11. bölüm · ON ÜÇÜNCÜ KAPI 1.KİTAP ARİSTOKRAT
11.BÖLÜM BEKLENMEYEN ELÇİ
BÖLÜM 11 — BEKLENMEYEN ELÇİ
AYİN VAR DEDİLER GELDİK
Bütün o kaosun ardından Leyla’nın ayakta kalacak gücü tükenmişti. Günlerdir uyumuyor, doğru dürüst yemek yemiyor, önüne çıkan her yeni sırrın peşinden düşünmeden ilerliyordu. Babasının ölümü, Astér’in baskısı, konsey salonında yaşananlar ve arşivde öğrendikleri üst üste binmiş; zihnini olduğu kadar bedenini de tüketmişti.
Damien’ın kollarının arasında birkaç dakika sessizce durduktan sonra geri çekilmek istedi. Fakat parmakları hâlâ adamın ceketinin iki yanına tutunuyordu. Gözleri ağlamaktan kızarmış, sesi neredeyse duyulmayacak kadar güçsüz çıkmıştı.
— Şimdilik yetmez mi?
Damien yüzüne baktı.
— Ne?
Leyla güçlükle nefes aldı.
— Çok yoruldum.
Sesinde öfke ya da meydan okuma yoktu. Günlerdir kendisini ayakta tutan bütün duvarlar yıkılmış, geriye yalnızca bitkinliği kalmıştı. Damien onu daha fazla konuşturmadı. Eğilip bir kolunu dizlerinin altından, diğerini sırtından geçirdi.
Leyla itiraz edecek kadar bile güç bulamadı.
— Kendim yürüyebilirim, diye mırıldandı.
— Yürümeyeceksin.
— Yine emir veriyorsun.
— Bu kez tartışacak hâlin yok.
Leyla başını Damien’ın omzuna yasladı.
— Bundan faydalanma. Şu an eşit şartlarda değiliz.
Damien’ın dudaklarının kenarı belli belirsiz kıvrıldı.
— Şu hâlinde bile bana laf yetiştiriyorsun ya, pes.
Şahmar ailesine ait eve geçtiklerinde Leyla uyanık kalmaya çalışıyordu. Aracın hareketlerini, Damien’ın telefonunun birkaç kez titrediğini ve ön tarafta Kael’in birileriyle alçak sesle konuştuğunu duyuyordu. Fakat göz kapaklarını açamıyordu. Her şeyi hissediyor, buna rağmen bedenini hareket ettiremiyordu.
Araç durduğunda Damien onu yeniden kucağına aldı. Leyla yüzünü göğsüne biraz daha sakladı. Merdivenlerden çıkılırken adamın kalp atışlarını duyabiliyordu. Odaya ulaştıklarında Damien onu yatağa dikkatlice bıraktı, ayakkabılarını çıkardı ve üzerine ince örtüyü çekti.
Leyla gözlerini açmadan mırıldandı:
— Gitme.
Damien’ın eli örtünün üzerinde durdu.
— Aşağıda olacağım.
Leyla cevap vermedi. Birkaç saniye içinde nefesi düzene girdi. Damien yatağın yanında biraz daha bekledi. Onun gerçekten uyuduğundan emin olduktan sonra odadan sessizce çıktı.
Aşağı indiğinde ekibin tamamına yakını salondaydı. Bennu koltuğun bir köşesine kıvrılmış, Ege karşısındaki insanları tek tek inceliyor, Artemis ise pencerenin yanında telefonuyla ilgileniyordu. Lucas masanın üzerine yayılan belgelerin yanında durmuştu. Kael ve Raven diğerlerinden biraz uzakta, bilgisayar ekranındaki kayıtları inceliyordu.
Bennu, Damien’ı görünce doğruldu.
— Ee, artık burada mıyız?
Artemis gözlerini telefonundan kaldırmadan cevap verdi:
— Ben hariç.
Ege ona döndü.
— Neden?
— Mardin’de aileme ait bir ev var. Orada kalacağım.
Kael bilgisayarın ekranını kapatmadan konuştu:
— Şimdilik oteldense bu ev daha güvenli. Özellikle kızlar için.
Bennu kaşlarını kaldırdı.
— Kızlar derken bizi paket gibi tek yere mi koyuyorsun?
— Güvenliği tek noktada tutmak daha kolay.
— Romantizmi öldürdün.
— Romantik bir açıklama yapmadım.
Lucas araya girdi:
— Kael’in romantizm anlayışı, kapıda iki silahlı adam bulunmasıdır.
Kael başını kaldırıp ona baktı.
— Senin de hayatta kalmanı sağlıyor.
— Bak, yine duygusallaştı.
Raven, bilgisayara gelen yeni bildirimle konuşmayı kesti. Ekrandaki satırları okudukça yüzü sertleşti.
— Sinan bulundu.
Salondaki herkes ona döndü. Kael sandalyesini biraz yaklaştırdı.
— Nerede?
— Sınır hattına yakın bir depoda saklanıyor. Yanında kendi ağından iki kişi var. Yerini kendi isteğiyle bildirmiş olabilir.
— Tuzak mı? diye sordu Ege.
Raven gözlerini ekrandan ayırmadı.
— Olabilir. Ama bana sorarsanız bence Sinan konuşmak istiyor.
Kael’e dönerek devam etti:
— Güvenli bir yer ayarlayabilir misin?
Tam o sırada Damien salona girdi.
— Ne oldu?
Raven tek kelimeyle cevap verdi:
— Sinan.
Damien’ın yüzü ciddileşti.
— Ne yapıyoruz?
— Bulunduğu yerden alacağız ve bu mesele çözülene kadar bizim gözetimimizde tutacağız. Savcılık ve cezaeviyle konuşacağım. Resmî olarak korunan tanık gibi görünmesi gerekiyor. Aksi hâlde Evren ya da Aynadaki Adam’ın ağı ona ulaşır.
Kael başını salladı.
— Yeri ben ayarlarım.
Damien, Raven’a baktı.
— İkiniz burada kalacaksınız.
Bennu hemen araya girdi:
— İkiniz derken?
— Kael ve Raven. Sinan’ı alacaklar, burayı ve oteli kontrol edecekler.
Raven sakince karşılık verdi:
— Zaten tatile çıkmayı düşünmüyordum.
Lucas alayla sordu:
— Sen tatil yapmayı biliyor musun?
— Hayır.
— Şaşırmadım.
Ege, Damien’a döndü.
— Leyla nasıl?
Damien kısa süre yukarı kata baktı.
— Uyudu. Çok yoruldu. Yıprandığının farkındayım. Babası için çaba gösteriyor ama kendisini hırpalıyor.
Ege’nin yüzü gölgelendi.
— Dayımla çok farklı bir ilişkileri vardı. Baba kızdan çok iki sıkı dost gibiydiler. Leyla ne yaşasa önce ona anlatırdı. Şimdi bir şey olduğunda telefona uzanıp sonra duruyor.
Damien bunu daha önce fark etmişti. Leyla bazen konuşmanın ortasında telefonunu eline alıyor, ekranı açtıktan birkaç saniye sonra hiçbir şey yapmadan yeniden kapatıyordu.
Ege’nin telefonu titredi. Ekranda Doğan’ın adı vardı.
— Doğan arıyor.
Aramayı açıp birkaç dakika konuştuktan sonra telefonu kapattı.
Lucas sordu:
— Doğan kız kardeşiydi, değil mi?
— Evet. Leyla’yı sordu.
Damien cevap verdi:
— Uyanınca söyleriz. Kendisi arar.
Bennu başını koltuğun arkasına yasladı. Yüzündeki neşeli ifade bir anda yorgunluğa dönüştü.
— Hepimizin dinlenmeye ihtiyacı var. Keşke şöyle küçük, sakin bir tatil köyü gibi bir yer olsa. Birkaç gün hiçbir gizli kapı, tarikat, silah ve ölüm haberi olmadan yaşasak.
Kael birkaç saniye düşündü. Sonra Damien’a döndü.
— Aslında var.
Damien kaşlarını çattı.
— Neresi?
— Şehmuslardan bir bungalov adresi alıp gitmiştik. Savur tarafında. Taş konakların ve küçük ahşap evlerin olduğu yer.
Damien hatırlayınca başını salladı.
— Ah, evet. Orası.
Bennu bir anda canlandı.
— Gidelim!
— Hayır, dedi Damien.
— Daha düşünmedin bile.
— Düşünmeme gerek yok. Ben yokum, siz gidin.
Bennu ellerini birleştirerek ona döndü.
— Hadi ama. Eğleneceğiz, kafa dağıtacağız. Leyla’nın buna ihtiyacı var.
— Leyla şu an uyuyor.
— Uyandığında ikna ederiz.
Lucas sırıttı.
— “İkna ederiz” derken zorla valiz hazırlatacak.
— Doğru.
Ege omuz silkti.
Artemis telefonundan başını kaldırdı.
— Ben gelmiyorum.
Bennu ona baktı.
— Seni davet eden oldu mu?
Artemis’in kaşları kalktı.
Lucas araya girdi:
— Başlamayın kızlar.
Bennu tekrar Damien’a döndü.
— Bir hafta. Sadece bir hafta. Sonra dönüp yine hep beraber ölmekten son anda kurtuluruz.
Damien derin bir nefes verdi.
— Tam bir kâbus gibisin.
— Hadi ama.
— Bennu.
— Aristokrat bey.
Damien gözlerini kapattı.
— Of... Tamam. Pes ediyorum.
Bennu sevinçle yerinden kalktı.
— Yaşasın!
Damien telefonunu çıkararak Fatih’i aradı. Çağrı birkaç kez çaldıktan sonra açıldı.
— Alo, Hazar. Hayırdır abi, bir sorun mu var?
— Yok, Fatih. Bir şey soracağım. Şu bizim gittiğimiz bir yer vardı, Savur’da. Taş konak mıydı, neydi adı?
— Aa, evet. Ne olmuş oraya?
— Bir şey olmadı be oğlum. Tesisin numarası lazım.
— Yaz abicim.
Damien başını Lucas’a çevirdi.
— Sarı kafa.
Lucas çatık kaşlarla baktı.
— Ne?
Damien eliyle yazmasını işaret etti. Lucas telefonunu çıkardı. Fatih numarayı söylerken tek tek kaydetti. Damien teşekkür edip çağrıyı kapatana kadar Lucas tesisi aramıştı bile.
Bennu heyecanla karşısına dikildi.
— Açtılar mı?
Lucas eliyle sessiz olmasını işaret etti.
— Evet, evet... yarın sabah. Bir haftalık olacak. Üç erkek, iki hanımefendi.
Ege başını çevirdi.
— Üç erkek mi?
Lucas konuşmasını bitirip telefonu kapattı. Herkes ona bakıyordu.
— Tamamdır. Yarın oradayız. Yer ayırttım.
Bennu ellerini çırptı.
— Mükemmel!
Lucas parmağını kaldırdı.
— Ama bir problem var. Tesis bu aralar doluymuş. O yüzden ben, Damien ve Ege bir odada; kızlar da diğer odada kalacağız.
Ege şaşkınlıkla kendisini işaret etti.
— Ne? Ben de mi geliyorum?
— Tabii oğlum. Senin de dinlenmeye ihtiyacın var.
— Bana soran olmadı ama teşekkür ederim.
— Bu grupta kimse kimseye fikrini sormuyor, dedi Bennu. Hazırlan.
Telefonunu çıkarıp hızla ekrana dokunmaya başladı.
Bennu, “Leyla Yine Neye Bulaştı?” grubunu oluşturdu.
Bennu, Damien Şahmar’ı gruba ekledi.
Bennu, Lucas Moreau’yu gruba ekledi.
Bennu, Ege Yankı’yı gruba ekledi.
Birkaç saniye sonra Damien’ın telefonu titreşti.
Damien Şahmar grup adını “Acil Durum” olarak değiştirdi.
Bennu başını kaldırıp Damien’a baktı. Ardından yeniden telefonuna dokundu.
Bennu grup adını “Damien’ın Kalan Son Sabrı” olarak değiştirdi.
Damien: Bennu.
Bennu: Efendim, aristokrat bey?
Damien: Telefonunu elinden bırak.
Lucas: Bence adı gayet açıklayıcı.
Ege: Ben sessize aldım bile.
Leyla: Ben ne yaptım yine?
Leyla: Ayrıca neler oluyor? Bık bık uyuyordum.
Bennu: Tatile gidiyoruz. Sorunun cevabına gelecek olursak...
Bennu: Grubun kurulmasına sebep olacak kadar çok şey. 😌
Lucas: Peki beni hangi ruh hastası “Dengesiz Sarı Kafa” diye kaydetti?
Ege: 😂
Bennu: İsim sahibini bulmuş.
Damien: Selam, sarı kafa ve hanımlar.
Lucas: Damien, sen de mi başladın?
Leyla: Bennu, bu grup neden var?
Bennu: Kaybolanları bulmak, aç kalanları doyurmak ve Damien’ın sinir krizlerini belgelemek için.
Damien: Grubu kapatıyorum.
Ege: Yetkin yok.
Bennu: Demokrasi kazandı. 🐥
Bennu grup adını “Ayin Var Dediler Geldik” olarak değiştirdi.
Aynı anlarda evin birkaç sokak ötesinde, siyah camlı bir aracın içinde oturan kadın başka bir mesaj alıyordu.
Gönderenin ismi görünmüyordu.
Taşıyıcıyı istiyorum. Ege üzerinden ona yaklaş.
Kadın yalnızca kısa bir cevap yazdı:
Anlaşıldı.
Telefonu kapatıp araçtan indiğinde yüzü hâlâ karanlıkta kalıyordu.
MAJEST’İN ELÇİSİ
Artemis’i taşıyan araç, aile evine giden yoldan birkaç sokak sonra ayrıldığında şoför dikiz aynasından ona baktı. Damien’ın güvenlik ekibinde çalışan adam, önündeki navigasyonda farklı bir adres görünce kaşlarını çattı.
— Damien Bey’in verdiği adres bu tarafta değil.
Artemis telefonundaki konumu açıp ekranı ön tarafa çevirdi.
— Rotayı değiştiriyoruz. Önce buraya gideceğim.
Şoför ekrandaki adresi gördüğü anda yüzündeki ifade değişti. Şehir merkezinden uzakta bulunan eski konak, resmî kayıtlarda Valerian Vakfı’nın kültür merkezi olarak görünüyordu. Fakat Mardin’de belirli çevrelerin içinde bulunan herkes, binanın sıradan bir vakıf mülkü olmadığını bilirdi.
— Güzergâh dışına çıkmam için izin almam gerekiyor.
— Gerek yok.
— Damien Bey sizi doğrudan aile evine bırakmamı söyledi.
Artemis çantasından siyah bir kart çıkararak koltuğun arasından uzattı. Kartın üzerinde Valerian Vakfı’nın küçük altın mührü vardı. Şoför karta yalnızca birkaç saniye baktıktan sonra gözlerini yeniden yola çevirdi.
— Bu görüşmeden Damien Bey’in haberi var mı?
— Olmasına gerek yok.
— Benim haber vermem gerekiyor.
Artemis’in sesi sertleşti.
— Haber verirsen Evren Valerian seni ortadan kaldırır.
Adamın elleri direksiyon üzerinde gerildi. Artemis’in doğrudan Majest’in adını kullanması, elindeki kartın sahte olmadığını gösteriyordu. Bir süre sessiz kaldıktan sonra aracın yönünü değiştirdi.
— On beş dakika beklerim. Daha uzun sürerse haber vermek zorundayım.
— Yeterli.
Artemis arkasına yaslanarak dışarıdaki taş yapıları izledi. Ege’yle kapının önünde yaptığı son konuşma zihninde dolaşıyordu. Adam, tek bir mesajdan sonra yüzündeki değişikliği fark etmişti. Daha yeni tanışmış olmalarına rağmen Artemis’in hangi cümlede yalan söylediğini anlayabiliyor, cevap vermediği her sorunun arkasından yenisini getiriyordu.
Evren’ın kendisine Ege üzerinden Leyla’ya yaklaşmasını emretmesi ilk başta kolay görünmüştü. Ege, Aureth’in bir üyesi değildi. Aristokrat ailelerin oyunlarını, rütbeleri ya da gizli geçitleri bilmiyordu. Leyla’nın ailesinden olması dışında onu koruyan hiçbir makamı yoktu.
Fakat Artemis, Ankara’dan Mardin’e gelirken adamın kolay yönlendirilebilecek biri olmadığını anlamıştı. Ege’nin en güçlü tarafı bilgi sahibi olması değil, insanlara güvenmemesiydi. Anlatılan her şeyi olduğu gibi kabul etmiyor, kelimelerin arasındaki boşlukları fark ediyordu.
Daha kötüsü, Artemis görevini yerine getirebilmek için ona yaklaşmak zorundayken Ege’nin yanında kendisini yalnızca görev yapan biri gibi hissetmekte zorlanıyordu.
Araç Valerian Konağı’nın önünde durduğunda yüksek demir kapılar kendiliğinden açıldı. Artemis inmeden önce şoföre döndü.
— Burada bekle.
— Sizinle içeri gelmem gerekiyor.
— Hayır.
— Damien Bey—
— Bu görüşmenin Damien’la ilgisi yok.
Adam bu cevaptan hoşlanmadı ancak Artemis’in elindeki mühür nedeniyle karşı çıkamadı. Artemis araçtan indi ve merdivenleri çıkarak konağın ağır kapısına ulaştı. Kapı, daha elini kaldırmadan içeriden açıldı.
Siyah takım elbiseli bir görevli başını hafifçe eğdi.
— Majest sizi bekliyor.
Artemis görevlinin arkasından uzun koridorda ilerledi. Konağın dışarıdaki tarihî görüntüsünün aksine iç kısmı kusursuz ve soğuktu. Duvarlarda Valerian ailesinin portreleri, vakfın desteklediği kazılardan çıkarılan eserlerin fotoğrafları ve üzerinde açıklama bulunmayan eski mühürler vardı.
Koridorun sonunda Evren Valerian’ın çalışma odası bulunuyordu.
Görevli kapıyı açıp Artemis’in geçmesini bekledi. Kadın içeri girdiği anda kapı arkasından kapandı.
Evren, büyük pencerenin önünde sırtı odaya dönük şekilde duruyordu. Sağ elindeki siyah eldiven, diğer kıyafetlerinden daha koyu görünüyordu. Kadim Divanın karşısına çıkmasından ve konsey salonunda Valerian kanının işaretlenmesinden sonra yarasını kimseye göstermiyordu.
Artemis birkaç adım içeride durdu.
— Majest.
Evren hemen dönmedi.
— Geç kaldın.
— Yanlarından dikkat çekmeden ayrılmam kolay olmadı.
— Dikkatlerini çektin mi?
— Ege şüphelendi.
Evren sonunda arkasını döndü. Bakışlarında kızgınlık değil, hesap yapan soğuk bir dikkat vardı.
— Senden mi, mesajdan mı?
— İkisinden de.
— Demek seni izliyor.
— Herkesi izliyor. Ailesini korumaya çalışıyor.
Evren masasına doğru yürüyerek koltuğuna oturdu.
— Bu yüzden Ege’ye yaklaşmanı istedim.
Artemis’in yüzü gerildi.
— Bana yalnızca Leyla’nın çevresinde kalmamı söylemiştiniz.
— Şimdi daha açık söylüyorum.
— Ege’nin bu işlerle ilgisi yok.
— Leyla’nın ailesinden olduğu anda ilgisi başladı.
— Onu hedefe çevirmeyeceğim.
Evren’ın dudaklarında küçümseyen bir gülümseme oluştu.
— Görevinin sınırlarını sen belirlemiyorsun.
— Ben size babamın dosyasına ulaşmak için bilgi vermeyi kabul ettim. Tanımadığım insanları size teslim etmek için değil.
— Leyla’yı teslim etmeni istemedim.
— Henüz.
Evren birkaç saniye Artemis’in yüzüne baktı. Kadının ne kadarını tahmin ettiğini anlamaya çalışıyordu.
— Leyla nerede?
— Şahmar ailesine ait evdeydi.
— Kimlerle?
— Damien, Lucas, Bennu, Ege, Kael ve Raven oradaydı. Kael ile Raven, Sinan meselesiyle ilgilenmek için kalacak gibi görünüyor.
Evren’ın gözleri daraldı.
— Sinan hakkında ne konuştular?
— Bulunduğunu söylediler. Raven onu kendi gözetimleri altına almak istiyor. Savcılık ve cezaeviyle görüşecekler.
— Nerede saklayacaklarını duydun mu?
— Hayır.
— Dinlemedin mi?
Artemis’in sesi sertleşti.
— Her konuşmanın ortasında bulunmuyorum.
Evren sandalyesine yaslandı.
— Bulunmanın yolunu bulacaksın.
— Leyla benden hoşlanmıyor. Bennu güvenmiyor. Lucas benimle konuşmak istemiyor.
— Ege konuşuyor.
Artemis’in yüzünde kısa bir değişiklik oluştu.
Evren bunu fark etti.
— Üstelik seni korumaya bile başladı.
— Beni korumuyor. Benden şüpheleniyor.
— Şüphe, ilgisizliğin karşıtı değildir.
— Onu kullanmayacağım.
— Kullanacaksın.
Artemis çenesini kaldırdı.
— Ege’ye zarar verirseniz sizinle bütün bağımı keserim.
Evren’ın bakışları soğudu.
— Bana şart sunabilecek durumda olduğunu mu düşünüyorsun?
— Beni sizin için çalıştıran tek şey babamın dosyası.
Evren masasının altındaki çekmeceyi açtı. İçinden sararmış bir fotoğraf çıkararak önüne koydu. Artemis fotoğrafa baktığı anda nefesi kesildi.
Babası Levent Arslan, Adrian Valerian ve Soren Vale aynı masanın çevresinde duruyordu. Levent’in ellerinde, Artemis’in yıllardır sakladığı yanmış fotoğraftaki taş levhanın eksiksiz hâli vardı. Levhanın üzerinde isimler, tarihler ve birbirine bağlanan soy çizgileri görünüyordu.
— Bu ne zaman çekildi?
— Babanın ölümünden üç gün önce.
Artemis masaya doğru yaklaştı.
— Soren onu bulmuş.
— Evet.
— Babamı öldüren de o muydu?
— Bunu öğrenmek istiyorsan verdiğim görevi tamamlayacaksın.
Artemis fotoğrafı eline almak istedi. Evren, parmaklarını üzerine koyarak izin vermedi.
— Bu dosya benim hakkım.
— Dosyanın tamamı özel arşivimde.
— Kadim Divan arşivinizi mühürledi.
Evren’ın yüzü kısa süreliğine karardı.
— Geçici bir durum.
— Dosyaya gerçekten ulaşabileceğinizden emin değilsiniz.
— O arşivi ben kurdum.
— Şu anda kapısını başkaları tutuyor.
Evren’ın yaralı eli masanın altında sıkıldı. Artemis’in Kadim Divanın kararını bu kadar hızlı öğrenmiş olması hoşuna gitmemişti.
— Damien sana fazla şey anlatmış.
— Damien benimle konuşmuyor.
— Ege anlatıyor mu?
Artemis sessiz kaldı.
Evren fotoğrafı çekmeceye geri koydu.
— İşte bu yüzden onun yanında kalacaksın. Leyla’nın hareketlerini Ege üzerinden öğreneceksin. Nereye gittiğini, kimlerle konuştuğunu, kara kaplı defteri nerede tuttuğunu ve Astér’in yeniden tepki verip vermediğini bana bildireceksin.
— Kara kaplı defterin yerini bilmiyorum.
— Öğreneceksin.
— Leyla beni yanına yaklaştırmaz.
— Ege yaklaştırır.
— Ege’yi sandığınız kadar kolay yönetemezsiniz.
Evren’ın dudaklarında hafif bir gülümseme oluştu.
— Onu yönetmeni istemiyorum. Sana güvenmesini istiyorum.
— Aynı şey değil.
— Sonuçta aynı kapıya çıkar.
Artemis birkaç saniye sessiz kaldı. Ege’ye yakınlaşma görevi verildiğinde bunu yalnızca babasının ölümüne ulaşmak için kullanabileceği başka bir yol olarak görmüştü. Şimdiyse ona yalan söylemek, beklediğinden daha ağır geliyordu.
— Ona yaklaşacağım, dedi sonunda. Fakat zarar görmesine izin vermeyeceğim.
Evren’ın yüzündeki ifade sertleşti.
— Yakınlaşman emirdi. Bağlanman senin hatan olur.
Artemis bu sözün ardından gözlerini kaçırmadı.
— Hata olup olmadığını henüz bilmiyorum.
Evren birkaç saniye onu inceledi. Kadının Ege’yi yalnızca görev olarak görmeyi bıraktığı açıktı. Bu durum hem riskli hem de kullanışlı olabilirdi.
— Şimdilik onlardan ayrılma, dedi. Bir sonraki adımlarını öğrendiğinde bana haber vereceksin.
Artemis başını sallamadı.
— Babamın dosyasından bir sayfa daha istiyorum.
— İlk işe yarar bilgiyi getirdiğinde.
— Beni parça parça elinizde tutuyorsunuz.
— İnsanlara bütün cevabı verirsen geri dönmezler.
— Bir gün verecek parçanız kalmayacak.
Evren’ın gülümsemesi büyüdü.
— O gün geldiğinde seni geri getirecek başka bir sebep bulurum.
Artemis kapıya yöneldi. Eli kapının koluna ulaştığında Evren arkasından seslendi:
— Ege sana nerede kaldığını sorarsa ne söyleyeceksin?
Artemis arkasını dönmedi.
— Ailemin evinde olduğumu.
— Yalan söylediğini anlayabilir.
— O zaman daha iyi bir yalan bulurum.
— Dikkatli ol. Ege’nin seni çözmesi, görevini tehlikeye atar.
Artemis kapıyı açmadan önce başını hafifçe çevirdi.
— Belki de beni çözmesi, sizin planınızı tehlikeye atar.
Odadan çıktı.
Evren, kapanan kapıya birkaç saniye baktıktan sonra telefonunu aldı. İsimsiz hatta kısa bir mesaj gönderdi:
Elçi, Ege üzerinden taşıyıcıya yaklaşacak.
Karşı taraftan cevap gecikmedi:
Duygularını görevine karıştırmasına izin verme.
Evren mesajı sildi. Artemis’in Ege’ye bağlanmaya başlaması, planın en zayıf noktası olabilirdi.
Fakat bazen insanların en zayıf noktaları, en kolay açılan kapılarıydı.
Artemis konağın merdivenlerinden indiğinde şoför hâlâ aracın yanında bekliyordu. Kadını görür görmez telefonunu cebine koydu.
— Damien Bey aradı mı? diye sordu Artemis.
— Hayır.
— Birine haber verdin mi?
— Hayır.
Artemis aracın arka kapısını açtı.
— Şimdi aile evine gideceğiz.
Araç hareket ettiğinde telefonunu çıkardı. Ege’ye yazmak için sohbet ekranını açtı. Bir süre hiçbir şey yazmadan bekledi. Ardından kısa bir mesaj gönderdi:
Eve ulaştım. Merak etmeyi bırakabilirsin.
Cevap birkaç saniye içinde geldi:
Fotoğraf at.
Artemis kaşlarını çattı.
Ne fotoğrafı?
Evin. Ulaştığına inanayım.
Artemis istemsizce gülümsedi. Ardından yüzü yeniden ciddileşti. Henüz aile evine ulaşmamıştı. Ege, daha ilk mesajında onu sınamıştı.
Telefonu çantasına koydu.
Evren, Ege üzerinden Leyla’ya ulaşmasını istiyordu.
Fakat Artemis’in ilk çözmesi gereken şey, Ege’nin kendisine ne zaman güvenmeye başlayacağı değil; yalanlarını ne kadar sürede fark edeceğiydi.
SAVUR YOLU
Sabahın ilk ışıkları taş evin dar pencerelerinden içeri süzülürken mutfakta alışılmadık bir hareketlilik vardı. Bennu daha güneş tam yükselmeden uyanmış, bir haftalık tatile değil de başka bir ülkeye taşınacakmış gibi iki büyük valizi kapının önüne dizmişti. Valizlerden birinin fermuarı kapanmıyor, üst tarafından renkli bir havlu ile saç kurutma makinesinin kablosu dışarı taşıyordu.
Lucas merdivenlerden inerken valizlere bakıp olduğu yerde durdu.
— Biz kaç günlüğüne gidiyoruz?
Bennu kahve kupasını ağzına götürdü.
— Bir hafta.
— Bunların içinde ne var?
— İhtiyacımız olan şeyler.
Lucas ayakkabısının ucuyla valizlerden birini hafifçe dürttü.
— Bunun içinde insan mı taşıyorsun?
— Kıyafetlerim var.
— Bir haftada kaç kez kıyafet değiştirmeyi düşünüyorsun?
— Ruh hâlime göre değişir.
— Ruh hâlinin kamyonla taşınması gerekiyor galiba.
Bennu kupasını tezgâha bırakıp ellerini beline koydu.
— Sen de o aynı siyah tişörtü yedi gün giyersin artık.
— Aynısından dört tane var.
— Bu, durumu daha korkunç yapıyor.
Ege mutfağa girdiğinde tartışmanın ortasına düşmüştü. Saçları dağınık, yüzünde uykusuz bir ifade vardı. Bir elinde telefonu, diğerinde yarısı kapanmış küçük bir sırt çantası taşıyordu.
— Sabahın köründe niye bağırıyorsunuz?
Bennu, Lucas’ı işaret etti.
— Valizime laf ediyor.
Ege valizlere baktı.
— O valiz mi? Ben onu mobilya sandım.
Lucas kahkahayı bastı. Bennu ikisine de ters ters baktı.
— Siz ikiniz aynı odada kalacaksınız ya, çok sevindim. Bir haftanın sonunda birbirinizi öldürürsünüz belki.
Ege güldü, Lucas’a yaklaşıp elini omzuna attı.
— Emin misin?
— Damien da bizimle, dedi Lucas.
Ege derin bir nefes verdi.
— Üçümüz tek odada mı kalacağız gerçekten?
— Tesis doluymuş.
— Ben arabada uyurum.
— Damien seni yerde bile yatırmaz, merak etme.
Ege kaşlarını çattı.
— Ben zaten Damien diyeceğim.
Telefonlar aynı anda titreşti. Bennu’nun kurduğu WhatsApp grubuna yeni bir mesaj düşmüştü.
Damien: On dakika içinde çıkıyoruz. Hazır olmayan burada kalır.
Bennu: Sana da günaydın. ☀️
Lucas: Saat daha yedi.
Damien: Biliyorum.
Ege: Adam saatle bile yarışıyor.
Bennu: Leyloşum 🐥 uyandı mı?
Mesajın altında birkaç saniye boyunca kimse cevap vermedi. Ardından Leyla’nın isminin yanında “yazıyor” ibaresi belirdi.
Leyla: Uyandım.
Bennu: Hazır mısın?
Leyla: Hayır.
Damien: Beş dakikadır kapının önündeyim.
Leyla: O zaman bekle.
Lucas: Bunu yazdığına pişman olacak.
Ege: Ben ekran görüntüsünü aldım.
Damien: İkiniz de telefonunuzu bırakın.
Bennu: Damien’ın kalan son sabrı da azaldı. %50
Bennu kahkahayla telefonunu cebine koydu. O sırada Leyla merdivenlerin başında göründü. Üzerinde sade, açık renk bir bluz ve koyu pantolon vardı. Saçlarını gelişigüzel toplamıştı. Bir önceki geceye kıyasla daha dinlenmiş görünüyordu fakat gözlerinin altında hâlâ belirgin gölgeler vardı. Elindeki küçük valizi merdivenden indirmeye çalışırken Damien yukarı çıktı ve tek kelime etmeden valizi elinden aldı.
Leyla kaşlarını kaldırdı.
— Kendim taşıyabilirdim.
— Biliyorum.
— O zaman niye aldın?
— Taşımak istediğim için.
— Her şeyi bu kadar hazır cevap vermek zorunda mısın?
Damien valizle aşağı inerken başını hafifçe çevirdi.
— Uzun açıklamaları dinleyecek sabrın var mı?
Leyla birkaç saniye düşündü.
— Yok.
— O hâlde anlaşmış olduk.
Bennu ikisini izlerken sırıttı. Leyla bunu fark edince ona sertçe baktı.
— Ne var?
— Hiçbir şey, Leyloşum 🐥.
— Beni böyle kaydettiğini biliyorum.
— Çok güzel olmuş.
— Yanındaki civciv neden var?
— Çünkü bazen sinirlenince küçücük ama tehlikeli bir şeye dönüşüyorsun.
Leyla cevap vermeye hazırlanırken Damien kapıya yöneldi.
— Beş dakika içinde araçta olun.
Bennu arkasından seslendi:
— Emredersiniz, aristokrat bey!
Damien dönmeden elini kaldırdı. Bunun bir selam mı yoksa sabrının son işareti mi olduğunu kimse anlayamadı.
Kael ve Raven ön bahçede onları bekliyordu. Raven’ın elinde küçük bir tablet, Kael’in kulağında kablosuz kulaklık vardı. İkisi de tatile giden bir grubu uğurlamaktan çok güvenlik operasyonu yönetiyor gibi görünüyordu.
Damien valizleri aracın bagajına yerleştirdikten sonra Kael’e döndü.
— Sinan konusunda bir gelişme olursa hemen haber ver.
— Vereceğim. Bulunduğu yerden çıkarılması için iki ayrı güzergâh hazırladık.
Raven tabletten gözlerini kaldırdı.
— Resmî kayıtların düzeltilmesi zaman alacak. Savcılıktan doğrudan onay çıkmadan onu taşırsak kaçırılmış gibi görünür.
Ege konuşmalarını duyunca yaklaştı.
— Gerçekten savcılıkla mı görüşeceksiniz?
Raven sakin bir ifadeyle ona baktı.
— Gerçekten görüşeceğiz.
— Aureth’in bu kadar kurumun içine sızdığını söylüyorsunuz. Kime güveneceksiniz?
— Hiç kimseye tamamen güvenmeyeceğiz. Bu yüzden dosyayı farklı kişilere bölerek ilerleteceğiz.
Bennu çantasını omzuna taktı.
— Biz tatildeyken yine gizli operasyon yapacaksınız yani.
Kael başını salladı.
— Birilerinin çalışması gerekiyor.
Lucas, Bennu’nun dev valizini kaldırmaya uğraşırken söylendi:
— Biz de çalışıyoruz. Bunu araca koymak ağır işçilik sayılır.
Bennu valizin diğer ucundan tuttu.
— Bırak, kıracaksın.
— Kırılacak olan benim belim.
Leyla, Raven’a baktı.
— Sinan konuşursa babam hakkında bildiklerini de soracaksınız, değil mi?
Raven’ın yüzündeki ifade yumuşamadı fakat sesi daha ölçülü çıktı.
— Sormadan bırakmayacağız, merak etme.
— Evren’a geri dönmeye çalışırsa?
— Dönemeyecek, dedi Kael. En azından bizim kontrolümüz altındayken.
Damien, Leyla’nın omuzlarının gerildiğini fark etti. Yanına yaklaşıp alçak sesle konuştu.
— Bir hafta boyunca buradaki her şeyi unutmanı istemiyorum. Bunun mümkün olmadığını biliyorum. Sadece biraz nefes almanı istiyorum.
Leyla gözlerini bahçe kapısının dışına çevirdi.
— Ben dinlenirken onlar hareket etmeye devam edecek.
— Biz burada kalsak da edecekler.
— Ya bir şey kaçırırsak?
— Kael ve Raven burada. Kaçırmazlar.
Raven uzaktan onları duymuştu.
— Bu kadar güven vermen rahatsız edici, dedi.
Damien ona baktı.
— Haksız mıyım?
— Hayır. Yine de bunu yüksek sesle söyleme.
Kael’in telefonuna bir bildirim geldi. Ekrana göz gezdirdikten sonra Damien’a döndü.
— Sinan’ın tutulduğu bölgeden yeniden sinyal aldık. Biz çıkıyoruz.
Damien başını salladı. Kael ile tokalaştılar. Raven ise yalnızca kısa bir bakışla vedalaştı.
— Telefonunu açık tut.
— Tutacağım.
— Leyla’yı yalnız bırakma.
Damien’ın yüzü ciddileşti.
— Bırakmayacağım.
Leyla bu konuşmayı duydu ama herhangi bir şey söylemedi. Raven ile Kael siyah araca binip bahçeden ayrıldıklarında Bennu derin bir nefes aldı.
— Tamam. Şimdi gerçekten tatil moduna geçebilir miyiz?
Ege çevresine baktı.
— Artemis gelmeyecek mi?
Bir anlık sessizlik oldu. Lucas’ın yüzü fark edilmeyecek kadar gerildi.
— Ailesinin evinde kalacağını söyledi, dedi.
— Dün gece ulaştığını haber verdi mi?
Lucas cevap vermeden önce Ege telefonunu çıkardı.
— Bana vermedi.
Bennu onu dikkatle süzdü.
— Sana niye haber versin?
— Vereceğini söyledi.
— Hımm.
— Ne “hımm”ı?
— Hiç. Sadece bir gecede hızlı ilerlemişsiniz.
Ege kaşlarını çattı.
— Ne ilerlemesi? Kadın sürekli benimle kavga ediyor.
Lucas bagaj kapağını sertçe kapattı.
— Artemis’in iletişim şekli bu.
Bennu hemen ona döndü.
— Sen nereden biliyorsun acaba?
— Bennu.
— Ben sadece soruyorum.
Lucas birkaç saniye onun yüzüne baktı. Sonra daha sakin bir sesle konuştu.
— Geçmişte kaldı.
Bennu başını başka tarafa çevirdi.
— Umarım.
Damien sürücü koltuğuna geçti. Leyla yanına oturdu. Diğer araçta Lucas direksiyona geçerken Bennu ön koltuğu kapmış, Ege de arka koltuğa yerleşmişti. Yola çıkmalarından birkaç dakika sonra grup yeniden hareketlendi.
Bennu: Ayin Var Dediler Geldik ekibi yola çıktı. 🚗
Lucas: Yanımda biri on dakikadır aynı şarkıyı söylüyor.
Bennu: Yolculuk ruhu.
Ege: Daha şehirden çıkmadık.
Leyla: Bizim araçta çıt yok.
Bennu: Damien müzik açmıyor mu?
Damien: Hayır.
Lucas: Leyla, istersen seni alabiliriz.
Damien: Alamazsınız.
Ege: Daha tatilin ilk dakikasında sahiplenme başladı.
Damien: Ege.
Ege: Efendim, aristokrat bey?
Bennu’nun kahkahası öndeki araçtan duyulacak kadar yükseldi. Leyla telefon ekranına bakarken istemeden güldü. Damien göz ucuyla ona baktı.
— Sonunda güldün.
Leyla telefonu dizlerinin üzerine bıraktı.
— Çok büyütme. Ege’nin seni Bennu’yu taklit ederek söylemesine güldüm.
— Yanlış kişiye cesaret veriyorsun.
— Bana iyi geliyor.
Damien bakışlarını yeniden yola çevirdi.
— O zaman devam etsin.
Şehir geride kaldıkça taş yapılar seyrekleşti, yolun iki yanında kuru tepeler ve küçük zeytinlikler belirdi. Lucas’ın kullandığı araç bazen geride kalıyor, sonra hızlanıp yeniden onlara yetişiyordu. Bennu her seferinde camı açıp el sallıyor; Ege arkadan telefonuyla kısa videolar çekiyordu.
Damien’ın aracında ise sessizlik daha sakindi. İlk başta buz gibi duran hava, Leyla’nın camdan dışarıyı izlemeye başlamasıyla yumuşamıştı. Damien radyoyu açtı fakat sesini oldukça düşük tuttu.
— Rahatsız ederse kapatırım, dedi.
— Kalsın.
Bir süre sonra Leyla başını cama yasladı.
— Babam uzun yollarda sürekli konuşurdu.
Damien’ın elleri direksiyonun üzerinde hafifçe gerildi.
— Ne anlatırdı?
— Gördüğü her yer hakkında bir şey uydururdu. Şu tepenin arkasında eski bir krallık var derdi. Sonra kendisi de inanmış gibi bütün hikâyeyi anlatırdı.
— Sen inanır mıydın?
— Küçükken evet. Büyüyünce uydurduğunu anladım ama yine de bozmazdım.
Damien kısa süre sustu.
— Belki de tamamen uydurmuyordu.
Leyla ona baktı.
— Aureth’i öğrendikten sonra bu cümle hiç rahatlatıcı gelmiyor.
Damien’ın dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
— Haklısın.
Leyla yeniden dışarı döndü. Birkaç dakika sonra telefonu çaldı. Ekranda Doğan’ın adı görünüyordu. Çağrıyı açarken sesi hemen değişti.
— Günaydın.
Doğan’ın yüksek sesi aracın sessizliğinde hafifçe duyuluyordu.
— Abla, dün neden aramadın?
— Uyuyakalmışım.
— Ege abi tatile gittiğinizi söyledi. Gerçekten mi?
— Evet. Bir hafta kadar burada kalacağız.
— Damien da orada mı?
Leyla istemsizce Damien’a baktı. Adam konuşmayı duymamış gibi önüne bakıyordu.
— Burada.
— Telefonu ona ver.
— Neden?
— Söyleyeceğim bir şey var.
Leyla kaşlarını çatarak telefonu Damien’a uzattı.
— Seni istiyor.
Damien bir eliyle direksiyonu tutarken telefonu kulağına götürdü.
— Dinliyorum.
Doğan’ın sesi bu kez daha ciddi çıktı.
— Ablama dikkat et.
Damien’ın yüzündeki hafif ifade kayboldu.
— Edeceğim, merak etme ufaklık.
— O iyiymiş gibi davranır ama değildir. Ben biliyorum onu.
Leyla camdan dışarı bakıyordu fakat söylenenleri duyuyordu.
Damien daha alçak bir sesle cevap verdi:
— Biliyorum.
— Bir şey olursa beni ara.
— Tamam. Ararım ufaklık.
Doğan birkaç saniye sustu.
— Bir de onu çok sinirlendirme.
Damien ilk kez hafifçe gülümsedi.
— Bunun için söz veremem.
Telefon Leyla’ya geri döndüğünde:
— Hiçbir şey. Sen annemi ver, dedi.
Meltem’in sesi duyulduğunda Leyla’nın yüzü yeniden hüzünlendi. Annesine iyi olduğunu, birkaç gün dinleneceğini ve endişelenmemesi gerektiğini anlattı. Fakat Meltem’in her “Gerçekten iyi misin?” sorusunda cevabı biraz daha zayıflıyordu.
Konuşma bittikten sonra telefonu kapatıp uzun süre elinde tuttu.
Damien ona bakmadan konuştu.
— Ağlamak istiyorsan ağla.
Leyla başını salladı.
— İstemiyorum.
— Kendini tutmak istemediğin anlamına gelmiyor.
— Her ağladığımda daha kötü hissediyorum.
— O zaman ağlama. Hep gül.
Leyla yüzünü ona döndü.
— Çözümün bu mu?
— Sana ne yapman gerektiğini söylemeyeceğim.
— Her konuda söylüyorsun.
— Bu konuda söylemeyeceğim.
Leyla birkaç saniye onu izledi. Sonra koltuğa biraz daha yaslandı.
— Bazen çok sinir bozucu oluyorsun.
— Bunu sık duyuyorum.
— Kimden?
— Şu an arabada olan olmayan herkesten.
Leyla bu kez daha belirgin şekilde güldü.
Yaklaşık iki saat sonra tesisin taş giriş kapısı göründü. Yolun sonunda, küçük bir vadinin içine kurulmuş eski taş konaklar ve onların çevresine dağılmış ahşap bungalovlar vardı. Meyve ağaçlarının arasından geçen dar taş yollar, ortadaki küçük havuza ve açık hava restoranına uzanıyordu. Burası Mardin’in sert taş dokusunu koruyor fakat çevresindeki yeşillik sayesinde şehirden çok daha sakin görünüyordu.
Bennu araçtan iner inmez iki kolunu yana açtı.
— İşte bu!
Lucas bagajı açarken söylendi:
— Daha odaları görmedin.
— Şu sessizliği dinle.
Ege araçtan çıktı.
— Sen geldikten sonra sessizlik kalmadı.
Bennu ona döndü, kaşlarını çatıp gözlerini dikti.
— Sen tatilin ilk kurbanı olacaksın.
Leyla araçtan indiğinde hafif rüzgâr yüzüne vurdu. Uzakta kuş sesleri ve ağaç yapraklarının hışırtısı dışında hiçbir şey duyulmuyordu. Birkaç saniye boyunca gözlerini kapattı.
Damien yanına yaklaştı.
— Nasıl?
Leyla gözlerini açtı. İlk kez yüzündeki yorgunluğun arasından gerçek bir rahatlama geçti.
— Güzelmiş.
Bennu çoktan telefonunu çıkarmıştı.
Bennu: Herkes odalara eşyasını bıraksın. Yarım saat sonra havuz başında toplanıyoruz.
Ege: Yan yanayız. Niye gruba yazıyorsun?
Bennu: Tatil disiplini.
Lucas: Dengesizliğin dijital hâli.
Bennu: Şikâyet edeni pencere kenarından atarım.
Ege: Çatlak ve öfkeli.
Damien: Ben tek kişilik yatağı alıyorum.
Lucas: Neye göre?
Damien: Rezervasyonu benim bağlantımla yaptık.
Ege: Parayı Lucas ödedi.
Lucas: Doğru.
Damien: O hâlde Lucas tek kişilik yatağı alsın.
Ege: Ben?
Bennu: Aristokrat beyle sarı kafa arasında uyuyacaksın. İyi geceler. 😌
Ege telefon ekranına birkaç saniye baktıktan sonra başını kaldırdı.
— Ben gerçekten arabada yatacağım.
Leyla yanında sessizce gülerken Damien valizini eline aldı.
Tesisin resepsiyonuna doğru yürürlerken hiçbirinin fark etmediği bir şey oldu. Ege’nin cebindeki telefon sessizce titreşti. Gönderen Artemis’ti.
Dün gece haber veremedim. Aile evine ulaştım. Her şey yolunda.
Ege mesajı okuyup kısa bir süre ekrana baktı. Sonra cevap yazdı:
Biraz geç olmadı mı?
Artemis’in yanıtı birkaç saniye içinde geldi:
Sorguya mı çekiliyorum şu an?
Ege’nin dudaklarının kenarı kıvrıldı.
Henüz başlamadım ki.
Telefonu cebine koyarak diğerlerinin arkasından yürüdü.
Artemis, grubun nereye gittiğini henüz bilmiyordu.
Fakat o gün bitmeden öğrenecekti.
BİRKAÇ GÜNLÜĞÜNE HAYAT
Tesis görevlisi, ellerindeki rezervasyon bilgilerine baktıktan sonra onları yan yana duran iki taş yapıya götürdü. Dışarıdan küçük görünmelerine rağmen odaların içi oldukça genişti. Kalın taş duvarlar günün sıcağını kesiyor, ahşap tavan ve eski tarz mobilyalar mekâna sakin bir hava katıyordu. Kızların kalacağı odada iki ayrı yatak, küçük bir oturma köşesi ve bahçeye açılan ahşap bir kapı vardı. Erkeklerin odasında ise Lucas’ın telefonda söylendiği gibi tek kişilik bir yatakla geniş bir çift kişilik yatak bulunuyordu.
Ege, odanın kapısında durup yataklara baktı.
— Hayır.
Lucas valizini içeri bıraktı.
— Daha başlamadan neye hayır?
— Ben sizin aranızda yatmayacağım.
Damien, kendi valizini tek kişilik yatağın yanına bıraktı.
— Yatmayacaksın.
Lucas ona döndü.
— Bir dakika. Tek kişilik yatağı bana bırakacağını söylemiştin.
— Fikrimi değiştirdim.
— Neden?
— Şu an senin itiraz etmeni izlemek istemediğim için.
Ege çift kişilik yatağa bakıp ardından Lucas’a döndü.
— Sen çok hareketli uyuyor musun?
— Bilmiyorum. Uyurken kendimi izlemiyorum.
— Horluyor musun?
— Hayır.
Damien ceketini çıkarıp sandalyenin üzerine bıraktı.
— Horluyor.
Lucas hızla ona döndü.
— Yalan söyleme.
— Bir keresinde seni koridordan duyduk.
— O Kael’di.
— Kael o gece başka binadaydı.
Ege başını iki yana salladı.
— Ben gerçekten arabaya geçeceğim.
Telefonu titreştiğinde cebinden çıkardı. Gruba Bennu’dan yeni bir mesaj gelmişti.
Bennu: Odalara yerleşin dedim, taşınma kararı almadınız inşallah. Havuz başına gelin.
Lucas: Ege yatak kavgası çıkarıyor.
Ege: Ben bir erkek olarak onurumu koruyorum sadece.
Damien: Onuru bırak, havlunu al.
Bennu: Aristokrat bey bugün şiir gibi konuşuyor.
Leyla: Şiir değil, tehdit.
Ege: Ben buraya nasıl düştüm?
Leyla: Tımarhaneye hoş geldin.
Ege telefonu indirip gülümsedi.
— Leyla biraz toparlanmış gibi.
Damien’ın yüzündeki ifade fark edilmeyecek kadar yumuşadı.
— Şimdilik.
Erkekler hazırlanıp dışarı çıktığında Bennu çoktan havuzun kenarındaki şezlonglardan birine uzanmıştı. Üzerinde geniş kenarlı bir şapka, gözlerinde koyu camlı gözlükler vardı. Yanındaki küçük masaya içecekleri dizmiş, sanki günlerdir burada yaşıyormuş gibi yerleşmişti. Leyla ise havuzun kenarındaki taş duvarın üzerine oturmuş, ayaklarını suya doğru uzatmıştı.
Lucas Bennu’ya bakıp durdu.
— O valizlerin ne işe yaradığını şimdi anladım.
Bennu gözlüklerini hafifçe indirip ona baktı.
— Kıskandın mı?
— Hazırlanmak için ne ara zaman buldun?
— Siz yatak için savaşırken hayatımı yaşadım.
Ege Leyla’nın yanına oturdu.
— Nasıl hissediyorsun?
Leyla omuz silkti.
— Bilmiyorum. Buraya gelirken biraz daha kötü olacağımı düşünmüştüm.
— Neden?
— Babam olmadan iyi hissetmek yanlışmış gibi geliyor.
Ege’nin yüzündeki hafif gülümseme kayboldu.
— Ona ihanet ediyormuşsun gibi mi?
Leyla başını salladı.
— Bazen gülüyorum, sonra bir anda suçluluk geliyor. Sanki ben burada otururken o hâlâ o yolun kenarında yatıyormuş gibi.
Ege birkaç saniye konuşamadı. Ardından dirseklerini dizlerine dayadı.
— Dayım yaşasaydı senin böyle düşünmene çok kızardı.
Leyla gözlerini suya indirdi.
— Biliyorum.
— O zaman niye kendine kızıyorsun?
— Bilmek yetmiyor.
Ege cevap vermedi. Leyla’nın omzuna hafifçe dokundu. Yakınlarında duran Damien, konuşmalarını duymuyordu ama Leyla’nın yüzündeki değişimi fark etmişti. Ona yaklaşmak istedi, fakat Ege’nin yanında kaldığını görünce durdu. Leyla’nın her anında kendisinin bulunması gerekmiyordu. Bazen ailesiyle kalmasına izin vermek, yanında olmaktan daha doğruydu.
Bennu birden doğrulup ellerini çırptı.
— Tamam, depresif tatil kulübü. İlk etkinliğimiz belli oldu.
Lucas şezlonga oturdu.
— Burada yatmak değil miydi?
— Değildi. Havuz oyunu oynayacağız.
Damien güneş gözlüğünü takarken sordu:
— Beş yaşında mıyız? Ne oyunu?
— Ruhen evet.
— Ben yokum.
Bennu başını yana eğdi.
— Yirmi dört saat önce de tatile gelmiyordun.
— O başka.
— Suya girmekten mi korkuyorsun?
Damien başını ona çevirdi.
— Beni kışkırtmaya çalışma.
Bennu ayağa kalktı.
— Aristokrat bey yüzme bilmiyor olabilir mi?
Lucas kahkahasını saklamadı.
— Bunu bütün şehre yaymadan önce suya girsen iyi olur kardeşim.
— Demek biliyor.
Damien gömleğinin kollarını sıvarken cevap verdi:
— Şimdi seni havuza atacağım.
Bennu birkaç adım geri çekildi.
— Şiddete başvuruyor! Tanık olun.
Ege telefonunu çıkardı.
— Bu anı kaçıramam. Kaydediyorum.
Bennu kaçmaya fırsat bulamadan Damien yanına ulaştı. Bennu çığlık atarak Lucas’ın arkasına saklanmaya çalıştı.
— Sarı kafa, koru beni!
Lucas iki elini kaldırarak kenara çekildi.
— Bu savaşa girmiyorum.
— Hain!
Damien Bennu’yu gerçekten havuza atmadı. Yalnızca kolundan tutup suyun kenarına kadar götürdü. Bennu son anda dengesini kaybedince Damien onu tuttu fakat bu kez Lucas arkadan yaklaşıp ikisini birden itti.
Bennu ve Damien büyük bir su sesiyle havuza düştüler.
Bir saniyelik sessizliğin ardından Ege kahkahaya boğuldu. Leyla elini ağzına kapatsa da gülmesini durduramadı. Lucas havuz kenarında zafer kazanmış gibi duruyordu.
Damien sudan çıktığında saçları yüzüne düşmüş, gömleği tamamen üzerine yapışmıştı. Bakışlarını ağır ağır Lucas’a çevirdi.
Lucas geri çekildi.
— Kardeşim, mantıklı düşün.
Damien hiçbir şey söylemeden havuzdan çıktı.
— Bennu, diye seslendi Lucas. Bir şey yap.
Bennu sudan başını çıkarıp güldü.
— Kaderine razı ol.
Ellerini kaldırdı.
— Ben bu savaşa girmiyorum.
Lucas kaçmaya başladı. Damien peşinden giderken Ege videoyu çekmeyi sürdürüyordu. Birkaç saniye sonra Lucas da havuzdaydı.
Ege, “Ayin Var Dediler Geldik” grubuna bir video gönderdi.
Ege: Tatilin ilk kayıpları.
Bennu: Ben masumum.
Lucas: Her şeyi sen başlattın.
Damien: Videoyu sil.
Ege: Hayır.
Leyla: Bana da gönder.
Damien: Sen zaten gruptasın.
Leyla: Kalıcı olarak kaydedeceğim.
Damien sudan çıkmadan önce Leyla’ya baktı. Onu gerçekten gülerken görmek, birkaç dakikalığına bütün itirazlarını susturmuştu.
— Eğleniyor musun? diye sordu.
Leyla başını hafifçe yana eğdi.
— Biraz.
— O zaman videoyu silmene gerek yok.
Ege hemen telefona döndü.
— Tanıklar huzurunda söyledi.
Damien sudan çıkıp havluyu omzuna attı.
— Fikrimi değiştirebilirim.
Öğleden sonranın büyük kısmı havuz başında geçti. Bennu tesisin mutfağından atıştırmalıklar getirtti, Lucas şezlongda uyumaya çalışırken Bennu sürekli onun fotoğrafını çekti. Ege çevrede dolaşıp tesisin taş yollarını ve bahçesini inceledi. Leyla bir süre diğerleriyle oturdu, sonra odasına geçip annesini aradı.
Meltem telefonda ilk olarak iyi olup olmadığını sordu. Leyla bu kez otomatik şekilde “İyiyim” demek yerine bir süre sustu.
— Bugün biraz güldüm, dedi.
Meltem’in sesi yumuşadı.
— Buna sevindim.
— Sonra kötü hissettim.
— Neden?
Leyla yatağın kenarına oturdu.
— Babam yokken eğlenmemem gerekiyormuş gibi geliyor.
Meltem’in nefesi telefondan duyuldu.
— Baban senin hayatı bırakmanı istemezdi. Tam tersine, hayatına devam etmeni isterdi.
— Herkes öyle söylüyor.
— Çünkü doğru. Ama doğru olması acını hemen azaltmıyor, biliyorum.
Leyla gözlerini kapattı.
— Sen nasıl dayanıyorsun?
Meltem birkaç saniye cevap vermedi.
— Dayanmıyorum kızım. Sadece Doğan’ın yanında ayakta duruyorum. O odadan çıktığında bazen ben de dağılıyorum.
Leyla’nın gözleri doldu.
— Yanında olmalıydım.
— Hayır. Şu an senin burada olman gereken yerde olduğunu düşünüyorum.
— Emin misin?
— Babanın neden öldürüldüğünü öğrenmeye çalışıyorsun. Sana dur demiyorum. Ama kendini de onun peşinden mezara sürükleme.
Leyla başını önüne eğdi.
— Söz veremem.
— O zaman en azından yalnız kalma.
Leyla istemsizce dışarıdaki bahçeye baktı. Damien uzakta Lucas ve Ege’yle konuşuyor, arada bir kızların kaldığı odaya doğru göz gezdiriyordu.
— Yalnız değilim.
Meltem kızının sesindeki küçük değişikliği fark etti ama sormadı.
— Doğan seni bekliyor. Akşam yine ara.
— Ararım.
Telefon kapandıktan sonra Leyla bir süre odada kaldı. Dışarı çıkmak için ayağa kalktığında kapının önünde Bennu’yla karşılaştı.
Bennu elindeki iki bardaktan birini ona uzattı.
— Annenle mi konuştun?
— Evet.
— İyi misin?
Leyla bardağı aldı.
— Bu soru yasaklansın.
— Tamam. Kötü müsün?
Leyla istemeden güldü.
— Sen de mi ya?
— Ben hep aynıyım ki.
Birlikte bahçeye çıktılar. Güneş yavaş yavaş alçalıyor, taş yapıların üzerine turuncu bir ışık düşüyordu. Tesiste kalan diğer misafirler açık hava restoranına geçmeye başlamıştı. Bennu, akşam yemeği için en uzak köşedeki masayı seçti. Böylece rahatça konuşabilecek ve kimseye dikkat etmek zorunda kalmayacaklardı.
Yemek boyunca ilk kez Aureth’ten, Sinan’dan ya da Astér’den söz edilmedi. Bennu, Lucas’ın Fransa’da yaptığı en kötü yemekleri anlattırdı. Ege çocukken Leyla’nın onu merdivenden ittiğini söyledi. Leyla bunun yalan olduğunu savunsa da Ege alnındaki küçük izi gösterince herkes ona döndü.
— Sen koştun, dedi Leyla. Ben seni itmedim.
— Arkadan “Düşersin” diye bağırdın. Ben de düştüm.
— Uyardım işte.
Lucas çatalını masaya bıraktı.
— Leyla’nın yardım anlayışı çocukluktan beri aynıymış.
Damien sakince içeceğinden bir yudum aldı.
— Önce tehlikeye atlıyor, sonra herkesi suçluyor.
Leyla ona baktı.
— Siz hepiniz bana karşı birleşmişsiniz.
Bennu başını salladı.
— Bu grubun temel amacı zaten bu.
Yemekten sonra tesisin küçük avlusunda canlı müzik başladı. Yerel ezgiler çalınıyor, bazı misafirler masaların arasındaki boş alanda dans ediyordu. Bennu, Leyla’nın elini tutup onu kaldırmaya çalıştı.
— Gel.
— Hayır.
— Leyloşum, bir kere.
— Bennu, bilmiyorum.
— Kimse bilmiyor zaten.
Lucas da ayağa kalktı.
— Doğru söylüyor. Bennu’nun yaptığı şeye dans deniyorsa hepimiz yapabiliriz.
Bennu ona dirseğiyle vurdu.
— Sen de gel.
— Ben izlemeyi tercih ediyorum.
— Korkak.
Ege masadan kalktı.
— Ben geliyorum.
Bennu şaşkınlıkla ona baktı.
— Sen biliyor musun?
— Hayır.
— Harika.
Ege ile Bennu kalabalığın arasına girince Lucas onları izledi. Bennu’nun yüzündeki rahat ifadeye bakarken gülümsemesi istemsizce yumuşadı. Damien bunu fark etti.
— Git, dedi.
Lucas başını ona çevirdi.
— Ne?
— Yanına gitmek istiyorsun.
— Ben burada iyiyim.
— Yalan söyleme konusunda kötüsün.
Lucas birkaç saniye Damien’a baktı. Ardından ayağa kalkarak Bennu’nun yanına gitti.
Masada Leyla ile Damien yalnız kaldı.
Leyla dirseğini masaya dayayıp uzaktaki insanları izledi.
— Herkesin bu kadar kolay mutlu olması garip geliyor.
Damien cevap vermeden önce onu inceledi.
— Kolay değiller.
— Öyle görünüyorlar.
— İnsanlar birkaç dakika iyi hissetmek için hayatlarının geri kalanını unutuyor. Bu, hayatlarının kolay olduğu anlamına gelmez.
Leyla bakışlarını Bennu’ya çevirdi. Lucas ona ayak uydurmaya çalışıyor, Bennu ise güle güle yanlış adımlarını düzeltiyordu.
— Bennu mutlu görünüyor.
— Lucas da öyle.
Leyla dudaklarının kenarında hafif bir gülümsemeyle Damien’a baktı.
— Sen neden gitmiyorsun?
— Dans etmiyorum.
— Yapamadığın için mi?
— İstemediğim için.
— Bence yapamıyorsun.
Damien kaşını kaldırdı.
— Beni kışkırtmayı Bennu’dan mı öğrendin?
— İşe yarıyor.
Damien ayağa kalkarak elini uzattı.
Leyla uzatılan ele baktı.
— Ciddi misin?
— Fikrimi değiştirmeden önce kalk.
Leyla elini onun avucuna bıraktı. Damien onu kalabalığın daha sakin kenarına götürdü. Çalan hareketli müzik bitip daha yavaş bir ezgi başladığında Leyla ne yapacağını bilmeden karşısında durdu.
— Bilmiyorum, dedi.
— Ben de çok iyi olduğumu söylemedim.
— Biraz önce dans etmediğini söyledin.
— Etmiyorum. Yapamadığımı söylemedim.
Damien bir elini beline yerleştirirken diğer eliyle parmaklarını tuttu. Leyla önce gerildi, ardından onun yönlendirmesine izin verdi. Hareketleri gösterişli değildi. Yalnızca müziğin ritmine uyarak birkaç küçük adım atıyorlardı.
Leyla bir süre sonra sordu:
— Nerede öğrendin?
— Ne demek istiyorsun?
— Dans, silah, eski diller, mimarlık, tarikat ritüelleri… İnsan kaç hayat yaşıyor olabilir?
— Aristokrat çocukların çocukluğu eğlenceli geçmez.
— Ben seni küçükken hayal edemiyorum.
— Etme.
— Neden?
— Hayalindeki kadar sevimli değildim.
Leyla güldü.
— Şimdi de değilsin.
Damien’ın bakışları yüzünde kaldı.
— Buna rağmen buradasın.
Leyla gülümsemeyi bıraktı. Aralarındaki mesafenin sandığından daha az olduğunu o anda fark etti. Damien’ın eli belindeydi, parmakları onun parmaklarının arasındaydı. Birkaç saniye birbirlerine baktılar.
Leyla gözlerini ilk kaçıran oldu.
— Müzik bitiyor.
— Biliyorum. Farkındayım.
Şarkı sona erdiğinde Damien onu hemen bırakmadı. Leyla da geri çekilmedi. Kalabalığın sesi çevrelerinde sürerken bir süre oldukları yerde kaldılar. Sonra Bennu’nun sesi duyuldu.
— Buraya bakın!
İkisi aynı anda döndü. Bennu telefonuyla fotoğraflarını çekmişti.
Damien’ın yüzü anında sertleşti.
— Sil şunu, seni küçük fare.
Bennu telefonu göğsüne bastırdı.
— Asla.
Bennu, “Ayin Var Dediler Geldik” grubuna bir fotoğraf gönderdi.
Fotoğrafta Damien’ın eli Leyla’nın belindeydi. Leyla başını hafifçe kaldırmış, ona bakıyordu.
Bennu: Aristokrat bey dans ediyormuş.
Lucas: Tarihî an.
Ege: Ben bunu Doğan’a yolluyorum.
Leyla: Yollama.
Damien: Ege.
Ege: Şaka yaptım.
Bennu: Leyloşum 🐥 çok güzel çıkmış.
Damien fotoğrafa uzun süre baktı. Ekranın üst kısmında Leyla’dan gelen özel mesaj belirdi.
Leyla: Gerçekten silecek misin?
Damien birkaç saniye sonra cevap yazdı.
Damien: Silmemi istiyor musun?
Leyla: Hayır.
Damien fotoğrafı telefonuna kaydetti.
Gece odalara döndüklerinde Bennu yorgunluktan yatağa uzanır uzanmaz uyudu. Erkeklerin odasında ise Ege ile Lucas, çift kişilik yatağın sınırlarını belirlemek için yastıklarla ortalarına duvar örmeye çalışıyordu.
Damien onları birkaç saniye izledikten sonra telefonunu aldı ve dışarı çıktı.
Kael’i aradığında çağrı hemen açıldı.
— Bir gelişme var mı? diye sordu Damien.
Kael’in sesi araç gürültüsünün arasından geliyordu.
— Sinan’ı bulunduğu yerden çıkardık. Şimdilik güvende.
— Konuştu mu?
— Çok az. Evren’dan kaçmadığını, başka birinden saklandığını söylüyor.
Damien’ın yüzü ciddileşti.
— Kimden?
— İsmini vermedi. “Elçi geldiğinde herkes yanlış kişiye bakacak,” dedi.
Damien bahçenin karanlık kısmına doğru yürüdü.
— Ne demek istediğini sordunuz mu?
— Raven sorguluyor. Sinan konuşmamakta direniyor.
— Ona Leyla’dan bahsetmeyin.
— Zaten etmiyoruz.
— Evren’ın adamları sizi izliyor olabilir.
— Biliyoruz.
Kael bir an sustu.
— Damien, burada bir sorun var. Sinan’ın yerini bize ulaştıran kişi, daha önce Valerian Vakfı’nın kapalı hattını kullanmış.
Damien’ın adımları durdu.
— Evren mı gönderdi?
— Bilmiyoruz. Ya Sinan’ı özellikle önümüze attı ya da vakfın içinden biri Evren’dan habersiz çalışıyor.
— Raven ne düşünüyor?
— Bir elçinin hareket hâlinde olduğunu düşünüyor.
Damien tesisin karanlık giriş kapısına baktı.
— Nereye gidiyor?
— Henüz bilmiyoruz.
Konuşma sona erdiğinde Damien birkaç saniye olduğu yerde kaldı. Leyla’nın bu akşam gülümsemesi, Bennu’nun çektiği fotoğraf ve Kael’in söyledikleri zihninde birbirine karışıyordu.
Birileri yeniden onlara doğru geliyordu.
Fakat bu kez kimin adına hareket ettiğini bilmiyorlardı.
Aynı saatlerde Artemis, ailesine ait evin balkonunda oturuyordu. Telefonunda Ege’nin hikâyesine yüklediği tesis görüntüsünü izledi. Görüntünün arka planında taş konak, ağaçlar ve tesisin küçük tabelası görünüyordu.
Ege konumu açıkça paylaşmamıştı.
Fakat Artemis tabeladaki ismi büyüterek okudu.
Bir süre ekrana baktıktan sonra Evren’ın gizli sohbetini açtı.
Nereye gittiklerini öğrendim.
Mesajı hemen göndermedi.
Ege’nin Bennu’yla güldüğü kısa videoya yeniden baktı. Ardından Leyla ile Damien’ın dans ederken çekilmiş fotoğrafına geçti. Grup rahat görünüyordu. Uzun zamandır ilk kez gerçekten korunmasızlardı.
Evren’ın istediği de tam olarak buydu.
Artemis mesajı sildi.
Yerine Ege’ye yazdı:
Bensiz eğleniyor musunuz?
Cevap kısa sürede geldi:
Sen gelmeyeceğini söyledin.
Fikrimi değiştirebilirim.
Ege bir süre cevap vermedi.
Artemis telefonunu elinde tutarken kalbi, beklediğinden daha hızlı atıyordu. Bu kez görevi için mi yoksa gerçekten oraya gitmek istediği için mi yazdığını kendisi de bilmiyordu.
Sonunda Ege’nin mesajı geldi:
Adres ister misin?
Artemis gözlerini kapattı.
Açılan kapı tam önündeydi.
Yalnızca içeri girip girmeyeceğine karar vermesi gerekiyordu.
DAVETSİZ MİSAFİR
Ege, Artemis’in son mesajına uzun süre cevap vermedi.
Erkeklerin kaldığı odanın önündeki küçük verandada oturmuş, telefon ekranına bakıyordu. İçeriden Lucas’ın dolap kapaklarını açıp kapatma sesi geliyor, Damien ise Kael’le yaptığı görüşmenin ardından hâlâ bahçenin karanlık tarafında dolaşıyordu.
Artemis: Fikrimi değiştirebilirim.
Ege: Adres ister misin?
Mesajı gönderdikten sonra pişman olmamıştı ama Artemis’in neden birdenbire fikrini değiştirdiğini merak ediyordu. Önce onlarla kalmayı kesin bir dille reddetmiş, mesaj geldiği anda evden ayrılmış, gece boyunca da neredeyse hiç haber vermemişti. Şimdi ise nerede olduklarını öğrenmek istiyordu.
Telefon yeniden titreşti.
Artemis: Önce gerçekten çağırıp çağırmadığını söyle.
Ege: Adres sormam çağırdığım anlamına geliyor.
Artemis: Senin konuşma şeklinle hiçbir şey kesin değil.
Ege: Gelmek istiyor musun?
Artemis: Belki.
Ege: O zaman belki adresi gönderirim.
Artemis: Çocuk musun?
Ege: Şüpheli davranan insanlarla uğraşınca yaşım küçülüyor.
Artemis: Ege.
Ege: Hı.
Telefonun diğer ucunda Artemis’in sinirlendiğini tahmin edebiliyordu. Bu düşünce istemeden gülümsemesine neden oldu.
Birkaç saniye sonra yeni mesaj geldi.
Artemis: Gelmek istiyorum.
Ege’nin gülümsemesi yavaşça kayboldu. Bu kez mesajın arkasında şaka yoktu. Artemis’in gerçekten gelmek istediğini hissetmişti.
Tesisin konumunu göndermek üzereyken durdu. Onu çağırmaya tek başına karar verme hakkı var mıydı? Damien, Lucas ve özellikle Bennu bundan hoşlanmayabilirdi. Leyla’nın ise Artemis’e karşı ne düşündüğünü henüz bilmiyordu.
Ege odanın içine seslendi:
— Lucas!
— Ne var?
— Artemis gelmek istiyor.
Dolabın önünde duran Lucas’ın hareketi durdu. Elindeki tişörtü yatağın üzerine bıraktı.
— Buraya mı?
— Hayır, komşu köye. Tabii ki buraya.
Lucas’ın yüzündeki ifade okunması zordu.
— Neden?
— Fikrini değiştirmiş.
— Bir günde mi?
Ege kaşlarını çattı.
— Bir insan fikrini değiştiremez mi?
— Artemis değiştirmez.
— Sen onu ne kadar tanıyorsun?
Lucas birkaç saniye sustu.
— Yeterince.
— O zaman neden geleceğini sen söyle.
Lucas cevap vermek yerine verandaya çıktı. Ege’nin elindeki telefona baktı.
— Adresi gönderdin mi?
— Henüz değil.
— Gönderme.
— Neden?
— Çünkü buraya neden gelmek istediğini bilmiyoruz.
Ege ayağa kalktı.
— Buradaki herkesin neden geldiğini biliyor muyuz? Raven bize güveniyor mu? Kael bütün bildiklerini söylüyor mu? Damien’ın hâlâ sakladığı şeyler yok mu?
— Aynı şey değil.
— Neden? Çünkü senin eski sevgilin mi?
Lucas’ın yüzü anında sertleşti.
— Konuyu oraya getirme.
— Konunun bir kısmı orası.
— Ben Artemis’in burada olmasını istemiyorum.
— Bennu yüzünden mi?
Lucas başını başka tarafa çevirdi.
— Bennu’yla ilgisi yok.
— Varmış gibi duruyor.
Lucas, Ege’ye döndü.
— Artemis insanlara yaklaşırken her zaman bir sebebi olur.
— Belki bu kez sebebi yalnız kalmak istememesidir.
— Onu savunmaya ne zaman başladın?
Ege bu soruya hemen cevap veremedi. Artemis’i savunduğunu kendisi de o anda fark etmişti.
— Savunmuyorum. Sadece onu dinlemeden karar vermeyelim diyorum.
— Onun anlattığı her şeye inanma.
— İnanmıyorum zaten.
— O zaman neden çağırmak istiyorsun?
Ege telefonunu cebine koydu.
— Çünkü onu burada görürsem ne sakladığını daha kolay anlarım.
Lucas başını hafifçe yana eğdi.
— Yalnızca bu yüzden mi?
Ege gözlerini kıstı.
— Sen de herkesin aklını okumaya başladın.
— Cevap vermedin.
— Vermeyeceğim.
Damien bahçeden döndüğünde ikisini verandada karşı karşıya buldu.
— Ne oldu?
Lucas konuşmadan önce Ege cevap verdi:
— Artemis buraya gelmek istiyor.
Damien’ın yüzündeki yorgun ifade anında ciddileşti.
— Nereden biliyor?
— Ben söylemedim. Henüz.
Lucas araya girdi:
— Ege’nin paylaştığı görüntüden tesisi bulmuş olabilir.
Ege ona döndü.
— Görüntüde konum yoktu.
— Artemis’in babası yıllarca Valerian Vakfı’nın sanat ve restorasyon ağıyla çalıştı. Bir tabeladan yer bulabilir.
Damien birkaç saniye düşündü.
— Neden gelmek istiyor?
— Fikrini değiştirdiğini söyledi.
— Bu yeterli değil.
Ege sabırsızca nefes verdi.
— Kendisini çağırıp sorabiliriz.
Damien’ın bakışları sertleşti.
— Leyla’nın bulunduğu yeri, niyetinden emin olmadığımız birine açamayız.
— Onu zaten arşive soktunuz.
— Yanımızdayken kontrol edebiliyorduk.
— Buraya gelirse de kontrol edersiniz.
Lucas başını salladı.
— Ben gelmesine karşıyım.
Ege alayla güldü.
— Buna şaşırmadım.
Lucas bir adım ona yaklaştı.
— Ne demek istiyorsun?
— Geçmişiniz yüzünden tarafsız değilsin.
— Sen de birkaç saat içinde fazlasıyla taraflı oldun.
Aralarındaki gerilim yükselirken kızların odasının kapısı açıldı. Leyla verandaya çıktı. Üzerine ince bir askılı geçirmişti. Arkasından Bennu da geldi.
— Ne oluyor? diye sordu Leyla.
Bennu gözlerini kısarak üçünü inceledi.
— Kesin bir kadın meselesi.
Lucas ters ters baktı.
— Nereden çıkardın?
— Üç erkek gece yarısı birbirine dikilmişse ya futbol ya kadın meselesidir. Siz futbol konuşacak insanlara benzemiyorsunuz.
Ege telefonunu çıkardı.
— Artemis gelmek istiyor.
Bennu’nun yüzündeki eğlenceli ifade kayboldu.
— Buraya mı?
— Evet.
— Neden?
— Hepiniz aynı soruyu soruyorsunuz.
— Çünkü mantıklı soru bu.
Leyla verandanın korkuluğuna yaslandı.
— Kendisine soralım.
Lucas ona döndü.
— Leyla—
— Buraya gelmesinden rahatsız olur musun? diye sordu Leyla.
Lucas sustu.
Leyla bu kez Bennu’ya baktı.
Bennu omuzlarını geriye çekti.
— Ben kimsenin eski sevgilisi geldi diye kaçacak değilim.
— Bennu, dedi Lucas.
— Ne? Gelmesini istemediğini söyledin. Benim yüzümden olduğunu düşünmüyorum ama benim için istemiyorsan buna gerek yok.
Lucas’ın sesi yumuşadı.
— Senin için değil. Onun ne yaptığını bilmiyorum.
Leyla kısa süre düşündükten sonra Ege’ye döndü.
— Adresi gönder.
Damien hemen karşı çıktı:
— Leyla.
— Zaten bizi bulabilecekse engellemek yalnızca şüpheyi artırır. Buraya gelirse gözümüzün önünde olur.
— Sana yaklaşmak için geliyor olabilir.
— Herkes bana yaklaşmak için geliyor zaten.
Damien bundan hoşlanmamıştı ama Leyla’nın söylediğinde mantık vardı.
— Tek başına gelecek, dedi. Yanında getirdiği kimse tesise alınmayacak. Girişte kontrol edilecek.
Bennu kaşını kaldırdı.
— Tatile mi geldik, sınır kapısına mı?
Damien ona baktı.
— Bennu.
— Tamam, sustum.
Ege konumu Artemis’e gönderdi.
Ege: Gelmek istiyorsan adres burada.
Artemis: Bu bir davet mi?
Ege: Evet. Ama girişte sorguya alınacaksın.
Artemis: Sen mi sorgulayacaksın?
Ege: İlk sıradayım.
Artemis: O zaman geliyorum.
Ege telefonu kapattığında Lucas hâlâ ona bakıyordu.
— Bir sorun mu var?
Lucas başını salladı.
— Umarım ne yaptığını biliyorsundur.
Ege’nin cevabı gecikmedi.
— Bilmiyorum. Bu gruba uyum sağlamaya başladım.
Ertesi sabah tesisin avlusunda kurulan kahvaltı masası, Bennu’nun isteğiyle neredeyse iki ayrı masayı kaplayacak kadar doluydu. Peynirler, zeytinler, sıcak ekmekler, yöresel çörekler ve bakır tavada getirilen yumurtalar sırayla yerleştirilmişti.
Bennu ekmek sepetini kendisine doğru çekerken Lucas eline hafifçe vurdu.
— Daha herkes oturmadı.
— Ben herkesim.
— Değilsin.
— Açken öyle hissediyorum.
Ege masaya oturup telefonuna baktı.
— Artemis yola çıkmış.
Lucas kahvesini karıştırmayı bıraktı fakat hiçbir şey söylemedi.
Bennu bunu fark etti.
— Suratını düzelt.
— Suratımda ne var?
— Eski sevgilisi tatile geliyor suratı.
— Benim öyle bir suratım yok.
— Var. Biraz ekşi, biraz pişman.
Lucas fincanını masaya bıraktı.
— Artemis’in gelmesi beni ilgilendirmiyor.
— O zaman her adı geçtiğinde omuzların niye geriliyor?
— Çünkü ona güvenmiyorum.
Bennu’nun sesi hafifçe değişti.
— Bana güveniyor musun?
Lucas doğrudan gözlerine baktı.
— Evet.
Bennu birkaç saniye hazırlıksız yakalandı. Sonra bakışlarını ekmeğine indirdi.
— Güzel.
Masaya yeni gelen Leyla, aralarındaki sessizliği fark etti.
— Bir şey mi kaçırdım?
Ege gülümsedi.
— Sarı kafa köşeye sıkıştı.
Lucas ona baktı.
— Sen Artemis gelince konuşursun.
Ege’nin gülümsemesi kayboldu.
Damien, Leyla’nın sandalyesini çekti. Leyla otururken teşekkür etmek için başını çevirdi. Damien’ın telefonunun masanın üzerinde titreştiğini gördü.
Ekranda Kael’in adı vardı.
Damien çağrıyı açıp masadan uzaklaştı.
— Dinliyorum.
Kael’in sesi gergindi.
— Sinan gece boyunca birkaç kez aynı ismi söyledi.
— Kimin adını?
— Soren Vale.
Damien avlunun kenarında durdu.
— Ne dedi?
— Soren’ın yıllardır öldüğünü sandıklarını ama aslında farklı isimlerle dolaştığını söylüyor. Valerian Vakfı’nın kapalı hatlarına hâlâ erişimi varmış.
— Sinan ona mı çalışıyordu?
— Tam olarak söylemiyor. Yalnızca “Majest’in emirleriyle Aynadaki Adam’ın emirlerini ayırmayı çok geç öğrendim,” dedi.
Damien’ın yüzü sertleşti.
— Raven ne düşünüyor?
— Sinan’ın korkusu gerçek. Fakat bazı bilgileri özellikle eksik veriyor.
— Onu konuşturun.
— Zorlarsak tamamen kapanacak.
Damien kahvaltı masasındaki Leyla’ya baktı. Bennu’nun anlattığı bir şeye gülümsüyor ama hemen ardından dalıp önündeki tabağa bakıyordu.
— Evren’dan bir hareket var mı?
— Şimdilik yok. Garip olan da bu. Sinan elimizde, Leyla şehir dışında ve Evren sessiz.
— Bir şey hazırlıyor.
— Raven da aynı şeyi düşünüyor.
— Tesisi bilen var mı?
— Bizim dışımızda yalnızca Fatih ve Şehmus.
Damien’ın bakışları Ege’nin elindeki telefona kaydı.
Artık Artemis de biliyordu.
— Misafirimiz geliyor, dedi.
— Kim?
— Artemis.
Kael birkaç saniye sustu.
— Neden?
— Ege çağırdı.
— Damien—
— Kontrol edeceğiz. Buraya ulaşmadan geçmiş yirmi dört saatini araştır.
— Hemen Raven’a söylüyorum.
— Leyla’ya henüz bir şey söyleme.
Damien çağrıyı kapattığında Leyla onun yüzündeki ifadeyi fark etmişti.
— Bir sorun mu var?
— Sinan konuşmaya başlamış.
— Babamla ilgili bir şey söyledi mi?
— Henüz değil.
Leyla’nın yüzündeki hayal kırıklığı gizlenmedi.
Damien yanına otururken daha alçak sesle devam etti:
— Soren Vale’in hayatta olabileceğini söylüyor.
Masadaki diğerleri sustu.
Artemis’in babasının adıyla bağlantılı olan adamın yeniden ortaya çıkması, onun gelişini daha da anlamlı hâle getiriyordu.
Ege kaşlarını çattı.
— Artemis’in buraya gelmesi tesadüf mü sizce?
Lucas sandalyesine yaslandı.
— Ben de bunu söylüyorum.
Bennu ona baktı.
— Gelmeden suçlamayın.
— Suçlamıyorum. Soru soruyorum.
Leyla bir süre sessizce düşündü.
— Ona Soren’dan bahsetmeyelim.
Ege hemen karşı çıktı:
— Babasının ölümüne bağlı olabilir.
— Bu yüzden söylemeyelim. Önce kendisinin ne anlatacağını görelim.
Damien onayladı.
— Kimse Sinan’ın söylediklerinden söz etmeyecek.
Bennu elini kaldırdı.
— Ben zaten gizli tarikat konuşmalarında hiçbir şeyi anlamıyorum.
Lucas ona baktı.
— Şu ana kadar en fazla sırrı sen açığa çıkardın.
— Ben insanları konuşturuyorum. Bu bir yetenek.
— Buna meraklılık deniyor.
— Kıskanma.
Kahvaltının ardından tesis görevlisi onları yakınlardaki bağlara ve eski su değirmenine götürmeyi teklif etti. Artemis öğleden sonra geleceği için planı iptal etmediler. İki araçla yola çıkarak küçük bir vadinin içindeki üzüm bağlarına geçtiler.
Yolun sonunda araçlardan indiklerinde Bennu, başındaki şapkayı rüzgâra kaptırdı. Lucas peşinden koşup birkaç metre ötede yakaladı.
— Daha ilk dakikada eşyalarına sahip çıkamamaya başladın.
Bennu şapkasını elinden aldı.
— Yakaladın işte.
— Ben olmasam ne yapacaksın?
Bennu şapkasını yeniden takarken ona baktı.
— Sen olmazsan başka bir sarı kafa bulurum.
Lucas’ın yüzü değişti.
— O kadar kolay mı?
Bennu onun sesindeki ciddiyeti fark ederek durdu.
— Şaka yaptım.
— Biliyorum, tatlım.
— Öyle görünmüyorsun.
Lucas bir şey söyleyecekmiş gibi oldu fakat Ege’nin uzaktan seslenmesiyle geri çekildi.
— Geliyor musunuz?
Bennu önden yürürken Lucas birkaç saniye arkasından baktı.
Bağların arasında geçirilen saatler, önceki günün eğlencesinden daha sakindi. Tesis görevlisi bölgedeki eski üretim yöntemlerini anlatıyor, Ege sürekli fotoğraf çekiyordu. Damien ile Leyla çoğu zaman grubun biraz gerisinde kalıyordu.
Leyla asmaların arasındaki dar yolda yürürken bir üzüm tanesini kopardı.
— Yemek yasak mı?
Damien yanındaki tabelaya baktı.
— Muhtemelen.
Leyla üzümü ağzına attı.
— Geç kaldın.
— Seni şikâyet edeceğim.
— Kime?
— Bağ sahibine.
— Astér taşıyıcısı olduğumu söylerim. Korkup bırakır.
Damien ona baktı.
— İlk kez bunu şaka konusu yaptın.
Leyla’nın yüzündeki gülümseme yavaşça söndü.
— Her an korkarsam yaşayamayacağım.
— Korkmuyor musun?
— Korkuyorum. Sadece bugün korkumun bütün günü almasına izin vermek istemiyorum.
Damien onu birkaç saniye sessizce izledi.
— Bu iyi bir başlangıç.
Leyla yere bakarak yürümeye devam etti.
— Bunu yapabilmemin sebebi sizsiniz.
— Siz?
— Bennu, Ege, Lucas... sen.
Damien, son kelimeyi diğerlerinden farklı söylediğini fark etmişti.
— Ben ne yaptım?
Leyla kısa süre düşündü.
— Gitmedin.
Damien’ın adımları yavaşladı.
— Gitmeyeceğimi söylemiştim.
— İnsanlar çok şey söyler.
— Ben söylediğim her şeyi yaparım.
Leyla ona baktı.
— Her şeyi mi?
Damien’ın bakışları yüzünde kaldı.
— Verdiğim sözleri.
Aralarındaki sessizlik uzarken öndeki gruptan Bennu’nun sesi geldi:
— Aşk filmi çekmeyi bırakın, fotoğraf çekeceğiz!
Leyla gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
— Onu bir gün gerçekten boğacağım.
Damien’ın dudaklarının kenarı kıvrıldı.
— Yardım ederim.
Grup eski değirmenin önünde toplandığında Bennu herkesi yan yana dizdi. Telefonunu taş duvarın üzerine yerleştirip zamanlayıcıyı açtı.
— Kimse kıpırdamasın!
Ege, Lucas’a doğru eğildi.
— Kesin kafamız kesilecek.
— Bennu’nun çektiği fotoğraflarda genelde bir uzuv eksik oluyor.
Bennu koşarak yanlarına gelirken bağırdı:
— Duyuyorum!
Fotoğraf çekildiği anda Ege, Lucas’ı omzundan itti. Lucas dengesini sağlamak için Bennu’ya tutundu, Bennu da Leyla’nın kolunu çekti. Ortaya düzenli bir grup fotoğrafı yerine birbirine tutunmaya çalışan beş kişinin bulanık görüntüsü çıktı.
Bennu, “Ayin Var Dediler Geldik” grubuna bir fotoğraf gönderdi.
Bennu: Aile fotoğrafımız. ❤️
Lucas: Hiç kimsenin yüzü düzgün çıkmamış.
Ege: Doğal hâlimiz.
Leyla: Damien yine hiç gülmemiş.
Damien: Gülüyorum.
Bennu: Nerede?
Damien: İçimden.
Lucas: Çok derinlerde olmalı.
Bennu fotoğrafı tekrar çekmek için hazırlanırken Ege’nin telefonu çaldı. Ekranda Artemis’in adı vardı.
Aramayı açarak gruptan biraz uzaklaştı.
— Geldin mi?
— Tesise ulaştım ama girişteki görevli beni içeri almıyor.
Ege istemeden güldü.
— Sorguya alınacağını söylemiştim.
— Şu an valizimin içindeki çorapları sayacaklar.
— Damien’a bağırma. İşe yaramıyor.
— Ben ona değil, sana bağıracağım. Beni çağıran sendin.
— Bekle, geliyoruz.
Aramayı kapatınca diğerlerinin yanına döndü.
— Artemis gelmiş.
Lucas’ın yüzü kapandı. Bennu ise yalnızca çantasını omzuna taktı.
— O zaman dönelim.
Leyla Damien’a baktı.
— Hazır mısın?
Damien’ın cevabı kısa oldu:
— Hayır.
Tesisin girişine ulaştıklarında Artemis, küçük valizinin yanında kollarını göğsünde birleştirmiş şekilde bekliyordu. Üzerinde açık renk bir gömlek, koyu pantolon ve ince bir ceket vardı. Yüzündeki ifade, yaklaşık yirmi dakikadır sorgulandığını açıkça gösteriyordu.
Ege araçtan iner inmez ona yaklaştı.
— Hoş geldin.
Artemis kaşını kaldırdı.
— Beni davet edip kapıda bıraktığın için teşekkür ederim.
— Güvenlik.
— Çantam üç kez arandı.
— Tehlikeli görünüyorsun.
— Şu an gerçekten tehlikeliyim.
Ege gülümsedi.
— Geldiğine sevindim.
Artemis’in öfkeli ifadesi bir anlığına yumuşadı.
— Öyle mi?
— Evet.
Lucas araçtan indiğinde Artemis’le göz göze geldi. Aralarında kısa ve rahatsız bir sessizlik oluştu.
— Lucas.
— Artemis.
Bennu da yanlarına geldi.
— Hoş geldin.
Artemis, beklemediği bu sakin karşılamanın ardından ona baktı.
— Teşekkür ederim.
— Baştan söyleyeyim, sarı kafa için kavga çıkarmaya niyetim yok.
Lucas alnını ovuşturdu.
— Bennu, daha ilk dakikadan başlama.
Artemis’in dudaklarında hafif bir gülümseme oluştu.
— Ben de bunun için gelmedim.
— Güzel. O zaman anlaşabiliriz.
Leyla birkaç adım geride durmuş, Artemis’i dikkatle izliyordu. Artemis ona doğru döndüğünde yüzündeki ifade değişti. Evren’ın emri zihninde yeniden canlandı.
Ege’ye yakın kal. Leyla’nın hareketlerini öğren.
Fakat Leyla karşısında yorgun, savunmasız ama yine de ayakta durmaya çalışan genç bir kadından başka bir şey değildi.
— Leyla, dedi Artemis.
— Hoş geldin.
Damien yanlarına geldi.
— Telefonunu verir misin?
Artemis’in yüzü sertleşti.
— Neden?
— Güvenlik kontrolü.
— Çantam yetmedi mi?
— Hayır.
— Telefonumu sana vermeyeceğim.
Damien gözlerini kısmadan onu izledi.
— O hâlde tesise giremezsin.
Ege araya girmeye çalıştı.
— Damien—
— Bu tartışmaya açık değil.
Artemis bir süre Damien’ın yüzüne baktı. Ardından telefonunu cebinden çıkarıp ona uzattı.
— Bir şey silersen fark ederim.
— Silmeyeceğim.
— Mesajlarımı okumayacaksın.
— Gerekirse okuyacağım.
— Sen gerçekten dayanılmazsın.
Bennu, Ege’ye doğru eğilip sessizce sordu:
— Sence on dakika içinde birbirlerini öldürürler mi?
Ege gözünü Artemis’ten ayırmadan cevap verdi:
— Beş.
Damien telefonu kontrol etmesi için tesisteki güvenlik görevlisine verdi. Artemis bu sırada Ege’ye yaklaştı.
— Beni neden gerçekten çağırdın?
Ege omuz silkti.
— Gelmek istediğini söyledin.
— Bu kadar mı?
— Seni merak ettim.
Artemis’in gözleri kısa süreliğine büyüdü.
— Benden şüpheleniyordun.
— Hâlâ şüpheleniyorum.
— İnsan şüphelendiği kişiyi yanına çağırır mı?
Ege dudaklarının kenarında hafif bir gülümsemeyle cevap verdi:
— Gözümün önünde olursan yalanlarını daha kolay yakalarım.
Artemis ona bakmayı sürdürdü.
— Belki de yakalamanı istiyorumdur.
Ege’nin gülümsemesi kayboldu.
Bu cümlenin şaka mı yoksa itiraf mı olduğunu anlayamamıştı.
Telefon Artemis’e geri verildiğinde Damien’ın yüzü değişmemişti.
— Geçebilirsin.
Artemis telefonu aldı.
— Ne bulmayı bekliyordun?
— Ne sakladığını.
— Buldun mu?
Damien gözlerini ondan ayırmadı.
— Henüz değil.
Artemis valizini almak için eğildiğinde Ege ondan önce davranıp valizin sapını tuttu.
— Ben taşırım.
— Gerek yok.
— Bu grupta kimseye fikri sorulmuyormuş.
Bunu söylerken Bennu’ya baktı.
İkisi yan yana tesise doğru yürürken Artemis’in telefonu avucunda bir kez titreşti. Ekranı açmadı. Mesajın kimden geldiğini biliyordu.
Evren ulaşmasını bekliyordu.
Artemis ise ilk kez ona hemen cevap vermedi.
Tesisin taş yolunda Ege’nin yanında yürürken görevini değil, birkaç dakika önce söylediği cümleyi düşünüyordu.
Seni merak ettim.
Beklenmeyen elçi sonunda grubun arasına girmişti.
Fakat hangi tarafa haber taşıyacağı artık kendisi için bile eskisi kadar kesin değildi.
SESSİZCE YAKLAŞANLAR
Artemis’in gelişiyle grubun dengesi değişmişti. İlk gün herkes onu dikkatle izledi. Bennu bunu açıkça belli etmese de gözleri sık sık Artemis’e kayıyor, Lucas ise konuşmalarına gereğinden fazla mesafe koyuyordu. Damien’ın tavrı en başından beri açıktı; ona güvenmiyor fakat Leyla’nın huzurunu bozacak bir tartışma da çıkarmıyordu.
Ege ise tam tersine Artemis’i sürekli yanında tutuyordu.
Bunu korumak için mi, sorgulamak için mi yaptığı belli değildi.
Artemis’e kızların odasında yer ayarlanmıştı. Bennu ilk akşam yatağının kenarına oturup onu baştan aşağı süzdükten sonra doğrudan konuşmuştu.
— Sana bir şey soracağım.
Artemis valizini açarken başını çevirdi.
— Sor.
— Lucas’ı geri almak için mi geldin?
Leyla, yatağın üzerinde telefonuna bakarken başını kaldırdı. Artemis birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra fermuarı kapattı.
— Hayır.
— Emin misin?
— Eminim.
Bennu kollarını göğsünde birleştirdi.
— Çünkü ben gereksiz drama sevmiyorum.
Leyla kaşlarını kaldırdı.
— Gerçekten mi?
— Kendi dramamı seviyorum. Başkasınınkini değil.
Artemis istemeden gülümsedi.
— Lucas’la aramızda bitmiş bir şey var. Buraya onun için gelmedim.
Bennu’nun bakışları yumuşamadı.
— Peki niye geldin?
Artemis’in cevabı hazırdı.
— Babamla ilgili öğrendiklerimden sonra tek başıma kalmak istemedim.
Bu tamamen yalan değildi. Babasının dosyasına yaklaşmıştı ve Evren’ın elindeki fotoğraf zihninden çıkmıyordu. Fakat onu buraya getiren şey yalnızca yalnızlık değildi.
Leyla Artemis’e uzun süre baktı.
— Hepimiz bir şeyler saklıyoruz, dedi sonunda. Ama sakladığın şey bizi tehlikeye atıyorsa bunu geç öğrenmek istemiyorum.
Artemis’in boğazı düğümlendi.
— Atmıyor.
Leyla bu cevaba inanmış görünmedi ama konuyu uzatmadı.
Tatilin ikinci sabahında Bennu grubu gün doğmadan mesaj yağmuruna tuttu.
Bennu: Uyanın. Kahvaltıya geç kalıyoruz.
Ege: Saat altı kırk.
Lucas: İnsan değilsin.
Bennu: Tatilde erken kalkılır.
Damien: Yanlış. Katılmıyorum.
Leyla: İlk kez Damien’a katılıyorum.
Artemis: Bu grup her sabah böyle mi?
Ege: Daha kötüsünü görmedin.
Bennu: Ayin Var Dediler Geldik üyeleri, on dakika sonra bahçede. 🌞
Damien: Gelmiyorum.
Bennu: Leyla geliyor.
Damien: Beş dakika.
Leyla mesajı gördüğünde istemeden güldü. Bennu yatağın diğer tarafından ona baktı.
— Bak, yine seni kullanarak aristokrat beyi yönetiyorum.
— Bir gün seni gerçekten boğacak.
— Yapamaz. Beni seviyor.
Artemis aynanın karşısında saçlarını toplarken sordu:
— Damien’ın Leyla’yı telefonuna nasıl kaydettiğini biliyor musunuz?
Bennu’nun gözleri bir anda parladı.
— Biliyorum.
Leyla hemen ona döndü.
— Bennu.
— Ben söylemedim.
— Söyleyecektin.
— Sadece yüz ifademle bilgi verdim.
Artemis’in kaşı kalktı.
— Kalp mi var?
Leyla yastığı Bennu’ya fırlattı.
— Konu kapandı.
Bennu yastığı kucağına alıp güldü.
— Leyloşum utanıyor. 🐥
O gün tesisten biraz uzaklaşıp vadiye bakan yürüyüş yoluna gittiler. Yolun ilk kısmı kolaydı fakat taşlık bölgeye geçildiğinde Bennu her birkaç adımda bir Lucas’ın koluna tutunmaya başladı.
Lucas üçüncü kez sendelediğinde ona baktı.
— İstersen elimi tut.
Bennu hemen bıraktı.
— İhtiyacım yok.
İki adım sonra yeniden kaydı.
Lucas bu kez elini uzattı.
— İnat etmeyi bırak.
Bennu bir süre uzatılan ele baktıktan sonra parmaklarını onun avucuna bıraktı.
— Bunu büyütme.
— Hiçbir şey söylemedim.
— Yüzün söylüyor.
Lucas gülümsedi.
— Elimi tuttun diye düğün tarihi belirlemiyorum.
Bennu ona ters ters baktı fakat elini çekmedi.
Biraz ileride yürüyen Artemis onları fark etti. Lucas’ın Bennu’ya bakışında daha önce kendisine yönelttiği hâlden farklı bir şey vardı. Daha sakin, daha gerçekti. İçinde kısa bir sızı hissetti fakat bunun kıskançlık olmadığını anladı. Geçmişin kesin biçimde bittiğini görmek, insanı üzmese bile eksiltiyordu.
Ege yanına yaklaştı.
— Onlara mı bakıyorsun?
— Hayır.
— Yine yalan söylüyorsun.
— Senin başka işin yok mu?
— Şimdilik yok.
Artemis yürümeyi sürdürdü. Ege birkaç adım yanında sessiz kaldıktan sonra konuştu:
— Dün gece neredeydin?
Artemis’in adımları yavaşlamadı.
— Ailemin evinde.
— Fotoğraf istemiştim.
— Uyuyakalmışım.
— Sana mesaj attığımda çevrim içiydin.
Artemis başını ona çevirdi.
— Beni takip mi ediyorsun?
— Yalan söyleyip söylemediğini anlamaya çalışıyorum.
— Belki aile evindeydim ve fotoğraf atmak istemedim.
— Belki değildin.
Artemis durdu. Diğerleri biraz öne geçmişti.
— Benden tam olarak ne istiyorsun?
Ege de durdu.
— Doğruyu.
— Sana her şeyi anlatmak zorunda değilim.
— Değilsin. Ama Leyla’nın yanındaysan sakladıklarının ona zarar vermediğini bilmek zorundayım.
Artemis Ege’nin yüzündeki ifadeye baktı. Adam kendisini kıskandığı ya da kontrol etmeye çalıştığı için sorgulamıyordu. Bütün öfkesi ailesini koruma isteğinden geliyordu.
— Ona zarar vermek istemiyorum, dedi.
— Bu cevap değil.
— Verebildiğim cevap bu.
Ege birkaç saniye onu izledi.
— Bir gün seni çözmekten vazgeçebilirim.
Artemis’in yüzü istemeden yumuşadı.
— Bu tehdit mi?
— Uyarı. İnsan sürekli kapalı bir kapının önünde beklemekten yorulur.
Ege yürüyüp diğerlerine yetişti. Artemis olduğu yerde birkaç saniye kaldı. Evren’ın görevi zihninde yeniden yankılandı.
Ege’ye yakın kal.
Yakın kalmak sandığından daha kolay, yalan söylemek ise her geçen gün daha zor oluyordu.
Öğleden sonra taş konakların arkasındaki küçük at çiftliğine gittiler. Leyla ata binmek istemediğini söylediğinde Bennu onu zorlamadı. Damien da grubun geri kalanıyla gitmek yerine onun yanında kaldı.
İkisi ahşap çitin kenarında yan yana durup uzaktan diğerlerini izledi. Bennu ata biner binmez Lucas’a bağırıyor, Ege ise Artemis’in hayvanın dizginlerini gereğinden sert tuttuğunu söyleyerek onu sinirlendiriyordu.
Leyla kollarını çitin üzerine koydu.
— Onlar eğleniyor.
— Sen de eğlenebilirsin.
— Şu an burada durmak istiyorum.
Damien başını salladı.
— O zaman burada dururuz.
Leyla ona baktı.
— Hep böyle mi yapacaksın?
— Nasıl?
— Ben ne istersem kabul mü edeceksin?
— Hayır.
— Şu an ediyorsun.
— Çünkü yanlış bir şey istemiyorsun.
Leyla bakışlarını yeniden uzaklara çevirdi.
— Bazen babamı unuttuğumu sanıyorum. Sonra yüzü birden gözümün önüne geliyor.
Damien sessiz kaldı.
— Dün gece rüyamda gördüm, diye devam etti Leyla. Bana kızıyordu. Neden onu bulamadığımı soruyordu.
— Baban bunu söylemezdi.
— Biliyorum. Ama rüyada onun sesiydi.
Damien ona biraz daha yaklaştı.
— Suçluluk, sevdiğin insanların sesini kullanır.
Leyla’nın gözleri doldu.
— Bazen bu işin sonuna ulaşamayacağımdan korkuyorum.
— Ulaşacaksın.
— Nereden biliyorsun?
— Çünkü yalnız değilsin.
Leyla cevap vermedi. Damien’ın yanında böyle cümleler söylemesi artık onu eskisi kadar şaşırtmıyordu. Yine de her defasında içinde kapanmış bir yere dokunuyordu.
Akşam tesise döndüklerinde Leyla önce annesini, ardından Doğan’ı aradı. Meltem’e gününün iyi geçtiğini söyledi. Doğan ise Ege’nin gönderdiği fotoğrafları görmüş, tatilin ayrıntılarını soruyordu.
— Damien yine yanında mı? diye sordu.
Leyla balkona çıkıp kapıyı arkasından kapattı.
— Burada herkes var.
— Soruma cevap vermedin.
— Çok meraklısın.
— Seni kalple kaydetmiş.
Leyla bir anda durdu.
— Nereden biliyorsun?
— Bennu bana yazdı.
Leyla gözlerini kapattı.
— Onu öldüreceğim.
— Bence güzel.
— Doğan.
— Ne? Babam olsa o da severdi.
Leyla’nın yüzündeki öfke bir anda dağıldı. Boğazındaki düğüm yüzünden konuşamadı.
Doğan’ın sesi yumuşadı.
— Abla?
— Buradayım.
— Ağlama.
Leyla gözlerinin kenarını sildi.
— Ağlamıyorum.
— Sen de yalan söyleyemiyorsun.
Konuşma bittikten sonra balkonda biraz daha kaldı. İçeri döndüğünde Damien koridorda telefonla konuşuyordu. Leyla yaklaşınca sesini alçalttı fakat görüşmeyi kapatmadı.
— Raven ne diyor? diye sordu.
Kael’in sesi telefondan boğuk şekilde geliyordu.
— Sinan ilk kez açık bir bilgi verdi. Evren’ın çevresinde ona düzenli bilgi taşıyan biri olduğunu söylüyor.
Damien’ın bakışları sertleşti.
— Kim?
— İsmini bilmiyor ya da söylemiyor. Yalnızca elçi diye bahsediyor.
— Görevi ne?
— Taşıyıcıya yaklaşmak.
Leyla bu kelimeyi duyunca adımları durdu. Damien da onu fark etti.
— Emin misiniz? diye sordu.
— Sinan, elçinin Majest’e bağlı olduğunu söyledi. Leyla’nın çevresine girdiğini düşünüyor.
Damien’ın bakışları koridorun sonundaki salona kaydı. Artemis, Ege’yle aynı masada oturmuş bir şeyler konuşuyordu.
— Raven tesise gelsin, dedi.
— Şimdi mi?
— Hayır. Önce elindeki bilgiyi doğrulasın. Burada gereksiz panik istemiyorum.
— Artemis’ten şüpheleniyorsun.
Damien cevap vermedi.
Kael devam etti:
— Ben de şüpheleniyorum. Fakat kesin kanıtımız yok.
— Telefonunda hiçbir şey çıkmadı.
— Profesyonel biriyse çıkmaz.
Damien çağrıyı kapattığında Leyla karşısında duruyordu.
— Elçi kim? diye sordu.
Damien birkaç saniye sustu.
— Bilmiyoruz.
— Artemis mi?
— Bunu da bilmiyoruz.
Leyla salona baktı. Artemis, Ege’nin söylediği bir şeye gülmüştü. O an kötü ya da tehditkâr görünmüyordu. Sadece diğerleri gibi yorulmuş bir kadındı.
— Öğrenene kadar onu suçlayamayız, dedi Leyla.
— Suçlamıyorum.
— Bakışların suçluyor.
Damien telefonu cebine koydu.
— Seni korumak için birinden şüphelenmem gerekiyorsa şüphelenirim.
— Ege ona güvenmeye başlıyor.
— Bu beni daha fazla endişelendiriyor.
O gece hep birlikte açık hava sineması kurmaya karar verdiler. Bennu tesis görevlilerinden beyaz bir perde ve projeksiyon bulmuş, minderleri çimenlerin üzerine dizmişti. Film seçmek ise yarım saatlik bir tartışmaya dönüştü.
Bennu: Korku filmi.
Leyla: Hayır.
Lucas: Romantik komedi.
Ege: Bunu gerçekten sen mi yazdın?
Lucas: Bennu’nun seçim yapmasını engellemek için.
Artemis: Gerilim olabilir.
Damien: Günlerdir gerilimin içindeyiz.
Bennu: Aristokrat bey aile filmi istiyor.
Damien: Sessizlik istiyorum.
Leyla: O zaman odana git.
Damien: Burada kalacağım.
Ege: Tartışmanın kazananı Leyla.
Sonunda eski bir komedi filminde karar kıldılar. Leyla minderlerden birine oturduğunda Damien yanına geçti. Bennu ile Lucas biraz ileride, Ege ve Artemis ise ağacın dibinde oturuyordu.
Film başladıktan kısa süre sonra Bennu’nun başı Lucas’ın omzuna düştü. Lucas ilk anda kıpırdamadı. Sonra üzerindeki ince ceketi çıkarıp Bennu’nun omuzlarına örttü.
Bennu gözlerini açmadan mırıldandı:
— Uyuduğumu sanma.
— Sanmıyorum.
— Ceketini geri isteme.
— İstemem.
— Güzel.
Lucas yüzünü perdeye çevirdi fakat gülümsemesini gizleyemedi.
Filmin ortasında Leyla’nın telefonu titreşti. Bennu gruba gizlice mesaj atmıştı.
Bennu: Sarı kafa rahat bir yastıkmış.
Lucas: Uyuduğunu sanıyordum.
Bennu: Sana güvenemedim.
Ege: Yan yana oturuyorsunuz. Niye gruptan konuşuyorsunuz?
Artemis: Çünkü bu grubun amacı bu galiba.
Damien: Filmi izleyin.
Leyla: Sen de gruba bakıyorsun.
Damien: Denetliyorum.
Leyla telefonunu kapatıp gülümsedi. Bir süre sonra başını arkasındaki mindere yasladı. Gözleri ağırlaştığında farkında olmadan Damien’ın omzuna doğru kaydı.
Damien hareket etmedi.
Leyla tamamen uyumamıştı. Omzunun altında onun sıcaklığını hissediyor fakat geri çekilmiyordu. Damien da ona dokunmadı; yalnızca rahat durabilmesi için bedenini hafifçe çevirdi.
Filmin sonunda Ege tek başına yürüyüşe çıkacağını söyledi. Artemis onunla gelmek isteyince başını salladı.
— Biraz yalnız kalmak istiyorum.
Artemis’in yüzünde kısa bir hayal kırıklığı belirdi.
Bennu ise Lucas’a döndü.
— Biraz dolaşalım mı?
Lucas cevap vermeden ayağa kalktı.
— Gel.
Damien, uyku ile uyanıklık arasında duran Leyla’ya baktı. Diğerleri yavaşça alandan ayrılırken çimenlerin üzerinde yalnız kaldılar.
Uzakta tesisin giriş kapısının ışıkları yanıyordu.
Ve aynı anda Raven’ın aracı, taş yola dönmek üzereydi.
YALNIZ BIRAKMAYACAĞIM
Ege, tesisin arka tarafındaki taş patikaya doğru yürürken telefonunu cebine koydu. Biraz yalnız kalmak istemişti. Günlerdir herkesin sorusuna cevap veriyor, Leyla’nın iyi olup olmadığını anlamaya çalışıyor, Artemis’in söyledikleriyle sakladıkları arasındaki farkı çözmeye uğraşıyordu.
Artemis’in arkasından gelmesini istememesi onu kırmak için değildi.
Aksine, yanında kaldıkça ona karşı yeterince mesafeli düşünemediğini fark etmişti.
Patika, tesisin ışıklarından uzaklaştıkça karanlıklaşıyordu. Ege bir süre yürüyüp alçak taş duvarın üzerine oturdu. Telefonunu çıkardığında Artemis’ten mesaj geldiğini gördü.
Artemis: Yalnız kalmak istediğine emin misin?
Ege birkaç saniye ekrana baktı.
Ege: Biraz düşünmem gerekiyor.
Artemis: Benimle ilgili mi?
Ege: Kendini fazla önemli sanıyorsun.
Artemis: Bu hayır demek değildi.
Ege cevap yazmadı. Telefonu kapatıp başını gökyüzüne kaldırdı. Artemis’e güvenmemesi gerektiğini biliyordu. Buna rağmen onun bir şey sakladığını düşündükçe uzaklaşmak yerine daha çok yaklaşmak istiyordu.
Bu akıllıca değildi.
Ama son günlerde hiçbiri akıllıca davranmıyordu.
Bennu ile Lucas, taş yapıların arkasındaki küçük seyir alanına kadar yürüdüler. Gece serinlemiş, vadinin üzerinden hafif bir rüzgâr yükselmişti. Bennu omuzlarına Lucas’ın ceketini daha sıkı sardı.
— Bunu gerçekten geri istemeyecek misin?
— Hayır.
— Sonra üşüdüğünü söyleme.
— Üşümüyorum.
Bennu ona yan gözle baktı.
— Yalan.
Lucas gülümsedi.
— Sen insanları bu kadar iyi okuyor muydun?
— Meraklıyım, hatırladın mı?
— Lucas’a göre meraklı, Damien’a göre sorun çıkaran, Leyla’ya göre hayat kurtaran birisin.
— Sana göre neyim?
Soru, Bennu’nun ağzından beklediğinden daha ciddi çıkmıştı.
Lucas’ın adımları yavaşladı.
Bennu da durdu.
— Boş ver, dedi hemen. Şaka yaptım.
Lucas başını salladı.
— Yapmadın.
— Yaptım.
— Bennu.
Kadın gözlerini başka tarafa çevirdi.
— Eski sevgilin birkaç metre ötede. Şimdi duygusal konuşma için pek uygun bir zaman değil.
— Artemis burada olmasa da sana söylemem gereken şey değişmeyecekti.
Bennu’nun yüzündeki hafif alay kayboldu.
Lucas birkaç saniye sustu. Söyleyeceklerini doğru kelimelere dökmeye çalışıyordu ama sonunda bundan vazgeçti.
— Ben seni düşünüyorum.
Bennu kaşlarını çattı.
— Ne?
— Uyandığımda, bir yere gittiğimizde, bir şey olduğunda… İlk sana bakıyorum. Sinirlendiğinde neden sinirlendiğini, sustuğunda neden sustuğunu merak ediyorum. Yanımda olmadığında bir şey eksilmiş gibi geliyor.
Bennu konuşmadan onu izledi.
Lucas devam etti:
— Artemis geçmişimdeydi. Bunu inkâr etmiyorum. Ama sen… sen şu anımdasın.
Bennu’nun gözleri dolmaya başladı.
— Lucas, bunu sadece onun geldiği için söylüyorsan—
— Onun gelişi bana ne hissettiğimi göstermedi. Yalnızca artık saklamamın anlamsız olduğunu gösterdi.
Bir adım yaklaştı.
— Sana âşığım, Bennu.
Bennu nefesini tuttu.
Lucas, karşılık vermesi için onu zorlamadı.
— Bunu söyleyip senden hemen bir şey istemiyorum. Sadece bilmeni istiyorum.
Bennu’nun dudaklarında titrek bir gülümseme oluştu.
— Sen gerçekten bunu en başından beri bu kadar ciddi mi düşünüyordun?
— Hayır.
— Çok romantiksin.
Lucas hafifçe güldü.
— Senin yanında konuşma planları genelde bozuluyor.
Bennu başını önüne eğdi. Sonra yeniden ona baktı.
— Ben de seni düşünüyorum.
Lucas’ın yüzündeki gerginlik azaldı.
— Bu kadar mı?
— Fazlasını sonra söylerim.
— Neden?
— Biraz sürün.
Lucas kahkaha attı.
Bennu ona yaklaşıp başını göğsüne yasladı. Lucas kollarını etrafına sardığında Bennu gözlerini kapattı.
— Şu sarı kafa meselesini bırakmayacağım, dedi.
— Biliyorum.
— Gruba da yazacağım.
— Şu an yazmazsan sevinirim.
— Birazdan.
Çimenlerin üzerinde kalan Leyla, filmin bitmiş olduğunu fark ettiğinde gözlerini açtı. Başının Damien’ın omzunda olduğunu anlayınca doğrulmak istedi.
— Uyumuşum.
— Birkaç dakika.
— Diğerleri nerede?
— Dağıldılar.
Leyla çevresine baktı. Minderler, boş bardaklar ve kapanmış projeksiyon dışında kimse kalmamıştı.
— Sen neden gitmedin?
Damien ona baktı.
— Seni burada yalnız bırakmak istemedim.
Leyla bu cümleyi duyunca gözlerini ondan kaçırdı. Dizlerini kendisine doğru çekip kollarını etrafına sardı.
— Herkes sürekli bunu söylüyor.
— Neyi?
— Yalnız olmadığımı.
— Çünkü değilsin.
Leyla kısa bir nefes verdi.
— Ama bazen öyle hissediyorum. Kalabalığın içindeyken bile.
Damien minderin üzerinde ona biraz daha döndü.
— Biliyorum.
Leyla başını kaldırdı.
— Nereden biliyorsun?
— Çünkü bazen ben de aynı şeyi hissediyorum.
Bu cevap Leyla’yı susturdu.
Damien’ın her zaman güçlü, kontrol sahibi ve ulaşılmaz görünmesine alışmıştı. Onun da yalnız kalabildiğini düşünmek, içindeki bir duvarı daha indirdi.
— Babamı her düşündüğümde sanki yeniden kaybediyorum, dedi. Bir gün onun sesini unutacağımdan korkuyorum. Sonra başka bir gün hiçbir şeyi unutamayacağımı düşünüyorum.
Damien onu dikkatle dinledi.
— Unutmayacaksın.
— Bundan emin olamazsın.
— Sesini, yüzünü, söylediklerini unutabilirsin. İnsan hafızası her şeyi aynı şekilde tutmaz. Ama sende bıraktığı şeyi unutmazsın.
Leyla’nın gözleri doldu.
— Bazen çok geç kaldığımı düşünüyorum.
— Neye?
— Onu kurtarmaya.
— Bu senin suçun değildi.
— Biliyorum.
— Bilmekle kabul etmek aynı şey değil.
Leyla gözlerinin kenarını sildi.
— Bunu kabullenemiyorum.
Damien’ın sesi yumuşadı.
— Hemen kabullenmek zorunda değilsin.
Leyla ona baktı.
— Ya hiç düzelmezsem?
Damien hiç düşünmeden cevap verdi:
— Yine yanında olurum.
Leyla’nın yüzündeki kırılgan ifade derinleşti.
— Ya seni de yorarsam?
— Yorulurum.
Bu cevap onu şaşırttı.
Damien devam etti:
— Bazen sinirlenirim. Bazen ne yapacağımı bilemem. Ama gitmem.
Leyla’nın boğazı düğümlendi.
— Neden?
Damien gözlerini ondan ayırmadı.
— Çünkü seni yalnız bırakmayacağım.
Leyla birkaç saniye hareketsiz kaldı. Ardından aralarındaki mesafeyi kapatıp ona sarıldı.
Damien önce şaşırdı. Sonra kollarını Leyla’nın etrafına sardı. Leyla yüzünü göğsüne yasladı ve hiçbir şey söylemeden öylece kaldı.
Bu kez sarılmaları birkaç saniyelik değildi.
Damien onu acele etmeden tuttu. Leyla’nın nefesi yavaş yavaş düzene girerken eli sırtında duruyordu.
Bir süre sonra Leyla geri çekildi.
Fakat tamamen uzaklaşmadı.
Yüzü Damien’ın yüzüne oldukça yakındı. Gözlerini kaldırıp yalnızca ona baktı. Ne söyleyeceğini bilmiyor, belki de hiçbir şey söylemek istemiyordu.
Damien’ın eli yavaşça yükseldi. Önce ona dokunmadan durdu. Leyla geri çekilmeyince parmaklarını yanağına götürdü.
Başparmağıyla gözünün altını hafifçe okşadı.
Leyla nefesini tuttu.
Damien’ın bakışları dudaklarına kaydı, ardından yeniden gözlerine döndü. Yaklaşmadan önce ona geri çekilmesi için zaman verdi.
Leyla kıpırdamadı.
Damien yavaşça eğildi.
Dudakları Leyla’nın dudaklarına değdiğinde ikisi de birkaç saniye hareketsiz kaldı. Öpüşme aceleci ya da sert değildi. Damien, Leyla’nın geri çekilmesini bekler gibi temkinliydi.
Leyla geri çekilmedi.
Parmakları Damien’ın gömleğine tutunduğunda Damien onu yeniden, bu kez biraz daha kararlı öptü.
Leyla gözlerini kapattı.
O an babasının ölümü, Astér, Evren ve peşlerindeki bütün karanlık birkaç saniyeliğine sustu. Geriye yalnızca Damien’ın yanağındaki eli ve ona verdiği söz kaldı.
Gitmem.
Yalnız bırakmayacağım.
Tesisin girişinde bir araç durdu.
Raven kapıyı açıp aşağı indiğinde elinde Sinan’dan aldığı dosya vardı. Kael’in gönderdiği bilgileri doğrulamak ve Damien’a elçi hakkında öğrendiklerini anlatmak için vakit kaybetmeden gelmişti.
Taş yoldan avluya doğru ilerlerken çimenlerin üzerinde iki kişiyi fark etti.
Adımları durdu.
Damien’ın eli Leyla’nın yüzündeydi. Leyla’nın parmakları onun gömleğine tutunmuştu. İkisi de çevrelerindeki hiçbir şeyi fark etmiyordu.
Raven birkaç saniye onları sessizce izledi.
Yüzünde şaşkınlık ya da alay yoktu.
Yalnızca getirdiği haberin ağırlığı vardı.
Elindeki dosyanın kapağında tek bir cümle yazıyordu:
MAJEST’İN ELÇİSİ, TAŞIYICININ YANINDA.
Raven bakışlarını tesisin kızlar için ayrılan taş odasına çevirdi. Pencerelerden birinde Artemis’in silueti belirdi.
Artemis elindeki telefona baktı.
Evren’dan gelen mesaj hâlâ ekrandaydı:
Taşıyıcıdan gözünü ayırma.
Artemis cevap yazmadan telefonu kapattı.
Raven ise gözlerini yeniden Damien ve Leyla’ya çevirdi.
Onları ayırmadı.
Henüz değil.
Çünkü o gece hangi gerçeğin daha tehlikeli olduğuna karar vermek zorundaydı:
Majest’in elçisinin aralarına girmiş olması mı, yoksa Damien’ın artık taşıyıcıyı yalnızca görevi olduğu için korumaması mı?
