2. bölüm · ON ÜÇÜNCÜ KAPI 1.KİTAP ARİSTOKRAT

2.BÖLÜM KARA KAPLI DEFTER

Derya Aslı Karayılan

BÖLÜM 2
KARA KAPLI DEFTER
1 Ay Önce
Bugün Leyla için hem önemli hem de oldukça stresli bir gündü. Sınavları başlayalı bir hafta olmuştu ve önünde hâlâ aşması gereken uzun bir yol vardı.
Sabah saat yedi civarında çalan alarm sesiyle gözlerini araladı.
"Off ya..." diye homurdandı. "Biraz daha uyusaydım keşke."
Bir gece önce geç saatlere kadar çalışmıştı. Bu yüzden yataktan kalkmak işkence gibi geliyordu.
İstemeye istemeye doğruldu. Perdeleri açtıktan sonra pencerenin önüne geçti ve temiz havayı derin bir nefesle içine çekti.
Daha sonra saate baktı.
Geç kalıp kalmayacağını hesaplamaya çalıştıysa da birkaç saniye sonra vazgeçti.
"Aman boş ver."
Hızlıca banyoya girip duş aldı. Temiz kıyafetlerini giydi. Kahvesini hazırladı ve mutfak tezgâhına yaslanarak birkaç yudum aldı.
Kahvesini içerken saçlarını düzeltti. Yorgun görünmemek için hafif bir makyaj yaptı ve kısa süre sonra evden çıkmaya hazırdı.
Leyla hiçbir zaman kız kardeşi Doğan gibi olmamıştı. Lükse düşkün değildi. Marka kıyafetlere, pahalı takılara ya da cilt bakım ürünlerine ilgisi yoktu.
Doğan'ın odası tonikler, serumlar, kremler ve sayısız kozmetik ürünle doluydu.
Leyla ise bunların çoğunu gereksiz buluyordu.
Onun öncelikleri farklıydı.
Leyla Beren Yankı, İstanbul'da Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Resim Bölümü 4. sınıf öğrencisiydi.
Aslında ailesiyle birlikte Ankara'da yaşıyordu.
Babası Erdem Yankı yıllarca öğretmenlik yaptıktan sonra emekli olmuş, ardından siyasete atılmış ve milletvekili olmuştu.
Leyla üniversiteyi kazandığında ailesi onun İstanbul'a taşınması için bütün hazırlıkları yapmıştı. Erdem, kızına küçük ama sıcak bir daire tutmuştu. Hem destek olmak hem de kendi ayakları üzerinde durmasını sağlamak istiyordu.
Yol üzerindeki bir fırından simit aldı.
Ardından metroya yöneldi.
Tam merdivenlerden inerken telefonu çaldı.
Ekranda babasının adı yazıyordu.
Yüzünde istemsiz bir gülümseme oluştu.
Telefonu açtı.
"Buyurun Sayın Vekilim," dedi gülerek.
Karşı taraftan Erdem'in neşeli sesi duyuldu.
"Günaydın benim güzel prensesim. Nasılsın bakalım?"
"İyiyim babacığım. Sen nasılsın?"
"Ben de iyiyim kızım. Seni bir şey için aradım."
Leyla yürüyüşünü yavaşlattı.
"Dinliyorum."
"Hafta sonu Mardin'e gitmem gerekiyor. Özel bir davet var. Belki sen de gelmek istersin diye düşündüm."
Leyla'nın yüzü aydınlandı.
"Ciddi misin?"
"Ciddiyim."
"Bence harika bir fikir. Bu haftaki sınavlardan sonra biraz boşluğum olacak. Bana da iyi gelir."
Erdem gülümsedi.
"Harika. O zaman biletleri ayarlıyorum."
"Tamam."
Bir an sustuktan sonra yeniden konuştu.
"Bu arada hesabına biraz para yatırdım."
"Baba..."
"Ne var?"
"Daha geçen ay yatırdığından kalan vardı."
Erdem kahkaha attı.
"Ah benim çöl çiçeğim. Keşke biraz da kardeşinde senin şu tutumluluğun olsaydı."
Leyla da gülmeden edemedi.
Kısa bir vedanın ardından telefonu kapattılar.
Metro istasyonuna girerken aklında yalnızca sınavları ve hafta sonu çıkacağı Mardin yolculuğu vardı.
Henüz hiçbir şey bilmiyordu.
Ne babasının araştırdığı sırlardan...
Ne de kaderini değiştirecek yolculuktan...

Aynı dakikalarda Ankara'da, genel merkez binasında toplantılar ve evrak işleri arasında koşturan Sinan Çulhan, soyadının hakkını verenlerden biriydi.
Dışarıdan bakıldığında önemli bir konumda gibi görünüyordu.
Takım elbisesi, makam odası ve çevresindeki insanlar ona saygı duyuyormuş gibi davranıyordu.
Fakat Sinan'ı gerçekten tanıyanlar onun nasıl biri olduğunu iyi bilirdi.
Paranın kokusunu aldığı yere yönelmekte ustaydı.
Fırsatçıydı.
Menfaati için insanları kullanmaktan çekinmezdi.
Bugün bulunduğu konuma da çalışarak değil, doğru insanlara yanaşarak gelmişti.
Erdem ile dostluğu ise üniversite yıllarına dayanıyordu.
Yıllar önce ortak arkadaşlarının katıldığı bir etkinlikte tanışmışlar, zamanla dost olmuşlardı.
En azından Erdem uzun yıllar boyunca buna inanmıştı.
Fakat son zamanlarda Sinan'ın hareketleri değişmişti.
Bir şeyler gizliyordu.
Yanlış insanlarla görüşüyor, açıklayamadığı işler çeviriyordu.
Erdem'e göre Sinan tehlikeli bir yola girmişti.
Ve bu yolun sonu iyi görünmüyordu.
Bu yüzden yaklaşık bir aydır onu araştırıyordu.
Araştırmalarını ise kimsenin bilmediği kara kaplı bir ajandaya not alıyordu.
Defteri çekmeceden çıkardı.
Sayfaları çevirdi.
Yirmi sekiz gün önce yazdığı ilk notun üzerine gözleri takıldı.
________________________________________
28 Gün Önce
Sinan bugün yine bankaya gitmek için izin aldı.
Son haftalarda bunu çok sık yapmaya başladı.
Bir şeylerin peşinde olduğu kesin.
Ama neyin?
Henüz bilmiyorum.
Bugün o çıktıktan sonra adına gelen bir paketi teslim aldım.
Merakıma yenik düşüp açtım.
İçinden garip fotoğraflar çıktı.
Fotoğrafların gizlice çekildiği çok belliydi.
Yüzleri görünmeyen insanlar...
Garip kıyafetler...
Tanımadığım semboller...
Paketin içindeki küçük notlarda da anlam veremediğim şekiller vardı.
İç içe geçmiş yılanlar.
Bir anahtar figürü.
Eski bir kapı çizimi.
Değerli taşlara benzeyen semboller.
Ve anlamlandıramadığım başka işaretler...
Bir şeyler dönüyor.
Ve Sinan bunun tam ortasında.
________________________________________
Erdem düşünceli bir şekilde defteri kapattı.
Ardından paketten çıkan fotoğrafların görüntülerini telefonundan tekrar açtı.
Tek tek incelemeye başladı.
Fotoğraflardaki insanları tanımıyordu.
Ama içlerinden biri dikkatini çekmişti.
Yüzü görünmüyordu.
Ancak boynunda taşıdığı sembol çok belirgindi.
Erdem fotoğrafı büyüttü.
Anahtara benzeyen garip bir şekil.
Daha önce hiçbir yerde görmediği bir semboldü.
"Allah'ım..." diye mırıldandı.
"Neler karıştırıyorsun sen böyle?"
Telefonu cebine koydu.
Ardından odasından çıktı.
Koridorda ilerlerken Sinan'ın sekreterini gördü.
"Sinan Bey içeride mi?" diye sordu.
Sekreter başını kaldırdı.
"Hayır efendim. Yaklaşık yarım saat önce çıktı."
Erdem'in yüzü gerildi.
Yine kaçırmıştı.
İçinden sessizce söylenerek binadan ayrıldı.
Bugün Sinan'ın peşine düşemeyecekti.
Çünkü birkaç saat sonra Esenboğa Havalimanı'nda olması gerekiyordu.
Leyla ile birlikte Mardin'e gideceklerdi.
Leyla ile yaptığı telefon konuşmasının üzerinden üç gün geçmişti.
Sınavlarının ilk kısmını tamamlayan Leyla, bir haftalık ara fırsatını değerlendirmek için Ankara'ya dönmüştü.
Mardin yolculuğuna ise yalnızca bir gün kalmıştı.
O sabah valizinin başında son kontrollerini yapıyordu.
Kıyafetlerini tekrar gözden geçiriyor, eksik bir şey bırakıp bırakmadığını düşünüyordu.
Tam fermuarı kapatacakken kapı aralandı.
Doğan içeri girdi.
Yüzündeki ifadeden bir şeye bozulduğu belliydi.
Kollarını göğsünde birleştirdi.
"Bana bir şeyi açıklamanız lazım."
Leyla daha konuşmadan gülümsemeye başladı.
"Hayırdır?"
"Ben neden sizinle gelemiyorum?"
Leyla başını iki yana salladı.
"Yine mi bu konu?"
"Evet yine bu konu."
Doğan yatağın kenarına oturdu.
"Babam seni alıyor, Mardin'e gidiyorsunuz, geziyorsunuz, eğleniyorsunuz. Ben evde kalıyorum."
Leyla kahkaha attı.
"Doğan, biz tatile gitmiyoruz."
"Emin misin?"
"Eminim."
"Hiç inandırıcı gelmedi."
Leyla valizini kapatıp kardeşinin yanına oturdu.
"Bak küçük solucan..."
"Şu lakabı bırak artık."
"Bırakmayacağım."
Doğan gözlerini devirdi.
Leyla gülümseyerek devam etti.
"Biz iş için gidiyoruz. Birkaç gün kalıp döneceğiz."
"Yine de gelebilirdim."
"Hayır."
"Neden?"
Leyla derin bir nefes aldı.
"Çünkü sen hâlâ çocuk gibi davranıyorsun."
Doğan'ın ağzı açık kaldı.
"Ne demek o şimdi?"
"Yaş olarak büyümüş olabilirsin ama bazen hâlâ on iki yaşındaymış gibi davranıyorsun."
"Teşekkür ederim."
"Rica ederim."
Tam tartışma büyüyecekken dış kapının açılma sesi duyuldu.
Ardından Erdem'in sesi yükseldi.
"Ben geldim!"
Leyla ile Doğan aynı anda yerlerinden kalktılar.
Merdivenlerden koşarak aşağı indiler.
Erdem daha montunu çıkaramadan iki kızı da boynuna atladı.
"Nefes..."
"Kızlar..."
"Ölüyorum..."
Bu sözler üzerine ikisi de gülerek geri çekildi.
Tam o sırada Meltem mutfaktan çıktı.
"Hoş geldin hayatım."
Erdem eşine gülümsedi.
"Hoş bulduk."
Sonra kızlara baktı.
"Yine ne oldu bakalım?"
Meltem başını iki yana salladı.
"Doğan'ın Mardin krizi."
"Ben kriz geçirmiyorum."
"Geçiriyorsun."
"Geçirmiyorum."
"Geçiriyorsun."
Erdem kahkaha attı.
Meltem bir anda Doğan'a döndü.
"Biz seninle alışverişe mi çıksak acaba?"
Doğan'ın yüzü bir anda değişti.
"Gerçekten mi?"
"Gerçekten."
"Tamam!"
Bir saniye önceki mutsuz kız gitmişti.
Doğan merdivenlere doğru koşmaya başladı.
"Beş dakikaya hazırım!"
Erdem başını salladı.
"Ah şu kız..."
Leyla gülmemek için kendini zor tutuyordu.
Erdem ona döndü.
"Ee?"
"Ee ne?"
"Hazır mısın bakalım?"
Leyla başını salladı.
"Hazırım."
"Ben de üzerimi değiştirip valizimi alacağım."
Birkaç saat sonra vedalar tamamlanmıştı.
Meltem ve Doğan kapıda kalırken Erdem ile Leyla araca bindiler.
Bu kez şoför de yanlarındaydı.
Erdem, onlar uçağa bindikten sonra aracın tekrar eve dönmesini istemişti.
Ankara trafiği her zamanki gibi yoğundu.
Bu yüzden havaalanına ulaşmaları beklediklerinden uzun sürdü.
Esenboğa Havalimanı'ndaki işlemler de zaman alınca uçağa son dakikalarda yetişmiş gibi hissettiler.
Nihayet yerlerine oturduklarında ikisi de rahat bir nefes verdi.
Uçak havalandıktan kısa süre sonra Leyla uyuyakaldı.
Erdem ise dizüstü bilgisayarını açmış, önündeki belgeleri incelemeye başlamıştı.
Yaklaşık bir saat otuz beş dakika sonra uçak Mardin'e iniş yaptı.
Leyla gözlerini açtığında camın dışındaki manzara değişmişti.
Taş binalar...
Sarı sokaklar...
Ve geçmişin izlerini taşıyan kadim bir şehir...
Baba ile kız hayatlarının değişeceği o şehre ilk adımlarını attılar.
Mardin.
Henüz ikisi de bilmiyordu.
Bu yolculuk yalnızca birkaç günlük bir ziyaret olmayacaktı.
Kaderleri o şehirde yeniden yazılacaktı.