4. bölüm · ON ÜÇÜNCÜ KAPI 1.KİTAP ARİSTOKRAT

4.BÖLÜM MASKELER VE SIRLAR

Derya Aslı Karayılan

BÖLÜM 4
MASKELER VE SIRLAR
O gün öğleden sonra Leyla, aldığı mesajları mümkün olduğunca görmezden gelmeye çalışarak hazırlanmaya koyuldu. Damien'in gönderdiği mesajları düşünmek istemiyordu. Zaten anlam veremiyordu. Birkaç saat önce tanıştığı bir adam neden onunla bu şekilde konuşuyordu?
Bunu düşünmemeye çalıştı.
Otelin lobisine indiğinde Bennu'yu beklerken buldu.
Bennu onu görür görmez ayağa fırladı.
"Kuzucuğum!"
Leyla gülerek kollarını açtı.
"Hoş geldin!"
Bennu heyecanla ona sarıldı.
"Asıl sen hoş geldin. Eee? Nasıl buldun memleketimi?"
Leyla bir an afalladı.
"Bir dakika... Ne demek memleketin?"
Bennu gözlerini devirdi.
"Kızım ben Mardinliyim."
Leyla birkaç saniye ona baktı.
"Şaka yapıyorsun."
"Yapmıyorum."
"Sen buralı mıydın gerçekten?"
"Ne sandın? Boşuna mı seni arayıp duruyordum?"
İkisi de aynı anda gülmeye başladı.
Şaşkınlıkları kahkahaya dönüştü.
Bir süre sonra otelden ayrıldılar.
Mardin sokaklarında dolaşmaya başladılar.
Dar taş sokaklar, işlemeli kapılar, tarihi yapılar, hediyelik eşya dükkânları...
Leyla her şeyi hayranlıkla inceliyordu.
Telefonu sürekli elindeydi.
Fotoğraf çekiyor, videolar kaydediyor, gördüğü her detayı ölümsüzleştirmeye çalışıyordu.
Yol boyunca birkaç dükkâna girdiler.
Yöresel ürünler denediler.
Tatlılardan tattılar.
Kahve içtiler.
En sonunda bir takı dükkânında uzun süre vakit geçirdiler.
Leyla annesi için işlemeli bir kolye ve yüzük beğendi.
Babası adına satın aldı.
Kendisi için ise Mardin'in meşhur işlemeli başörtülerinden birini seçti.
Annesi kapalı değildi ama fular olarak kullanabilirdi.
Hediyeleri aldıktan sonra dükkândan ayrıldılar.
Planları kaleye çıkmaktı.
Önce yemek yediler.
Ardından kaleye doğru yürümeye başladılar.
Akşam yavaş yavaş şehrin üzerine çökmeye başlamıştı.
Güneş ufka yaklaşırken Mardin altın rengine bürünüyordu.
Manzara nefes kesiciydi.
Leyla hayranlıkla etrafına baktı.
"Çok güzel..."
Bennu gülümsedi.
"Ben sana demiştim."
Sonra telefonunu uzattı.
"Beni çeker misin?"
Leyla kahkaha attı.
"Elbette."
Bir süre boyunca bol bol fotoğraf çekildiler.
Tam o sırada birkaç metre ötede yükselen sesler dikkatlerini çekti.
Bir kadın ve bir erkek tartışıyordu.
Leyla istemsizce dönüp baktı.
Adamı tanımıştı.
Lucas.
Şahmar Oteli'nde Damien'in yanında gördüğü adamdı.
Yanındaki kadın ise oldukça dikkat çekiciydi.
Uzun boylu.
Bakır tonlarında saçları vardı.
Gün batımı saçlarının üzerinde adeta ateş gibi parlıyordu.
Kadın bir anda dönüp onları fark etti.
Kaşları çatıldı.
"Ne var?" diye çıkıştı sertçe. "Ne bakıyorsunuz?"
Leyla hemen toparlandı.
"Kusura bakmayın."
Bennu da başını eğdi.
"Biz zaten gidiyorduk."
Tam uzaklaşacakları sırada Lucas seslendi.
"Leyla!"
İkisi de dönüp baktı.
Lucas gülümsüyordu.
Leyla da nazikçe karşılık verdi.
"Merhaba."
"Merhaba."
Lucas yanlarına geldi.
"Şehri geziyorsunuz sanırım."
Leyla başını salladı.
"Evet."
Sonra Bennu'yu gösterdi.
"Bu da arkadaşım Bennu."
Bennu elini uzattı.
"Memnun oldum."
"Memnun oldum."
Lucas'ın sesiyle Bennu'nunki aynı anda çıkınca ikisi de gülümsemek zorunda kaldı.
Ama bu durumdan hoşlanmayan biri vardı.
Artemis.
Bakışları özellikle Bennu'nun üzerinde dolaşıyordu.
Hoşnutsuzluğu gizleme gereği bile duymuyordu.
Artemis'in yüzündeki hoşnutsuzluk gizlenemeyecek kadar belirgindi.
Lucas bunu fark etmişti ama umursamıyor gibi davranıyordu.
"Artemis," dedi eliyle işaret ederek, "kızlar, bu da üniversiteden arkadaşımız."
Artemis istemsizce elini uzattı.
"Memnun oldum."
Sesi kibar çıkmıştı ama yüz ifadesi aynı şeyi söylemiyordu.
Leyla ve Bennu da karşılık verdi.
Kısa bir tanışmanın ardından ortam yeniden sessizleşti.
Leyla ile Bennu müsaade isteyip ayrılmaya hazırlanırken Lucas arkasından seslendi.
"Akşam davete geliyor musunuz?"
Leyla başını çevirip gülümsedi.
"Evet."
"Harika."
Lucas memnun görünüyordu.
Kızlar uzaklaşmaya başladığında Artemis'in sabrı da tükenmeye başladı.
Onları gözleriyle takip etti.
Özellikle de Bennu'yu.
Kızların tamamen uzaklaştığından emin olduktan sonra Lucas'a döndü.
"Resmen kızın ağzının içine düştün."
Lucas güldü.
"Yine başladın."
"Ne?"
"Kıskançlık krizlerine."
Artemis gözlerini devirdi.
"Abartıyorsun."
"Hayır. Sen abartıyorsun."
Artemis bir adım yaklaştı.
"Lucas."
"Efendim?"
"Biz sevgili değil miyiz?"
Lucas iç çekti.
"Yine mi aynı konu?"
"Evet yine aynı konu."
"Artemis..."
"Bir yıldır beraberiz."
Lucas'ın yüzündeki ifade sertleşmeye başladı.
"Bir yıl mı?"
"Evet."
"Gerçekten mi?"
"Ne demek istiyorsun?"
Lucas birkaç saniye sustu.
Sonra sonunda patladı.
"Yeter artık!"
Artemis irkildi.
Lucas'ın sesini yükseltmesi nadir görülen bir şeydi.
Ama artık sabrı taşmıştı.
"Ne yapmak istediğinin farkında değil miyim sanıyorsun?"
Artemis'in yüzü gerildi.
"Lucas..."
"Hayır. Bu kez beni dinle."
Sesindeki öfke her geçen saniye büyüyordu.
"Tek istediğin şey insanların seni istemesi."
Artemis'in yüzü bembeyaz oldu.
"Saçmalıyorsun."
"Hayır."
Lucas acı acı güldü.
"Tam aksine ilk defa mantıklı konuşuyorum."
Artemis gözlerini kaçırdı.
Bu kez Lucas durmadı.
"İnsanların sana hayran olmasına bağımlısın."
"Kes sesini."
"Gerçekleri duymak istemiyorsun çünkü."
"Lucas!"
"Önce Damien."
Artemis nefesini tuttu.
"Sonra ben."
Lucas başını iki yana salladı.
"Başta seni gerçekten sevebileceğimi düşündüm."
Bu cümle Artemis'i daha çok yaralamıştı.
"Lucas..."
"Ama senin derdin hiçbir zaman sevgi olmadı."
Sesindeki kırgınlık artık öfkeden daha baskındı.
"Para."
Sessizlik.
"Statü."
Bir adım daha yaklaştı.
"Şöhret."
Artemis'in gözleri dolmaya başlamıştı.
Ama Lucas artık durmuyordu.
"Söylesene."
Bakışlarını doğrudan onun gözlerine dikti.
"Kaç kişiyle aldattın beni?"
Artemis cevap veremedi.
Çünkü verecek cevabı yoktu.
Lucas birkaç saniye daha bekledi.
Sonra başını salladı.
"Benim için bitti."
Arkasını döndü.
Ve yürümeye başladı.
Artemis olduğu yerde kaldı.
Bir süre sonra gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.
Ama bu üzüntüden çok öfkeye benziyordu.
Lucas gözden kaybolurken yumruklarını sıktı.
"Sizi bitireceğim..."
diye fısıldadı.
Sonra daha yüksek sesle tekrarladı.
"Hepinizi bitireceğim."

Lucas merdivenlerden inerken telefonu çaldı.
Ekranda Damien'in adı yazıyordu.
Derin bir nefes aldı ve çağrıyı cevapladı.
"Efendim Majest Hazretleri."
Karşı taraftan Damien'in sıkılmış sesi geldi.
"Saçmalama."
Lucas güldü.
"Buyur dostum."
Damien'in sesi bu kez daha ciddiydi.
"Akşam büyükler geliyor."
Lucas'ın yüzündeki ifade anında değişti.
Az önceki tartışmanın yerini dikkat almıştı.
"Anladım."
"Kemal hazırlıklara başladı."
"Tamam."
Birkaç saniyelik sessizlik oldu.
Sonra Damien yeniden konuştu.
"Bir şey daha var."
Lucas kaşlarını kaldırdı.
"Dinliyorum."
"Sinan da geliyor."
Lucas durdu.
"Şu Sinan mı?"
"Evet."
"O keltoş ayakçı mı?"
Damien istemsizce güldü.
"Aynen o."
Lucas başını salladı.
"Bu işte bir tuhaflık var."
"Biliyorum."
Damien pencereye yürüdü.
Mardin'in taş sokaklarına baktı.
"Bugün beni aradı."
Lucas şaşkınlıkla durdu.
"Sinan mı?"
"Evet."
"Ne istedi?"
Damien'in yüzü ciddileşti.
"Vekilin burada olduğunu bildiğini söyledi."
Lucas'ın yüzündeki tebessüm tamamen kayboldu.
"Bu iyi değil."
"Biliyorum."
"Başka?"
Damien gözlerini kıstı.
"Beni tanıdığını da söyledi."
Bu kez Lucas tamamen sustu.
İkisi de bunun ne anlama geldiğini biliyordu.
Sonunda Lucas konuştu.
"Bu iş sarpa sarıyor."
"Henüz değil."
Damien sakinliğini koruyordu.
"Henüz."
Telefonu kapatmadan önce son kez konuştu.
"Ben otele dönüyorum."
"Tamam."
"Lucas."
"Efendim?"
Damien birkaç saniye sustu.
Sonra sesindeki sertlik kayboldu.
"Senden bir şey isteyeceğim."
Lucas sırıttı.
"Canını mı alacağım yoksa?"
"Saçmalama."
"Dinliyorum."
Damien masasının üzerindeki kataloglardan birine baktı.
Öğleden sonra gördüğü siyah elbise gözünün önüne geldi.
"Şahmar Moda Evi'ni ara."
Lucas'ın yüzündeki sırıtış büyüdü.
"Aha."
"Lucas."
"Tamam tamam devam et."
"Siyah olan elbiseyi istiyorum."
Lucas kahkahayı bastı.
"Vay be."
"Lucas."
"Tamam sustum."
Ama susmamıştı.
Yüzündeki ifadeden bu çok belliydi.
"Devam et romantik bey."
Damien iç çekti.
"Elbiseyi al."
"Tamam."
"Ve Leyla'nın odasına bıraktır."
Lucas bir anlığına sessiz kaldı.
Sonra yavaşça gülmeye başladı.
"Yemin ederim bunu göreceğim aklıma gelmezdi."
Damien gözlerini kapattı.
"İşini yap."
"Baş üstüne."
Telefon kapandı.
Lucas hâlâ gülüyordu.
Hemen mağazayı aradı.
"Merhaba İklim Hanım."
Karşı taraftan sıcak bir ses duyuldu.
"Lucas Bey."
"Bu akşam için bir siparişim olacak."
İklim Hanım'ın sesi değişti.
"Damien Bey adına mı?"
"Her zamanki gibi."
Kadın güldü.
"Hangi elbise?"
Lucas camdan dışarı baktı.
"Şu siyah olan."
Karşı taraftan kısa bir sessizlik geldi.
Sonra İklim Hanım da gülmeye başladı.
"Tabii efendim."
"Elbise hazır olsun."
"Merak etmeyin."
Lucas telefonu kapatırken kendi kendine güldü.
"Damien Hazar Şahmar..."
başını iki yana salladı.
"...sen gerçekten bittin dostum."

Damien telefonu kapattıktan sonra bir süre masasında sessizce oturdu.
Önündeki boş kâğıda baktı.
Hayatında ilk kez böyle bir şey yapıyordu.
Normalde bir kadına çiçek gönderen, not bırakan ya da sürpriz hazırlayan biri değildi.
Ama Leyla'nın boynundaki kolye...
Ve kendisinde bıraktığı his...
Aklını gereğinden fazla meşgul etmeye başlamıştı.
Kalemi eline aldı.
Birkaç saniye düşündü.
Sonra yazmaya başladı.
"Bu gece herkes bir maske takacak.
Kimileri yüzünü saklamak için...
Kimileri ise gerçek yüzünü gösterebilmek için.
Sana gelince...
Bu elbisenin sana yakışacağını biliyorum.
Çünkü seni ilk gördüğüm andan beri hangi renkte daha tehlikeli görüneceğini merak ediyorum.
Geç kalma Leyla Beren Yankı.
Bazı geceler yalnızca bir kez yaşanır.
Bu gece salonda birçok kişi olacak.
Ama gözlerimin kimi arayacağını ikimiz de biliyoruz.
Geç kalma.
— D.H.Ş."
Notu dikkatlice katladı.
Ceketinin iç cebine yerleştirdi.
________________________________________
Bu sırada Lucas mağazaya ulaşmıştı.
İklim Hanım onu kapıda karşıladı.
"Hoş geldiniz Lucas Bey."
"Hoş bulduk."
"Kahve ister misiniz?"
"Bu sefer değil."
Lucas gülümsedi.
"Elbiseyi almaya geldim."
İklim Hanım çalışanlara seslendi.
Kısa süre sonra siyah kabarık straplez taşlı elbise özenle paketlenmiş şekilde getirildi.
Lucas paketi teslim alırken başını salladı.
"Harika olmuş."
İklim Hanım sırıttı.
"Damien Bey'in zevki kötüdür diyemeyiz."
Lucas kahkaha attı.
"Bunu ona söylemeyin. Egosu daha fazla büyümesin."
Ödemeyi otel hesabına yazdırdıktan sonra mağazadan ayrıldı.
Tam ayrılacağı sırada manken üzerinde gördüğü kırmızı saten elbiseyi işaret etti bunu da almak istiyorum paketler misiniz benim adıma dedi.
İklim hanım hay hay dedi.
Elbiseleri aldıktan sonra mağazadan ayrıldı.

Damien!in isteği üzerine Kemal birkaç çalışanla alt kata indi , AURETH on iki ışık bekçileri’nin aydın yolu olan o ayinlerin yapıldığı salona giden yoldu burası depo olarak kullanılan içesinde eski kırık dökük eşyaların bulunduğu geniş bir alan vardı. Odanın sonunda ki büyük duvar tamami ile kitap rafları ile kaplıylı çalışanlar burayı ilk defa görüyorlardı, şaşkınlık içerisinde Kemali izlediler

Kemal 11.rafın önünde durdu 12. Sıradan üzerinde sadece 13 yazan kitabı bulup çekince dolabın arkası açıldı içeri girdiler
Kemal hadi çabuk hadi dedi
Uzun bir koridordan geçi aşağı indiler ve o ihtişamlı siyah mermerlerin üzerinde gold detaylı semboller AURETH e ait her şey vardı alan ihtişamlı olduğu kadar korkutucuydu da Kemal soru sormak yok arkadaşlar çok dikkatli olun temizleyip çıkacağız hiçbir şeylere el sürmeyin diyerek ikaz etti çalışanları eğer bir kişi bile buranın varlığından bahsetse felaket olurdu bunu hepsi biliyordu.
Kemal bile buradan korkuyordu, çünkü bir gece merakına yenilip inmiş ve görmemesi gereken şeylere tanık olmuştu. AURETH tapınakçılarından korktuğu için susuyordu. ________________________________________
Aynı saatlerde Leyla ile Bennu odalarında hazırlanıyorlardı.
Yarım saattir dolabın önünde dönüp duruyorlardı.
"Bu mu?"
"Hayır."
"Peki bu?"
"Kesinlikle hayır."
Leyla sonunda ellerini havaya kaldırdı.
"Pes ediyorum."
Bennu kahkahaya boğuldu.
"Ben de."
Leyla başını iki yana salladı.
"Duşa giriyorum. Böyle giderse davete sabaha karşı gideriz."
Bennu gülmeye devam ederken Leyla banyoya girdi.
Tam o sırada kapı çaldı.
Bennu açmak için yöneldi.
Kapının önünde Lucas duruyordu.
Bennu birkaç saniye afalladı.
Lucas'ın elindeki pakete baktı.
Lucas da ona.
Sonra gülümsedi.
"Sanırım kararsızız."
Bennu istemsizce güldü.
"Biraz."
Lucas elindeki paketi uzattı.
"İçimdeki ses bunun size daha çok yakışacağını söylüyor."
Bennu paketi açtı.
Gözleri büyüdü.
Kırmızı saten elbise gerçekten çok güzeldi.
"Şaka yapıyorsunuz."
"Hayır."
Lucas başını salladı.
"Bu sizin."
Bennu hâlâ şoktaydı.
Lucas gülümseyerek geri çekildi.
"Bu akşam davette görüşürüz."
Sonra koridordan uzaklaştı.
Bennu birkaç saniye yerinde kaldı.
Ardından kapıyı kapatıp çığlık attı.
________________________________________
Lucas koridorda ilerlerken Damien ile karşılaştı.
Elindeki ikinci paketi ona uzattı.
"Al bakalım romantik bey."
Damien paketi aldı.
"Saçmalama."
Lucas sırıttı.
"Tabii."
Damien paketin içindeki notu kontrol etti.
Her şey hazırdı.
Lucas uzaklaşırken arkasından seslendi.
"Bu işin sonu hiç hayra alamet değil."
Damien cevap vermedi.
Leyla'nın odasına yöneldi.
Koridor sessizdi.
Kapının önüne geldiğinde içeriden duş sesi geliyordu.
Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
Kapıyı açtı.
Paketi yatağın üzerine bıraktı.
Notu da elbisenin üzerine yerleştirdi.
Ve hiçbir iz bırakmadan odadan çıktı.
________________________________________
Duştan çıkan Leyla önce telefonuna baktı.
Bennu'nun onlarca mesajı vardı.
Telefonu kulağına götürdü.
Karşı taraftan heyecanlı bir çığlık yükseldi.
"LEYLAAAA!"
Leyla telefonu kulağından uzaklaştırdı.
"N'oldu?"
Bennu olanları nefes almadan anlattı.
Lucas'ı.
Elbiseyi.
Koridoru.
Her şeyi.
Leyla kahkahasını zor tuttu.
"İyi bari."
"İyi bari mi?"
"Mutlu oldun işte."
Bennu bir şeyler söylemeye devam ederken Leyla'nın dikkati yatağa kaydı.
Durdu.
Kaşları çatıldı.
Yatağın üzerinde bir paket vardı.
Ve yanında bir not.
Telefonu yavaşça indirdi.
"Sonra konuşuruz."
Bennu daha ne olduğunu anlayamadan arama kapandı.
Leyla pakete yaklaştı.
Notu eline aldı.
Okudukça yanaklarının kızardığını hissetti.
Bu kızarıklığın sebebi duş değildi.
Ve bunu kendisi de biliyordu.
________________________________________
Saatler sonra davet başlamıştı.
Salon yavaş yavaş doluyordu.
Müzik yükseliyor, davetliler gelmeye devam ediyordu.
Damien, Erdem, Lucas ve Kemal ayaküstü sohbet ediyorlardı.
Lucas dirseğiyle Damien'a dokundu.
"Çok şıksınız bayım."
Damien gözlerini devirdi.
"Teşekkür ederim."
"Ama gözlerin merdivenlerde."
"Kes sesini."
Lucas güldü.
Tam o sırada merdivenlerin başında iki siluet belirdi.
Salon sessizleşti.
Bennu ve Leyla.
İkisi de büyüleyici görünüyordu.
Lucas'ın nutku tutuldu.
Damien ise birkaç saniye boyunca gözlerini Leyla'dan ayıramadı.
Ve o an...
Her şey değişmeye başladı.
Leyla merdivenlerin son basamağına ulaştığında Damien'in bakışlarını üzerinde hissetti.
Bu durum sinir bozucuydu.
Ama aynı zamanda garip bir şekilde dikkatini çekiyordu.
Sanki adam bulunduğu her ortamda insanların dikkatini çekmeye alışmıştı.
Damien ise gözlerini ondan ayıramıyordu. Siyah elbise tahmin ettiğinden bile güzel durmuştu.
Üstelik Leyla'nın boynundaki Astér Anahtarı, elbisenin üzerinde daha da belirgin görünüyordu.
Lucas ilk toparlanan kişi oldu.
Birkaç basamak çıkıp Bennu'nun elini tuttu.
"Çok güzel görünüyorsun."
Bennu'nun yanakları hafifçe kızardı.
"Teşekkür ederim."
"Sadece güzel değil."
Lucas gülümsedi.
"Muhteşem görünüyorsun."
Bennu cevap veremedi.
Bu yüzden başını eğmekle yetindi.
Damien ise Leyla'nın karşısına geçti.
Her zamanki gibi elini uzattı.
Leyla birkaç saniye tereddüt etti.
Sonra elini uzattı.
Damien dudaklarını hafifçe kıvırdı.
"Tahmin ettiğimden daha güzel olmuşsun küçük hanım."
Leyla gözlerini devirdi.
Sonra hiç beklemeden ayağının ucuyla Damien'in ayağına bastı.
Damien acıyla irkildi.
"Aah!"
Leyla masum bir ifadeyle baktı.
"Ne oldu?"
"Ne yaptın sen?"
"Ben mi?"
"Az önce ayağıma bastın."
Leyla omuz silkti.
"Kaza olmuştur."
Damien kahkahayı bastırmaya çalıştı.
"Tehlikeli kadınsın."
"Ben senin kızın değilim."
Damien eğildi.
"Olmak ister misin?"
Leyla'nın gözleri büyüdü.
"Tokat atmama ramak kaldı."
"Tamam tamam."
Damien iki elini kaldırdı.
"Şaka yaptım."
"Komik değildi."
"Ben güldüm."
"Ne mutlu sana."
Damien bu kez gerçekten güldü.
Leyla ise onun bu rahat tavırlarına daha çok sinirleniyordu.
Bir süre sonra müzik başladı.
Davetliler dans pistine yönelmeye başladı.
Erdem ve Hazer sohbet ediyorlardı.
Lucas çoktan Bennu'yu dans pistine götürmüştü.
Damien ise gözlerini Leyla'dan ayırmadan elini uzattı.
"Dans eder misiniz?"
Leyla hemen cevap vermedi.
"Bu bir emir mi?"
"Hayır."
"Teklif mi?"
"Kesinlikle."
Leyla birkaç saniye düşündü.
Sonra elini uzattı.
"Sadece bir dans."
Damien'in yüzündeki ifade değişti.
"Sadece bir dans."
Müziğin ritmine uyum sağlayarak dans etmeye başladılar.
Damien dışarıdan sakin görünüyordu.
Ama gözleri sürekli Leyla'nın boynundaki kolyeye kayıyordu.
Her baktığında aynı soruyu düşünüyordu.
Bu kolye onda ne arıyordu?
Ve daha da önemlisi...
Leyla bunun ne olduğunu biliyor muydu?
Tam bu sırada salondaki görevlilerden biri Damien'in yanına yaklaştı.
Kulağına birkaç kelime fısıldadı.
Damien'in yüzündeki ifade anında değişti.
"Geldiler."
Görevli başını salladı.
"Evet efendim."
Damien'in bakışları bir anlığına karardı.
Leyla bunu fark etti.
"Bir sorun mu var?"
"Hayır."
Ama ses tonu başka şey söylüyordu.
Damien özür dileyerek dansı yarıda kesti.
"Birkaç dakikaya döneceğim."
Leyla kaşlarını çattı.
"Nereye gidiyorsun?"
Damien cevap vermedi.
Sadece gülümsedi.
Sonra kalabalığın arasında kayboldu.
Leyla onun arkasından bakarken içinde kötü bir his oluştu.
Ve birkaç dakika sonra bu hissin nedenini öğrenecekti.

Damien kalabalığın arasından uzaklaşırken Leyla'nın içini açıklayamadığı bir huzursuzluk kapladı.
Az önceki bakışları...
Yüzündeki değişim...
Bir şeyler olmuştu.
Ama ne?
Merakı giderek büyüyordu.
Müziğin sesi salona yayılmaya devam ederken davetliler dans ediyor, sohbet ediyor ve geceyi keyifle geçiriyorlardı.
Leyla birkaç dakika boyunca etrafı izledi.
Sonra gözleri giriş kapısına kaydı.
Kapıda bir hareketlilik vardı.
Siyah takım elbiseli birkaç adam içeri giriyordu.
Ardından başka insanlar...
Ama bunlar diğer davetlilere benzemiyordu.
Bazılarının üzerindeki koyu renk kıyafetlerde altın işlemeler vardı.
Kimileri uzun siyah paltolar giymişti.
Sanki başka bir davetten çıkıp gelmiş gibiydiler.
Leyla kaşlarını çattı.
Tam o sırada tanıdık bir yüz gördü.
Nefesi kesildi.
Hayır...
Bu olamazdı.
Bir adım öne çıktı.
Gözlerini kıstı.
Yanılmıyordu.
O adamı çok iyi tanıyordu.
"Sinan Amca?"
Fısıltı halinde çıkan sesi yalnızca kendisi duydu.
Kalbi hızlanmaya başlamıştı.
Sinan da o sırada başını kaldırdı.
Bakışları Leyla ile buluştu.
Yüzündeki renk çekildi.
Bir anlığına olduğu yerde donup kaldı.
Lanet olsun.
İçinden geçen ilk şey buydu.
Leyla'nın burada olmaması gerekiyordu.
Hem de bu gece.
Hem de şimdi.
Sinan hemen bakışlarını kaçırdı.
Ama artık çok geçti.
Leyla onu görmüştü.
Üstelik yalnız değildi.
Yanındaki adamlar da dikkat çekiciydi.
Leyla'nın aklına babasının son haftalardaki tavırları geldi.
Kara kaplı defter.
Araştırmalar.
Şüpheler.
Hepsi bir anda zihninde birleşmeye başladı.
Kalbi göğsüne vuruyordu.
Hiç vakit kaybetmeden kalabalığın arasından geçmeye başladı.
Erdem'i bulması gerekiyordu.
Hemen.
Birkaç saniye sonra babasının yanına ulaştı.
Erdem hâlâ Hazer Şahmar ile sohbet ediyordu.
Leyla doğrudan babasının yanına sokuldu.
Yüzündeki ifadeyi gören Erdem'in kaşları çatıldı.
"Ne oldu?"
Leyla sesini alçalttı.
"Babacığım..."
"Neler oluyor?"
"Emin değilim."
Erdem'in yüzü ciddileşti.
"Kızım."
Leyla bir adım daha yaklaştı.
Sonra babasının kulağına eğildi.
"Sinan Amca burada."
Erdem'in yüzündeki ifade anında değişti.
"Ne?"
"Onu gördüm."
"Nerede?"
"Girişteydi."
Erdem istemsizce kapıya baktı.
Kalbi hızlanmıştı.
"Kızım emin misin?"
Leyla hiç tereddüt etmedi.
"Evet."
Sonra birkaç saniye durdu.
Ve ekledi.
"Yalnız değildi."
Erdem'in yüzündeki gerginlik daha da arttı.
Çünkü ilk kez...
Kızının da onun gördüğü karanlığa yaklaşmaya başladığını hissediyordu.

Erdem'in bakışları giriş kapısına kaydı.
Kalbi istemsizce hızlanmıştı.
Sinan'ın burada olması tek başına bile yeterince garipti.
Ama Leyla'nın anlattığı diğer adamlar...
İşte asıl sorun onlardı.
"Kızım, onu gözden kaybetme."
Leyla başını salladı.
"Emin olabilirsin."
Erdem sakin görünmeye çalışıyordu.
Ama içindeki huzursuzluk büyüyordu.
Tam o sırada Damien yeniden salona döndü.
Yüzünde her zamanki sakin ifade vardı.
Fakat gözleri birkaç saniyeliğine Erdem'e kaydı.
Sonra Leyla'ya.
Bir şeylerin değiştiğini fark etmişti.
Ama ne olduğunu bilmiyordu.
________________________________________
Salonun diğer tarafında siyah giyimli adamlar yavaş yavaş içeri alınıyordu.
Çoğu insan onları sıradan davetliler sanıyordu.
Fakat gerçek bundan çok farklıydı.
Kemal girişte beklerken avuç içleri terliyordu.
Bu gece sıradan bir gece değildi.
Bu gece resmi geceydi.
Bu gece Aureth'in büyükleri gelecekti.
Ve aşağıdaki salon ilk kez bu kadar kalabalık olacaktı.
________________________________________
Damien doğrudan Hazer Şahmar'ın yanına yürüdü.
Yaşlı adam bastonuna dayanmış etrafı izliyordu.
"Geldiler."
Hazer başını salladı.
"Bekliyordum."
Damien sesini alçalttı.
"Vekilin burada olması sorun yaratır mı?"
Hazer'in gözleri kısıldı.
"Henüz bilmiyorum."
"Sinan onu tanıyor."
"Onu biliyorum."
Damien birkaç saniye sustu.
Sonra tekrar konuştu.
"Leyla da burada."
Bu kez yaşlı adam doğrudan torununa baktı.
İlk kez ilgilenmiş görünüyordu.
"Kız?"
Damien'in gözleri istemsizce kalabalığın içindeki Leyla'yı buldu.
"Evet."
Hazer uzun uzun onu izledi.
Sonra başını çevirdi.
"Annene benziyor."
Damien'in yüzü değişti.
"Ne dedin?"
Ama Hazer cevap vermedi.
Bastonunu yere vurdu.
"Zamanı geldiğinde anlarsın."
________________________________________
Leyla ise artık yerinde duramıyordu.
Sinan'ı yeniden görmek istiyordu.
Bir şeyler dönüyordu.
Ve bunu hissedebiliyordu.
Tam o sırada Bennu yanına geldi.
"Neler oluyor?"
"Bir şeyler ters."
"Ne gibi?"
Leyla gözlerini kapıya dikti.
"Bilmiyorum."
Sonra fısıldadı.
"Ama öğreneceğim."
________________________________________
Salonun içinde müzik devam ediyor, insanlar dans ediyor, kahkahalar yükseliyordu.
Fakat aynı binanın altında...
Bambaşka bir hazırlık sürüyordu.
Altın işlemeli siyah sütunlar.
On iki büyük koltuk.
Ortada yükselen siyah taş platform.
Ve duvarlarda işlenmiş Aureth mühürleri...
Aşağıdaki salon sessizce misafirlerini bekliyordu.
Henüz yukarıdaki davetlilerden hiçbiri...
Gece yarısından sonra aynı binanın altında başka bir dünyanın kapılarının açılacağını bilmiyordu.
Leyla'nın içindeki huzursuzluk giderek büyüyordu.
Sinan'ın burada olması yeterince tuhaftı.
Ama asıl tuhaf olan şey kimseye ait olmadığını düşündüğü o hislerdi.
Sanki herkes bir şey biliyor, yalnızca o bilmiyordu.
Salondaki kalabalık ona bir anda boğucu gelmeye başladı.
Müzik yükseliyor, insanlar gülüyor, dans ediyor, sohbet ediyordu.
Ama Leyla kendini ait hissedemiyordu.
"Bennu, ben biraz hava alacağım."
Bennu başını salladı.
"Tamam. Çok uzaklaşma."
Leyla salondan çıkıp terasa yöneldi.
Gece serinliği yüzüne vurduğunda rahatladığını hissetti.
Mardin geceleri bambaşkaydı.
Şehrin taş yapıları ay ışığında daha gizemli görünüyordu.
Uzaktan gelen müzik sesleri rüzgârın arasında kayboluyordu.
Leyla korkuluklara yaslandı.
Derin bir nefes aldı.
Tam gözlerini kapatmıştı ki arkasından gelen ayak seslerini duydu.
Dönmeden önce bile kimin geldiğini tahmin etmişti.
"Takip mi ediyorsunuz beni?"
Arkasından gelen hafif kahkaha duyuldu.
"Bu kadar belli miyim?"
Leyla arkasını döndü.
Damien birkaç adım uzağında durmuş ona bakıyordu.
Üzerindeki siyah takım elbise geceyle bütünleşmiş gibiydi.
"Biraz."
Damien başını salladı.
"Üzüldüm."
"Yalan."
"Doğru."
Leyla gözlerini devirdi.
Damien ise gülümsemeye devam etti.
Aralarında birkaç saniyelik sessizlik oluştu.
İkisi de şehrin ışıklarına baktı.
Sonunda konuşan Damien oldu.
"Mardin'i sevdin mi?"
Leyla başını salladı.
"Beklediğimden daha çok."
"İnsanları da mı?"
"Henüz karar vermedim."
Damien güldü.
"Beni kastettin."
"Üstüne alınmana sevindim."
Damien'in gülümsemesi biraz daha büyüdü.
"Canımı yakıyorsun küçük hanım."
"Bu lakaptan nefret ediyorum."
"Biliyorum."
"Öyleyse neden kullanıyorsun?"
Damien cevap vermedi.
Sadece birkaç saniye boyunca ona baktı.
O bakışlar Leyla'nın hoşuna gitmiyordu.
Ama gözlerini kaçırmakta da zorlanıyordu.
Tam o sırada Damien'in gözleri yeniden boynundaki kolyeye kaydı.
Astér Anahtarı.
Bu kez daha net görebiliyordu.
Kolye ay ışığında hafifçe parlıyordu.
Damien'in bakışları birkaç saniye boyunca orada kaldı.
Sonra kendini toparladı.
"Bu kolye..."
Leyla istemsizce kolyeye dokundu.
"Nesi var?"
Damien birkaç saniye sustu.
Soramazdı.
Henüz soramazdı.
"Benzersiz."
Leyla gülümsedi.
"Babamın hediyesi."
Bu cevap Damien'in içini daha da karıştırdı.
"Demek öyle."
"Yurt dışından getirmiş."
Damien'in yüzü belli belirsiz değişti.
Ama Leyla bunu fark etmedi.
Çünkü o sırada telefonuna gelen bildirime bakıyordu.
Bennu.
Nerede olduğunu soruyordu.
"Sanırım beni arıyorlar."
Damien başını salladı.
"Evet."
Ama gitmesini istemediği de çok belliydi.
Leyla birkaç adım attı.
Sonra dönüp ona baktı.
"Bu arada."
Damien kaşlarını kaldırdı.
"Ne oldu?"
Leyla hafifçe gülümsedi.
"Beni hâlâ küçük hanım diye çağırırsan bir dahaki sefer ayağına basmakla kalmam."
Damien kahkahayı bastıramadı.
"Tehdit mi bu?"
"Kesinlikle."
Leyla salona doğru yürümeye başladı.
Damien ise olduğu yerde kaldı.
Gözleri genç kızın boynundaki kolyeden ayrılmıyordu.
Bir şeyler yanlıştı.
Hem de çok yanlış.
Ve ilk kez...
Aureth'ten bile daha fazla merak ettiği biri vardı.
Leyla Beren Yankı.

15 Yıl Önce
Mardin
Şahmar Otel
Alistair Blackthorne aracın kapısı açıldığında başını kaldırıp karşısındaki binaya baktı.
Görev için dünyanın birçok yerine gitmişti.
Ama ilk kez bulunduğu şehir ona bu kadar yabancı geliyordu.
Sarı taşlardan inşa edilmiş görkemli yapı gün batımının altında adeta altın gibi parlıyordu.
Şahmar Otel.
Aureth tarafından kendisine gönderilen davet mektubunda yazan isim buydu.
Bir hafta boyunca burada kalacak, toplantılara katılacak ve kendisine verilen görevi yerine getirecekti.
Alistair ağır adımlarla girişe yöneldi.
Kapılar açıldığında içerideki serin hava yüzüne çarptı.
Tam o sırada gözleri resepsiyonun arkasında duran genç kadına takıldı.
Zaman birkaç saniyeliğine durmuş gibiydi.
Uzun siyah saçlar.
Kumral ten.
Kendinden emin duruş.
Ve bakmayı bırakmasının mümkün olmadığı gözler.
Kadın da onu fark etmişti.
Kısa bir an için bakışları buluştu.
Sonra genç kadın başını eğdi.
İşine döndü.
Alistair ise olduğu yerde kalmıştı.
"Efendim?"
Yanına yaklaşan görevlinin sesiyle kendine geldi.
"Rezervasyonum vardı."
Ama aklı çoktan başka bir yere gitmişti.
________________________________________
Aynı akşam...
Şahmar Oteli'nin üst katındaki davet salonu yavaş yavaş dolmaya başlamıştı.
Aureth üyeleri toplantılarını tamamlamış, şimdi davete katılıyordu.
Müzik yükseliyor, insanlar sohbet ediyor, kadehler tokuşturuyordu.
Alistair kalabalığın arasında ilerlerken onu yeniden gördü.
Bu kez siyah bir elbise giymişti.
Ve salondaki herkesten daha dikkat çekiciydi.
Alistair gözlerini ondan ayıramıyordu.
Yanına yaklaşan yaşlı adam dikkatini dağıttı.
"Hayırlı akşamlar."
Alistair başını çevirdi.
Karşısındaki adam Hazer Şahmar'dı.
Otelin sahibi.
Ve Mardin'deki en güçlü adamlardan biri.
"Hayırlı akşamlar."
Hazer onun baktığı yönü fark etmişti.
Bakışları kızına kaydı.
Sonra yeniden Alistair'e döndü.
"Dikkatli ol evlat."
Alistair kaşlarını kaldırdı.
"Neden?"
Hazer'in yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
"Çünkü bazı kapılar açıldığında geri dönüş olmaz."
Alistair o an ne demek istediğini anlamamıştı.
Ama yıllar sonra...
O cümlenin hayatını değiştireceğini öğrenecekti.

Alistair o geceden sonra kendini istemeden de olsa Şahmar Oteli'nin lobisinde daha fazla vakit geçirirken buldu.
Bunu kendine açıklayamıyordu.
Toplantılar dışında burada olmasını gerektiren hiçbir şey yoktu.
Ama yine de her fırsatta aşağı iniyor, otelin içinde dolaşıyor ve farkında olmadan aynı kişiyi arıyordu.
Asuman Şahmar.
Bir hafta.
Sadece bir hafta burada kalacaktı.
Ama daha üçüncü günde bile bu kadının aklını bu kadar meşgul etmesi canını sıkıyordu.
________________________________________
Asuman ise olanların farkındaydı.
Alistair'in bakışlarını görmemek mümkün değildi.
Ne zaman karşılaşsalar adamın gözleri birkaç saniye fazla üzerinde kalıyordu.
Bu durumdan rahatsız olduğunu söyleyemezdi.
Ama hoşlandığını da kabul etmeyecekti.
Çünkü Alistair tehlikeli görünüyordu.
Sessizdi.
Kontrollüydü.
Ve bazı insanların sessizliği bağırışlarından daha ürkütücüydü.
________________________________________
Dördüncü günün akşamı otelin terasında karşılaştılar.
Asuman korkuluklara yaslanmış şehri izliyordu.
Mardin geceleri büyüleyiciydi.
Taş evlerin arasındaki ışıklar yıldızlar gibi görünüyordu.
Tam o sırada arkasından gelen sesi duydu.
"Bu şehir geceleri daha güzel."
Asuman arkasını dönmeden konuştu.
"Yabancılar genelde gündüzünü sever."
"Ben yabancı sayılmam."
Asuman dönüp baktı.
Alistair birkaç metre uzağında durmuştu.
Elinde kahve vardı.
"Bir haftadır buradasınız."
"Demek takip ediliyormuşum."
Asuman gözlerini devirdi.
"Hayır."
Alistair gülümsedi.
"O zaman şanslıyım."
Asuman istemsizce güldü.
Ve o gece ilk kez uzun uzun konuştular.
Şehirden.
Hayattan.
Ailelerinden.
Ve geleceğe dair hayallerinden.
Saatlerin nasıl geçtiğini ikisi de anlamadı.
________________________________________
Sonraki günlerde bu karşılaşmalar sıklaştı.
Önce tesadüf gibiydi.
Sonra ikisi de bunun tesadüf olmadığını fark etti.
Kahvaltılar...
Akşam yürüyüşleri...
Kısa sohbetler...
Derken aralarındaki mesafe giderek azaldı.
________________________________________
Hazer Şahmar ise olan biteni görüyordu.
Hem de en başından beri.
Bir akşam çalışma odasında otururken eşi yanına geldi.
"Asuman mutlu."
Hazer'in yüzü değişmedi.
"Mutlu olmak başka."
"Âşık olmak başka."
Kadın iç çekti.
"Hazer."
"Ne?"
"Kızımız büyüdü."
Hazer pencereden dışarı baktı.
Şahmar Oteli'nin ışıkları geceyi aydınlatıyordu.
"Ben o adamı biliyorum."
"Alistair'i mi?"
"Evet."
"Ne olmuş?"
Hazer birkaç saniye sustu.
Sonra yavaşça konuştu.
"Onun işi normal bir iş değil."
"Ne iş yaptığını biliyor musun?"
"Biliyorum."
Kadın kaşlarını çattı.
"O zaman neden söylemiyorsun?"
Hazer başını iki yana salladı.
"Çünkü ne kadar az bilirsen o kadar güvende olursun."
________________________________________
Bir hafta sonunda Alistair'in dönüş vakti gelmişti.
Otelden ayrılacağı sabah Asuman onu uğurlamaya gelmedi.
Bilerek.
Çünkü gitmesini izlemek istemiyordu.
Fakat Alistair gitmeden önce odasına bir not bırakmıştı.
Tek bir cümle.
"Bu şehirden ayrılıyorum ama aklımı burada bırakıyorum."
Ve notun altında yalnızca ismi vardı.
Alistair Blackthorne.

Alistair'in Mardin'den ayrılmasının üzerinden yaklaşık iki ay geçmişti.
Asuman son günlerde kendini garip hissediyordu.
Sürekli yorgundu.
Sabahları midesi bulanıyor, bazı kokulara tahammül edemiyordu.
Başlarda bunu önemsememişti.
Fakat belirtiler arttıkça annesinin ısrarıyla doktora gitmeyi kabul etti.
O gün hastaneden çıktığında elleri titriyordu.
Elindeki rapora tekrar baktı.
Sonra bir daha.
Ve bir daha.
Gözleri dolmaya başladı.
Hamileydi.
________________________________________
Asuman haberi ilk olarak annesine verdi.
Kadın önce şaşırdı.
Sonra kızına sarıldı.
"Ne yapacaksın?"
Asuman karnına dokundu.
Birkaç saniye boyunca sustu.
Ardından kararlı bir sesle konuştu.
"Babasına söyleyeceğim."
________________________________________
O akşam Alistair'e haber ulaştırıldı.
Mesajı aldığında uzun süre yerinden kıpırdamadan oturdu.
İlk başta inanamadı.
Sonra yüzünde yıllardır görülmeyen bir gülümseme oluştu.
İlk kez gelecekle ilgili bir şey onu korkutmamıştı.
Aksine mutlu etmişti.
Asuman'a haber gönderdi.
Tek bir cümle.
"Bu çocuğun babası olmaktan gurur duyacağım."
Sonra ikinci bir mesaj daha yolladı.
"Ve seni yalnız bırakmayacağım."
________________________________________
Ne yazık ki herkes aynı fikirde değildi.
Hazer Şahmar haberi öğrendiğinde öfkeden deliye döndü.
Çalışma odasında ileri geri yürüyordu.
"Olmaz."
Annesi sessizce karşısında duruyordu.
"Hazer..."
"Olmaz dedim."
"Kızımız onu seviyor."
Hazer sertçe döndü.
"Sevgi bazen insanı mezara götürür."
Kadın iç çekti.
"Adam kötü biri değil."
"Adamın kendisi değil."
"Ne o zaman?"
Hazer sustu.
Çünkü gerçeği anlatamazdı.
Aureth'i anlatamazdı.
Alistair'in içinde bulunduğu dünyayı anlatamazdı.
Bu yüzden yalnızca başını salladı.
"O adamın hayatı tehlikenin içinde."
________________________________________
Bir hafta sonra Alistair yeniden Mardin'e geldi.
Bu kez amacı toplantılar değildi.
Doğrudan Şahmar Konağı'na gitti.
Hazer onu çalışma odasında karşıladı.
İkili uzun süre birbirine baktı.
Sonunda konuşan Alistair oldu.
"Asuman ile evlenmek istiyorum."
Hazer'in yüzünde en ufak bir değişim olmadı.
"Hayır."
"Onu seviyorum."
"Hayır."
"Asuman da beni seviyor."
"Yine de hayır."
Alistair'in sesi sertleşti.
"Neden?"
Hazer ayağa kalktı.
İlk kez göz göze geldiler.
Çok uzun süren bir sessizlik oldu.
Sonra Hazer konuştu.
"Çünkü senin hayatını biliyorum."
Alistair'in yüzü değişti.
Bir şey söylemedi.
Ama Hazer doğru yere vurmuştu.
"Senin düşmanların var."
Sessizlik.
"Senin sırların var."
Sessizlik.
"Ve kızımı o dünyanın içine sürüklemene izin vermeyeceğim."
________________________________________
Ancak Hazer'in karşı çıkması hiçbir şeyi değiştirmedi.
Asuman kararını vermişti.
Alistair de öyle.
Bir gece...
Kimseye haber vermeden gittiler.
Ve evlendiler.
Şahmar ailesinin kızı artık Asuman Blackthorne olmuştu.
Hazer bunu öğrendiğinde günlerce kimseyle konuşmadı.
Ama ne kadar öfkeli olursa olsun...
Kızını tamamen hayatından çıkaramadı.
Çünkü onu hâlâ seviyordu.
Ve yıllar sonra vereceği en büyük kararın temelini o gün atmıştı.

Aylar birbirini kovalamıştı.
Asuman ile Alistair'in evliliği başlarda herkesi şaşırtmış olsa da zamanla hayat kendi düzenini kurmuştu.
Damien'in doğduğu gün ise her şeyi değiştirmişti.
Alistair oğlunu ilk kez kucağına aldığında uzun süre konuşamamıştı.
Küçücük eller.
Kendisine benzeyen gözler.
Ve bütün hayatını değiştiren o an...
Asuman onu izlerken gülümsemişti.
"Ona bakışını hiç unutmayacağım."
Alistair gözlerini oğlundan ayırmadan cevap vermişti.
"Ben de."
Yıllar boyunca mutlu bir aile oldular.
Damien büyüdü.
Yürümeyi öğrendi.
Konuşmayı öğrendi.
Ve Hazer Şahmar'ın bütün duvarlarını yıkmayı başardı.
Başlarda torununu kabul etmeyen yaşlı adam, zamanla Damien'e bağlandı.
Onu sık sık konağa götürüyor, Mardin'in hikâyelerini anlatıyor, saatlerce yanında oturuyordu.
Ama mutlulukları sonsuza kadar sürmeyecekti.
Çünkü Asuman bazı şeyleri fark etmeye başlamıştı.
Alistair'in geceleri aldığı telefonlar.
Ansızın çıktığı yolculuklar.
Gizlediği dosyalar.
Ve adını sık sık duyduğu bir kelime...
Aureth.
________________________________________
Bir gece Alistair evde yokken çalışma odasına girdi.
Aslında bunu yapmaması gerektiğini biliyordu.
Ama içindeki şüphe artık dayanılmaz hale gelmişti.
Çekmeceleri karıştırırken eski belgeler buldu.
Semboller.
Mühürler.
İsimler.
Ve Aureth hakkında ilk bilgiler...
O gece sabaha kadar uyuyamadı.

Asuman gerçekleri öğrendikçe korkmaya başlamıştı.
Aureth yalnızca bir topluluk değildi.
Yalnızca zengin insanların oluşturduğu bir ağ da değildi.
Çok daha derinlerdeydi.
Ve Alistair bunun tam merkezine doğru ilerliyordu.
Aylar sonra Mardin'e gitti.
Doğrudan Hazer Şahmar'ın yanına.
Yaşlı adam onu gördüğünde şaşırmamıştı.
Sanki geleceğini biliyormuş gibiydi.
"Sonunda öğrendin."
Asuman'ın gözleri doldu.
"Sen biliyordun."
"Evet."
"Neden söylemedin?"
Hazer derin bir nefes aldı.
"Çünkü âşıktın."
Asuman sustu.
Çünkü haklıydı.
O yıllar boyunca hiçbir şeyi görmek istememişti.
İkili uzun saatler konuştu.
Ve sonunda ortak bir karara vardılar.
Asuman'ın ortadan kaybolması gerekiyordu.
Ama gerçekten değil.
Herkes onu ölmüş sanacaktı.
Böylece Aureth'in dikkatini üzerinden çekebileceklerdi.
Asuman kabul etmek istemedi.
Çünkü bu Damien'den vazgeçmek demekti.
Ama başka yolu yoktu.
Gözyaşları içinde oğlunun fotoğrafına baktı.
"Bir gün beni anlayacaksın."
Fakat bunun ne kadar uzun süreceğini bilmiyordu.

Asuman'ın öldüğü haberi yayıldığında Damien on yaşındaydı.
Hayatında ilk kez gerçekten yıkılmıştı.
Annesinin cenazesi bile olmamıştı.
Bir kaza.
Bir yangın.
Birkaç belge.
Ve geriye kalan yalnızca sessizlikti.
Alistair ayakta kalmaya çalışıyordu.
Damien içine kapanmıştı.
Ve Hazer Şahmar hayatında ilk kez verdiği kararın ağırlığını omuzlarında hissediyordu.
Ama Asuman yaşıyordu.
Yıllarca uzaktan izledi.
Oğlunun büyümesini.
Acı çekmesini.
Kendisinden nefret etmesini...
Hepsini.
Ve her geçen gün geri dönmek daha zor hale geldi.
________________________________________
Günümüz
Leyla'nın sesi Erdem'i düşüncelerinden çekip çıkardı.
"Sinan Amca."
Erdem'in yüzündeki ifade değişti.
"Kızım emin misin?"
"Evet."
Leyla'nın sesi titriyordu.
"Onu gördüm."
Erdem yavaşça ayağa kalktı.
Kalbi hızlanmıştı.
Bir yanda Sinan.
Bir yanda kara kaplı defter.
Bir yanda son haftalarda topladığı bilgiler...
Ve şimdi kızının anlattıkları.
İçinde kötü bir his büyüyordu.
Salonun diğer ucunda Damien de onları izliyordu.
Bir şeylerin değiştiğini hissedebiliyordu.
Ama ne olduğunu henüz bilmiyordu.
Gece devam ediyordu.
Müzik sürüyordu.
İnsanlar gülüyordu.
Fakat hiçbiri birkaç saat sonra yaşanacakların başlangıcında olduklarını bilmiyordu.
Bazı kapılar açılmak üzereydi.
Ve o kapılar açıldığında hiçbir şey eskisi gibi kalmayacaktı.