas elinde tabletle bekliyordu. Yüzünde her zamanki rahat ifade bulunmasına rağmen gözleri ciddi görünüyordu.
“Bölgenin eski planlarını buldum. Kervansarayın altında üç tünel var. Biri çökmüş, biri yol yapımı sırasında kapatılmış. Üçüncüsü kuzeydeki kuru dere yatağına açılıyor.”
Damien ceketini aldı.
“On dakika içinde çıkıyoruz.”
Lucas’ın telefonu yeniden titreşti. Ekrana baktığında yüzündeki ifade kısa süreliğine değişti. Arayan Artemis’ti. Çağrıyı reddedip telefonu cebine koydu.
Leyla bunu fark etti.
“Kaçıncı kez arıyor?”
“Saymadım.”
“Cevap vermeyecek misin?”
“Şu an Sinan’ı kaçıran adamların peşine gidiyoruz.”
“Son birkaç gündür de mi aynı şeyi yapıyordun?”
Lucas kaşlarını kaldırdı.
“Sen babanın katilini ararken benim eski ilişkimi mi çözeceğiz?”
“Hayır. Ama bir insanı cevapsız bırakmak, onu durdurmuyor. Daha çok peşine düşürüyor.”
“Artemis’i tanıyormuş gibi konuştun.”
“Onu tanımıyorum. Seni tanımaya başladım.”
Kael alaycı bir sesle mırıldandı:
“Bu daha ağırdı.”
Lucas ona ters ters baktı.
“Omzun iyileşmiş galiba.”
Telefon tekrar titreşti. Bu kez mesaj gelmişti.
Neredesin? Üniversiteye de eve de gelmedin. Mardin’e gittiğini söylediler. Bennu’yla mı birliktesin?
Lucas mesajı okumadan ekranı kapattı.
Leyla çantasını düzeltirken konuştu:
“Sonra karşına çıkıp neden cevap vermediğini sorarsa şaşırma.”
“Çıkamaz. Nerede olduğumu bilmiyor.”
Lucas odadan çıktığında Leyla arkasından baktı.
“Bundan emin olmasa daha iyi.”
________________________________________
Konsey salonunun altındaki özel geçitte Evren, kanayan elini siyah bir bezle sıkıca sarmış hâlde Cahit’in çalışma odasına girdi. Oda boştu. Masanın üzerindeki üç telefon yerindeydi fakat saha ağını yöneten asıl cihaz ortadan kaybolmuştu.
Evren çekmeceleri tek tek açtı. Cahit’in belgelerinin büyük bölümü duruyordu. Ankara, İstanbul, İzmir ve Mardin hücrelerine ait kod listeleri yerindeydi. Fakat yalnızca Majest’in bildiğini sandığı iki yedek ağın dosyaları alınmıştı.
Raven kapının eşiğinde göründü.
“Cahit kendi isteğiyle gitmiş.”
Evren arkasını dönmedi.
“Bunu söylemek için mi geldin?”
“Nakil aracını yönlendiren sahte emir, Valerian Vakfı’nın sisteminden çıktı. Fakat imzada Cahit’in yalnızca önceki Majest döneminde kullandığı eski bir kod var.”
Evren yavaşça ona döndü.
“Bu kodun varlığını nereden biliyorsun?”
“İstihbarat makamının görevi, insanların unuttuğu şeyleri hatırlamaktır.”
“Cahit’in yedek ağını yıllardır biliyordun.”
“Birini.”
“Diğerini?”
“On İkinci Bekçi’nin mesajı gelene kadar bilmiyordum.”
Evren’ın bakışları karardı.
“Mesajda ne yazıyordu?”
“Görmedim.”
“Raven.”
“Ekranda yalnızca sembolü gördüm.”
“Benden bir şey saklıyorsan—”
“Ne yapacaksınız? Yetkilerim geçici olarak konsey yasalarıyla korunuyor.”
Evren ağır adımlarla ona yaklaştı.
“Bir yasanın seni benden koruyabileceğine gerçekten inanıyor musun?”
Raven geri çekilmedi.
“Hayır. Fakat beni ortadan kaldırmanız, bütün konseyin korkunuzun ne kadar büyüdüğünü görmesini sağlar.”
Evren’ın yüzünde soğuk bir gülümseme oluştu.
“Beni oldukça iyi tanıdığını düşünüyorsun.”
“Sizi anlamak zor değil. İnsanların kendilerine hizmet ettiğine inanmak istiyorsunuz. Cahit’in başka bir efendisi olabileceği fikri, ihanetinden daha çok gururunuzu yaralıyor.”
“Cahit’in efendisi yoktur.”
“Öyleyse nereye gitti?”
Evren masadaki telefonlardan birini alıp Cahit’in özel hattını aradı. Çağrı birkaç kez çaldıktan sonra açıldı. Karşı taraftan yalnızca araç sesi geliyordu.
“Cahit.”
“Majest.”
Adamın sesi her zamanki kadar sakindi. Sanki ortadan kaybolan ve Sinan’ın naklini kaçıran kişi o değilmiş gibi konuşuyordu.
“Neredesin?”
“Sinan’ı güvenli bir yere götürüyorum.”
“Benim sağlık merkezim güvenliydi.”
“Raven güzergâhı öğrendi. Victor’un adamları da öğrenirdi.”
“Bunu sana kim söyledi?”
Cahit cevap vermedi.
Evren’ın yaralı eli telefonun çevresinde sıkılaştı.
“On İkinci Bekçi mi?”
“Bu konuşmayı açık hat üzerinden yapmayalım.”
“Bana emir vermeye başladın.”
“Size hayatta kalmanız için gereken bilgiyi veriyorum.”
Raven, Evren’ın yüzündeki değişimi izliyordu.
“Sinan’ı nereye götürüyorsun?”
“Eski kervansaraya.”
“Orası yıllardır kullanılmıyor.”
“Bu yüzden güvenli.”
“Bekle. Ben geliyorum.”
Cahit’in sesi ilk kez sertleşti.
“Gelmeyin.”
Odadaki sessizlik ağırlaştı.
Evren yavaşça sordu:
“Ne dedin?”
“On İkinci Bekçi sizin işaretlendiğinizi biliyor. Şu an hareketleriniz izleniyor. Kervansaraya gelirseniz Sinan’ı değil, sizi alırlar.”
“Sen kimin tarafındasın?”
Cahit kısa bir süre sustu.
“Yirmi yıldır size bu soruyu sormadım.”
“Ben Majest’im.”
“Bu gece platform, makamınızdan önce kanınızı tanıdı.”
Evren’ın yüzündeki öfke büyüdü.
“Beni tehdit mi ediyorsun?”
“Hayır. İlk kez size gerçeği söylüyorum.”
“Gerçek şu ki sen benim kurduğum ağla hayatta kalıyorsun.”
“Yanılıyorsunuz. Ağın büyük bölümünü ben kurdum. Siz onu finanse ettiniz.”
Raven’ın bakışlarında belli belirsiz bir değişiklik oldu. Evren ise Cahit’in sözlerinin salonda söylenen bütün suçlamalardan daha ağır olduğunu hissediyordu. Cahit, yıllardır yanında başını eğmiş, emirlerini tartışmadan yerine getirmişti. Şimdi ilk kez Majest’in sahip olduğunu sandığı gücün kendisine ait olmadığını açıkça söylüyordu.
“Sinan’ı bana getireceksin.”
“Şu an mümkün değil.”
“Bu bir emirdir.”
“Emrinizi duydum.”
“Uygulayacak mısın?”
Cahit cevap vermedi.
Evren’ın sesi buz gibi oldu.
“Cahit.”
“Sinan, Lucien’e giden bağlantıyı yalnızca Leyla’ya anlattı. Fakat henüz söylemediği bir isim var.”
“Kim?”
“On İkinci Bekçi’nin kimliğine ulaşan aracı.”
“İsmi ne?”
“Önce Sinan’dan öğreneceğim.”
“Sonra?”
“Sonra kimin öğrenmesi gerektiğine karar vereceğim.”
Evren birkaç saniye konuşamadı. Cahit’in artık emrinde olmadığını o anda tam anlamıyla kabul etti.
“Bunu yaptığında geri dönüşün olmaz.”
Cahit’in sesi sakindi.
“Benim için geri dönüş, Erdem’in öldürüldüğü gece bitti.”
Telefon kapandı.
Evren cihazı masaya sertçe bıraktı.
Raven kollarını arkasında birleştirdi.
“Cahit, Erdem’in ölümünden pişmanlık duyuyor olabilir.”
“Cahit yalnızca kendi konumunu düşünür.”
“İnsanların değişebileceğine inanmıyorsunuz.”
“İnsanlar değişmez. Yalnızca korktukları şey değişir.”
“Belki artık sizden korkmuyor.”
Evren ona döndü.
“Bu gece herkes cesaretlendi.”
“Hayır. Bu gece herkes sizin de ölebileceğinizi gördü.”
Evren’ın yüzündeki ifade karardı.
“Cahit’i bul.”
“Damien ve Kael çoktan gidiyor.”
“Bunu nereden biliyorsun?”
“Kael sinyali bana gönderdi.”
“Onlar Sinan’a benden önce ulaşırsa—”
“Ne olur? Sinan konuşur mu?”
“Cahit’in hangi tarafa geçtiğini öğrenirler.”
Raven’ın sesi sakindi.
“Belki de öğrenmeleri gerekiyor.”
Evren masanın üzerindeki siyah güneş sembolüne ait eski fotoğrafı aldı.
“Sen de mi Damien’ın yanında duruyorsun?”
“Ben Aureth’in yanında duruyorum.”
“Bu cümleyi bir daha tekrarlarsan seni gerçekten öldürebilirim.”
Raven’ın yüzünde küçük, soğuk bir gülümseme oluştu.
“Önce hangimizin Aureth için daha gerekli olduğuna konseyin karar vermesi gerekir.”
Evren, Raven’ın arkasından çıkışa yöneldi.
“Nereye gidiyorsunuz?” diye sordu Raven.
“Kervansaraya.”
“Cahit gelmemenizi söyledi.”
“Bu yüzden gideceğim.”
“On İkinci Bekçi sizi bekliyor olabilir.”
Evren durup arkasına baktı.
“Bütün hayatımı ondan kaçarak geçirdim. Artık kimin yüzünün arkasında saklandığını göreceğim.”
“Tek başınıza mı?”
Evren’ın dudaklarında kibirli gülümsemesi yeniden oluştu.
“Ben hiçbir zaman tek başıma değilim.”
Raven, onun odadan çıkışını izledi.
Evren hâlâ bütün ağın kendisini takip edeceğine inanıyordu.
Oysa birkaç dakika içinde çağırdığı adamlardan yarısının Cahit’ten emir beklediğini, diğer yarısınınsa siyah güneşin görünmeyen sahibine rapor verdiğini öğrenecekti.
Majest’in ordusu sandığı insanlar, yalnızca aynı odada duran farklı efendilerin adamlarıydı.
________________________________________
Eski kervansarayın altında bulunan taş odada Sinan, elleri sandalyenin arkasına bağlanmış hâlde oturuyordu. Yüzünde cezaevindeki günlerden kalan yorgunluk, gözlerinde ise dışarı çıkarıldığı andan beri büyüyen korku vardı. Karşısında duran Cahit ceketini çıkarmış, beyaz gömleğinin kollarını dirseklerine kadar sıvamıştı.
Odanın köşesinde iki adam bekliyordu. Sinan onları tanımıyordu. Cahit’in Ankara hücresindeki görevlilerinden değillerdi. Üzerlerinde Aureth mührü de bulunmuyordu.
“Beni buraya niye getirdin?” diye sordu Sinan.
Cahit taş masanın üzerine küçük bir kayıt cihazı bıraktı.
“Leyla’ya söylemediğin ismi almak için.”
“Her şeyi söyledim.”
“Lucien’i, Azad’ı ve Zerhân’ı söyledin. Fakat Erdem öldürülmeden önce siyah şapkalı adamın telefonunda gördüğün işareti söylemedin.”
Sinan’ın yüzü gerildi.
“Bir şey görmedim.”
Cahit ağır adımlarla yanına yaklaştı.
“Yıllardır bana yalan söyledin. Paranın bir kısmını sakladın, görevleri zamanında bitirmedin ve ayin gecesinde canını kurtarmak için Leyla’nın adını verdin. Bunların hepsini görmezden geldim. Çünkü korkaklığın işe yarıyordu.”
Sinan başını kaldırıp ona baktı.
“Şimdi ne değişti?”
“Erdem öldü.”
“Ben öldürmedim.”
“Ben de öldürmedim. Ama ikimiz de oraya giden yolu açtık.”
Sinan acı bir kahkaha attı.
“Vicdanın mı uyandı?”
Cahit’in yüzünde herhangi bir duygu belirmedi.
“Hayır. Vicdan geç kalmış insanların kendilerini iyi hissetmek için kullandığı bir kelimedir. Ben yalnızca bir hatanın bütün sistemi yıkmasına izin vermeyeceğim.”
“Hangi sistem? Evren’ın mı, Bekçi’nin mi?”
Cahit’in bakışları sertleşti.
“Demek mesajı gördün.”
“Telefonunda siyah güneşi gördüm.”
“Başka ne gördün?”
“Hiçbir şey.”
Cahit masadaki cihazı çalıştırdı.
“Erdem’in öldürüldüğü gece Lucien, telefonu açtığında karşısındaki kişiye ‘Mühür onaylandı’ dedi. Sonra senin yanında bir isim kullandı.”
Sinan’ın yüzündeki renk çekildi.
“Duymadım.”
“Duydun.”
“Silahlar vardı. Ne söylediğini anlamadım.”
Cahit, Sinan’ın önünde eğilerek yüzünü ona yaklaştırdı.
“Lucien kimin adını söyledi?”
Sinan gözlerini kaçırdı.
“Beni buradan çıkarsan anlatırım.”
Cahit’in yüzünde küçümseyen bir ifade oluştu.
“Hâlâ pazarlık yapabildiğini sanıyorsun.”
“Ben ölürsem öğrenemezsin.”
“Sinan, seni hayatta bırakmam için gereken tek şey bilgindir. Söylemediğin her saniye, yaşamanın sebebini azaltıyorsun.”
Sinan nefesini düzenlemeye çalıştı.
“Leyla’ya güvence istemiştim.”
“Leyla babasının yasını tutuyor. Sana güvence verecek makamı yok.”
“Damien’ın var.”
“Damien seni korumak istemiyor. Yalnızca konuşmanı istiyor.”
“Evren?”
“Evren seni yeniden kontrol etmek istiyor.”
“On İkinci Bekçi?”
Cahit’in sesi alçaldı.
“Onun ne istediğini henüz bilmiyorsun.”
Sinan acı içinde güldü.
“Sen biliyor musun?”
Cahit cevap vermedi.
Sinan, karşısındaki adamın yıllardır sandığı kadar güçlü olmadığını ilk kez fark etti. Cahit bütün hücreleri, para ağlarını ve adamları yönetiyordu ama kendisi de daha büyük bir yapının içinde sıkışmıştı. Evren’a bağlı görünürken siyah güneşten emir alıyor, şimdi iki tarafın ortasında kendi yolunu açmaya çalışıyordu.
“Sen de korkuyorsun,” dedi Sinan.
Cahit’in yüzünde değişiklik olmadı.
“Hepimiz korkuyoruz.”
“Evren bunu bilmiyor.”
“Evren, korkunun yalnızca başkalarına ait olduğunu sanıyor.”
“On İkinci Bekçi kim?”
Cahit taş masaya yaslandı.
“Bunu senden öğreneceğim.”
Sinan birkaç saniye sessiz kaldı. Dışarıdan uzak bir motor sesi duyuldu. Cahit’in adamlarından biri kulaklığındaki düğmeye bastı.
“Yaklaşan araçlar var.”
“Kim?”
“İki araç kuzey yolunda. Bir helikopter de bölgeye yaklaşıyor.”
Cahit yüzünü Sinan’a çevirdi.
“Vaktin bitti.”
Sinan’ın nefesi hızlandı.
“Beni Damien’a teslim et.”
“Önce isim.”
“Beni burada öldürürler.”
“İsim.”
Sinan gözlerini kapattı. Erdem’in direksiyon üzerine düşen bedeni, Lucien’in telefonla konuşurken kullandığı kelime ve siyah şapkanın altındaki soğuk bakışlar zihninde canlandı.
“Arkasındaki kişiye ‘Aynadaki Adam’ dedi.”
Cahit kaşlarını çattı.
“Bu isim değil.”
“Gerçek isim kullanmadılar. Lucien, ‘Aynadaki Adam’a söyle, Valerian’ın borcu hâlâ duruyor’ dedi.”
Cahit’in yüzündeki sakinlik ilk kez bozuldu.
“Emin misin?”
“Evet.”
“Başka?”
“Karşıdaki kişi, taşıyıcının babasının ortadan kalkması gerektiğini söyledi. Lucien telefonu kapattıktan sonra siyah güneş mührünü gösterdi.”
Cahit birkaç saniye düşünmeden durdu. “Aynadaki Adam” ifadesini yıllar önce eski Majest’in özel kayıtlarında görmüştü. Gerçek bir isim değil, On İki Bekçi’nin kimliğini Majest’e bildirmeden onunla konuşan aracının unvanıydı.
On İkinci Bekçi doğrudan emir vermiyordu.
Emirlerini Aynadaki Adam taşıyordu.
“Yüzünü gördün mü?”
“Hayır. Telefon görüşmesiydi.”
“Ses?”
“Değiştirilmişti.”
Dışarıdaki adam yeniden konuştu:
“İlk araç Damien Şahmar’a ait. İkinci araç kimlik göndermiyor.”
Cahit ceketini aldı.
“Sinan’ı arka geçide götürün.”
Sinan korkuyla sandalyeyi hareket ettirmeye çalıştı.
“Beni nereye götürüyorsun?”
“Bu kez kimin yanında daha uzun yaşayacağına karar vereceğiz.”
“Leyla’yla konuşacağım.”
Cahit kapıya yöneldi.
“Önce ben Damien’la konuşacağım.”
Taş kapı kapanırken Sinan arkasından bağırdı:
“Evren geliyor!”
Cahit olduğu yerde durdu.
Sinan’ın yüzünde korkuyla karışık bir gülümseme vardı.
“Helikopter onun. Majest her yere gökyüzünden inmeyi seviyor.”
Cahit birkaç saniye tavanın üzerinden yaklaşan pervane sesini dinledi.
Evren, gelmemesi gerektiği söylenen tek yere yine de geliyordu.
Çünkü onu durdurabilecek bir gücün varlığını kabul etmek, Majest’in kibrine ölümden daha ağır geliyordu.
________________________________________
İstanbul’da Artemis, Lucas’ın cevapsız bıraktığı mesajlara yeniden baktı. Son görülme bilgisi kapalıydı. Üniversitedeki odasına gitmiş, evine uğramış ve ortak tanıdıkları aramıştı. Kimse Lucas’ın nerede olduğunu söylemiyordu. Yalnızca bir kişi, onu birkaç gün önce Erdem Yankı’nın cenazesinin ardından Leyla’nın ailesiyle birlikte gördüğünü söylemişti.
Artemis telefonundaki eski konuşmaları açtı. Lucas’ın aylar önce gönderdiği bir konum, Leyla’nın Ankara’daki aile evinin bulunduğu mahalleyi gösteriyordu. O gün oraya gitmemiş, adresi önemsememişti.
Şimdi ekrana uzun süre baktı.
Lucas ilişkiyi bitirdiğini söylemişti. Ardından Bennu’yla yakınlaşmış ve hiçbir açıklama yapmadan ortadan kaybolmuştu. Artemis, görmezden gelinmeye alışık değildi. Bir insanın kendisini hayatından çıkarmasına, özellikle de bunu başka bir kadın için yapmasına sessizce izin vermeyecekti.
Ankara’ya giden ilk uçuşu kontrol etti.
Ekranda yalnızca iki boş koltuk kalmıştı.
Artemis hiç tereddüt etmeden biletini aldı.
Lucas’ı bulmak için son görüldüğü yere gidecekti.
Leyla’nın evine.
— AYNADAKİ ADAM
Eski kervansarayın üzerindeki sessizlik, yaklaşan helikopterin pervane sesiyle parçalandı. Yıllardır kullanılmayan avlunun taşları havalanan tozun altında kaybolurken Cahit, ana kapının önünde durup gökyüzüne baktı. Evren’a gelmemesini söylemişti. Majest ise hayatı boyunca kendisine çizilen sınırları kabul etmediği gibi, ilk kez açıkça uyarıldığı bu gece de geri çekilmemişti.
Kuzey yolunda beliren iki siyah araç kervansaraya yaklaşıyordu. Öndeki araç Damien’a, arkasındaki ise Kael’in ekibine aitti. Birkaç yüz metre gerideyse plakaları kapatılmış üçüncü bir araç farlarını söndürerek taşlık arazinin kenarında durdu.
Cahit o aracı tanımıyordu.
Bu durum, kervansaraydaki diğer bütün gelişmelerden daha tehlikeliydi.
Kulaklığındaki düğmeye bastı.
“Kuzey yamacındaki aracı kontrol edin. Kimlik almadan yaklaşmalarına izin vermeyin.”
Adamlarından biri cevap verdi:
“İki kişi araçtan indi. Mühür göstermiyorlar.”
“Yaklaştırmayın.”
“Emredersiniz.”
Cahit arkasındaki taş kapıya baktı. Sinan içerideydi. Yıllardır küçük çıkarları, korkuları ve borçları için Aureth’in işlerini yapan adam, Erdem’in ölüm gecesinde farkında olmadan bütün yapının en eski sırlarından birini duymuştu.
Aynadaki Adam.
Bu yalnızca bir lakap değildi. Önceki Majest dönemine ait kayıtlarda birkaç kez geçen, fakat gerçek kimliği hiçbir zaman bulunamayan bir aracıydı. On İki Bekçi’nin üyeleri, Majest dâhil hiç kimseyle doğrudan konuşmazdı. Emirleri, mühürleri ve tehditleri Aynadaki Adam üzerinden ulaştırılırdı.
Onu gören kişi kendi yüzünü görür, adamın gerçek yüzünü asla seçemezdi. Eski kayıtlara göre görüşmelerde ayna biçimindeki metal bir maske takardı. Sesini değiştirir, aynı yerde ikinci kez bulunmazdı.
Sinan’ın duyduğu ifade doğruysa Erdem’in ölümü yalnızca Victor’un emri değildi.
On İkinci Bekçi, Aynadaki Adam aracılığıyla Lucien’e ulaşmıştı.
Damien’ın aracı avluya girdi. Araç tamamen durmadan arka kapı açıldı ve Leyla dışarı çıktı. Boynundaki kızarıklığı siyah bir atkıyla kapatmıştı. Astér kıyafetinin altında olmasına rağmen taşın sıcaklığını hâlâ hissediyordu. Kael ile Damien hemen ardından inerken Lucas ikinci araçtan çıkarak çevredeki eski duvarları inceledi.
Damien’ın bakışları doğrudan Cahit’e yöneldi.
“Sinan nerede?”
Cahit taş kapıyı işaret etti.
“İçeride.”
“Niye kaçırdın?”
“Kaçırmadım. Güzergâhı değiştirdim.”
Leyla öne çıktı.
“Savcılığın aracını sahte belgeyle yoldan çıkarmanın başka bir adı mı var?”
Cahit ona baktı. Bir hafta önce Mardin’de gördüğü genç kadınla karşısında duran Leyla arasında yalnızca yasın yaratabileceği kadar sert bir fark vardı.
“Sinan, Valerian Vakfı’nın merkezine girseydi Evren’ın kontrolünden bir daha çıkamazdı.”
“Sen de Evren’ın ikinci adamısın.”
“Evet.”
“O hâlde niye onun emrini bozuyorsun?”
Cahit kısa bir süre cevap vermedi.
“Çünkü Majest’in her kararı Aureth’in yararına değildir.”
Leyla acı biçimde güldü.
“Şimdi mi fark ettin?”
Damien araya girdi.
“On İkinci Bekçi’den ne mesaj aldın?”
Cahit’in bakışları ona çevrildi.
“Raven sandığımdan daha dikkatliymiş.”
“Mesajda ne yazıyordu?”
“Evren’ın kapıyı açmasına izin vermemem istendi.”
“Sen de onların emrini mi uyguluyorsun?”
“Hayır.”
Kael, avlunun iki tarafındaki silahlı adamlara baktı.
“Bu adamlar kime bağlı?”
“Bana.”
Damien’ın sesi soğudu.
“Bu gece bunun bir anlamı yok. Sen kime bağlısın?”
Cahit ilk kez açıkça cevap verdi:
“Şu an kimseye.”
Helikopter avlunun dışındaki düz alana indi. Pervanenin oluşturduğu rüzgâr taşların arasındaki kuru otları savururken Evren, yanında dört silahlı korumayla helikopterden çıktı. Yaralı elini siyah eldivenle kapatmıştı. Konsey salonunda yaşananlar yüzüne yansımıyordu. Yine aynı sakin, kusursuz ve kendinden emin Majest görünümündeydi.
Cahit’in adamları onu görünce istemsizce dikleşti. Bazıları başlarını eğdi. Fakat hiçbiri yanına gitmedi.
Evren bunu fark etti.
Ağır adımlarla avluya girdi. İlk olarak Cahit’e, sonra Damien’a ve en sonunda Leyla’ya baktı.
“Bir saat önce dinlenmen gerekiyordu.”
Leyla’nın cevabı sertti.
“Babamın ölümünü izleyen adam kaçırılınca uykum kaçtı.”
“Sinan kaçırılmadı.”
“Bunu Cahit de söyledi. Aynı yalanı önceden mi hazırladınız?”
Evren, Cahit’e baktı.
“Sinan’ı bana teslim et.”
Cahit yerinden kıpırdamadı.
“Önce konuşacak.”
“Benim merkezimde de konuşabilirdi.”
“Sizin duymak istediğiniz şeyleri söylerdi.”
Evren’ın gözleri daraldı.
“Benim emirlerimi sorgulama hakkını sana kim verdi?”
“Yirmi yıldır emirlerinizin sonuçlarını temizleyen kişi olmam.”
Avludaki adamlar birbirlerine baktı. Cahit’in Evren’la bu şekilde konuştuğunu daha önce hiçbiri görmemişti.
Evren ona doğru yaklaştı.
“Senin kurduğun ağın parasını kimin verdiğini unutuyorsun.”
Cahit geri çekilmedi.
“Para yolu açtı. Yolu yapan bendim.”
“Ve tek emrimle o yolda yürüyen herkes seni terk eder.”
Evren, çevrede bekleyen adamlara döndü.
“Sinan’ı çıkarın.”
Hiç kimse hareket etmedi.
Kısa sessizlik, Evren’a konsey salonundaki bütün suçlamalardan daha ağır geldi. Yıllardır tek sözüyle şehirlerde insanlar takip edilmiş, hesaplar kapatılmış, belgeler değiştirilmiş ve gerekirse hayatlar sona erdirilmişti.
Şimdi karşısındaki adamlar emri duymuş fakat Cahit’in onayını beklemişti.
Evren yüzünü yeniden ona çevirdi.
“Demek ağ gerçekten senin.”
Cahit’in sesi sakindi.
“Bunu daha önce de söyledim.”
“Bana meydan mı okuyorsun?”
“Hayır. Size sahip olduğunuz güçle ödünç aldığınız güç arasındaki farkı gösteriyorum.”
Leyla, Evren’ın yüzündeki küçük değişimi gördü. Majest’in öfkesi bağırarak ortaya çıkmıyordu. Çenesindeki kas hafifçe geriliyor, gözleri sessizce kararıyordu. Fakat bu kez öfkesinin altında başka bir şey daha vardı.
Aşağılanma.
Damien taş kapıya yöneldi.
“Sinan’ı çıkar.”
Cahit eliyle kendi adamlarına işaret etti. Kapı açıldığında Sinan iki kişinin arasında avluya getirildi. Ellerindeki bağlar çözülmemişti. Leyla’yı gördüğünde yüzünde kısa süreliğine rahatlama oluştu.
“Leyla...”
“Benim adımı ağzına alma.”
Sinan başını eğdi.
Evren onu dikkatle süzdü.
“Aynadaki Adam hakkında ne duydun?”
Sinan’ın yüzü gerildi.
“Beni koruyacağınıza söz verirseniz—”
Leyla bir adımda karşısına çıktı.
“Yine pazarlık yaparsan seni burada bırakıp giderim.”
“Ölmek istemiyorum.”
“Babam da istemiyordu.”
Sinan gözlerini kapattı.
Leyla devam etti:
“Lucien telefonda ne söyledi?”
“‘Aynadaki Adam’a söyle, Valerian’ın borcu hâlâ duruyor,’ dedi.”
Evren’ın yüzündeki sakinlik ilk kez gözle görülür biçimde bozuldu.
Damien hemen ona baktı.
“Bu borç ne?”
Evren cevap vermedi.
Leyla’nın sesi sertleşti.
“Babam, senin ailenden kalan bir borç yüzünden mi öldürüldü?”
“Hayır.”
“Sinan’ın duyduğu sözün anlamı ne?”
“Valerian anlaşmasını biliyorsun.”
“Kapının bedelini sizin kanınızın ödeyeceğini biliyorum. Babamın bununla ne ilgisi var?”
Evren gözlerini Sinan’dan ayırmadı.
“On İkinci Bekçi, Astér’in kaynağına yaklaşan herkesi anlaşmanın önünde tehdit olarak görür. Erdem anahtarın nereden geldiğini öğrenmek üzereydi.”
Leyla’nın nefesi ağırlaştı.
“Yani babam öldürülerek yalnızca susturulmadı. Beni yalnız bırakmak istediler.”
Cahit cevap verdi:
“Taşıyıcının yanında onu yönlendirebilecek biri kalmasın diye.”
Leyla başını ona çevirdi.
“Bunu biliyor muydun?”
“Hayır.”
“Sinan benim adımı verdiğinde, babam takip edilirken, Lucien ona yaklaşırken hiçbiriniz hiçbir şey bilmiyordunuz. Ama hepiniz bu yapının yöneticilerisiniz.”
Kimse cevap vermedi.
Leyla’nın gözleri Evren’a yerleşti.
“Majest dediğiniz adam da kendi ölümünden kaçmakla meşguldü.”
Evren’ın yüzü sertleşti.
“Babanın ölümünden beni sorumlu tutmak, seni katiline götürmez.”
“Senin yaptıklarını görmezden gelmem de götürmez.”
Sinan, aralarında konuşulanları korkuyla dinliyordu.
Damien ona yaklaştı.
“Aynadaki Adam hakkında başka ne duydun?”
“Lucien, telefondaki kişiye ‘Mühür onaylandı,’ dedi. Karşı tarafın sesini duyamadım. Sonra Erdem’i öldürdüler.”
“Maske gördün mü?”
“Hayır.”
Cahit araya girdi:
“Aynadaki Adam doğrudan sahaya çıkmaz. Lucien’le telefon üzerinden konuşmuş.”
Evren gözlerini ona çevirdi.
“Onun hakkında ne biliyorsun?”
“Önceki Majest dönemindeki dosyalarda unvanını gördüm. On İki Bekçi’nin aracısı.”
“O dosyaları benden niye sakladın?”
“Siz Majest olduğunuzda merkez arşivden kaldırılmıştı.”
“Kim kaldırdı?”
“Raven’ın makamından önceki istihbarat sorumlusu.”
Evren’ın yüzü karardı.
“O adam on sekiz yıl önce öldü.”
Cahit’in cevabı sakindi.
“Ölüm kayıtlarının ne kadar güvenilir olduğunu hepimiz öğrendik.”
Avlunun kuzey yamacından tek bir silah sesi yükseldi.
Cahit’in adamlarından biri taş duvarın üzerinden geriye doğru düştü. Ardından plakası kapatılmış üçüncü aracın çevresindeki karanlıktan art arda ateş açıldı.
Kael, Leyla’yı kolundan çekerek taş sütunun arkasına aldı. Damien aynı anda silahını çıkarıp önlerine geçti. Evren’ın korumaları Majest’in çevresinde kapanırken Cahit’in adamları iki farklı yöne dağıldı.
“Sinan’ı içeri götürün!” diye bağırdı Cahit.
Sinan’ı tutan adamlardan biri omzundan vuruldu. Diğeri onu taş kapıya doğru sürüklemeye çalışırken avlunun arkasındaki küçük kemerden siyah maskeli iki kişi çıktı.
Maskeleri parlak metalden yapılmıştı.
Üzerlerine düşen ışığı yansıtıyor, karşılarında duran insanların yüzlerini eğri ve parçalanmış biçimde gösteriyordu.
Sinan adamlardan birini görünce panikle bağırdı:
“Ayna!”
Cahit silahını kaldırdı.
“Yere yatın!”
Maskeli adamın silahından çıkan kurşun Sinan’ın yanında duran görevlinin göğsüne saplandı. Sinan yere düştü. Leyla sütunun arkasından çıkmaya çalışınca Damien onu duvara bastırdı.
“Yerinde kal.”
“Sinan’ı öldürecekler!”
“Bu yüzden sen de hedef olmayacaksın.”
Kael karşı sütuna geçerek maskeli adamlardan birine ateş etti. Kurşun adamın bacağını sıyırdı fakat onu durdurmadı. Lucas, kervansarayın üst galerisine çıkan kırık merdivenin arkasından diğer saldırganın görüş açısını kapatmaya çalışıyordu.
Evren korumalarından birine bağırdı:
“Canlı alın!”
Maskeli adamlardan biri başını Majest’e çevirdi. Elindeki silahın namlusu yavaşça Evren’a yöneldi.
Cahit bunu gördüğü anda düşünmeden önüne geçti ve ateş etti. Kurşun maskeli adamın omzuna saplandı. Evren’ın korumaları da aynı anda karşılık verince saldırgan yere düştü.
Diğeri Sinan’a ulaşmak üzereydi.
Leyla, Damien’ın tutuşundan kurtulup yerdeki küçük taş parçasını saldırganın yüzüne fırlattı. Taş metal maskeye çarparken adamın dikkati bir an dağıldı. Damien bu boşluktan yararlanarak iki el ateş etti. İlk kurşun saldırganın silahını tuttuğu koluna, ikincisi dizine saplandı.
Adam yere düştüğünde Kael birkaç adımda yanına ulaşıp silahını tekmeleyerek uzaklaştırdı.
Dışarıdaki çatışma devam ediyordu. Cahit’in adamları üçüncü aracın çevresini kuşatırken iki saldırgan karanlıktan kaçmayı başardı. Kael yerdeki maskeli adamın bileklerini bağladı.
Lucas, Sinan’ın yanına eğildi.
“Vuruldun mu?”
Sinan bütün bedenini kontrol eder gibi korkuyla kendisine baktı.
“Hayır.”
“İlk kez şansın çalıştı.”
Leyla yanlarına geldi.
“Bu adam Aynadaki Adam mı?”
Cahit yerdeki saldırganın maskesini çıkarmak için eğildi. Maskenin altından otuzlu yaşlarında, Leyla’nın daha önce görmediği bir adam çıktı.
“Hayır,” dedi Cahit. “Onun görüntüsünü kullanıyorlar.”
Adamın kulağının arkasında ikiye ayrılmış siyah güneş dövmesi vardı.
Evren yaralı saldırganın karşısına geçti.
“Sizi kim gönderdi?”
Adam cevap vermedi.
Evren, Cahit’e elini uzattı.
“Bıçağını ver.”
Cahit yerinden kıpırdamadı.
“Canlı istiyordunuz.”
“Konuşmasını istiyorum.”
“Burada işkence yaparsanız hiçbirimiz gerçeği öğrenemeyiz. Yalnızca duymak istediğinizi söyler.”
Evren’ın gözleri ona çevrildi.
“Bana yöntem öğretme.”
“Yirmi yıldır yöntemlerinizi uyguladım.”
“Bu yüzden hâlâ ikinci adamsın.”
Cahit’in yüzünde alaycı olmayan, yorgun bir ifade oluştu.
“Hayır. Bu yüzden artık ikinci adamınız değilim.”
Avludaki herkes sustu.
Evren ağır ağır ona döndü.
“Tekrar söyle.”
Cahit silahını indirdi ama yere bırakmadı.
“Bu geceden itibaren emirlerinizi sorgulamadan uygulamayacağım. Aureth’i kendi ölümünüzden kaçmak için kullandığınız sürece sizin adınıza insan yönetmeyeceğim.”
Evren’ın yüzündeki öfke bu kez saklanamadı.
“Seni bulunduğun yerden ben çıkardım.”
“Beni kullandığınız yere siz koydunuz.”
“İsimsiz bir tahsildardın.”
“Ve sizin bütün imparatorluğunuzu o isimsiz tahsildar kurdu.”
Evren, çevresindeki adamlara baktı.
“Cahit’i silahsızlandırın.”
Yine kimse hareket etmedi.
Evren’ın kendi korumalarından ikisi Cahit’e doğru bir adım atsa da avludaki saha görevlilerinin namluları hafifçe onlara çevrildi. Kimse açıkça taraf seçmemişti. Fakat ilk kez Majest’in emri, uygulanmadan havada asılı kalmıştı.
Cahit sakin bir sesle konuştu:
“Unvanınız var. Fakat o unvanı harekete geçiren insanlar olmadan yalnızca yüksek sesle konuşan bir adamsınız.”
Leyla, Evren’ın bütün kibriyle kurduğu gücün çatlamasını sessizce izledi. Erdem’in defterindeki cümleyi hatırladı:
İnsanları satın almıyor; onları onsuz yaşayamayacak hâle getiriyor.
Evren’ın fark etmediği şey, aynı bağımlılığın iki yönlü olduğuydu.
Aureth’in adamları Evren’ın parasına ihtiyaç duyuyordu.
Evren da onların itaatine.
Damien, yerdeki maskeli saldırganı Kael’e bırakarak Sinan’ın karşısına geçti.
“Raven’a teslim edilecek.”
Evren sertçe karşı çıktı:
“Sinan benim sorumluluğumda.”
Leyla cevap verdi:
“Sinan savcılığın tanığı. Senin malın değil.”
“Raven da Aureth’in makamında.”
“En azından şu an onu susturmaya çalışmıyor.”
Evren gözlerini Leyla’ya çevirdi.
“Raven’ın sana yardım ettiğini sanıyorsun.”
“Hiçbirinizin yalnızca bana yardım etmediğinizi biliyorum.”
“Yine de onun tarafını seçiyorsun.”
“Taraf seçmiyorum. Sinan’ın hayatta kalacağı yolu seçiyorum.”
Cahit başını salladı.
“Raven’ın ekibiyle ben iletişime geçeceğim. Resmî koruma yeniden kurulacak.”
Evren ona baktı.
“Bunu yaptığın anda geri dönüşün olmaz.”
Cahit’in cevabı kesindi.
“Erdem’in öldüğü gece geri dönüş kalmadı.”
Sinan iki görevlinin arasında ayağa kaldırıldı. Leyla yanına yaklaşıp gözlerinin içine baktı.
“Aynadaki Adam hakkında hatırladığın tek bir ayrıntı daha varsa Raven’a söyleyeceksin.”
“Beni koruyacak mısınız?”
“Ben sana söz vermiyorum.”
Sinan’ın yüzü gerildi.
Leyla devam etti:
“Ama babamı öldüren kişiye ulaşana kadar konuşmanı sağlayacağım. Sonrasında ne ceza alacağını mahkeme belirler.”
“Leyla...”
“Beni sattığın gece benden merhamet isteme hakkını kaybettin.”
Sinan başını eğdi.
Kael’in adamları yaralı saldırganı ve Sinan’ı ayrı araçlara götürdü. Cahit onlarla birlikte hareket etmek üzereyken Evren arkasından seslendi:
“On İkinci Bekçi seni yine arayacak.”
Cahit durdu.
“Biliyorum.”
“Sana benden daha iyi bir gelecek sunacağını mı sanıyorsun?”
Cahit başını hafifçe çevirerek Majest’e baktı.
“Ben artık efendi aramıyorum.”
“İnsanlar her zaman bir şeye hizmet eder.”
“Doğru.”
“Neye hizmet edeceksin?”
Cahit’in bakışları kısa bir an Leyla’ya, sonra Erdem’in öldürülmesinden beri taşıdığı kan görünmese de ellerine kaydı.
“Yaptığım hataların daha fazla insan öldürmemesine.”
Evren küçümseyerek güldü.
“Vicdan, senin üzerinde kötü duruyor.”
“Belki. Ama kibriniz de artık size yakışmıyor.”
Cahit araçlara doğru yürüdü.
Evren avlunun ortasında, etrafında hâlâ adamları olduğu hâlde ilk kez yalnız görünüyordu. Damien, Leyla’yı kendi aracına yönlendirmeden önce ona baktı.
“Majest makamını kaybetmekten korktuğunu düşünüyordum.”
Evren yaralı elini kaldırarak siyah eldivenin üzerindeki kan lekesine baktı.
“Ben makamı kaybetmekten korkmuyorum.”
“Ölmekten korkuyorsun.”
“Yaşamak için savaşmayan insanlar kolayca ölür.”
Damien’ın cevabı sakindi.
“Başkalarını önüne koyarak yaşamaya çalışırsan sonunda arkanda kimse kalmaz.”
Evren’ın gözleri Leyla’ya kaydı.
“Senin arkanda kaldığını mı düşünüyorsun?”
Damien bir an Leyla’ya baktı. Leyla da gözlerini ondan ayırmadı.
“Hayır,” dedi Damien. “Yanında duruyorum.”
Leyla bu cümlenin ardından hiçbir şey söylemedi. Araca binerken Astér’i kazağının üzerinden avucunun içine aldı.
Evren arkasından seslendi:
“Aynadaki Adam’ı bulmak istiyorsan Valerian arşivine gelmek zorundasın.”
Leyla durup ona döndü.
“Beni yine kendi yoluna çekmeye çalışıyorsun.”
“Başka bir yolun yok.”
Leyla’nın yüzünde küçümseyen bir gülümseme oluştu.
“Senin en büyük hatan hâlâ yolların yalnızca senin bildiklerinden ibaret olduğunu sanman.”
Araca bindi.
Konvoy kervansaraydan ayrılırken Evren, taş avluda tek başına kaldı. Helikopteri, korumaları ve dışarıda bekleyen adamları hâlâ oradaydı. Valerian Vakfı, şirketleri ve Aureth’in para ağı hâlâ onun kontrolündeydi.
Fakat Cahit gitmişti.
Raven yetkilerini sorguluyordu.
Damien açıkça karşısına geçmişti.
Konsey onun kanının kapıya ait olduğunu öğrenmişti.
Ve Astér’in taşıyıcısı, gösterdiği yoldan yürürken bile kendisine hizmet etmeyi reddediyordu.
Evren, yere düşen aynalı maskeyi ayağının ucuyla çevirdi. Eğri metal yüzeyde kendi görüntüsünü gördü.
Yüzü parçalanmış, ikiye ayrılmış ve tanınmaz hâle gelmişti.
İlk kez Aynadaki Adam’ın neden bu ismi kullandığını anladı.
İnsan, karşısındaki maskeye baktığında düşmanını değil, kendi içindeki korkuyu görüyordu.
________________________________________
Ankara’da akşam saatleri yaklaşırken Meltemlerin evinin kapı zili çaldı. Doğan odasında, Meltem ise ilaçların etkisiyle salondaki koltukta uyuyakalmıştı. Cenazeden beri evden ayrılmayan Ege, mutfakta kahve hazırlıyordu. Zil ikinci kez çalınca fincanı tezgâha bırakıp kapıya yöneldi.
Kapının dürbününden baktığında dışarıda tanımadığı bir kadın gördü. Üzerinde uzun, açık renk bir palto vardı. Saçları kusursuz biçimde omuzlarına dökülüyor, elindeki telefonun ekranına sabırsızca bakıyordu. Bu evin yasına ait olmayacak kadar bakımlı ve kendinden emin görünüyordu.
Ege kapıyı zinciri çıkarmadan araladı.
“Buyurun?”
Kadın başını kaldırıp onu süzdü. Kapıyı yaşlı birinin ya da Leyla’nın açmasını beklemiş gibiydi.
“Leyla burada mı?”
“Değil.”
“Ne zaman dönecek?”
“Bilmiyorum.”
Kadının yüzünde sabırsızlık oluştu.
“Lucas Moreau’yu arıyorum.”
Ege’nin kaşları hafifçe kalktı.
“Sarı kafa mı?”
Kadın bir an durdu.
“Onu tanıyor musunuz?”
“Birkaç kez gördüm.”
“Burada mı?”
“Hayır.”
“En son bu evde olduğu söylendi.”
Ege kapıyı biraz daha açtı fakat zinciri çıkarmadı.
“İnsan mı arıyorsunuz, kayıp eşya mı? ‘En son burada görüldü’ diye konuşuyorsunuz.”
Kadının gözleri daraldı.
“Ben Artemis.”
Ege birkaç saniye yüzüne baktı.
“Bu bilgi Lucas’ın yerini bilmeme yardımcı olmadı.”
Artemis’in alışık olmadığı bir cevaptı. İnsanlar çoğu zaman onun kim olduğunu açıklamasına gerek kalmadan tavrından etkileniyor, karşısında daha dikkatli konuşuyordu. Kapının arkasındaki dağınık saçlı, koyu renk tişörtlü adam ise onu içeri almak bir yana, konuşmayı bitirmek için fırsat arıyordu.
“Lucas’ın yakın arkadaşıyım,” dedi Artemis.
Ege’nin yüzünde küçük bir alay oluştu.
“Yakın arkadaşlarının telefonunu açmaması normal mi?”
Artemis’in çenesi gerildi.
“Bu bizi ilgilendirir.”
“Beni ilgilendirmiyorsa neden benim kapımdasınız?”
“Burası sizin eviniz mi?”
“Şu an kapıyı ben açtığıma göre yeterince benim.”
Artemis, kapının aralığından içeriyi görmeye çalıştı. Girişte hâlâ Erdem’in ayakkabıları, duvarın yanında taziye çiçekleri ve masanın üzerinde aile fotoğrafları bulunuyordu. Evin üzerindeki yasın ağırlığını ilk kez fark ettiğinde sesi biraz yumuşadı.
“Rahatsız ettiysem özür dilerim. Lucas birkaç gündür hiçbir çağrıma cevap vermiyor. Üniversitede yok, evinde yok. Mardin’e gittiğini söylediler. Son olarak Leyla ve ailesiyle görüştüğünü biliyorum.”
Ege onu dikkatle inceledi.
“Sevgilisi misiniz?”
Artemis kısa bir tereddüt yaşadı.
“Bizim durumumuz biraz karışık.”
“Yani değilsiniz.”
“Bunu size açıklamak zorunda değilim.”
“Ben de Lucas’ın nerede olduğunu açıklamak zorunda değilim.”
Ege kapıyı kapatmak üzereyken Artemis elini araya koydu.
“Bir dakika.”
Ege’nin bakışları eline indi.
“Kapının arasına el koyma alışkanlığı bu çevrede pek iyi sonuçlanmıyor.”
Artemis elini çekti ama geri adım atmadı.
“En azından iyi olduğunu söyleyin.”
Ege’nin yüzündeki alay biraz azaldı. Kadının yalnızca gururunun incindiği için gelmediğini, gerçekten Lucas’tan haber alamadığı için endişelendiğini ilk kez o anda düşündü.
“En son gördüğümde iyiydi.”
“Ne zaman?”
“Birkaç gün önce.”
“Bennu da yanında mıydı?”
Ege, ismi duyunca Artemis’in buraya gelme sebebinin yalnızca merak olmadığını anladı.
“Demek asıl mesele bu.”
Artemis’in yüzü soğudu.
“Asıl mesele Lucas’ın bana açıklama yapmadan ortadan kaybolması.”
“Size açıklama borcu olduğunu mu düşünüyor?”
“Yıllardır tanıyorum.”
“İnsanları uzun zamandır tanımak, onların üzerinde hak sahibi olduğunuz anlamına gelmiyor.”
Artemis birkaç saniye cevap vermedi. Karşısındaki adamın sözünde, birkaç gündür duyduğu bütün teselli cümlelerinden daha rahatsız edici bir doğruluk vardı.
“Beni hiç tanımıyorsunuz.”
Ege zinciri çıkararak kapıyı tamamen açtı.
“Sen de bu evde kimi kaybettiğimizi bilmeden geldin.”
Artemis ilk kez Ege’nin yüzüne gerçekten baktı. Gözlerinin altındaki yorgunluğu, birkaç günlük sakalını ve konuşurken saklamaya çalıştığı öfkeyi fark etti. Bu adam yalnızca kapıyı açan bir akraba değildi. Evdeki herkes gibi o da bir şeyini kaybetmişti.
“Erdem Bey için üzgünüm,” dedi daha sakin bir sesle. “Cenazeye gelemedim.”
Ege kapının kenarına yaslandı.
“Tanıyor muydunuz?”
“Hayır. Lucas’tan duymuştum.”
“Lucas’tan çok şey duyuyorsunuz ama nerede olduğunu bilmiyorsunuz.”
Artemis’in gözlerinde yeniden öfke parladı.
“Her cümleniz böyle mi?”
“Nasıl?”
“İnsanı sinirlendirecek şekilde.”
Ege’nin dudağının kenarı ilk kez belli belirsiz kıvrıldı.
“Genellikle daha kötüyüm.”
Artemis istemeden birkaç saniye yüzüne baktı. Ege’nin gülümsemesi, sert ifadesini değiştirmişti. Geri çekilip gitmesi gerekirken kapının önünde kalmaya devam etti.
İçeriden Meltem’in uykulu sesi duyuldu:
“Ege, kim geldi?”
Ege başını salona doğru çevirdi.
“Lucas’ın...”
Artemis hemen araya girdi:
“Arkadaşı.”
Ege ona yeniden baktı.
“Biraz önce durumunuz karışıktı.”
“Meltem Hanım’a kapıda ilişki durumumu anlatmayacağım.”
Meltem, omzuna hırkasını geçirerek koridora geldi. Artemis’i görünce şaşkınlıkla durdu.
“Buyurun kızım?”
Artemis’in tavrı bir anda değişti. Ege’ye karşı kullandığı sert ton kayboldu.
“Rahatsız ettiğim için özür dilerim. Ben Artemis. Lucas’a ulaşamıyorum. Burada olabileceğini düşünmüştüm.”
Meltem endişeyle Ege’ye baktı.
“Lucas’a bir şey mi olmuş?”
“Hayır teyze,” dedi Ege. “Sadece telefonunu açmıyormuş.”
Artemis, Ege’nin onu küçümseyen tonunu duyup gözlerini kıstı.
Meltem kapıyı biraz daha açtı.
“İçeri gel. Ayakta kalma.”
Ege hemen karşı çıktı:
“Teyze, Lucas burada değil.”
“İnsan kapıya kadar gelmiş. Bir çay içer.”
Artemis, Ege’nin yüzündeki isteksizliği gördüğünde ilk kez hafifçe gülümsedi.
“Çok kalmam.”
Ege kenara çekilmek zorunda kaldı.
Artemis eşiği geçerken omuzları birbirine hafifçe değdi. İkisi de aynı anda başını çevirip birbirine baktı. Artemis’in parfümünün kokusu, kahve ve taziye çiçeklerinin ağır kokusuna karıştı.
“Kapıyı açtığınız için teşekkür ederim,” dedi Artemis.
Ege kapıyı kapatırken karşılık verdi:
“Ben açmadım. Teyzem içeri aldı.”
Artemis’in gülümsemesi biraz daha belirginleşti.
“Detaylara fazla takılıyorsunuz.”
“Yanlış insanlara kapıyı açmamak için gerekiyor.”
“Ben yanlış insan mıyım?”
Ege zinciri yeniden taktıktan sonra yüzünü ona çevirdi.
“Henüz karar vermedim.”
Artemis başını hafifçe yana eğdi.
“Ben de.”
Meltem onları salona çağırırken ikisi birkaç saniye daha kapının önünde birbirlerine baktı.
Artemis, Lucas’ı bulmak için geldiği evde karşısına çıkan adamın hayatında hiçbir yeri olmayacağını düşünüyordu.
Ege ise bu kibirli ve ısrarcı kadının birkaç dakika içinde çekip gideceğinden emindi.
İkisi de yanılıyordu.
