10. bölüm · ON ÜÇÜNCÜ KAPI 1.KİTAP ARİSTOKRAT

10.BÖLÜM KADİMLERİN HÜKMÜ

Derya Aslı Karayılan

BÖLÜM 10
KADİMLERİN HÜKMÜ
— BAŞ ARKHON’UN ÇAĞRISI
Evren Valerian, kervansaraydan Şahmar Oteli’ne döndüğünde yerin altındaki koridorlarda olağan dışı bir sessizlik vardı. Bu sessizlik, gece vardiyasının sona ermesinden ya da görevli sayısının azaltılmasından kaynaklanmıyordu. Aureth’in alt katları hiçbir zaman bütünüyle susmazdı. Eski duvarların içinden ilerleyen haberleşme hatları, açılan metal kapılar, mühür kontrolüne gelen görevliler ve birbirlerine ulaştırılan emirler, yapının derinliklerinde görünmez bir hayat oluştururdu. O geceyse koridorlarda ayak sesi bile duyulmuyordu.
Evren, siyah eldivenin altında sızlayan sağ avucunu yumruk yaptı. Konsey salonundaki platformda Valerian kanını kabul eden metal uç, elinin ortasında ince ama kapanmayan bir yara bırakmıştı. Doktorlar kesiğin yüzeysel olduğunu söylemişti. Buna rağmen yaranın çevresinde yayılan siyah çizgiler birkaç saat içinde belirginleşmiş, Valerian mührünü andıran küçük bir şekle dönüşmüştü.
Bunu kimseye göstermemişti.
Konsey, Astér’in onu işaretlediğini görmüştü. Ancak mührün hâlâ teninde büyüdüğünü bilmiyordu.
Evren merkez salona giden kemerli geçide ulaştığında iki yabancı muhafız önünde durdu. Üzerlerinde Aureth’in on üç ışınlı mührü yoktu. Uzun koyu gri cüppelerinin göğüs kısmında, iç içe geçmiş yedi ince halkanın ortasında dikey duran gümüş bir çizgi bulunuyordu.
Evren bu sembolü yalnızca eski kayıtların birkaç sayfasında görmüştü.
Aureth Kadim Divanı.
Muhafızlardan biri başını çok az eğdi. Bu hareket bir saygı göstergesi değildi. Yalnızca Evren’ı tanıdığını belirtiyordu.
“Majest.”
Evren bakışlarını kapalı kapıya çevirdi.
“Çekilin.”
Adam hareket etmedi.
“Baş Arkhon sizi bekliyor.”
Evren’ın yüzündeki ifade sertleşti.
“Baş Arkhon beni bekliyorsa haber gönderir. Kendi salonumun kapısına adam dikmez.”
“Bu gece salon size ait değil.”
Evren gözlerini muhafızın yüzüne çevirdi. Aureth içinde bu sözleri söyleyip ayakta kalabilecek insan sayısı çok azdı. Karşısındaki adam bunu kendi gücüne güvenerek söylemiyordu. Arkasında duranların dokunulmazlığına güveniyordu.
Evren bir adım yaklaştı.
“Majest’in önünü kestiğinin farkında mısın?”
Muhafızın sesi değişmedi.
“Kadim Divan’ın çağrısını geciktirdiğinizin farkında mısınız?”
Evren’ın çenesi kasıldı.
Kervansaraya gitmeden önce çağrının gönderilmiş olması gerekiyordu. Fakat ne Cahit ne Raven ne de kendi özel ağı bunu kendisine bildirmişti.
Ya mesajları kesilmişti ya da Divan, doğrudan karşısına çıkana kadar çağrıyı gizli tutmuştu.
İki ihtimal de Evren’ın hoşuna gitmedi.
Kapılar içeriden açıldı.
Muhafızlar aynı anda iki yana çekildi.
Evren başını eğmeden içeri girdi.
Salon, Aureth’in kullandığı diğer toplantı odalarına benzemiyordu. Zeminde büyük bir mühür ya da ritüel dairesi yoktu. Duvarlarda gösterişli semboller, aristokrat aile armaları veya Majest makamını temsil eden işaretler bulunmuyordu. Odanın ortasında yarım daire biçiminde yerleştirilmiş yedi yüksek koltuk vardı. Her koltuğun arkasında, sahibinin makamını temsil eden sade bir metal levha bulunuyordu.
Divanın merkezindeki koltuk diğerlerinden yalnızca birkaç santim yüksekti. Fakat salona girildiği anda bütün yapının onun etrafında kurulduğu anlaşılıyordu.
Orada oturan kişi Baş Arkhon’du.
Baş Arkhon’un yüzünde maske yoktu. Yaşı altmışın üzerindeydi. Omuzlarına kadar uzanan gümüş saçları geriye taranmış, yüzündeki ince çizgiler sert ifadesini daha belirgin hâle getirmişti. Üzerinde işlemeleri olmayan koyu lacivert bir cüppe vardı. Boynunda yalnızca Divanın yedi halkalı mührünü taşıyordu.
Evren onun adını biliyordu.
Severin Arkhad.
Valerian ailesinden daha eski bir soydan geldiği söylenirdi. Aureth’in güncel para ağlarıyla, siyasi ilişkileriyle ya da aristokrat ailelerin günlük mücadeleleriyle doğrudan ilgilenmezdi. Kadim Divan yalnızca düzenin temelleri sarsıldığında ortaya çıkardı.
Severin’in sağında Yüksek Yargıç Seraphine Vaelor, solunda Mühür Efendisi Odran Caligo oturuyordu. Diğer koltuklarda Kadim Yazman, Kan Vekili, Sessiz Elçi ve Gölge Vekili bulunuyordu. Evren hepsinin yüzünü biliyordu fakat çoğuyla daha önce aynı salonda bulunmamıştı.
Kadim Divan üyeleri gizlenmiyordu.
Gizlenmeye ihtiyaçları yoktu.
Onların isimlerini bilmek, onlara ulaşabilmek anlamına gelmezdi.
Evren, salonun ortasında durdu. Kendisi için hazırlanmış sade taş sandalyeye baktı ama oturmadı.
Baş Arkhon ellerini koltuğun iki yanına koydu.
“Oturun, Evren Valerian.”
Evren’ın kaşı hafifçe kalktı.
“Majest diye hitap etmeyeceksiniz?”
Severin’in yüzünde en küçük bir ifade değişikliği olmadı.
“Bu salonda unvanınız yargı konusudur. Ayrıcalığınız değil.”
Evren taş sandalyeye yaklaşmadı.
“Beni hangi yetkiyle yargıladığınızı hatırlatmanız gerekebilir.”
Mühür Efendisi Odran Caligo konuştu:
“Majest mührünü veren yetkiyle.”
“Bana o mührü siz vermediniz.”
“Size verenlerin kararını onaylayan Divandı.”
“Önceki Divan.”
Baş Arkhon’un sesi sakindi.
“Kadim makamlar kişilere göre değişmez.”
Evren kısa bir kahkaha attı.
“Aureth’in bugün sahip olduğu gücün hiçbir parçasını siz kurmadınız. Bankalar, vakıflar, dış ülkelerdeki bağlantılar, siyasi anlaşmalar ve koruma ağları benim dönemimde oluşturuldu. Beni hâlâ yirmi yıl önce seçilmiş sıradan bir yönetici gibi karşınıza oturtamazsınız.”
Yüksek Yargıç Seraphine Vaelor, önündeki siyah dosyayı açtı.
“Tam da bu nedenle buradasınız.”
Dosyanın ilk sayfasında konsey salonunda çekilmiş görüntüler vardı. Leyla, ritüel platformunun ortasında duruyor; Astér ışık saçarken zeminde VALERIAN kelimesi beliriyordu. Bir sonraki karede Evren, elini metal uca bastırmıştı.
Seraphine fotoğrafları taş masanın üzerine bıraktı.
“Taşıyıcıyı konsey toplantısı adı altında aktif ritüel alanına çıkardınız.”
Evren’ın bakışları fotoğraflara indi.
“Alan aktif değildi.”
“Valerian kanı salona girdiği anda aktifleşti.”
“Bunu bilmiyordum.”
Kadim Yazman, önündeki eski kaydı kaldırdı.
“Biliyordunuz.”
Belgenin kenarları kararmış, üzerindeki mühürler yıllar içinde solmuştu. Buna rağmen Valerian ailesinin adı ve kapının bedeline ilişkin satırlar açıkça görünüyordu.
“Adrian Valerian’ın kişisel arşivinden alınmıştır,” dedi Kadim Yazman. “Babanız, bu anlaşmayı on beş yaşınızdayken size göstermiş.”
Evren’ın yüzü değişmedi.
“Bana eski bir efsane gösterdi.”
“Majest makamına geldiğiniz ilk yıl bu efsaneye ait yirmi üç kaydı merkez arşivden çıkardınız.”
“Yanlış bilgilerin yayılmasını engelledim.”
“Dört kaydı yok ettiniz.”
“İçerikleri değiştirilmişti.”
“Yedi kaydın erişimini yalnızca kendinize açtınız.”
“Majest arşivinin yetkileri içindeydi.”
Baş Arkhon ilk kez hafifçe öne eğildi.
“Majest arşivini kendi ölümünüzden kaçmak için kullandınız.”
Salonda kısa bir sessizlik oluştu.
Evren’ın yaralı eli eldivenin içinde yeniden zonkladı.
“Hayatta kalmak istemek suç değil.”
Seraphine’in sesi sertti.
“Bunun için başkalarını kullanmak suçtur.”
Evren bakışlarını ona çevirdi.
“Kimi kullandığımı düşünüyorsunuz?”
Seraphine dosyanın ikinci bölümünü açtı.
Erdem Yankı’nın fotoğrafı taş masanın üzerine bırakıldı.
Leyla’nın babası, resmî kimlik fotoğrafında sakin bir ifadeyle objektife bakıyordu. Fotoğrafın altında ölüm tarihi, sanayi deposundaki takip raporları ve eski göl yoluna ilişkin kayıtlar bulunuyordu.
Evren’ın yüzündeki ifade soğudu.
“Erdem’i ben öldürmedim.”
“Öldürülmesini engellemediniz,” dedi Seraphine.
“Koruma ekibi gönderdim.”
“Gecikmeli.”
“Victor’un adamları rotayı değiştirdi.”
“Erdem’i anahtarın kaynağına ulaşmak için izlettiniz.”
“Evet.”
“Onu yem olarak kullandınız.”
Evren’ın bakışları Yüksek Yargıç’ın üzerinde sabitlendi.
“Bu kelimeyi daha önce de duydum.”
“Leyla Beren Yankı’dan.”
Evren’ın dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
“Onu da mı sorguladınız?”
Baş Arkhon konuştu:
“Taşıyıcıyı sorgulamak için izninize ihtiyacımız yok.”
Evren’ın gülümsemesi kayboldu.
“Leyla’ya yaklaştınız mı?”
“Hayır.”
“Öyleyse sözlerini nereden biliyorsunuz?”
Sessiz Elçi’nin önündeki metal levha hafifçe parladı. İnce bir kayıt mekanizması çalıştı ve konsey salonundaki konuşmalardan parçalar duyuldu.
Leyla’nın sesi salonda yankılandı:
“Babam sizin müdahaleniz değildi. Dosyanızdaki bir hedef değildi. Bir insandı. Babamdı.”
Kayıt durdu.
Evren hiçbir şey söylemedi.
Baş Arkhon gözlerini ondan ayırmadı.
“Taşıyıcının öfkesini bilinçli biçimde yükselttiniz.”
“Astér’in nasıl hareket ettiğini öğrenmemiz gerekiyordu.”
“‘Bizim’ değil,” dedi Kan Vekili. “Sizin öğrenmeniz gerekiyordu.”
“Kapının bedeli benim kanımdan isteniyor.”
“Bu, taşıyıcının hayatını tehlikeye atma hakkı vermez.”
“Kapı açıldığında ne olacağını bilmeden beklememi mi istiyorsunuz?”
Baş Arkhon’un cevabı soğuktu.
“Kapının yüzyıllardır kapalı kalmasının bir sebebi var.”
“On İki Bekçi onu açmak istiyor.”
“On İki Işık Bekçileri ritüelin uygulanmasını korur. Aureth’in geleceğine karar vermez.”
Evren, bu ayrımı özellikle vurguladığını fark etti.
“Demek Bekçilerle aynı fikirde değilsiniz.”
“Kadim Divan hiç kimsenin altında değildir.”
“Buna Majest de dâhil mi?”
“Özellikle Majest.”
Evren kısa bir kahkaha attı.
“Beni çağırmanızın asıl sebebi bu. Konseyin önünde kanım işaretlendiği için güç kaybettiğimi düşünüyorsunuz.”
Mühür Efendisi Odran konuştu:
“Gücünüzü kaybetmenizden değil, onu ne için kullandığınızdan endişeliyiz.”
“Ben olmasaydım Victor yıllar önce Aureth’i parçalardı.”
“Bu, yaptığınız her şeyi haklı çıkarmaz.”
“Yaptığım şeylerin sonucunda hâlâ aynı koltuklarda oturabiliyorsunuz.”
Baş Arkhon’un bakışları sertleşti.
“Bizi koltuklarımızda tuttuğunuzu düşünmeniz, suçlamaların en büyüğüdür.”
Evren taş sandalyeye sonunda oturdu. Bunu itaat ettiği için değil, konuşmanın uzayacağını anladığı için yapmış gibi görünüyordu. Sırtını taş yüzeye yaslamadı. Dik duruşunu korudu.
“Peki ne istiyorsunuz?”
Seraphine dosyanın üçüncü bölümünü açtı.
Cahit Doğan’ın yıllar boyunca yönettiği hücreler, para ağları ve gizli haberleşme hatları listelenmişti. Bazı sayfalarda siyah güneş sembolü, bazılarındaysa Valerian Vakfı’nın işaretleri bulunuyordu.
“Cahit Doğan’ın iki ayrı emir ağına hizmet ettiğini biliyor muydunuz?”
Evren’ın yüzü değişmedi.
“Artık biliyorum.”
“On İkinci Bekçi’nin hattı yıllardır saha ağınızın içindeydi.”
“Cahit bunu benden sakladı.”
“Çünkü Cahit, Evren Valerian’a değil Majest makamına bağlıydı.”
“Bunu bana daha önce de söylediler.”
“Anlamamış görünüyorsunuz.”
Evren’ın sesi sertleşti.
“Cahit’in bütün gücünü ben finanse ettim.”
“Fakat insanları o yönetti.”
“Para kesildiğinde o insanlar dağılır.”
Baş Arkhon başını hafifçe yana eğdi.
“İnsan sadakatini yalnızca parayla açıklamanız, çevrenizde neden kimse kalmadığını gösteriyor.”
Evren ilk kez gözlerini kıstı.
“Çevremde kimse kalmadığını mı düşünüyorsunuz?”
“Cahit emrinize karşı geldi. Raven yetkilerinizi sınırlandırdı. Damien size silah doğrulttu. Konsey üyeleri Valerian anlaşmasını sorguluyor. Leyla ise gösterdiğiniz yolda yürümesine rağmen size hizmet etmeyi reddediyor.”
Baş Arkhon her ismi ağır ve sakin bir sesle sıralamıştı.
Evren’ın yüzünde öfke görünmedi.
Fakat eldivenin içindeki yara yeniden açıldı. Avucunda sıcak bir ıslaklık hissetti.
“Damien’ın taşıyıcı üzerindeki koruma hakkını siz mi tanıdınız?”
Mühür Efendisi cevap verdi:
“Eski ritüel yasası gereği geçici olarak tanındı.”
“Damien’ın böyle bir hakkı yok.”
“Şahmar ve Blackthorne soylarını aynı anda taşıyan son varistir. Taşıyıcının yanında kendi isteğiyle durmuş, iki ayrı saldırıda onu korumuş ve ritüel alanında hayatını riske atmıştır.”
“Bunlar bir makam oluşturmaz.”
“Bu bir makam değil. Sorumluluktur.”
Evren alayla baktı.
“Damien sorumluluk istemiyor. Leyla’yı istiyor.”
Baş Arkhon’un yüzü değişmedi.
“İkisinin arasındaki bağ, Divanın konusu değildir.”
“Olacak. Astér’in taşıyıcısıyla yakınlaşan herkes kapının kararlarını etkiler.”
Kan Vekili ilk kez konuştu:
“Belki de korktuğunuz şey budur.”
Evren başını ona çevirdi.
“Ne?”
“Taşıyıcının sizin kontrolünüz dışında birine güvenmesi.”
“Leyla kimseye güvenmiyor.”
“Damien’a güvenmeye başlayabilir.”
Evren’ın dudaklarında ince bir gülümseme oluştu.
“İnsanların birbirine duyduğu duyguları gereğinden fazla önemsiyorsunuz.”
“Duyguların Astér’i uyandırdığını kendi deneyiniz kanıtladı.”
Evren cevap vermedi.
Baş Arkhon, önündeki siyah mührü kaldırdı.
“Kararımızı dinleyin.”
Evren başını eğmedi.
Baş Arkhon devam etti:
“Majest mührünüz şimdilik alınmayacak. Victor Ravenscroft’un hareketleri, dış hücrelerdeki kırılma ve Cahit Doğan’ın kurduğu ağın dağılma riski nedeniyle Aureth bu gece lidersiz bırakılamaz.”
Evren’ın yüzünde yavaşça kendinden emin bir ifade oluştu.
“Hâlâ bana ihtiyacınız var.”
“İhtiyaç, dokunulmazlık değildir.”
Evren’ın gülümsemesi kaybolmadı.
“Farkı sonucu belirlediğinde konuşuruz.”
Seraphine kararı okumayı sürdürdü:
“Leyla Beren Yankı, kendi rızası dışında hiçbir ritüel alanına çıkarılmayacak. Astér üzerinde inceleme yapılmayacak. Taşıyıcının hareketleri, Kadim Divanın onayı olmadan sınırlandırılmayacak.”
Evren’ın yüzü sertleşti.
“Onu kendi hâline bırakırsanız Victor alır.”
“Koruma hakkı Damien Hazar Şahmar’a verilmiştir.”
“Damien bana karşı.”
“Bu, taşıyıcıya karşı olduğu anlamına gelmez.”
“Onu kullanabilir.”
Baş Arkhon doğrudan Evren’ın gözlerine baktı.
“Sizin yaptığınız gibi mi?”
Evren sustu.
“İkinci karar,” dedi Seraphine. “Valerian anlaşmasına ait bütün kayıtlar Kadim Divana teslim edilecek. Özel arşiviniz geçici olarak mühürlenecek.”
Evren’ın yüzündeki sakinlik ilk kez açıkça bozuldu.
“Hayır.”
Baş Arkhon’un sesi değişmedi.
“Bu bir talep değildir.”
“Majest arşivi yalnızca benim erişimimdedir.”
“Mühür Efendisi erişimi kapattı.”
Evren başını Odran’a çevirdi.
“Benim mührüm olmadan bunu yapamazsın.”
Odran önündeki küçük metal plakayı kaldırdı. Plakanın ortasında Majest mührünün ikiye ayrılmış biçimi vardı.
“Majest mührü, Kadim Divanın mühründen sonra gelir.”
Evren ağır ağır ayağa kalktı.
“Bunu uygularsanız Aureth’in bütün dış ağı tehlikeye girer.”
Baş Arkhon da yerinden kalktı.
“Dış ağla Valerian anlaşmasının aynı arşivde bulunmasının sebebi nedir?”
Evren cevap vermedi.
“Çünkü kendi hayatınızla Aureth’in hayatını birbirinden ayrılamaz hâle getirdiniz,” dedi Severin. “Sizi kaybedersek her şeyin çökeceğine inanmamızı istediniz.”
“Çünkü çöker.”
“Bunu öğreneceğiz.”
Evren’ın bakışları karardı.
“Bu bir darbe.”
“Hayır. Bir uyarı.”
“Arşivimi kapatmak uyarı değildir.”
“Bir sonraki adımda mührünüzü alırız.”
Salonda sessizlik oluştu.
Baş Arkhon son kez konuştu:
“Evren Valerian, Majest makamını kendi kaderinizi değiştirmek için yeniden kullanırsanız görevden alınacaksınız. Leyla Beren Yankı’ya zarar verecek, onu zorlayacak veya Astér’i istemediği bir ritüele sokacak herhangi bir emriniz doğrudan Divana karşı verilmiş sayılacak.”
Evren’ın sesi alçaldı.
“Beni bir kızdan uzak mı tutuyorsunuz?”
“Taşıyıcıdan değil. Kendi kibrinizden.”
Evren birkaç saniye Baş Arkhon’a baktı.
Sonra yaralı elindeki eldiveni ağır ağır çıkardı.
Avucundaki siyah Valerian mührünü bütün Divana gösterdi.
“Kapı beni zaten seçti. Siz mührümü alsanız da kanımı alamazsınız.”
Kan Vekili işarete baktı.
“Kapı sizi seçmedi.”
Evren’ın kaşları çatıldı.
“Ne dedin?”
“Kapı borçlusunu tanıdı.”
Bu cümle Evren’ın yüzündeki son kibirli ifadeyi de sildi.
Baş Arkhon yerine yeniden oturdu.
“Şimdi çıkabilirsiniz, Majest.”
Evren eldivenini tekrar giydi. Kapıya yönelirken hiçbir Divan üyesine başını eğmedi.
Kapının önünde durup arkasına baktı.
“Beni indirmeyi denerseniz Victor’u karşınızda bulursunuz.”
Baş Arkhon’un cevabı sakindi.
“Belki de yıllardır ikiniz arasında sandığınız kadar büyük bir fark yoktur.”
Evren’ın gözleri karardı.
Kapılar açıldığında dışarı çıktı.
Koridorda bekleyen muhafızların hiçbiri başını eğmedi.
Evren yürümeye devam etti fakat attığı her adımda avucundaki mühür biraz daha yanıyordu. Kadim Divan onu görevden almamıştı. Buna rağmen özel arşivine erişimini kapatmış, Leyla’ya yaklaşmasını sınırlandırmış ve Damien’a eski yasalar üzerinden koruma hakkı vermişti.
Onu uyarmışlardı.
Fakat Evren için uyarı, yalnızca karşı tarafın henüz saldırmaya cesaret edemediğinin kanıtıydı.
Koridorun sonunda kendisini bekleyen Valerian görevlisine yaklaştı.
“Özel arşive git.”
“Divan mühürledi, Majest.”
“Biliyorum.”
“Giriş mümkün olmayabilir.”
Evren yaralı elini arkasında birleştirdi.
“Kapıları açamıyorsan duvarları yık.”
Adam başını eğdi.
“İçeriden neyi almamı istiyorsunuz?”
Evren’ın bakışları karanlık koridorun sonuna kaydı.
“Damien’a verilen koruma hakkının ilk kaydını ve Valerian anlaşmasının asıl nüshasını.”
“Divan fark eder.”
Evren’ın dudaklarında soğuk bir gülümseme oluştu.
“Fark etmeleri için yapıyorum.”
Görevli uzaklaşırken Evren duvardaki eski aynanın önünde durdu.
Yansımasının arkasında, birkaç saniyeliğine metal maskeli bir siluet belirdi.
Evren hızla arkasını döndü.
Koridor boştu.
Aynaya yeniden baktığında camın üzerinde siyah bir yazı gördü:
BORÇLU, MÜHRÜNÜ KAYBETMEDEN ÖNCE DİZ ÇÖKER.
Evren parmaklarını yazının üzerinde gezdirdi. Mürekkep hâlâ ıslaktı.
Aynadaki Adam, Kadim Divanın çağrısından önce buradaydı.
Belki de hâlâ yakındaydı.
Evren kendi yansımasına bakarken fısıldadı:
“Ben kimsenin önünde diz çökmem.”
Fakat aynadaki görüntüsü, sanki bu sözün ne kadar süreceğini biliyormuş gibi sessizce ona bakıyordu.

— YALNIZ BIRAKMAM
Ankara’da sabah, Meltemlerin evine her zamankinden daha ağır çökmüştü. Perdelere vuran solgun ışık salonun içini aydınlatmaya yetmiyor, evin köşelerinde biriken gölgeler geceyi uzatıyordu. Erdem’in ölümünden sonra geçen her gün, evin içindeki sessizliği biraz daha kalıcı hâle getirmişti. Taziye için gönderilen çiçeklerin çoğu solmuştu ama Meltem hiçbirini kaldırmaya yanaşmıyordu. Erdem’in ceketi hâlâ girişteki askıda, ayakkabıları kapının yanında duruyordu. Doğan odasından çıkmıyor, Meltem ilaçların etkisiyle koltukta uyuyup birkaç saat sonra aynı boşluğa bakarak uyanıyordu. Ege ise son bir haftadır kendi evine neredeyse hiç dönmemişti. Bazen salondaki koltukta, bazen mutfak masasının başında uyuyakalıyor; evde yapılması gereken her işi kimse söylemeden üstleniyordu.
Artemis’in kapıya gelişi, bu ağır düzenin içine ait olmayan bir hareket getirmişti. Kadın salondaki koltuğun ucuna oturmuş, elindeki çay bardağına dokunmadan çevresindeki aile fotoğraflarını inceliyordu. Karşısındaki duvarda Leyla ile Doğan’ın çocukluk fotoğrafları, Erdem ve Meltem’in yıllar önce çekilmiş düğün resmi, Ege’nin de katıldığı kalabalık aile görüntüleri vardı. Lucas’ı bulmak için geldiği evde insanların yalnızca bir adamın yerini saklamadığını, çok daha ağır bir şeyin ortasında olduklarını artık anlıyordu.
Meltem, Artemis’in karşısındaki koltuğa oturdu.
“Lucas’ı ne zamandır tanıyorsun kızım?”
Artemis kısa bir an Ege’ye baktı. Ege mutfak kapısının yanında durmuş, kollarını göğsünde birleştirerek konuşmayı dinliyordu.
“Üniversiteden beri.”
“Yakın arkadaşmışsınız.”
Ege’nin dudağının kenarı belli belirsiz kıvrıldı. Artemis bu hareketi fark etti.
“Evet,” dedi, özellikle ona bakarak. “Yakındık.”
Meltem başını salladı.
“İyi çocuktur. Cenazeden sonra buraya da geldi. Leyla’ya yardım etmek için çok uğraştılar.”
“Kimler?”
“Damien, Kael, Lucas... Bir de Raven diye biri vardı. Ben hepsinin ne yaptığını tam bilmiyorum ama Erdem’in dosyasıyla ilgilendiler.”
Artemis’in gözleri Ege’ye kaydı.
“Leyla da onlarla mı?”
Ege soruya cevap vermeden önce Meltem konuştu:
“Mardin’e gitti.”
Artemis kaşlarını çattı.
“Lucas da orada mı?”
Meltem tereddüt etti.
“Sanırım.”
Ege, teyzesinin daha fazla ayrıntı vermesini istemediği için araya girdi.
“Lucas’ın nerede olduğunu biliyor olsaydık zaten kapıda bu kadar konuşmazdık.”
Artemis başını ona çevirdi.
“Bana her cümlede aynı şeyi söylemenize gerek yok.”
“Anlamadığınızı düşündüm.”
“Gayet iyi anlıyorum. Siz bana güvenmiyorsunuz.”
“Doğru.”
Meltem oğlanı uyarır gibi baktı.
“Ege.”
“Ne var teyze? Tanımadığımız biri geliyor, Lucas’ı soruyor, Leyla’nın nerede olduğunu öğrenmeye çalışıyor. Dikkatli olmam normal.”
Artemis çay bardağını sehpaya bıraktı.
“Leyla’nın yerini öğrenmeye çalışmıyorum. Lucas’a ulaşmak istiyorum.”
“Bennu’yu da sordunuz.”
Artemis’in yüzü sertleşti.
“Çünkü Lucas’la birlikte olduklarını düşünüyorum.”
“Birlikte olabilirler.”
“Bunu siz de biliyorsunuz?”
“Hayır. Ama olsalar sizi ilgilendirmeyebilir.”
Artemis derin bir nefes aldı. Ege’nin her cevabı sinirini biraz daha artırıyordu. Fakat bu öfkenin altında başka bir duygu vardı. Karşısındaki adamın yüzüne baktıkça, ilk baştaki dağınık ve umursamaz görüntünün altında son derece dikkatli biri olduğunu görüyordu. Ege konuşurken yalnızca söylenen cümlelere değil, insanların tereddütlerine ve bakışlarına da dikkat ediyordu.
“Lucas’ın bana açıklama borcu var,” dedi.
Ege kaşını kaldırdı.
“Niye?”
“Çünkü ilişkimizi bir mesajla bitirip birkaç gün sonra başka biriyle yakınlaştı.”
“İlişkiniz bitmiş.”
“Bu kadar kolay değil.”
“Biten şeyleri zorlaştıranlar genelde kabul edemeyenler oluyor.”
Artemis ayağa kalktı.
“Beni hiç tanımadan hakkımda karar vermeniz ne kadar kolay.”
Ege de duvardan ayrıldı.
“Siz de bu eve gelmeden önce burada yaşayan insanları tanımıyordunuz. Yine de kapıya dayanıp Lucas’ı sordunuz.”
“Onun için endişelendim.”
“Telefonunu açmıyorsa belki konuşmak istemiyordur.”
Artemis’in yüzündeki öfke birkaç saniyeliğine kırıldı.
“Belki de başına bir şey geldi.”
Ege, sesindeki gerçek endişeyi ilk kez bu kadar açık duydu. Bir an önceki sert tavrı biraz yumuşadı.
“En son haber aldığımızda iyiydi.”
“Ne zaman?”
“Dün.”
“Kimden?”
Ege cevap vermedi.
Artemis yaklaşarak sesini alçalttı.
“Bir şey saklıyorsunuz.”
“Bu evde saklanan şeylerin hiçbiri sizi ilgilendirmiyor.”
“Lucas ilgilendiriyor.”
“Lucas çocuk değil. Nerede olduğunu size söylemek isterse söyler.”
Artemis birkaç saniye gözlerinin içine baktı. Ardından çantasını alarak kapıya yöneldi.
“Peki. Daha fazla rahatsız etmeyeceğim.”
Meltem hemen ayağa kalktı.
“Biraz daha otursaydın kızım.”
“Teşekkür ederim ama gitmem gerekiyor.”
Ege kapıyı açmak üzere arkasından ilerledi. Artemis eşiğe ulaştığında telefonuna yeni bir mesaj geldi. Ekrana baktığı anda yüzündeki ifade değişti. Mesaj, üniversiteden ortak tanıdıkları birinden gelmişti.
Lucas’ın Mardin’de olduğunu duydum. Şahmar Oteli civarında görülmüş. Yanında Bennu Yılmaz da varmış.
Artemis mesajı okurken Ege omzunun üzerinden ekrandaki birkaç kelimeyi gördü.
“Bennu’yu buldunuz demek.”
Artemis telefonu hemen kapattı.
“Okumamanız gerekiyordu.”
“Kapının önünde ekranı bana çevirerek tutmayacaktınız.”
“Lucas Mardin’de.”
Ege’nin yüzündeki ifade değişmedi fakat bu bilgiyi zaten biliyormuş gibi sessiz kaldı.
Artemis bunu fark etti.
“Biliyordunuz.”
“Şüpheleniyordum.”
“Yalan söylüyorsunuz.”
Ege kapıyı kapatmadan önce ona baktı.
“Tanımadığım bir kadına kuzenimin ve arkadaşlarının yerini söylememem yalan değil.”
“Kuzeniniz Leyla mı?”
Ege sustu.
Artemis’in zihnindeki parçalar birleşmeye başladı. Lucas’ın cenazeden sonra Leyla’nın ailesiyle birlikte olması, Bennu’nun Mardinli oluşu, Damien’ın Şahmar Oteli’yle bağlantısı ve şimdi Ege’nin sürekli savunmaya geçmesi...
“Leyla da Mardin’de,” dedi.
Ege cevap vermedi.
“Damien’la birlikte.”
“Bu sizi ilgilendirmez.”
“Lucas da onlarla.”
Ege kapıyı biraz daha açtı.
“Güle güle.”
Artemis dışarı çıkmak yerine eşikte kaldı.
“Orada ne yapıyorlar?”
Ege’nin sabrı yeniden tükenmeye başladı.
“Size söylemeyeceğim.”
“Erdem Bey’in ölümüyle mi ilgili?”
Ege’nin yüzü anında sertleşti.
Artemis doğru yere dokunduğunu anlamıştı.
“Lucas arkeolog. Damien’ın ailesinin Mardin’de eski bir oteli var. Leyla’nın babası öldürüldü. Bennu’nun ailesi de Mardinli. Bunların hepsi tesadüf değil.”
Ege kapıyı kapatmaya hazırlanırken Artemis kolunu bu kez araya koymadı. Yalnızca alçak sesle konuştu:
“Lucas tehlikedeyse bilmek istiyorum.”
“Bunu öğrenseniz ne yapacaksınız?”
“Oraya giderim.”
Ege istemsizce güldü.
“Birkaç saat önce kapıya geliş şeklinize bakılırsa bunu yapacaksınız zaten.”
“Dalga geçmiyorum.”
“Ben de.”
Artemis çenesini kaldırdı.
“Lucas’ın nerede olduğunu bana söylemezseniz kendim bulurum.”
“Sonra?”
“Onunla konuşurum.”
“Bennu’yu görünce?”
Artemis’in gözlerinde kıskançlık parladı fakat hemen bastırdı.
“Bu sizi ilgilendirmez.”
“İşte sonunda aynı fikirdeyiz.”
Ege kapıyı kapattı.
Artemis birkaç saniye dışarıda kaldı. Ardından topuk sesleri taş zeminde uzaklaştı.
Ege kapının dürbününden onun bahçe kapısına kadar yürüyüşünü izledi. Artemis araca binmeden önce telefonunu çıkarıp birini aradı. Konuşurken yüzündeki kararlılık, bu işin peşini bırakmayacağını gösteriyordu.
Meltem salondan seslendi:
“Kız gitti mi?”
“Gitti.”
“Lucas’ın sevgilisiymiş galiba.”
Ege salona döndü.
“Eski sevgilisi.”
“Pek eski gibi konuşmadı.”
“Bence kendisi de kabul etmemiş.”
Meltem yeniden koltuğa oturdu.
“Sen niye kıza öyle davrandın?”
“Nasıl?”
“Daha kapıdan girerken kavga ettiniz.”
“Ben kavga etmedim. Soru sordu.”
“Baban gibi konuşuyorsun.”
Ege’nin yüzündeki ifade kısa süreliğine değişti. Meltem, Erdem’i kastetmişti. Ege çocukluğundan beri dayısını yalnızca akraba olarak değil, evdeki en güvendiği erkek olarak görmüştü. Erdem’in tartışırken insanları sözleriyle köşeye sıkıştıran tavrı ona da geçmişti.
“Keşke onun kadar olabilsem,” dedi kısık sesle.
Meltem’in gözleri doldu. Ege hemen konuyu değiştirmek ister gibi mutfağa yöneldi.
Telefonu çaldığında ekranında Kael’in adı belirdi.
Ege mutfağa girip çağrıyı açtı.
“Alo?”
Kael’in sesi hızlı ve ciddiydi.
“Ege, yalnız mısın?”
Ege arkasına baktı. Meltem salondaydı, Doğan yukarıdaydı.
“Sayılır.”
“Leyla’nın ailesinin yanında kalmaya devam et.”
“Bir şey mi oldu?”
“Sinan’ın nakil aracı kaçırıldı. Sonra geri alındı. Cahit Evren’ın karşısına geçti. Mardin’deki konsey dağıldı.”
Ege birkaç saniye cevap veremedi.
“Leyla iyi mi?”
“Şu an iyi. Fakat Astér konsey salonunda aktifleşti.”
“Ne demek aktifleşti?”
“Boynundaki kolye tepki verdi. Evren onu ritüel alanında kullandı.”
Ege’nin yüzü karardı.
“Onu koruyacağınızı söylemiştiniz.”
“Damien yanındaydı.”
“Bu yeterli bir cevap değil.”
“Biliyorum.”
“Leyla şimdi nerede?”
“Şahmar Oteli’nde. Dinleniyor.”
“Onunla konuşabilir miyim?”
“Telefonu kapalı. Damien uyumasını sağladı.”
Ege’nin kaşları çatıldı.
“Nasıl sağladı?”
“İlaç vermedi. Saatlerdir ayakta ve bitkin. Yanında.”
Ege istemsizce biraz rahatladı fakat öfkesi geçmedi.
“Bana gerçekleri söyle Kael. Leyla’nın başına ne geldi?”
Karşı tarafta kısa bir sessizlik oldu.
“Taşıdığı kolye, Aureth’in eski ritüellerinde merkez kabul edilen bir anahtar. Leyla’nın annesinin soyuyla bağlantılı olduğu ortaya çıktı. Evren, anahtarın kapıyı açmasını istiyor. Çünkü kapının bedeli Valerian kanından biri olabilir.”
Ege mutfak masasının kenarına tutundu.
“Kapı dediğiniz gerçek bir kapı mı?”
“Tam olarak değil. Ritüel, kayıt ve mekanizma iç içe geçmiş durumda.”
“Leyla bunu biliyor mu?”
“Bildiğimiz kadarını biliyor.”
“Annemle Doğan bilmiyor.”
“Şimdilik bilmeleri güvenli değil.”
Ege acı bir ifadeyle güldü.
“Hepiniz aynı cümleyi kullanıyorsunuz.”
“ Bak Biliyorum.” …Ama
“Erdem dayı da böyle yaptı.”
“Ege—”
“Sonra öldü.”
Kael sessiz kaldı.
Ege’nin sesi sertleşti.
“Ben burada oturup Leyla’nın ne zaman döneceğini beklemeyeceğim.”
“Ailenin yanında kalman gerekiyor.”
“Kim karar verdi?”
“Leyla.”
“Leyla benim için karar veremez.”
“Meltem Hanım ve Doğan’ın korunması gerekiyor.”
“Koruma bırakın.”
“Zaten var.”
“Öyleyse benim burada olmama neden ihtiyaç var?”
Kael cevap vermedi.
Bu sessizlik, Ege’nin kararını kesinleştirdi.
“Mardin’e geliyorum.”
“Hayır.”
“Senden Emir aşmayacağım.”
“Ege Leyla gelmeni istemiyor.”
“Çünkü beni korumaya çalışıyor.”
“Evet.”
“Onun nefret ettiği şeyi yapmasına izin veriyorsunuz.”
Kael derin bir nefes aldı.
“Buraya gelirsen hedef olabilirsin.”
“Leyla zaten hedef. Onu yalnız bırakamam.”
“Yalnız değil.”
“Bunu biliyorum. Ama siz hepiniz Aureth’in içindesiniz. Damien, Raven, sen, Lucas... Leyla’nın yanında ailesinden kimse yok.”
“Bennu var.”
“Bennu kendi ailesinin sırlarıyla uğraşıyor. Ben Leyla’nın kuzeniyim.”
Kael bir süre sustu.
“Şimdi yola çıkma. Sana güvenli bir rota ayarlayayım.”
Ege’nin kaşları kalktı.
“Yani gelmemi kabul ettin.”
“Gelmeni engelleyemeyeceğimi kabul ettim.”
“Akıllıca.”
“Yalnız gelme.”
Ege’nin aklına birkaç dakika önce evden çıkan Artemis geldi.
“Belki yalnız gelmem.”
Kael hemen sordu:
“Kiminle?”
“Lucas’ın eski sevgilisi burada.”
Karşı taraftan uzun bir sessizlik geldi.
“Artemis mi?”
“Evet.”
“Onu Mardin’e getirme.”
“Niye?”
“Artemis, Aureth’i bilmiyor ama bazı aristokrat ailelerle bağlantısı var. Babası yıllar önce Valerian Vakfı’yla çalışmıştı.”
Ege’nin yüzü değişti.
“Bunu kendisi biliyor mu?”
“Ne kadarını bildiğini bilmiyorum.”
“Lucas’ı bulmak için Mardin’e gelmeye hazırlanıyor.”
Kael küfretti.
“Onu durdur.”
“Birkaç dakika önce beni dinlemedi.”
“Ege, Artemis’in gelişini kim öğrenirse onu kullanabilir.”
Ege pencereden dışarı baktı. Artemis’in aracı hâlâ sokağın başında görünüyordu. Kadın gitmemiş, direksiyonun başında telefonla konuşmaya devam ediyordu.
“Benimle gelirse en azından gözümün önünde olur.”
“Bu iyi bir fikir değil.”
“Başka fikrin var mı?”
Kael sessiz kaldı.
“Biletini ve kimlik bilgilerini bana gönder,” dedi sonunda. “Ticari uçuş kullanmayın. Ankara’dan özel araçla belirlenen noktaya gidin. Oradan ekip sizi alacak.”
“Ne zaman?”
“İki saat içinde.”
“Tamam.”
“Meltem Hanım’a gerçeği söylemeyeceksin.”
Ege’nin sesi soğudu.
“Bunu bana bir daha söyleme.”
Çağrıyı kapattı.
Birkaç saniye mutfakta bekledikten sonra ceketini aldı. Meltem’e kısa süre dışarı çıkacağını söyleyip evden ayrıldı. Sokağın başına yürürken Artemis’in aracının hâlâ orada olduğunu gördü. Camına iki kez vurdu.
Artemis irkilerek başını kaldırdı. Camı indirdiğinde yüzündeki ifade rahatsızdı.
“Ne oluyor?”
Ege aracın yanında durdu.
“Mardin’e gitmeye hazırlanıyorsun.”
Artemis gözlerini kıstı.
“Beni mi takip ettin?”
“Gitmedin.”
“Uçuş bakıyordum.”
“Lucas’ı bulmak istiyorsun.”
“Evet.”
“Ben de Leyla’nın yanına gideceğim.”
Artemis birkaç saniye onu süzdü.
“Beni neden ilgilendiriyor?”
“Çünkü Mardin’e tek başına gidersen Lucas’ı bulamadan başına iş açacaksın.”
“Beni tanımıyorsunuz.”
“Bunu daha öncede söyledin.”
“Yine söylüyorum.”
Ege arabanın kapısına yaslandı.
“Lucas Mardin’de. Bennu da orada. Leyla ve Damien da.”
Artemis’in yüzü değişti.
“Biliyordun.”
“Evet.”
“Bana yalan söyledin.”
“Söylemedim. Bilmediğimi söylemedim.”
“Kelime oyunları yapma.”
“Sen de beni dinle. Onların bulunduğu yer normal bir otel değil. Oraya yalnız gidemezsin.”
“Niye?”
Ege birkaç saniye düşündü. Kael’in anlattığı her şeyi söylemesi mümkün değildi. Fakat Artemis’i hiçbir açıklama yapmadan yanına alması da imkânsızdı.
“Lucas’ın karıştığı mesele Erdem dayının ölümüyle bağlantılı.”
Artemis’in yüzündeki öfke yerini şaşkınlığa bıraktı.
“Lucas’ın cinayetle ne ilgisi var?”
“Katil değil. Araştırıyor.”
“Ne araştırıyor?”
“Mardin’deki eski yapıları, bir cemiyeti ve bazı insanları.”
“Aureth mi?”
Ege dondu.
Artemis, onun yüzündeki tepkiyi gördüğünde doğru kelimeyi kullandığını anladı.
“Demek gerçek.”
Ege bir adım yaklaştı.
“Sen bu ismi nereden biliyorsun?”
Artemis gözlerini ondan kaçırdı.
“Babamın eski dosyalarında görmüştüm.”
“Baban kim?”
“Bunu şimdi konuşmayacağız.”
“Benimle Mardin’e geleceksen konuşacağız.”
Artemis alayla güldü.
“Seninle mi geleceğim?”
“Tek başına gidersen kapıdan içeri bile giremezsin.”
“Sen girebiliyor musun?”
“Beni alacak ekip var.”
Artemis birkaç saniye onu inceledi.
“Leyla’nın yanına mı gidiyorsun?”
“Evet.”
“Niye?”
Ege’nin cevabı kesindi.
“Onu yalnız bırakamam.”
Artemis’in bakışları yumuşadı. Ege’nin yüzünde gösteriş ya da kahramanlık isteği yoktu. Yalnızca ailesini kaybetme korkusu ve artık kenarda beklememe kararı vardı.
“Lucas’ı bulduğumda benimle konuşmasını sağlayacak mısın?”
“Kimseyi bir şey yapmaya zorlamam.”
“Az önce beni tek başıma göndermeyeceğini söyledin.”
“Bu zorlamak değil. Kötü kararını daha az tehlikeli hâle getirmek.”
Artemis’in dudaklarında istemsiz bir gülümseme oluştu.
“Gerçekten her cümlen sinir bozucu.”
“Sen de hâlâ gitmedin.”
İkisi birkaç saniye birbirine baktı.
Artemis telefonu koltuğun üzerine bıraktı.
“Ne zaman çıkıyoruz?”
“İki saat sonra.”
“Hazırlanmam gerekiyor.”
“Bir valiz dolusu elbiseyle gelme.”
“Ne giyeceğime sen mi karar vereceksin?”
“Koşman gerekirse topuklularla uğraşmayalım diye söylüyorum.”
Artemis’in kaşları kalktı.
“Koşacak mıyız?”
Ege kapıdan uzaklaşırken arkasına baktı.
“Umarım hayır.”
“Nerede buluşacağız?”
Ege kısa bir an düşündü.
“Burada.”
“İki saat sonra.”
“Geç kalma.”
Artemis aracı çalıştırdı.
“ geç kalmam.”
Ege başını salladı.
“Lucas’ın seni neden bıraktığını anlamaya başladım.”
Artemis’in gözleri öfkeyle büyüdü.
“Ne dedin?”
Ege gülümseyerek birkaç adım geri çekildi.
“İki saat sonra görüşürüz.”
Artemis camı kapatırken sinirle ona baktı. Fakat araç hareket ettiğinde dikiz aynasından Ege’nin arkasından bakmadan edemedi.
Lucas’ı bulmak için yola çıkacaktı.
Fakat ilk kez, yolculuğun sonunda yalnızca Lucas’la hesaplaşmayacağını hissediyordu.
Ege ise eve dönerken Leyla’nın kendisini gördüğünde ne kadar öfkeleneceğini düşünüyordu. Yine de kararından vazgeçmedi.
Leyla onu geride bırakarak korumaya çalışmıştı.
Ege bu kez buna izin vermeyecekti.

— YARIM KALAN HESAP
Mardin’de sabah ilerlerken Şahmar Oteli’nin arka avlusunda güneş, taş duvarların üzerinden ağır ağır yükseliyordu. Gece yaşanan konsey, kervansaray baskını ve Evren’ın Kadim Divan tarafından çağrılması otelin görünen düzenini değiştirmemişti. Resepsiyon görevlileri gelen misafirleri karşılıyor, çalışanlar kahvaltı salonunda masaları hazırlıyor, avludaki çeşmenin sesi her zamanki gibi taşların arasında yankılanıyordu. Fakat otelin alt katlarını bilen herkes, yüzeydeki bu sakinliğin altında dengelerin değiştiğini hissediyordu.
Lucas, eski taş evin mutfağındaki pencerenin önünde durmuş telefonuna bakıyordu. Ekranda Artemis’in cevapsız aramaları, art arda gönderdiği mesajlar ve son olarak yalnızca iki kelimeden oluşan yeni bir ileti vardı:
Mardin’e geliyorum.
Lucas mesajı üçüncü kez okudu. Ardından telefonu masanın üzerine ters çevirdi.
Bennu, tezgâhın diğer yanında kahve hazırlıyordu. Saçlarını gelişigüzel bir şekilde toplamış, üzerine büyük gelen açık renk bir gömlek giymişti. Geceden beri doğru düzgün uyumamıştı ama Lucas’ın aksine yorgunluğunu saklamaya çalışmıyordu. Kaşığı fincanın içinde gereğinden uzun süre çevirdikten sonra telefonu işaret etti.
“Kim geliyor?”
Lucas cevap vermeden pencerenin dışına baktı.
Bennu kaşığı bıraktı.
“Artemis mi?”
Lucas’ın sessizliği cevaptı.
Bennu kısa ve acı bir kahkaha attı.
“Tabii ki.”
“Henüz gelmedi.”
“Geliyorum yazmış.”
“Telefonuma bakmayı ne zaman alışkanlık yaptın?”
“Ekran masanın üzerinde kocaman parladı. Gizli bir şey okumadım.”
Lucas telefonu cebine koydu.
“Onu buraya çağırmadım.”
“Biliyorum. Zaten sana ihtiyaç duymadan istediği yere giden biri gibi duruyor.”
“Bennu.”
“Ne?”
“Bunu kavga hâline getirme.”
Bennu ona bakarak kollarını göğsünde birleştirdi.
“Ben mi getiriyorum?”
“Sesinden öyle anlaşılıyor.”
“Benim sesim normal.”
“Şu an hiç normal değil.”
“Lucas, sen kendi eski sevgilinle arandaki meseleyi bitirmeden benimle öpüştün. Sonra işler karışınca bir anda herkesin hayatını kurtaran sarı kafaya dönüp konuşmayı bıraktın. Şimdi kadın Mardin’e geliyor ve bana sesim normal değil diyorsun.”
Lucas’ın yüzündeki rahat ifade kayboldu.
“Artemis’le ilişkim bitti.”
“Senin için.”
“İlişki iki kişi ister. Bitmesi için bir kişinin karar vermesi yeter.”
Bennu gözlerini devirdi.
“Ne kadar kolay.”
“Kolay olduğunu söylemedim.”
“Öyle davranıyorsun.”
Lucas tezgâha yaklaşıp iki eliyle kenarına yaslandı.
“Ne yapmamı istiyorsun? Artemis’in karşısına çıkıp bir kez daha bitti dememi mi?”
“Evet.”
“Bunu yaptım.”
“Mesajla.”
“Yüz yüze de söyledim.”
“Sonra kaçtın.”
Lucas’ın kaşları çatıldı.
“Kaçmadım.”
“Telefonlarını açmıyorsun, evine gitmiyorsun, üniversitede değilsin. Kadın seni bulmak için Ankara’ya kadar gitmiş. Bu kaçmak değilse ne?”
“Erdem öldürüldü, Leyla hedefte, Aureth birbirine girdi, Evren’ın kanı kapıya bağlandı ve Sinan ikinci kez kaçırıldı. Hayatımın merkezine Artemis’in ilişki sorununu koymadığım için özür dilerim.”
Bennu’nun yüzü gerildi.
“Ben de ilişki sorunundan bahsetmiyorum.”
“Peki neden bahsediyorsun?”
“Senin hiçbir şeyi tamamlamadan diğerine geçmenden.”
Lucas birkaç saniye sustu.
Bennu devam etti:
“Artemis’le olanı bitirdin ama sonuçlarını taşımadın. Benimle yakınlaştın ama bunun ne anlama geldiğini konuşmadın. Sonra beni burada ailemin sırlarıyla baş başa bırakıp Damien’ın arkasından koştun.”
“Damien’ın arkasından koşmadım. Hepimiz aynı şeyin içindeyiz.”
“İşte yine hepimiz.”
Bennu kahve fincanını önüne çekti ama içmedi.
“Sen insanları ‘hepimiz’ diye topluyorsun. Sonra hiç kimseyle tek tek konuşmuyorsun.”
Lucas’ın yüzünde yorgun bir ifade oluştu.
“Şu an benden ne duymak istiyorsun?”
Bennu birkaç saniye gözlerinin içine baktı.
“Bilmiyorum.”
“Bunu söylemek için uzun bir konuşma yaptın.”
“Çünkü ne duymam gerektiğini senin bilmeni istedim.”
Lucas başını geriye atıp kısa bir nefes verdi.
“Kadınlar gerçekten imkânsız ve zor varlıklar”
Bennu’nun yüzü anında sertleşti.
“Tamam. Çık.”
“Bennu—”
“Hayır, çık. Kadınlar imkânsızsa git Kael’le konuş. O sana evet, hayır ve silah sesiyle cevap verir.”
Lucas istemsizce gülümsedi.
Bennu tezgâhtaki bez parçasını ona fırlattı.
“Gülme!”
Lucas bezi havada yakaladı.
“Özür dilerim.”
“Hiç samimi değilsin.”
“Samimiyim.”
“Yüzün gülüyor.”
“Sinirlenince komik oluyorsun.”
Bennu eline geçen ikinci şeyi fırlatmak üzereyken Lucas hızla yanına geldi ve bileğini tuttu.
“Tamam. Gerçekten özür dilerim.”
Bennu elini çekmeye çalıştı.
“Bırak.”
Lucas bırakmadı ama tutuşunu gevşetti.
“Artemis konusunda haklısın.”
Bennu hareket etmeyi bıraktı.
“Devam et.”
“Bunu bu kadar keyifle dinleme.”
“Yıllardır bir erkeğin haklısın demesini bekliyormuşum gibi hissediyorum.”
Lucas’ın dudağı hafifçe kıvrıldı.
“Artemis’le ilişkim uzun zaman önce bitmişti. İkimiz de kabul etmek yerine alışkanlığı sürdürdük. Ben uzaklaştım, o daha çok tutundu. Sonunda bitirdiğimdeyse karşısında durup bütün öfkesini dinlemek yerine kendimi başka işlerin içine attım.”
“Beni de o işlerden biri yaptın.”
Lucas’ın yüzündeki gülümseme kayboldu.
“Hayır.”
“Öyle hissettirdin.”
“Bennu, sen benim kaçışım değilsin.”
“Peki neyim?”
Lucas bu kez hemen cevap vermedi. Bennu’nun bakışları sert görünse de altında incinmekten korkan bir taraf vardı. Lucas şaka yaparak ya da lafı değiştirerek bu sorudan kaçamayacağını anladı.
“Seni gördüğümde ne söyleyeceğimi düşünmek zorunda kalıyorum,” dedi sonunda. “Bu benim için normal değil. Yanındayken rahat davranmaya çalışıyorum ama yanlış bir şey söyleyip bütün yüzünü kapattığını gördüğümde gerçekten rahatsız oluyorum. Artemis aradığında ne hissettiğimi biliyorum. Yorgunluk. Sen sustuğunda ne hissettiğimi de biliyorum. Panik.”
Bennu’nun ifadesi değişti.
“Bu romantik bir açıklama mı?”
“Benim seviyemde evet.”
“Berbat.”
“Daha iyisini hazırlamaya vaktim olmadı.”
Bennu bakışlarını ondan kaçırdı. Lucas elini bileğinden yavaşça çekti.
“Artemis buraya gelirse onunla konuşacağım,” dedi. “Sana açıklama yapmak zorunda kalmayacağın bir şey bırakmayacağım.”
“Ben ondan korkmuyorum.”
“Biliyorum.”
“Kıskanmıyorum da.”
Lucas kaşını kaldırdı.
“Bunu yüzünde hiç belli etmiyorsun.”
Bennu ona ters ters baktı.
“Bak yine bozuyorsun.”
“Tamam, sustum.”
“Sen susmayıda bilmiyorsun.”
“Öğreniyorum.”
Bennu fincanını alıp masaya geçti. Lucas da karşısına oturdu. Aralarındaki gerilim tamamen kaybolmamıştı ama konuşulmayan şeylerin ağırlığı biraz hafiflemişti.
Bennu birkaç yudum kahve içtikten sonra sordu:
“Artemis Aureth’i biliyor mu?”
Lucas’ın yüzü yeniden ciddileşti.
“Adını duymuş olabilir.”
“Nasıl?”
“Babası uzun yıllar Valerian Vakfı’nın Avrupa’daki sanat fonlarında çalıştı. Resmî olarak müzeler, kazılar ve özel koleksiyonlarla ilgileniyordu. Bazı eserlerin gerçek sahiplerini değiştiren ağlarda da adı geçti.”
“Artemis babasının ne yaptığını biliyor mu?”
“Tamamını bildiğini sanmıyorum. Ama çocukluğundan beri aristokrat çevrelerde büyüdü. Bazı aile isimlerini, mühürleri ve kapalı toplantıları normal kabul ediyor.”
“Bu yüzden mi seninleydi?”
Lucas kaşlarını çattı.
“Ne demek istiyorsun?”
“Statü seviyor gibi anlatmıştın. Senin Damien’la, Kael’le ve Şahmarlarla olan bağlantın hoşuna gitmiş olabilir.”
Lucas birkaç saniye düşündü.
“Başlangıçta olabilir.”
“Sonra?”
“Sonra benim üzerimden girebileceğini düşündüğü yerlere giremediğini fark etti.”
“Sen izin vermedin.”
“Benim yetkim yoktu. Ayrıca vermek de istemedim.”
Bennu fincanı masaya bıraktı.
“Buraya geldiğinde yalnızca seni aramıyor olabilir.”
“Ne arayacak?”
“Valerian Vakfı, Aureth, Şahmar Oteli... Babasının bağlantılı olduğu şeylerin ortasında herkes burada. Belki Lucas’a ulaşmak bahanesidir.”
Lucas’ın yüzü sertleşti.
“Artemis plan kurabilir ama bu kadar büyük bir şeyi tek başına çözemez.”
“Onu küçümseme.”
“Tanımadığın birini savunuyorsun.”
“Savunmuyorum. Tehlikeli olabileceğini söylüyorum.”
Lucas telefonunu yeniden çıkardı. Artemis’in son mesajına baktı fakat yine cevap yazmadı.
Bennu bunu görünce başını iki yana salladı.
“Yine açmayacaksın.”
“Buraya ne zaman geleceğini öğrenmeden cevap vermek istemiyorum.”
“Ne fark edecek?”
“Yanında kimin olduğunu.”
Bennu kaşlarını çattı.
“Yalnız gelmeyecek mi?”
Lucas, Kael’den gelen yeni mesajı açtı. Mesaj kısa ve açıktı:
Ege, Artemis’le birlikte yola çıkıyor. Güvenli güzergâh sağlandı. Üç saat içinde Mardin’de olacaklar.
Lucas birkaç saniye ekrana baktıktan sonra telefonu Bennu’ya uzattı.
Bennu mesajı okuyunca başını kaldırdı.
“Ege mi?”
“Evet.”
“Artemis’le?”
“Görünüşe göre.”
Bennu’nun yüzünde şaşkınlığın ardından garip bir memnuniyet oluştu.
“Güzel.”
Lucas kaşlarını çattı.
“Nesi güzel?”
“Kadın tek başına gelmiyor.”
“Ege’yle gelmesi daha mı iyi?”
“En azından senin peşinde koşarken başka biriyle tartışacak.”
Lucas’ın yüzü değişti.
“Ege’yle niye tartışsın?”
Bennu sırıttı.
“Ege herkese sinir bozucu sorular sorar.”
“Artemis’i tanımıyor.”
“Tanışmışlar demek.”
Lucas mesajı tekrar okudu.
“Kael bunu neden bana önceden söylemedi?”
“Belki senin tepkini merak etti.”
“Benim ne tepkim olacak?”
Bennu kahvesinden bir yudum aldı.
“Bilmiyorum. Ama yüzün biraz tuhaf oldu.”
Lucas telefonu masaya bıraktı.
“Ege, Leyla’nın kuzeni.”
“Bunu biliyorum.”
“Artemis’in ne olduğunu bilmiyor.”
“Kadın değil mi?”
“Bennu.”
“Ne?”
“Bunu komik bulma.”
“Senin eski sevgilin, arkadaşının kuzeniyle aynı arabada geliyor diye niye gerildin?”
Lucas hemen karşılık verdi:
“Gerilmedim.”
“Yalan söyleme.”
“Artemis’in insanları kullanma biçimini biliyorum. Ege’yi Leyla’ya ulaşmak için kullanabilir.”
“Ege kullanılacak kadar saf değil.”
“Artemis saf olmayan insanları da kullanır.”
Bennu dikkatle Lucas’a baktı.
“Kıskandın mı?”
Lucas’ın yüzünde inanamayarak oluşan bir ifade belirdi.
“Sen ciddi misin?”
“Biraz.”
“Az önce Artemis’in gelmesi konusunda kavga ettik. Şimdi onu Ege’den kıskandığımı mı düşünüyorsun?”
“İnsanlar bazen istemediği şeyi başkasında görünce tekrar ister.”
Lucas sandalyesinden kalktı.
“Bu konuşmanın başına geri dönüyoruz.”
Bennu gülerek onu izledi.
“Sen başlattın.”
“Ben hiçbir şey başlatmadım.”
“Artemis’in mesajını masanın üzerine bırakan sendin.”
Lucas mutfaktan çıkmak üzereyken geri döndü.
“Bennu.”
“Hı?”
“Artemis’i istemiyorum.”
Bennu’nun yüzündeki şaka biraz azaldı.
Lucas devam etti:
“Ege’yle ne yapacağı da beni ilgilendirmiyor. Fakat oraya gelir gelmez hepimizin ortasındaki bilgilere ulaşmaya çalışırsa onu durdururum.”
“Ben de yanında olurum.”
“Sen onun karşısına çıkmayacaksın.”
Bennu’nun kaşı kalktı.
“Niye?”
“Çünkü kavga edersiniz.”
“Sen de izlersin.”
“İkinizin ortasında kalmak istemiyorum.”
“Az önce beni kaçış olarak görmediğini söyledin.”
“Kaçış değilsin. Doğrudan felaketsin.”
Bennu elindeki kaşığı tekrar fırlattı. Lucas bu kez kaçamadı; kaşık omzuna çarptı.
“ Ah ! Canım acıdı.”
“İyi oldu.”
Lucas kaşığı yerden alırken gülümsüyordu.
Bennu da istemeden gülümsedi. Birkaç dakika önceki kırgınlık tamamen geçmemişti ama Lucas’ın ilk kez açıkça konuşması, aralarındaki belirsizliğin bir kısmını ortadan kaldırmıştı.
Tam o sırada mutfağın kapısında Narin göründü.
İkisinin yüzündeki ifadeye baktıktan sonra konuştu:
“Size çocukça kavganızı bitirmek için beş dakika verecektim ama vaktimiz yok sanırım.”
Lucas doğruldu.
“Ne oldu?”
“Kadim Divan, Evren’ın özel arşivini mühürledi.”
Bennu’nun yüzü ciddileşti.
“Bu iyi değil mi?”
“Evren için değil. Bizim için de olmayabilir.”
“Niye?”
“Arşivde Asuman’a ait son temas kayıtları var. Divan belgeleri kendi merkezine taşımadan önce Evren onları almak için harekete geçecektir.”
Lucas kaşlarını çattı.
“Damien biliyor mu?”
“Şimdi öğrendi.”
“Ne yapıyor?”
“Leyla’yı odada bırakmaya çalışıyor.”
Bennu kısa bir kahkaha attı.
“Başaramaz.”
Narin’in yüzünde yorgun bir ifade oluştu.
“Başaramadı.”
Lucas telefonunu cebine koyarak kapıya yöneldi.
“Arşive mi gidiyorlar?”
“Evet.”
Bennu da ayağa kalktı.
“Ben de geliyorum.”
Lucas hemen durdu.
“Hayır.”
Bennu ona baktı.
“Az önce ne konuştuk?”
“Bu farklı.”
“Her şey sana gelince farklı.”
“Özel arşive Aureth üyeleri bile giremiyor.”
“Narin girebiliyor mu?”
Narin cevap verdi:
“Eski geçitlerden birini biliyorum.”
Bennu kollarını göğsünde birleştirdi.
“Ben de onunla gelirim.”
Lucas başını iki yana salladı.
“Senin ailenin Astér’le bağlantısı var. Seni görürlerse—”
“Zaten gördüler.”
“Bennu.”
“Ben Narin’in torunuyum. Ailem yıllarca bu işin içindeymiş. Sen bana hâlâ dışarıda bekle diyemezsin.”
Lucas karşılık vermek üzereydi fakat birkaç dakika önce Bennu’nun kendisine söylediği sözleri hatırladı. İnsanları “hepimiz” diye topluyor, sonra onlarla ayrı ayrı konuşmadan karar veriyordu.
Derin bir nefes aldı.
“Yanımdan ayrılmayacaksın.”
Bennu’nun yüzünde küçük bir zafer ifadesi oluştu.
“Bunu emir gibi söyleme.”
“Rica ederim, yanımdan ayrılma.”
“Böyle de yapay duruyor.”
Lucas başını tavana kaldırdı.
“Damien’ı anlamaya başladım.”
Narin koridora yöneldi.
“On dakika içinde aşağı geçitte buluşun. Evren arşive bizden önce ulaşırsa Valerian anlaşmasının asıl nüshasını yok edebilir.”
Bennu hemen sordu:
“Leyla da mı geliyor?”
“Onu durdurabilecek biri mı sence?’’
Lucas, Bennu’ya baktı.
“Ege geldiğinde kuzeninin nerede olduğunu soracak.”
“Doğruyu söyleriz.”
“Leyla’nın gizli arşive gittiğini mi?”
“Evet.”
“Sonra peşimizden gelir.”
Bennu omuz silkti.
“Zaten bunun için geliyor.”
Lucas bir süre onu izledi. Ardından kendi kendine mırıldandı:
“Bu ailede normal biri yok.”
Bennu kapıdan çıkarken arkasına döndü.
“Sen de benimle öpüşmeden önce düşünecektin.”
Lucas birkaç saniye olduğu yerde kaldı.
Narin koridorun sonundan seslendi:
“Lucas!”
“Geliyorum!”
Bennu’nun arkasından yürürken telefonuna yeniden baktı. Artemis’e ilk kez kısa bir cevap yazdı:
Mardin’e geldiğinde tek başına hareket etme. Ege’nin yanında kal. Konuşacağız.
Mesaj birkaç saniye içinde okundu.
Artemis’in cevabı hemen geldi:
Sonunda hatırladın.
Lucas ekranı kapattı.
Bir yanıyla bu yüzleşmenin kaçınılmaz olduğunu biliyordu. Fakat Artemis Mardin’e ulaştığında karşısında yalnızca eski sevgilisini değil, Bennu’yu da bulacaktı.
Ve Lucas ilk kez, kimi kaybetmekten daha çok korktuğunu açıkça biliyordu.
— MÜHÜRLÜ ARŞİV
Şahmar Oteli’nin altındaki eski servis geçidinde ilerleyen Leyla, duvarlara yerleştirilmiş solgun lambaların her birkaç adımda bir sönüp yeniden yanmasını izliyordu. Otelin görünen katlarında sabah çoktan başlamıştı. Misafirler kahvaltıya iniyor, çalışanlar salonları hazırlıyor ve dışarıdaki hayat normal biçimde sürüyordu. Oysa birkaç kat aşağıda, Kadim Divanın mühürlediği Valerian arşivine ulaşmak için gizli bir geçitten yürüyen altı kişi vardı.
Damien en önde, elindeki fenerle zemini kontrol ediyordu. Hemen arkasında Leyla bulunuyordu. Kael ile Lucas grubun iki yanını koruyor, Bennu Narin’in yanında ilerliyordu. Tünelin bazı bölümleri o kadar dardı ki omuzları taş duvarlara sürtmeden yürümek mümkün değildi. Nemli zemindeki su birikintileri ayaklarının altında eziliyor, yukarıdaki otelin sesleri kalın taşların arasından boğuk titreşimler hâlinde duyuluyordu.
Leyla bir süre sessiz kaldıktan sonra sordu:
“Evren’ın arşivi neden Şahmar Oteli’nin altında?”
Damien fenerini duvardaki eski bir işarete tuttu.
“İlk Majest arşivi burada değildi. Aureth merkezlerinden birinde tutuluyordu. Yıllar içinde birkaç kez baskın yaşanınca kayıtlar farklı yerlere dağıtıldı. Valerian ailesi, dış ağları yönetmeye başladığında kendi özel belgelerini bu otelin altındaki bölümlerden birine taşıdı.”
“Deden izin verdi mi?”
“Dedem, o arşivin burada olduğunu yıllarca reddetti.”
Narin arkadan konuştu:
“Hazer izin vermedi. Önceki Majest, Mirzan Ağa’yla yapılan eski anlaşmadaki geçiş hakkını kullandı. Arşiv, Şahmarların kapatamadığı ortak alana kuruldu.”
Bennu kaşlarını çattı.
“Yani otel sizin ama altı değil.”
Damien başını hafifçe yana çevirdi.
“Bu otelin altındaki hiçbir yer tamamen tek bir aileye ait değil.”
Lucas fenerini tavandaki çatlaklara doğru kaldırdı.
“Bence buranın tamamı birkaç yüzyıl önce kavga eden insanların birbirinden sakladığı odalardan oluşuyor.”
Kael’in sesi sakindi:
“Şikâyet edeceksen geri dönebilirsin.”
“Hayır. Gizli arşive ulaşmadan ölmek istemiyorum.”
Bennu ona baktı.
“Bu cümlede ölüm ihtimalini niye normal karşıladın?”
“Bu grupla fazla vakit geçirdim.”
Leyla, onların kısa konuşmasını dinlerken elini boynundaki Astér’e götürdü. Konsey salonundaki yanmanın ardından taş yeniden soğumuştu. Zincirin değdiği yerde hâlâ ince bir sızı vardı. Damien bunu fark etti.
“Yeniden ısınıyor mu?”
“Hayır.”
“Emin misin?”
Leyla sabırsızca ona baktı.
“Isınırsa söylerim.”
“Konseyde de söyleyeceğini düşünmüştüm.”
“Konseyde ne olduğunu ben de bilmiyordum.”
Damien yürümeyi bırakmadan sesini alçalttı.
“Bu geçitte tekrar tepki verirse duracağız.”
“Evren arşive bizden önce ulaşmaya çalışırken mi?”
“Hayatta kalırsan arşive başka bir gün de girebilirsin.”
“Belgeleri yok ederse o başka gün hiçbir şey bulamayız.”
Damien birkaç saniye cevap vermedi. Leyla’nın haklı olduğunu biliyordu fakat onun her doğru cümleyi kendisini tehlikeye atmak için kullanmasından hoşlanmıyordu.
Tünelin sonunda paslanmış bir demir kapıya ulaştılar. Üzerinde herhangi bir kilit yoktu. Kapının merkezine, iç içe geçmiş yedi halkanın oluşturduğu Kadim Divan mührü işlenmişti. Mührün çevresinde siyah balmumundan kalın bir şerit bulunuyor, balmumunun içine yedi farklı makamın küçük sembolleri basılı duruyordu.
Kael kapıya yaklaşarak mührü inceledi.
“Divan gerçekten mühürlemiş.”
Lucas omzunun üzerinden baktı.
“Kapının üzerinde ‘girmeyin’ yazmak yerine neden her zaman ölümcül görünen bir sembol kullanıyorlar?”
Narin sertçe cevap verdi:
“Çünkü bu mühür, izinsiz gireni yalnızca uyarmıyor. Kim olduğunu da kaydediyor.”
Leyla kaşlarını çattı.
“Nasıl?”
“Mühür kırıldığında kapıya dokunan kişinin kanı, ısısı ve taşıdığı aile mührü mekanizmada iz bırakır. Divan kimin girdiğini anlayabilir.”
Damien elini kapıya uzatmadı.
“Başka giriş var mı?”
Narin duvarları gözden geçirdi.
“Arşivin eski servis girişi olmalı. Fakat Evren yıllar önce kapattırdı.”
“Sen nereden biliyorsun?” diye sordu Bennu.
“Çünkü kapatılmadan önce buraya girdim.”
Damien hemen ona döndü.
“Annemle mi?”
Narin’in yüzünde kısa bir tereddüt oluştu.
“Evet.”
“Ne zaman?”
“Asuman ortadan kaybolmadan birkaç ay önce.”
“Burada ne aradınız?”
“Valerian anlaşmasının ilk nüshasını.”
“Buldunuz mu?”
“Hayır. Evren bizden önce yerini değiştirmişti.”
Leyla, Erdem’in defterinde yazan satırları hatırladı. Evren’ın Majest makamına, kendi kanının ödeyeceği bedeli değiştirmek için çıktığını artık biliyorlardı. Anlaşmanın asıl nüshası hâlâ onun elindeyse, Kadim Divanın aradığı belge de aynı arşivde olabilirdi.
“Servis girişi nerede?” diye sordu Leyla.
Narin tünelin sağ duvarına yaklaştı. Parmaklarını taşların üzerinde gezdirerek bazı yüzeylere bastı. Üçüncü sıradaki koyu taş hafifçe içeri gömüldü fakat hiçbir şey olmadı.
“Buradaydı.”
Kael duvarı kontrol etti.
“Arkasına metal dökülmüş olabilir.”
Lucas çantasından küçük bir ölçüm cihazı çıkardı. Duvarın farklı noktalarına yaklaştırarak sinyali dinledi.
“Taşın arkasında boşluk var. Fakat arada kalın bir metal tabaka bulunuyor.”
Damien sordu:
“Kesebilir misin?”
“Keserim. Fakat çıkan sesi otelin en üst katından bile duyabilirler.”
Kael cihazına gelen mesaja baktı.
“Evren’ın iki ekibi aşağı katlara girdi. Resmî geçidi kullanıyorlar.”
“Ne kadar süreleri var?” diye sordu Leyla.
“On dakika. Belki daha az.”
Damien, Divanın ana mührüne yeniden baktı. Onu kırarlarsa Evren’dan önce içeri girebilirlerdi fakat Kadim Divan aynı anda haberdar olurdu. Üstelik Evren, onların mührü ihlal ettiğini kullanarak Leyla’nın arşivden bilgi çaldığını iddia edebilirdi.
“Kapıyı kırmayacağız,” dedi.
Leyla hemen karşı çıktı:
“Başka giriş açılana kadar Evren gelir.”
“Divanın mührünü bozarsak onun istediği kozu veririz.”
“Belgeleri yok ettiğinde Divana bunu nasıl açıklayacağız?”
“Onu arşivin önünde durdururuz.”
“Arşive girdikten sonra mı?”
Damien ona sertçe baktı.
“Senin önerin ne?”
Leyla balmumunun üzerindeki yedi küçük sembolü inceledi. Baş Arkhon’un mührünü, Mühür Efendisi’nin ikiye ayrılmış çizgisini ve Kan Vekili’ni temsil eden damar biçimli işareti gördü. Mührün tam merkezindeyse hiçbir makam sembolüne benzemeyen dar bir oyuk vardı.
Astér’in taşına yakın ölçülerdeydi.
Leyla’nın eli boynuna gitti.
Damien hareketini fark etti.
“Hayır.”
“Daha söylemedim.”
“Söylemene gerek yok.”
Narin kapıya yaklaştı. Merkezdeki oyuğu gördüğünde yüzündeki ifade değişti.
“Bu eskiden yoktu.”
“Ne zaman eklenmiş olabilir?” diye sordu Kael.
“Divan mühürlediğinde.”
Leyla Astér’i kumaşın üzerinden çıkardı.
“Belki taşıyıcıya geçiş hakkı verdiler.”
Damien onun bileğini tuttu.
“Belki de anahtarı yerleştirdiğin anda bütün geçit kapanır.”
“Kadim Divan beni Evren’dan korumak için kural koydu. Beni arşivden uzak tutmak için neden tuzak kursun?”
“Çünkü o arşiv yalnızca seninle ilgili değil.”
Bennu, mührün altındaki ince yazıları fark etti.
“Burada bir şey var.”
Herkes kapıya yaklaştı. Balmumunun hemen altında, çok eski Aureth alfabesiyle yazılmış kısa bir cümle bulunuyordu. Narin parmaklarını harflerin üzerinde gezdirdi.
“‘Taşıyıcı tanık olarak geçebilir. Mührü kıramaz, yalnızca uyandırır.’”
Damien gözlerini kapatıp kısa bir nefes aldı.
Leyla ona baktı.
“Duydun.”
“Duydum.”
“Bırak.”
Damien bileğini hemen bırakmadı.
“Tek bir sorun hissedersen geri çekeceksin.”
“Tamam.”
“Leyla.”
“Tamam dedim.”
Damien sonunda elini indirdi. Leyla zinciri boynundan çıkarmadan Astér’i kapının merkezindeki oyuğa yaklaştırdı. Taş birkaç santim kala yeşilimsi bir ışık verdi. Balmumu şerit erimedi; tam tersine üzerindeki yedi sembol sırayla parladı.
Astér oyuğa değdiği anda kapının arkasından derin bir metal sesi yükseldi.
Leyla irkilerek geriye çekilmek istedi fakat taş kısa süreliğine yuvaya tutundu. Damien belinden kavrayıp onu sabit tuttu.
“İyi misin?”
“Evet.”
“Emin misin?”
“Damien, bırak da açılsın.”
Kapının üzerindeki Divan mührü iki yana ayrıldı. Balmumu şerit bozulmadan ortasından açılmış, kilit mekanizması taşıyıcıyı tanımıştı. Astér kendiliğinden yuvadan ayrıldığında Damien hemen kolyeyi Leyla’nın elinden almadı ama taşın tenini yakıp yakmadığını kontrol etti.
Kapı ağır ağır açıldı.
İçeriden eski kâğıt, deri ve kapalı hava kokusu yayıldı. Önlerinde uzun, dar bir arşiv salonu uzanıyordu. Duvarların iki tarafında tavana kadar yükselen metal dolaplar vardı. Her dolabın üzerinde tarih, aile adı veya görev makamını gösteren küçük levhalar bulunuyordu. Salonun sonunda, Valerian mührü taşıyan siyah bir kapı görünüyordu.
Lucas içeri bakarak mırıldandı:
“İnsanların sırlarını saklamak için oldukça düzenli çalışmışlar.”
Kael, adamlarına girişte kalmalarını işaret etti.
“Evren’ın ekibi yaklaşıyor. Dört dakika.”
Damien gruba döndü.
“Dağılıyoruz. Valerian anlaşması, Asuman’ın dosyaları ve Damien’a verilen koruma hakkının ilk kaydını bulacağız. Başka hiçbir şeye dokunmayın.”
Leyla kaşını kaldırdı.
“Bu talimat bana mı?”
“Herkese.”
Lucas çoktan ilk dolabın üzerindeki tarihleri okuyordu.
“Ben yalnızca bakıyorum.”
Bennu onun kolundan tuttu.
“Yanımdan ayrılmayacaktın.”
“Sen benim yanımdan ayrılmayacaktın.”
“İkisi aynı şey.”
“Değil ama şimdi tartışmayacağım.”
Narin, salonun ortasındaki eski kayıt masasına yaklaştı. Üzerinde metal harflerden oluşan bir indeks sistemi bulunuyordu. Harfleri çevirerek V bölümünü açtı.
“Valerian ailesi, merkez salonun sonunda.”
Damien siyah kapıya yöneldi. Leyla peşinden giderken sağ taraftaki dolaplardan birinin üzerinde kendi soyadını gördü.
YANKI
Olduğu yerde durdu.
Dolabın levhası diğerlerinden daha yeniydi. Altına kırmızı mürekkeple üç tarih işlenmişti. İlki Leyla’nın doğum yılına, ikincisi Astér’in kendisine verildiği yıla, üçüncüsüyse Erdem’in öldürüldüğü haftaya aitti.
“Damien.”
Damien birkaç adım ötede durup ona döndü. Leyla dolabı işaret etti.
“Bizim ailemiz için dosya var.”
Narin’in yüzündeki renk çekildi.
“Burada olmaması gerekiyor.”
Leyla metal kapağa uzandı.
Damien hemen yanına geldi.
“Önce kilidi kontrol et.”
Kael küçük cihazı kapağın çevresinde gezdirdi.
“Elektronik ya da zehirli düzenek görünmüyor. Mekanik kilit.”
Leyla, kara kaplı defterin arasına Erdem’in bıraktığı küçük metal anahtarı hatırladı. Defter gerçek nüshasıyla yukarıdaki odada saklanıyordu fakat anahtarın fotoğrafını Kael dijital kopyalara eklemişti.
“Bu anahtar babamın defterindeki olabilir mi?”
Narin kilidin şeklini inceledi.
“Hayır. Bu Divan arşiv kilidi. Mühürle açılır.”
“Kimin mührü?”
“Dosyayı oluşturan kişinin.”
Leyla dolabın alt köşesindeki küçük işareti fark etti.
İkiye ayrılmış siyah güneş.
On İkinci Bekçi’nin sembolü.
“Babamın ve ailemin dosyasını On İkinci Bekçi oluşturmuş.”
Damien’ın yüzü sertleşti.
“Geri çekil.”
“İçinde ne olduğunu görmeden—”
“Bu kilit, mührün sahibine haber verebilir.”
Leyla ona döndü.
“Bizi zaten biliyor.”
“Yine de plansız açmayacağız.”
“Babamın ölüm tarihi burada.”
“Biliyorum.”
“Belki onu öldürme emri burada.”
Damien cevap vermeden önce arşivin giriş tarafından metal kapıların açılma sesi duyuldu. Kael’in adamlarından biri kulaklıktan konuştu:
“Evren’ın ekibi dış kapıda. Taşıyıcı mührü nedeniyle kapı yeniden kilitlendi. Açmaya çalışıyorlar.”
Kael süreyi sordu.
“İki dakika.”
Damien kararını verdi.
“Önce Valerian dosyası. Bu dolabın fotoğraflarını alın. Sonra geri döneceğiz.”
Leyla öfkeyle konuştu:
“Evren belgeleri yok ederse geri dönemeyiz.”
“On İkinci Bekçi’nin kilidini şimdi açamayız.”
“Denemeden bilmiyoruz.”
Narin araya girdi.
“Leyla, sembol yalnızca bir kilit değil. On İkinci Bekçi’nin dosyasına izinsiz girersen seni doğrudan işaretleyebilir.”
“Zaten işaretlenmedim mi?”
“Bu farklı. Astér’in taşıyıcısı olarak değil, hedef olarak.”
Damien Leyla’nın gözlerinin içine baktı.
“Bunu sonra açacağız.”
Leyla dişlerini sıksa da geri çekildi. Kael dolabın her tarafını fotoğrafladı. Lucas levhadaki tarihleri ve kilidi ayrı ayrı kaydetti.
Grup salonun sonundaki Valerian kapısına ulaştığında Damien elindeki aile yüzüğünü kilidin üzerine bastırdı. Hiçbir şey olmadı.
“Divan, aile erişimini de kapatmış,” dedi Kael.
Narin kapının kenarlarını kontrol etti.
“Bu kapı iki mühürle açılırdı. Valerian ve Majest.”
“Evren’ın Majest mührü olmadan giremeyiz.”
Leyla başını girişe doğru çevirdi.
“Birazdan kendisi geliyor.”
Damien’ın bakışları ona döndü.
“Bunu avantaja çevirmeyi düşünüyorsun.”
“Onu kapıya kadar getiririz. Açtığı anda içeri gireriz.”
“Bize kapıyı isteyerek açmaz.”
“İstemeden açar.”
Lucas kaşlarını kaldırdı.
“Planın devamı var mı?”
“Henüz yok.”
“Harika.”
Dış kapıya art arda darbeler inmeye başladı. Evren’ın adamları Divan mührünü kırmaya çalışmıyordu; farklı bir geçiş mekanizması kullanıyorlardı. Arşiv salonunun tavandaki lambaları titredi.
Narin başını kaldırdı.
“Eski Majest hattını açıyorlar.”
Damien sordu:
“Başka giriş mi?”
“Arşivin üst katından. Yalnızca Majest’in kullanabileceği dikey geçit.”
Kael silahını çıkardı.
“Nerede açılır?”
Narin cevap veremeden Valerian kapısının yanındaki taş duvar geriye çekildi. Gizli bölmeden iki silahlı adam çıktı. Arkalarından Evren göründü.
Üzerinde hâlâ siyah eldivenleri vardı. Kadim Divan’dan çıkalı çok olmamıştı fakat yüzündeki öfke yeniden kusursuz bir sakinliğin arkasına gizlenmişti.
Bakışları önce Damien’a, sonra Leyla’ya ve en sonunda açılmış Divan kapısına yöneldi.
“Benden önce girebileceğinizi düşünmeniz etkileyici.”
Leyla çenesini kaldırdı.
“Kapıyı senin mührün değil, Astér açtı.”
Evren’ın gözleri kolyeye kaydı.
“Divan sana tanık geçişi vermiş.”
“Senin erişimini kapatırken bana yol bırakmışlar.”
Evren’ın yüzünde soğuk bir gülümseme oluştu.
“Bunun seni onların eşiti yaptığını sanma.”
“Ben senin eşitin olmak istemiyorum.”
Damien Valerian kapısının önüne geçti.
“Arşivi aç.”
Evren başını ona çevirdi.
“Bana emir vermeyi alışkanlık hâline getirdin.”
“Annemin dosyaları içeride.”
“Benim ailemin arşivi.”
“Ben de o ailenin kanını taşıyorum.”
“Fakat mührü taşıyan benim.”
Damien, Blackthorne ve Şahmar yüzüklerini gösterdi.
“Bu kapının arkasında yalnızca Valerian ailesiyle ilgili şeyler yok. Astér, annem ve Leyla’nın ailesiyle ilgili belgeler saklıyorsun.”
Evren kısa bir an Yankı dolabına baktı. Bu hareket Leyla’nın dikkatinden kaçmadı.
“Dolabın içinde ne var?” diye sordu.
Evren cevap vermedi.
Leyla ona doğru bir adım attı.
“Babamın ölüm tarihini niye sizden önce kaydetmişler?”
“On İkinci Bekçi’nin arşivine ben erişemiyorum.”
“Ama dosyanın varlığını biliyorsun.”
“Şimdi gördüm.”
“Yalan söylüyorsun”
Evren’ın yüzü sertleşti.
“Bu arşive ilk kez girdiğini unutuyorsun.”
“Buradaki düzeni benim kurduğumu da unutuyorsun.”
Leyla onun cümlesini yakaladı.
“Demek Yankı dolabını sen kurdun.”
“Arşiv düzenini kurdum. Her dosyayı ben yerleştirmedim.”
Damien araya girdi.
“Kapıyı aç.”
Evren yaralı elini arkasında birleştirdi.
“Kadim Divan özel arşivimi mühürledi.”
Lucas başını hafifçe yana eğdi.
“Bunu söyleyişinden dinleyecekmişsin gibi bir sonuç çıkarmadım.”
Evren onu görmezden geldi.
“Bu kapıyı açarsam Divan haberdar olur.”
Leyla acı bir gülümsemeyle konuştu:
“Bizi düşünüyorsun yani.”
“Hayır. İçerideki bazı kayıtların yanlış kişilerin eline geçmesini istemiyorum.”
“Yanlış kişi kim?”
“Şu an bu salondaki herkes.”
Damien silahını çıkarmadı fakat bir adım daha yaklaştı.
“Annemin hayatını yirmi yıl boyunca siz yönettiniz. Bana ait gerçeği artık sen belirlemeyeceksin.”
Evren’ın bakışları Damien’ın yüzünde kaldı.
“Asuman’ın gerçeğini öğrenirsen geri dönüşü olmayacak.”
Damien’ın sesi buz gibiydi.
“Benim geri dönecek bir geçmişim zaten yok.”
Evren kısa süreliğine sessiz kaldı. Ardından Leyla’ya baktı.
“Sen de aynı şeyi baban için kuruyorsun.”
“Benim babamı bir daha ağzına alma.”
“Erdem’in dosyası içeride değil.”
Leyla’nın yüzündeki ifade değişti.
“Bunu nereden biliyorsun?”
Evren, söylediği cümleyle kendi yalanını ele verdiğini fark etti.
Kimse konuşmadı.
Leyla yavaşça ona yaklaştı.
“Yankı dosyasının içinde ne olduğunu biliyorsun.”
Evren gözlerini ondan ayırmadı.
“Genel kayıtlarını biliyorum.”
“Babamın ölüm tarihi daha bir hafta önce eklendi. Kim ekledi?”
“On İkinci Bekçi.”
“Neden?”
“Çünkü Erdem’in ölümü, taşıyıcının uyanışını başlattı.”
Leyla’nın nefesi kesildi.
“Babamı bu yüzden mi öldürdüler?”
“Bunu bilmiyorum.”
“Sen her şeyi biliyorsun.”
“Hayır.”
“Fakat her şeyi biliyormuş gibi insanları yönetiyorsun.”
Evren’ın yüzünde sert bir ifade oluştu.
“Bilmediğim şeyleri bulmak için bu arşivi kurdum.”
Leyla onun arkasındaki gizli geçide baktı.
“Öyleyse birlikte açacağız.”
Evren kısa bir kahkaha attı.
“Bana ortaklık mı teklif ediyorsun?”
“Hayır. Sana başaka bir seçene sunmuyorum.”
“Bunu söyleyen kişinin elinde hiçbir güç yok.”
Leyla Astér’i kumaşın üzerinden çıkardı. Taş, Valerian kapısına yaklaştığında hafifçe ısınmaya başladı. Kapının üzerindeki mühürler kısa süreliğine parladı.
Evren’ın bakışları değişti.
Leyla bunu gördü.
“Kapı beni de tanıyor.”
“Yalnızca anahtara tepki veriyor.”
“Valerian mührün olmadan açılmıyor. Astér olmadan da tamamlanmıyor.”
Narin kapının üzerindeki iki boşluğu gösterdi. Biri Valerian yüzüğüne, diğeri Astér’in taşına uyuyordu.
“Bu kapı ortak mühürle açılıyor.”
Damien hemen karşı çıktı:
“Leyla anahtarı kullanmayacak.”
Leyla ona dönmeden konuştu:
“Bu kez zinciri çıkarmayacağım.”
“Ne olacağını bilmiyoruz.”
“İçeride babamın ve Asuman’ın kayıtları var.”
“Biliyorum.”
“Öyleyse bana engel olma.”
Damien birkaç saniye boyunca ona baktı. Sonunda Evren’a döndü.
“Bir şey olursa ilk seni öldürürüm.”
Evren’ın yüzünde soğuk bir gülümseme oluştu.
“Bu tehdit giderek sıradanlaşıyor.”
Leyla kapının önünde yerini aldı.
Evren istemese de sağ elindeki eldiveni çıkardı. Avucundaki siyah Valerian mührü ortaya çıktığında Narin’in yüzü gerildi. İşaret, konsey salonundakinden daha koyu ve derin görünüyordu.
“Bu büyüyor,” dedi.
Evren eliyle üzerini kapatmadı.
“Farkındayım.”
Mührünü kapıdaki yuvaya bastırdı. Leyla da Astér’i boynundayken diğer boşluğa yaklaştırdı.
İki işaret aynı anda parladı.
Valerian kapısının içinden ağır kilitlerin açılma sesi yükseldi. Fakat kapı hemen açılmadı. Üzerinde eski dilde bir cümle belirdi.
Narin yüksek sesle okudu:
“‘Borçlu kan ve taşıyıcı aynı gerçeğe tanıklık ederse arşiv açılır.’”
Leyla Evren’a baktı.
“Gerçek ne?”
Evren cevap vermedi.
Kapıdaki yazının altında iki küçük metal iğne yükseldi.
Lucas başını iki yana salladı.
“Yine kan istiyor.”
Evren’ın çenesi kasıldı.
Leyla elini uzatmadan önce Damien bileğini tuttu.
“Hayır.”
“Bir damla.”
“Konseyde de bir damla diye başlamıştı.”
Evren alayla konuştu:
“Koruma hakkını hızlı benimsedin.”
Damien başını ona çevirdi.
“Senin aksine bir şeyi korurken onu boğmaya çalışmıyorum.”
Leyla Damien’ın elini yavaşça bileğinden ayırdı.
“Bu kez kendi kararım.”
Metal iğneye parmağını bastırdı. Küçük bir kan damlası yüzeye düştü. Evren da yaralı avucunu diğer iğnenin üzerine yerleştirdi.
İki kan ince kanallar boyunca ilerleyerek kapının merkezinde birleşti.
Kapı açıldı.
İçerideki karanlık odada yalnızca tek bir masa, üç siyah sandık ve duvara asılmış büyük bir portre vardı.
Portrede genç Asuman Şahmar duruyordu.
Fakat yalnız değildi.
Yanında Evren’ın babası Adrian Valerian, Narin Yılmaz ve yüzü aynalı bir maskeyle kapatılmış dördüncü bir kişi bulunuyordu.
Fotoğrafın altına tek bir tarih yazılmıştı:
13 Ekim 1998
Narin’in nefesi kesildi.
“Bu fotoğraf yok edilmişti.”
Evren’ın yüzündeki bütün ifade silindi.
Damien ağır adımlarla içeri girdi.
“Annem senin babanla ne yapıyordu?”
Evren cevap vermedi.
Leyla portredeki aynalı maskeye baktı.
“Aynadaki Adam...”
Duvarın arkasındaki mekanizmadan eski bir kayıt cihazı çalıştı.
Adrian Valerian’ın sesi odanın içinde yankılandı:
“Bu kayıt açıldıysa Astér taşıyıcısı ve Valerian borçlusu aynı yerde demektir.”
Evren olduğu yerde dondu.
Kayıt devam etti:
“On İkinci Bekçi’nin kimliği, bu odada bulunan dört kişiden biridir.”
Bütün bakışlar portreye çevrildi.
Asuman.
Adrian.
Narin.
Ve Aynadaki Adam.
Kayıt, birkaç saniyelik hışırtının ardından son cümleyi söyledi:
“Fakat aranızdaki en büyük yalancı, maskeyi takan kişi değildir.”
— DÖRT KİŞİDEN BİRİ
Adrian Valerian’ın kaydı sona erdiğinde odada yalnızca mekanizmanın dönmeye devam eden ince sesi kaldı. Duvara asılı portredeki dört kişi, yıllar öncesinden bugüne bakıyor gibiydi. Asuman Şahmar’ın yüzünde saklamaya çalıştığı bir gerginlik, Adrian Valerian’ın duruşunda soğuk bir kararlılık, Narin’in gözlerinde huzursuzluk vardı. Dördüncü kişinin yüzüyse aynalı metal maskenin ardında tamamen kaybolmuştu.
Leyla portreye yaklaşırken kara kaplı defterin bulunduğu çantasını göğsüne doğru çekti.
“On İkinci Bekçi bu dört kişiden biri.”
Narin’in yüzü solmuştu.
“Adrian’ın böyle bir kayıt bıraktığını bilmiyordum.”
Evren hemen ona döndü.
“Bu odada olduğun fotoğrafı da bilmiyor muydun?”
Narin, portreden gözünü ayırmadı.
“Fotoğrafın çekildiğini biliyordum. Yok edildiğini sanıyordum.”
“Ne için toplanmıştınız?”
“Valerian anlaşmasını incelemek için.”
Damien birkaç adımda annesinin portresinin önüne ulaştı. Parmaklarını Asuman’ın yüzüne değdirmedi fakat eli çerçevenin hemen üzerinde durdu.
“Annem bu anlaşmada neden vardı?”
Narin’in cevabı gecikti.
“Asuman, Astér’in gerçek tarihini bulmuştu.”
“Bunu biliyoruz.”
“Hayır. Yalnızca kayıtları incelediğini biliyorsunuz. O, anahtarın Aureth’e ait olmadığını kanıtlayan ilk tam metne ulaşmıştı. Bu yüzden Adrian onunla görüşmek istedi.”
Evren’ın bakışları Narin’e çevrildi.
“Babam annenden habersiz mi hareket ediyordu?”
Narin acı bir ifadeyle ona baktı.
“Babanın sana anlattığı hayatla yaşadığı hayat aynı değildi.”
Evren’ın çenesi kasıldı.
“Ne demek istiyorsun?”
“Adrian, Valerian kanının bedelini ödemek istemiyordu. Senin gibi.”
“Yaşamak istemek suç değil demiştim.”
“Fakat o yalnızca kendisini kurtarmaya çalışmadı. Bedeli başka bir soya aktarmanın yolunu aradı.”
Leyla’nın bakışları sertleşti.
“Başka bir soya mı?”
Narin başını salladı.
“Astér’in taşıyıcısının kan hattını değiştirebilirlerse Valerian bedelini de ortadan kaldırabileceklerine inanıyordu.”
Damien yüzünü Narin’e çevirdi.
“Annem buna yardım mı etti?”
“Hayır. Başta Adrian’ın kapıyı tamamen kapatmak istediğini düşündü. Gerçek amacını öğrendiğinde ona karşı çıktı.”
Evren’ın sesi soğudu.
“Bunu kanıtlayan ne var?”
Narin portredeki Asuman’ın boynuna işaret etti. Fotoğrafta, elbisesinin göğüs kısmında küçük ve koyu renkli bir broş bulunuyordu. Astér’in sembolüne benziyordu ama etrafında on üç değil, yedi ince halka vardı.
“Bu, Kadim Divanın tanık mührüydü. Asuman o toplantıya Adrian’ın yardımcısı olarak değil, Divanın gizli tanığı olarak girdi.”
Leyla kaşlarını çattı.
“Kadim Divan Asuman’ı mı görevlendirdi?”
“Resmî olarak değil. Kan Vekili’yle doğrudan bağlantı kurmuştu. Adrian’ın anlaşmayı değiştirmek için hangi kayıtları topladığını öğrenmesi istendi.”
Evren’ın yüzündeki ifade daha da karardı.
“Babam gözetleniyordu.”
Narin ona sertçe baktı.
“Sen de yıllardır herkesi gözetliyorsun.”
“Aynı şey değil.”
“Ne kadar benziyorsunuz, bunu kabul etmek istememen değiştirmiyor.”
Evren cevap vermek üzereyken duvarın içinden ikinci bir metal sesi yükseldi. Portre birkaç santim yana kaydı. Arkasında dört dar bölmeye ayrılmış gizli bir dolap ortaya çıktı. Her bölmenin üzerinde fotoğraftaki kişilerden birinin adı yazıyordu.
ASUMAN ŞAHMAR
ADRIAN VALERIAN
NARİN YILMAZ
Dördüncü bölmede ise isim yerine yalnızca aynalı maske sembolü vardı.
Lucas yaklaşarak dolapları inceledi.
“Her birinin ayrı kaydı var.”
Kael girişe dönüp kulaklığından dışarıdaki ekibi kontrol etti.
“Evren’ın adamları ana arşiv kapısını açmaya çalışıyor. Divan da mührün hareket ettiğini fark etmiş olabilir. Burada fazla vaktimiz yok.”
Evren, babasının adının bulunduğu bölmeye yöneldi.
Damien önüne geçti.
“Önce birlikte açacağız.”
“Bu benim ailemin kaydı.”
“İçinde annem var.”
“Adrian’ın bölmesini açıyorum.”
Leyla iki adamın arasına girmeden konuştu:
“Adrian’ın kaydı hepimizi ilgilendiriyor. Özellikle de babamın ölümü Valerian anlaşmasına bağlanıyorsa.”
Evren’ın bakışları ona döndü.
“Her şeyi babanın ölümüne bağlamayı bırak.”
Leyla’nın yüzü anında sertleşti.
“Ben bağlamıyorum. Öldürenler bağladı.”
Damien, Evren’a yaklaşarak sesini alçalttı.
“Bir daha Erdem üzerinden ona saldırırsan bu arşivden kendi ayaklarınla çıkamazsın kırarım sürüne sürüne gidersin.”
Evren kısa bir kahkaha attı.
“Divan sana koruma hakkı verdi diye kendini cellat mı sanıyorsun?”
“Beni sınama Valerian.”
Kael araya girdi.
“Birbirinizi sonra öldürürsünüz. Önce kayıtları alın.”
Lucas başını salladı.
“Sonunda mantıklı konuşan biri.”
Bennu arka taraftan mırıldandı:
“Kael’in mantıklı sayıldığı yerde gerçekten kötü durumdayız.”
Narin, dolabın ortasındaki küçük mekanizmayı inceledi. Dört bölümün aynı anda açılmasını engelleyen çapraz bir kilit sistemi vardı.
“Her kayıt kendi sahibinin kanı veya soy mührüyle açılıyor.”
Damien, Asuman’ın bölmesine baktı.
“Ben açabilir miyim?”
“Annesinin doğrudan kanını taşıyan çocuk olarak evet.”
Evren babasının bölmesine baktı.
“Ben de Adrian’ınkini.”
Leyla, Narin’in adının bulunduğu bölmeyi işaret etti.
“Seninki zaten burada.”
Narin’in yüzü gerildi.
“O bölmenin açılmasını istemiyorum.”
“Niye?”
“Çünkü o gece yaptığım hataların kaydı orada olabilir.”
Bennu hemen yanına yaklaştı.
“Babaannem, ne yaptın?”
Narin torununa baktı. Yıllardır sakladığı geçmiş, artık kendi ailesinin karşısına çıkıyordu.
“Aynadaki Adam’ın kimliğini bulmaya çalışırken Adrian’a yanlış kişiyi işaret ettim.”
“Kim?”
“Asuman.”
Damien’ın yüzü tamamen kapandı.
“Annemin On İkinci Bekçi olduğunu mu düşündün?”
“Hayır. Onun Aynadaki Adam’la bağlantılı olduğunu düşündüm.”
“Niye?”
“Çünkü bazı emirler yalnızca Asuman’ın ulaştığı kayıtlardan sonra verilmişti. Nerede bir belge bulsa, kısa süre sonra o belge ortadan kaldırılıyordu.”
“Belki onu takip ediyorlardı.”
“Bunu sonradan anladım.”
Damien’ın sesi sertleşti.
“Annemin yerini Adrian’a sen mi söyledin?”
Narin gözlerini kapattı.
“Bir kez.”
Odadaki hava bir anda ağırlaştı.
Damien ona doğru bir adım attı.
“Nerede olduğunu söyledin?”
“Londra’daki güvenli evlerden birini.”
“Sonra ne oldu?”
“Asuman oraya ulaşmadan ev boşaltıldı. Kimse yakalanmadı.”
“Bunu nereden biliyorsun?”
“Çünkü o gece bana mesaj gönderdi.”
“Neden daha önce anlatmadın?”
Narin’in sesi kırıldı.
“Çünkü bana bir daha güvenmedi.”
Damien’ın yüzünde öfkeyle acı birbirine karıştı. Leyla onun Narin’in üzerine yürümesini bekledi fakat Damien yalnızca başını yana çevirdi. Annesi hakkında öğrendiği her yeni gerçek, karşısındaki insanların bir başka ihanetiyle birleşiyordu.
Bennu, Narin’in elini tutmaya çalıştı. Narin ilk anda çekilmedi ama torununun yüzündeki hayal kırıklığını görünce gözlerini kaçırdı.
“Ben seni kahraman sanmıyordum,” dedi Bennu. “Ama en azından Asuman’ın yanında olduğunu düşünüyordum.”
“Yanındaydım.”
“Bir insanı bir kez satıp sonra yanında olmak neyi değiştiriyor?”
Narin cevap veremedi.
Leyla bu konuşmayı dinlerken Sinan’ı düşündü. İnsanlar ihanet ettikten sonra yaptıkları her şeyi koruma, korku ya da geç kalmış pişmanlıkla açıklıyordu. Fakat ihanet edilen kişinin hayatında sonuç değişmiyordu.
“Bölmeleri açalım,” dedi.
Damien ona baktı.
“Şimdi mi?”
“Burada herkesin sakladığı bir şey var. Kimin ne söylediğine değil, kayda bakacağım.”
Evren’ın dudaklarında belli belirsiz bir memnuniyet oluştu.
“Sonunda doğru düşünmeye başladın.”
Leyla ona döndü.
“Bunu senden öğrenecek değilim yaşlı bunak.”
O sırada herkes dönüp onlara baktı şok olmuşlardı.
Evet Leyla pat pat konuşan cesur bir kızdı ama bunu kimse beklemiyordu.
Evren cevap vermeden sağ elindeki eldiveni çıkardı. Avucundaki siyah Valerian mührü hâlâ belirgindi. Adrian’ın bölmesindeki yuvaya elini bastırdığında küçük metal çizgiler kanını tanıdı ve kilit açıldı.
Damien da Şahmar yüzüğünü çıkarıp Asuman’ın bölmesine yerleştirdi. Yüzük tek başına yeterli olmadı. Narin portredeki tanık mührünü işaret etti.
“Asuman’ın bölmesi Şahmar kanıyla değil, tanık mührüyle kilitlenmiş.”
“Tanık mührü nerede?”
“Fotoğraftaki broşun içinde olmalıydı.”
Damien cebindeki koruyucu dosyadan Asuman’ın fotoğrafını çıkardı. Broşun bulunduğu kısma dikkatlice baktığında fotoğraf yüzeyinde çok ince bir kabarıklık fark etti. Lucas küçük bir pensle üst tabakayı kaldırdı. Fotoğrafın içine gömülmüş, tırnak büyüklüğünde koyu renkli metal parça ortaya çıktı.
“Bu fotoğrafların içinde sürekli bir şey saklıyorlar,” diye mırıldandı.
Damien tanık mührünü yuvaya yerleştirdiğinde Asuman’ın bölmesi açıldı.
Narin kendi bölümünün önünde durdu. Elini kilide koymakta tereddüt ediyordu.
Bennu yanına yaklaştı.
“Benim bilmemi istemediğin ne varsa içeride zaten var.”
Narin torununa baktı.
“Bazen bilmek insanı özgür bırakmaz.”
“Bilmemek de bırakmadı.”
Narin derin bir nefes aldı. Parmaklarından birini kilidin üzerindeki küçük metal uca bastırdı. Kanı yuvaya ulaştığında üçüncü bölüm de açıldı.
Dördüncü, aynalı maske sembolünü taşıyan bölme kapalı kaldı.
Leyla kilide yaklaştı.
“Bunu kim açacak?”
Narin başını iki yana salladı.
“Aynadaki Adam dışında kimse.”
Evren babasının bölmesinden siyah deri kaplı kalın bir dosya çıkardı. Dosyayı açmaya fırsat bulamadan içeriden küçük bir kayıt silindiri yere düştü.
Damien, Asuman’ın bölümünden bir tomar mektup, mühürlü iki zarf ve ince gümüş bir anahtar çıkardı. Narin’in bölmesindeyse eski tarihler taşıyan raporlar, Asuman’la yaptığı şifreli yazışmalar ve ortasında siyah güneş bulunan yarım bir mühür vardı.
Bennu mührü eline almak üzereyken Narin hemen durdurdu.
“Dokunma.”
“Neden?”
“Bu, Aynadaki Adam’ın çağrı mührünün yarısı.”
“Diğer yarısı kimde?”
Narin kapalı bölmeye baktı.
“Onda.”
Leyla, Adrian’ın kayıt silindirini yerden aldı.
“Önce bunu dinleyelim.”
Evren elini uzattı.
“Bana ver.”
Leyla silindiri geri çekti.
“Birlikte dinleyeceğiz.”
“Babamın kaydı.”
“Az önce annesinin kaydını Damien tek başına dinleyemedi.”
Evren birkaç saniye ona baktı. Ardından odadaki eski kayıt cihazına yöneldi. Cihazın içindeki boş yuvayı açtı. Leyla silindiri kendi elleriyle yerleştirdi.
Mekanizma çalıştığında Adrian Valerian’ın sesi yeniden duyuldu. Bu kayıt ilkinden daha yorgun ve aceleciydi.
“13 Ekim 1998. Astér araştırmasının son toplantısı. Odada Asuman Şahmar, Narin Yılmaz ve On İkinci Bekçi’nin aracısı bulunuyor. Aracının yüzünü görmedik. Kendisini Aynadaki Adam olarak tanıttı.”
Portredeki maskeli kişi gerçekten Aynadaki Adam’dı.
Kayıt devam etti:
“Valerian anlaşmasının değiştirilemeyeceğini söyledi. Astér taşıyıcısı kapıyı açtığında bedelin Valerian kanından alınacağını doğruladı. Fakat anlaşmanın gizli bir maddesi daha var.”
Evren kayıt cihazına yaklaştı.
Adrian’ın sesi kısa bir hışırtının ardından yeniden yükseldi:
“Valerian borçlusu, kapı açılmadan önce taşıyıcıyla kan bağı kurarsa bedel paylaşılır.”
Odadaki herkes sustu.
Leyla’nın kaşları çatıldı.
“Kan bağı ne demek?”
Narin’in yüzünde korku belirdi.
“Bu kayıt doğru yorumlanırsa evlilik, çocuk ya da ritüel yoluyla oluşturulan bağ olabilir.”
Damien’ın yüzü sertleşti. Bakışları istemsizce Evren’a kaydı.
Evren ise kaydın devamını bekliyordu.
“Adrian bunu bildiği için taşıyıcının soyunu değiştirmek istiyordu,” dedi Narin. “Valerian kanını taşıyıcının ailesine karıştırarak bedeli tek kişiden almak yerine dağıtmak istedi.”
Leyla’nın yüzünde tiksinti oluştu.
“Bir aileyi kurtarmak için başka bir aileyi lanetleyecekti.”
Kayıttaki Adrian devam etti:
“Asuman bu yöntemi reddetti. Taşıyıcının henüz doğmadığını, kan hattının yalnızca anneler üzerinden takip edildiğini söyledi. Narin ise Astér’in gelecekte ulaşacağı soyun Anadolu’da olduğunu doğruladı.”
Leyla’nın nefesi kesildi.
“Benim ailemi o zaman biliyorlardı.”
Narin hemen karşı çıktı:
“Tam aileyi bilmiyorduk. Yalnızca kan hattının Anadolu’ya döndüğünü.”
“Annemin ailesini araştırdınız.”
“Evet.”
“Ben doğmadan önce.”
“Evet.”
Leyla birkaç adım geri çekildi. Astér’in kendisine rastlantıyla ulaşmadığını biliyordu ama hayatının, doğmadan yıllar önce tanımadığı insanlar tarafından izlenmeye başlanmış olması başka bir ağırlıktı.
Kayıt devam etti:
“Aynadaki Adam, taşıyıcı doğduğunda Valerian ailesine haber verileceğini söyledi. Karşılığında benden tek bir söz istedi: Taşıyıcı, Valerian soyuna bağlanacak.”
Damien’ın gözleri anında Evren’a çevrildi.
Evren’ın yüzündeki bütün renk çekildi.
Adrian’ın sesi son kez duyuldu:
“Bu anlaşmayı reddettim. Fakat Aynadaki Adam, benim değil oğlumun bu borcu ödeyeceğini söyledi.”
Evren’ın yaralı eli istemsizce sıkıldı.
“Evren... Eğer bu kaydı bir gün dinlersen bilmelisin. Seni korumaya çalıştım. Ama bunun için bir başkasının hayatını sana bağlamayı kabul etmedim.”
Kayıt burada kesildi.
Odada ağır bir sessizlik oluştu.
Evren, babasının yıllarca kendisine anlattığından farklı bir adamla karşılaşmıştı. Adrian’ın taşıyıcıyı kullanmak istediğini düşünmüş, bütün hayatını onun yarım bıraktığı planı tamamlamak için kurmuştu. Oysa babası sonunda bu yöntemi reddetmişti.
Leyla’nın sesi sessizliği bozdu:
“Sen babanın kabul etmediği şeyi yapmaya çalışıyorsun.”
Evren ona baktı.
“Ben seni kendime bağlamaya çalışmadım.”
“Henüz.”
Damien bir adımda Evren’ın karşısına geçti.
“Konseyde Leyla’yı platforma çıkarmanın tek sebebi Astér’i uyandırmak değildi.”
“Bu kaydı bilmiyordum.”
“Yalan.”
“Gerçekten bilmiyordum.”
“Taşıyıcıyla Valerian kanı arasında bağ kurulursa bedelin paylaşılacağını biliyor muydun?”
Evren sessiz kaldı.
Bu sessizlik, cevabı verdi.
Damien’ın eli ceketinin içindeki silaha yöneldi.
Leyla hemen kolunu tuttu.
“Şimdi değil.”
Damien gözlerini Evren’dan ayırmadı.
“Bunu biliyordu.”
Evren’ın sesi sertleşti.
“Yalnızca eski bir metinde kan bağından bahsedildiğini biliyordum. Ne anlama geldiği açık değildi.”
“Bu yüzden beni Leyla’ya yaklaşırken izledin,” dedi Damien. “Benim üzerinden Valerian anlaşmasını değiştirebilir miydin diye düşündün.”
“Sen Valerian değilsin.”
“Blackthorne ve Şahmar kanı Astér’e bağlı. Leyla’yla aramda oluşacak bir bağın kapının düzenini değiştirebileceğini düşünüyordun.”
Evren’ın yüzünde ilk kez yakalanmış birinin sertliği vardı.
“İhtimalleri değerlendirdim.”
Leyla öfkeyle konuştu:
“Biz sizin ihtimaliniz değiliz.”
Astér, kazağının altında hafifçe ısındı. Damien bunu fark ederek Leyla’ya döndü.
“Taş?”
“Biraz ısındı.”
Evren’ın bakışları hemen kolyeye kaydı.
Damien silahını çıkarmadan önüne geçti.
“Bakmayı bırak.”
Tam o sırada kapalı olan dördüncü bölmeden metal bir tıkırtı duyuldu.
Herkes sustu.
Aynalı maske sembolünün bulunduğu kilit, kimse dokunmadığı hâlde kendi kendine dönmeye başladı. Narin’in bölümünden çıkan yarım siyah güneş mührü, masanın üzerinde titredi.
Diğer yarısı kapalı bölmenin içinden karşılık veriyordu.
Kapak ağır ağır açıldı.
İçeride dosya ya da kayıt bulunmuyordu.
Yalnızca aynalı bir maske ve maskenin altında yeni bırakılmış beyaz bir zarf vardı.
Kael hemen silahını kaldırdı.
“Birisi bizden önce buradaymış.”
Narin başını iki yana salladı.
“Hayır. Bu bölme içeriden açılmaz.”
Leyla zarfın üzerindeki yazıya baktı.
Kendi adı yazıyordu.
LEYLA BEREN YANKI’YA
Damien hemen önüne geçti.
“Dokunma.”
“Benim adım yazıyor ama.”
“Bu yüzden dokunmayacaksın.”
Lucas zarfı cihazla kontrol etti.
“Zehir, mekanik düzenek ya da elektronik parça görünmüyor.”
Leyla eldiven takarak zarfı aldı. İçinden tek bir kâğıt çıktı.
Yazı siyah mürekkeple, son derece düzgün harflerle yazılmıştı:
Babanın ölümü, seni yalnız bırakmak için değildi. Seni doğru kişiye yaklaştırmak içindi.
Altındaki ikinci satır daha kısaydı:
Valerian’dan değil, Şahmar’dan kork.
Leyla’nın gözleri yavaşça Damien’a çevrildi.
Damien kâğıdı onun elinden alıp okudu. Yüzündeki bütün ifade silindi.
Evren’ın dudaklarında çok hafif bir gülümseme oluştu.
“Aynadaki Adam’ın kimi hedef gösterdiği belli.”
Leyla hemen ona döndü.
“Susar mısın artık.”
Damien kâğıdı yeniden inceledi.
“Bu bir tuzak.”
“Büyük ihtimalle,” dedi Kael.
Narin’in yüzü gerilmişti.
“Ya değilse?”
Damien başını ona çevirdi.
“Ne demek istiyorsun?”
Narin portredeki Asuman’a baktı.
“Şahmar ailesinin sakladığı şeylerin tamamını hâlâ bilmiyoruz.”
Leyla’nın aklına Hazer’in odasındaki sandık, siyah güneş mührü ve Mirzan Ağa’nın yaptığı eski anlaşma geldi.
Kâğıdın son kısmında ilk bakışta görünmeyen ince bir çizgi belirdi. Astér’in sıcaklığı arttıkça mürekkep koyulaşıyordu.
Yeni bir cümle ortaya çıktı:
TAŞIYICININ EN YAKININDAKİ, KAPIYI İÇERİDEN AÇACAK.
Odadaki herkes aynı anda Damien’a baktı.
Damien’ın yüzü sertleşti.
Leyla ise gözlerini ondan ayırmadı.
Bir hafta önce olsa bu not, içindeki bütün şüpheyi büyütmeye yeterdi.
Şimdi de şüphe duyuyordu.
Ama ilk kez şüphesiyle birlikte başka bir duygu daha vardı.
Damien’a inanmak istemesi.
— ŞÜPHENİN YANINDA DURMAK
Odadaki sessizlik, beyaz kâğıdın üzerinde sonradan beliren cümleden daha ağırdı.
TAŞIYICININ EN YAKININDAKİ, KAPIYI İÇERİDEN AÇACAK.
Leyla gözlerini Damien’dan ayırmıyordu. Evren’ın yüzündeki belli belirsiz memnuniyet, notun tam olarak yaratmak istediği etkiyi gösteriyordu. Aynadaki Adam yalnızca bir uyarı bırakmamıştı. Aralarına şüphe yerleştirmişti.
Kael, Damien’a bakan insanların önüne geçecekmiş gibi bir adım attı.
“Bu cümlenin Damien’ı işaretlediğine dair hiçbir kanıt yok.”
Evren alaycı bir ifadeyle konuştu:
“Taşıyıcının en yakınında şu an kim duruyor?”
“Yakınlık yalnızca fiziksel mesafeyle ölçülmez,” dedi Narin. “Annesi, ailesi, kan hattı ya da Astér’in kendisi de kastedilmiş olabilir.”
Evren’ın bakışları Damien’dan ayrılmadı.
“Ne kadar çok ihtimal üretirseniz o kadar az gerçeğe ulaşırsınız.”
Leyla sertçe karşılık verdi:
“Sen de tek ihtimali işine geldiği için seçiyorsun.”
“Damien’ın sana yaklaşmasını başından beri izledim.”
“Beni korumaya çalışıyordu.”
“Bunu sana o mu söyledi.”
Damien cevap vermek üzereydi fakat Leyla elini kaldırarak onu susturdu. Bu kez Damien’ın kendi savunmasını yapmasına ihtiyacı yoktu. Aynadaki Adam’ın bıraktığı birkaç cümle yüzünden aralarında kurulan her şeyi sorgulamaya başlarsa Evren’ın istediği şeyi kendi elleriyle gerçekleştireceğini biliyordu.
Yine de notun yarattığı şüpheyi tamamen yok sayamıyordu.
Damien, Astér’i ilk gördüğü anda tanımıştı.
Onu izletmişti.
Evren’ın adamlarını takip ettiğini söylemişti fakat bu, Leyla’nın hayatını gözlemlediği gerçeğini değiştirmiyordu. Şahmar soyunu taşıyordu. On Üçüncü Kapı’ya giden yolların çoğu onun ailesinin otelinin altından geçiyordu. Asuman’ın Astér’le bağlantısı vardı. Hazer’in sandığında siyah güneş mührü bulunuyordu.
Bütün bunlar Damien’ı suçlu yapmıyordu.
Fakat onu hikâyenin dışında da bırakmıyordu.
Leyla, Damien’ın elindeki kâğıdı geri aldı.
“Bu notu yazan kişi, babamın ölümünü benim için yapılmış bir yönlendirme gibi anlatıyor.”
Narin başını salladı.
“Seni suçlu hissettirmek ve babanın ölümüne başka bir anlam yüklemek istiyor.”
“Babamı öldürerek beni doğru kişiye yaklaştırdıklarını söylüyorlar.”
Evren’ın sesi sakindi:
“Belki Erdem’in ölümü, seni Damien’a yaklaştırmak içindi.”
Damien bir anda ona döndü.
“Bir kelime daha söylersen—”
“Ne yapacaksın?” dedi Evren. “Beni yine vurmakla mı tehdit edeceksin?”
Kael araya girdi:
“Evren’ın istediği tam olarak bu. Damien’ı öfkelendirip notun doğru görünmesini sağlamaya çalışıyor.”
Leyla, kâğıdın son satırına tekrar baktı.
“Kapıyı içeriden açmak ne demek?”
Narin düşünceli biçimde aynalı maskenin bulunduğu bölmeyi inceledi.
“Eski kayıtlarda ‘içeriden açmak’ iki anlamda kullanılır. Birincisi ritüel sırasında taşıyıcının güvenini kazanıp onu kapıya kendi isteğiyle götürmek. İkincisi ise kan hattına dışarıdan bir bağ eklemek.”
Damien’ın yüzü sertleşti.
“Adrian’ın kaydındaki kan bağı.”
“Evet.”
Leyla başını kaldırdı.
“Taşıyıcının en yakınındaki kişiyle kan bağı kurması gerekiyor olabilir.”
Evren, Damien’a bakarak konuştu:
“Şahmar ve Blackthorne kanının Astér’e bağlı olduğu ortaya çıktı. Damien’la kuracağın bağ, kapının düzenini değiştirebilir.”
Damien’ın sabrı tükendi.
“Leyla’yı kendi anlaşmana dâhil etmeyi bırak.”
“Ben dâhil etmiyorum. Kayıtlar ediyor.”
“Sen o kayıtları yıllardır kendi çıkarın için yorumluyorsun.”
“Senin hiçbir çıkarın olmadığını mı düşünüyorsun?”
Damien sessiz kaldı.
Evren devam etti:
“Annenin yaşadığına dair her iz Leyla’nın boynundaki anahtara çıkıyor. Onu korurken kendi geçmişine yaklaşıyorsun. Bu seni benden daha masum yapmaz.”
Damien’ın bakışları karardı.
“Ben ondan bir şey istemedim.”
“Henüz.”
Leyla bu kelimenin ikinci kez kullanıldığını fark etti. Evren, bir ihtimali sürekli tekrarlayarak gerçekmiş gibi zihinlerine yerleştirmeye çalışıyordu.
“Yeter,” dedi Leyla.
Evren ona baktı.
“Gerçeği duymaktan mı korkuyorsun?”
“Senin gerçeği kendi işine göre eğip bükmenden sıkıldım.”
Leyla kâğıdı katlayıp çantasına yerleştirdi. Ardından aynalı maskeyi inceledi. Maskenin iç yüzünde, alnın geleceği kısımda küçük bir metal çıkıntı bulunuyordu. Lucas eldivenlerini takarak maskeyi kaldırdı.
“Burada bir mekanizma var.”
Maskenin içindeki ince plakayı çektiğinde küçük bir cam parçası düştü. Camın üzerinde ters yazılmış birkaç harf vardı. Lucas ışığa tuttu.
“Bunu aynaya tutmamız gerekiyor.”
Odada büyük bir ayna yoktu. Kael cebindeki metal yüzeyli küçük sinyal cihazını uzattı. Lucas camı üzerine koyduğunda yazı okunur hâle geldi:
YAKINLIK, SADAKAT DEĞİLDİR. SADAKAT, İLK KAYIPTA SINANIR.
Leyla’nın yüzü gerildi.
“İlk kayıp babam mı?”
Narin cevap verdi:
“Belki. Ya da Damien’ın annesi.”
Damien’ın gözleri aynalı maskede kaldı.
“Bizi birbirimize karşı sınamak istiyor.”
“Hayır,” dedi Evren. “Sizi birbiriniz üzerinden sınamak istiyor.”
Leyla başını ona çevirdi.
“Aradaki fark ne?”
“Birbirinize güvenip güvenmediğiniz önemsiz. Biriniz gerçeğe ulaşmak için diğerini feda eder mi, ona bakıyor.”
Damien hiç tereddüt etmeden konuştu:
“Etmem.”
Evren kısa bir kahkaha attı.
“İnsanlar sınanmadan önce her zaman böyle söyler.”
Leyla, Damien’a baktı. Onun cevabı çok hızlı gelmişti. Düşünmeden, hesaplamadan ve sonucunu ölçmeden söylemişti.
“Ya anneni bulmanın tek yolu benim Astér’i kullanmam olursa?” diye sordu Leyla.
Damien’ın yüzü değişmedi.
“Sen istemiyorsan kullanmazsın.”
“Ya babamın katilini bulmanın tek yolu senin kanını kullanmak olursa?”
Damien birkaç saniye sustu.
“Ben karar veririm.”
“İşte fark bu,” dedi Leyla. “Kendi hayatın için karar verebiliyorsun. Benim adıma da vermeye çalışıyorsun.”
“Çünkü sen kendini korumayı unutuyorsun çünkü.”
“Bu, benim seçimim.”
“Bazen seçimin yanlış olabilir.”
“Seninki de.”
Aralarındaki konuşmayı dinleyen Evren’ın yüzünde yeniden o kendinden emin ifade belirmeye başladı. Onları açıkça kavga ettirmek için çaba göstermesine gerek kalmamıştı. Aynadaki Adam’ın bıraktığı not, bütün gerilimi kendi kendine büyütüyordu.
Leyla bunu fark etti.
Bir anda konuşmayı kesti.
Damien kaşlarını çattı.
“Ne oldu?”
Leyla gözlerini Evren’a çevirdi.
“O bizi izliyor.”
Evren’ın gülümsemesi kaybolmadı.
“Zaten aynı odadayız.”
“Hayır. Tartışmamızı izliyor ve sonuç çıkarmaya çalışıyorsun. Ben Damien’a güvenirsem zayıf olduğumu, güvenmezsem onu kaybettiğimi düşüneceksin.”
Evren başını hafifçe yana eğdi.
“Peki hangisini seçeceksin?”
Leyla’nın cevabı gecikmedi:
“Senin önünde hiçbirini.”
Damien’ın yüzünde belli belirsiz bir değişiklik oldu.
Leyla portreye yöneldi. Fotoğraftaki Asuman, Adrian, Narin ve Aynadaki Adam’ın duruşlarını tek tek inceledi. Asuman ile maskeli kişi arasında belirli bir mesafe vardı. Adrian, Narin’in yanında duruyor ancak bakışları maskeye çevrilmişti.
“Bu fotoğrafı kim çekti?” diye sordu.
Narin düşündü.
“Odada beşinci biri vardı.”
Herkes aynı anda ona döndü.
Evren’ın sesi sertleşti:
“Bunu niye şimdi söylüyorsun?”
“Çünkü yıllardır ayrıntıyı unutmuştum. Fotoğraf, Adrian’ın otomatik kamerasıyla çekilmedi. Bir kişi perdenin arkasında duruyordu.”
“Kim?”
Narin gözlerini kapatıp hatırlamaya çalıştı.
“Genç bir adamdı. Aureth üyesi değildi. Adrian’ın özel kâtibi olarak tanıtıldı.”
“Adı?” diye sordu Kael.
“Tam adını hatırlamıyorum. İlk adı... Soren olabilir.”
Evren’ın yüzü anında değişti.
Damien bunu fark etti.
“Tanıyorsun.”
Evren cevap vermedi.
Leyla ona yaklaştı.
“Soren kim?”
“Babamın özel sekreteriydi.”
“Sonra ne oldu?”
“Adrian öldükten kısa süre sonra ortadan kayboldu.”
“Ölüm kaydı var mı?” diye sordu Lucas.
Evren acı bir ifadeyle güldü.
“Artık bunun hiçbir şeyi kanıtlamadığını biliyoruz.”
Narin portreyi daha dikkatli inceledi.
“Aynadaki Adam’ın maskesinde yansıyan bir şekil var.”
Lucas feneri maskenin yüzeyine tuttu. Metal bölümde Asuman ve Adrian’ın bozuk yansımalarının arasında, odanın gerisinde duran ince bir erkek silueti görünüyordu. Yüzü seçilmiyordu fakat boynunda zincirle taşınan yuvarlak bir mühür vardı.
Evren’ın yüzündeki gerginlik arttı.
“Bu Soren’in mührü.”
“Ne mührü?” diye sordu Leyla.
“Valerian ailesinin özel kâtiplerine verilen işaret.”
Damien portreye yaklaştı.
“O zaman Aynadaki Adam, maskenin arkasındaki kişi değilse—”
Lucas cümleyi tamamladı:
“Fotoğrafı çeken kişi olabilir.”
Odadaki herkes sustu.
Aynadaki Adam’ın kimliği, fotoğraftaki dört kişiden biri denmişti. Fakat “odada bulunan dört kişi” ifadesi, fotoğrafın içindeki dört kişiyi değil, kayıt sırasında masanın çevresinde bulunanları kastediyor olabilirdi.
Fotoğrafı çeken kişi de odadaydı.
Narin başını yavaşça iki yana salladı.
“Soren o gece yalnızca hizmetkâr gibi davranıyordu. Kimse ona dikkat etmedi.”
Evren’ın çenesi kasıldı.
“Babam ona güvenirdi.”
“Bu yüzden bütün kayıtlara ulaşabilirdi,” dedi Kael.
“Adrian’ın ne zaman kiminle görüştüğünü biliyordu,” diye ekledi Lucas. “Valerian anlaşmasını, Asuman’ın araştırmasını ve Narin’in saklandığı yerleri öğrenebilirdi.”
Damien, Evren’a baktı.
“Babanın ölümünden sonra Soren ortadan kaybolduysa belki de kayıtları o temizledi.”
Evren cevap vermedi. Babasının yıllarca yanında tuttuğu adamın, korktuğu yapının aracısı olabileceği ihtimali bütün geçmişini yeniden değiştirmişti.
Leyla sordu:
“Soren’in soyadı neydi?”
Evren’ın dudakları ağır ağır aralandı.
“Vale.”
Narin’in yüzü bir anda bembeyaz oldu.
“Hayır.”
Bennu hemen ona döndü.
“Ne oldu?”
Narin birkaç adım geri çekildi.
“Soren Vale gerçek adı değildi.”
“Bunu nereden biliyorsun?” dedi Damien.
“Asuman bir kez onun hakkında araştırma yaptı. Doğum kaydı yoktu. Pasaportu sahteydi. Yalnızca Valerian ailesinin imzasıyla hazırlanmış belgeleri vardı.”
Evren’ın sesi kısıldı.
“Babam ona kimlik verdi.”
Narin başını salladı.
“Belki de o kimliği Adrian’dan önce de kullanıyordu.”
Lucas tabletini çıkararak ismi yazdı. Çevrimdışı kayıtlarda eşleşme aradı.
“Vale soyadıyla çok fazla kişi var. Ama Soren Vale adına yirmi yıl önce Valerian Vakfı’nın öncül şirketlerinden birinde bir kayıt görünüyor.”
“Görevi?” diye sordu Evren.
Lucas ekranı büyüttü.
“Arşiv koordinatörü.”
Kael alaycı olmayan soğuk bir ifadeyle konuştu:
“Bütün kayıtlara erişimi varmış.”
Leyla, Aynadaki Adam’ın bıraktığı notu yeniden çıkardı.
Babanın ölümü, seni doğru kişiye yaklaştırmak içindi.
Altında Damien’ı işaret ediyor gibi görünen ikinci cümle vardı. Fakat belki “Şahmar’dan kork” ifadesi doğrudan Damien’ı değil, Şahmar ailesinin sakladığı Soren bağlantısını kastediyordu.
“Bu not bizi Damien’a karşı çevirmek için yazılmış olabilir,” dedi Leyla.
Evren hemen karşı çıktı:
“Ya da gerçek olduğu için böyle düşünmek istiyorsun.”
Leyla bu kez ona bakmadı.
“Damien’ın suçsuz olduğunu söylemedim.”
Damien’ın yüzü hafifçe gerildi fakat Leyla devam etti:
“Onu suçlu ilan etmek için bu kâğıt yeterli değil. Babam, defterinde ona güvenilmemesi gerektiğini ama doğrudan düşman kabul edilmemesini yazdı. Ben de aynısını yapacağım.”
Evren’ın bakışları daraldı.
“Babanın verdiği kararı mı sorguluyorsun?”
“Hayır. Babamın yaptığı gibi araştırmadan kimseye teslim olmayacağım.”
Damien birkaç saniye Leyla’ya baktı. Onun kendisine koşulsuz güvenmediğini biliyordu. Fakat şüphe duyduğu hâlde Evren’ın istediği gibi ondan uzaklaşmaması, tam güven kadar önemliydi.
“Bu bana güveniyorsun demek mi?” diye sordu.
Leyla gözlerini ona çevirdi.
“Şımarma.”
Damien’ın dudağının kenarı belli belirsiz kıvrıldı.
“Cevabımı aldım.”
“Almadın.”
Evren sabırsızca araya girdi:
“Romantik geriliminizi başka yerde çözün. Soren’i bulmamız gerekiyor.”
Lucas ekranındaki kayıtları incelemeyi sürdürüyordu.
“Son resmî işlem yirmi bir yıl önce yapılmış. Valerian şirketlerinden birinden yüksek miktarda para aktarılmış. Hesap aynı gün kapatılmış.”
“Nereye?” diye sordu Evren.
“İsviçre üzerinden Türkiye’de bir vakıf hesabına.”
“Vakfın adı?”
Lucas’ın kaşları çatıldı.
“Artemis Vakfı.”
Odadaki herkes kısa süreliğine sustu.
Bennu başını kaldırdı.
“Artemis mi?”
Lucas ekrana yeniden baktı.
“Bu isim kişi adı olarak değil, kuruluş adı olarak geçiyor. Vakıf yıllar önce kapatılmış.”
Evren’ın yüzü sertleşti.
“Artemis Vakfı, Valerian ağının sanat eserleri ve özel koleksiyonlar için kullandığı eski kanallardan biriydi.”
Lucas’ın aklına eski sevgilisi geldi. Artemis’in babasının Valerian Vakfı’yla olan bağlantıları, ailesinin sanat fonlarındaki rolü ve genç kadının çocukluğundan beri gördüğü isimler bir anda farklı görünmeye başladı.
“Artemis’in ailesi bu vakıfla bağlantılı olabilir.”
Bennu ona baktı.
“Ege’yle birlikte buraya geliyor.”
Lucas hemen telefonuna uzandı.
Kael sordu:
“Ne yapıyorsun?”
“Onlara ulaşacağım.”
Telefon çekmiyordu. Arşivin kalın duvarları bütün sinyali kesiyordu.
Lucas’ın yüzündeki rahatlık tamamen kayboldu.
“Buradan çıkmamız gerekiyor.”
Evren onu küçümseyerek süzdü.
“Bir kadının adı geçti diye bütün planı bırakacak mısın?”
Lucas gözlerini ona çevirdi.
“Sen insanların hayatını dosyalardaki satırlar gibi görüyorsun. Ben görmüyorum.”
“Artemis buraya kendi isteğiyle geliyor.”
“Ne bildiğini bilmiyoruz.”
Narin düşünceli biçimde portredeki aynalı maskeye baktı.
“Artemis adı, eski metinlerde avcı anlamıyla kullanılırdı. Vakfın gerçek adı olmayabilir. Soren’in saklandığı ağı temsil ediyor olabilir.”
Leyla hemen sordu:
“Artemis’in babası o ağın içinde olabilir mi?”
Lucas’ın yüzü gerildi.
“Babası, Avrupa’daki sanat fonları ve özel koleksiyonlarla çalışıyordu. Sahte eser kayıtları, el değiştiren mülkiyetler... Soren’in arşivden çıkardığı belgeleri taşıyabilecek bir pozisyondaydı.”
Bennu, Lucas’ın yüzüne dikkatle baktı.
“Artemis bunları bilmeden büyümüş olabilir.”
“Olabilir.”
“Ya biliyorsa?”
Lucas cevap vermedi.
Arşivin girişinden sert bir metal sesi duyuldu. Divan mührü yeniden etkinleşmişti. Dışarıdaki görevliler içeri girmeye hazırlanıyordu.
Kael kulaklığına dokundu.
“Kadim Divanın adamları ana kapıda. Üç dakika içinde buradalar.”
Evren, Adrian’ın dosyasını almak için uzandı. Damien elini dosyanın üzerine koyarak engelledi.
“Burada kalacak.”
“Olmaz ! Benim babamın kaydı.”
“Divan mühürledi.”
“Onlar gelmeden almamız gerekiyor.”
Leyla sertçe konuştu:
“Hayır.”
Evren başını ona çevirdi.
“Kararı sen mi veriyorsun?”
“Bu kayıtları yıllardır sakladın. Babam öldürüldü, Asuman kayboldu, Narin sahte ölümle yaşadı. Artık tek başına hiçbir şeyi alamayacaksın.”
Evren dosyayı çekmeye çalışmadı. Bunun yerine Leyla’ya yaklaşıp sesini alçalttı.
“Divanın bu kayıtları koruyacağına güveniyorsun.”
“Hayır.”
“O zaman neden bırakıyorsun?”
“Çünkü kopyalarını aldık.”
Evren’ın yüzü değişti.
Kael’in elindeki küçük tarama cihazına baktı. Konuşmalar sırasında bütün belgeler dijital olarak kaydedilmişti.
Leyla çantasını kapattı.
“Seninle aynı hatayı yapmayacağım. Tek bir arşive, tek bir kişiye ya da tek bir mühüre güvenmeyeceğim.”
Evren’ın yüzündeki öfkenin altında kısa süreliğine takdir oluştu.
“Babanın kızı olduğun belli.”
Leyla’nın cevabı sertti:
“Bunu senden duymaya ihtiyacım yok.”
Arşiv kapıları açılmaya başladığında Narin kendi bölümündeki raporları yeniden yerine koydu. Asuman’ın mektuplarından yalnızca birini Damien’ın eline verdi.
“Bunu al.”
“Diğerleri?”
“Divan görsün. Böylece Evren yok edemez.”
Evren ona baktı.
“Ben yok etmedim.”
Narin acıyla güldü.
“Yalnızca işine yaramayan gerçeği ortadan kaldırdın.”
Kapı tamamen açıldığında Mühür Efendisi Odran Caligo’nun adamları içeri girdi. Başlarında koyu gri cüppeli bir Divan görevlisi vardı.
“Arşiv ihlal edildi.”
Leyla Astér’i gösterdi.
“Mühür beni tanıdı.”
Görevli kapının üzerindeki bozulmamış balmumuna baktı.
“Tanık geçişi kullanılmış.”
Evren alayla konuştu:
“Demek suçlu değiliz.”
Görevli ona dönmedi bile.
“Majest’in özel erişimi askıya alındı. Burada bulunmanız ayrıca kaydedilecek.”
Evren’ın yüzü sertleşti.
“Ben bu arşivin sahibiyim.”
“Artık değilsiniz.”
Odadaki sessizlik, Evren’ın kervansarayda yaşadığı aşağılanmayı yeniden hatırlattı.
Damien, Leyla’ya çıkışı işaret etti. Grup arşivden ayrılmaya hazırlanırken Lucas sabırsızca öne geçti.
“Telefon çektiği anda Ege’yi arayacağım.”
Bennu yanına geldi.
“Panik yapma.”
“Panik yapmıyorum.”
“Yüzün öyle söylemiyor.”
“Artemis’in ailesi Aynadaki Adam’ın ağına bağlı olabilir.”
“Bu, Artemis’in de bağlı olduğu anlamına gelmez.”
Lucas başını ona çevirdi.
“Az önce onu tehlikeli olabileceği için küçümsemememi söyleyen sendin.”
“Şimdi de kanıt olmadan suçlama diyorum.”
Lucas birkaç saniye sustu.
Bennu’nun haklı olması sinirini daha da artırmıştı.
Koridora çıktıklarında telefonlar yeniden sinyal almaya başladı. Lucas’ın cihazı art arda mesajlarla titreşti. Ege’den iki cevapsız arama, Kael’in ekibinden konum bildirimi ve Artemis’ten yeni bir mesaj vardı:
Mardin sınırına girdik. Lucas, bana söylemediğin ne varsa yüzüme söyleyeceksin.
Lucas mesajı okurken çenesini sıktı.
Bennu omzunun üzerinden ekrana baktı.
“Gayet sakin geliyor.”
Lucas ona ters ters baktı.
“ dalga geçme.”
Kael Ege’yi aradı. Birkaç saniye sonra çağrı açıldı.
“Ege, neredesiniz?”
Araç içinden yol sesi geliyordu.
“Mardin’e kırk dakika kaldı.”
“Plan değişti. Doğrudan otele gelmeyin.”
“Niye?”
Kael, Lucas’a baktı. Lucas telefonu eline aldı.
“Artemis yanında mı?”
Ege’nin sesi sertleşti.
“Evet. Niye?”
“Telefonu ona ver.”
Artemis uzaktan konuştu:
“Hoparlör açık. Seni duyuyorum.”
Lucas birkaç saniye sustu.
“Babanın Artemis Vakfı’yla bağlantısı var mıydı?”
Araçta sessizlik oluştu.
Artemis’in sesi önceki kadar kendinden emin çıkmadı.
“Bu ismi nereden buldun?”
Lucas’ın yüzü sertleşti.
“Demek biliyorsun.”
“Babamın eski şirketlerinden biriydi.”
“Şirket değil, vakıf.”
“İsim birkaç kez değişti.”
“Ne iş yapıyordu?”
“Sanat fonları, özel koleksiyonların taşınması ve restorasyon desteği.”
“Başka?”
Artemis cevap vermedi.
Ege araya girdi:
“Artemis.”
Kadının sesi alçaldı.
“Bazı belgelerin ve eserlerin gerçek sahiplerini gizliyorlardı.”
Lucas, Bennu’ya baktı.
“Onlara kimin emir verdiğini biliyor musun?”
“Hayır.”
“Soren Vale?”
Telefonun diğer ucunda Artemis’in nefesi kesildi.
Lucas bunu duydu.
“Tanıyorsun dimi.”
“Bunun hakkında konuşmayacağım.”
“Şu an yanındaki Ege’nin ailesi bu insanlar yüzünden hedefte.”
Artemis’in sesi sertleşti:
“Bana neyin tehlikeli olduğunu anlatma. Soren Vale babamın ölümünden önce görüştüğü son kişiydi.”
Odadaki herkes sustu.
Ege’nin sesi duyuldu:
“Baban nasıl öldü?”
Artemis birkaç saniye konuşamadı.
“Resmî olarak trafik kazası.”
Lucas gözlerini kapattı.
“Resmî olmayan?”
“Aracının frenleri kesilmişti.”
Bennu’nun yüzü ciddileşti.
Lucas yavaşça sordu:
“Ne zaman?”
“Sekiz yıl önce.”
“Neden bana hiç anlatmadın?”
Artemis’in cevabı acıydı:
“Sen de bana Aureth’i anlatmadın.”
Lucas sustu.
Artemis devam etti:
“Soren Vale babama bir dosya vermişti. Babam öldüğünde dosya kayboldu. Yıllardır Valerian Vakfı’na yaklaşmamın sebebi buydu.”
Bennu’nun söylediği ihtimal doğru çıkmıştı. Artemis, Lucas’ın çevresindeki statüye yalnızca hayran olduğu için değil, babasının ölümüne dair bilgiye ulaşmak için de yaklaşmış olabilirdi.
Lucas’ın sesi sertleşti.
“Beni kullandın.”
“Başta.”
Ege direksiyonun yanında oturuyordu. Artemis’e döndüğü, telefon sesinden anlaşılıyordu.
“Başta mı?”
Artemis cevap vermedi.
Lucas’ın yüzündeki kırgınlık belirginleşti.
“Şahmar Oteli’ne gelmeyeceksiniz. Kael size başka bir konum gönderecek.”
“Ben seni görmeye geliyorum.”
“Şu an benimle yüzleşme zamanı değil.”
“Buna sen karar veremezsin.”
Lucas kısa ve öfkeli bir kahkaha attı.
“Bunu sana mı sorcağım?”
Artemis’in sesi alçaldı.
“Beni Mardin’in ortasında bırakmaya kalkma.”
“Ege yanında. Onunla kal.”
“Niye?”
Lucas birkaç saniye durdu.
“Çünkü babanı öldüren kişi, Leyla’nın babasının ölümüne ulaşan ağın içinde olabilir.”
Araçta uzun bir sessizlik oluştu.
Ege sonunda konuştu:
“Bizi nereye götürüyorsunuz?”
Kael telefonu yeniden aldı.
“Şehrin girişinde adamlarımız sizi karşılayacak. Doğrudan eski taş eve gideceksiniz. Artemis hiçbir yere tek başına çıkmayacak.”
Artemis hemen karşı çıktı:
“Bana emir vermeyin.”
Ege’nin sesi sakin ama kararlıydı:
“Bu kez dinle.”
Artemis ona döndü.
“Sen de mi?”
“Babanın ölümü bu işin içindeyse artık sadece Lucas’la kavga etmeyi bırak biraz olayları ciddiye al gerçeğe dön. Ne bildiğini düzgünce anlatana kadar yanımdan ayrılmayacaksın.”
Kısa sessizliğin ardından Artemis’in sesi daha alçak çıktı:
“Peki.”
Lucas bunu duyduğunda yüzündeki ifade değişti.
Bennu hemen fark etti.
“Ne oldu?”
“Hiçbir şey.”
“Ege’ye peki dediği için mi yüzün öyle oldu?”
Lucas telefonu Kael’e geri uzattı.
“Şu an bunun sırası değil.”
Bennu’nun dudağında küçük bir gülümseme oluştu.
“Bence biraz kıskandın.”
“Bennu.”
“Tamam, sustum.”
Fakat yüzündeki memnuniyet kaybolmadı.
Leyla, Damien’la birlikte koridorun sonunda yürürken bu konuşmaların yalnızca bir kısmını dinlemişti. Aynadaki Adam’ın ağı artık yalnızca Şahmar, Valerian ve Astér’e uzanmıyordu.
Artemis’in babası da aynı karanlıkta ölmüştü.
Ege, onu Leyla’ya ulaşmak için kullanan biriyle değil, kendi kaybının gerçeğini arayan başka bir insanla aynı araca binmişti.
Damien, Leyla’nın yüzündeki düşünceli ifadeyi fark etti.
“Ne düşünüyorsun?”
“Babamın ölümünün yalnızca benim hayatımı değiştirdiğini sanıyordum.”
“Şimdi?”
“Bu yapı, yıllardır insanların ailelerinden birilerini alıyor. Asuman, Artemis’in babası, Erdem... Belki daha fazlası.”
“Kesinlikle daha fazlası.”
Leyla çantasındaki notu düşündü.
Taşıyıcının en yakınındaki, kapıyı içeriden açacak.
Damien hemen yanında yürüyordu.
Ona tam anlamıyla güvenmiyordu.
Ama artık yalnızca şüpheyle bakmıyordu.
Bazen bir insanın yanında yürümek, ona bütün sırlarını teslim etmek anlamına gelmezdi.
Yalnızca aynı karanlığa tek başına girmemeyi seçmekti.

— AYNI KARANLIĞIN YOLCULARI
Ege ile Artemis’i taşıyan araç, Mardin’in girişindeki kontrol noktasına yaklaştığında yolun iki tarafında bekleyen siyah otomobiller aynı anda farlarını yaktı. Artemis arka koltukta doğrulup çevresine baktı. Ankara’dan yola çıktıklarından beri Ege’nin kendisine yalnızca gerekli olan kadar bilgi vermesi sinirini bozmuştu. Şimdi önlerini kesen araçları görünce, anlatılmayanların tahmin ettiğinden daha tehlikeli olduğunu anladı.
“Bunlar sizin adamlarınız mı?” diye sordu.
Ege direksiyonu yavaşlatırken telefonundaki konumu kontrol etti.
“Benim adamım yok.”
“Ne kadar güven verici.”
“Kael’in ekibi olması gerekiyor.”
Öndeki araçtan inen iki kişi kimliklerini göstermeden yaklaşmadı. Ege, Kael’in mesajında gönderdiği kodu söylediğinde adamlardan biri başını salladı.
“Aracınızı burada bırakacaksınız. Bundan sonra bizimle devam edeceksiniz.”
Artemis hemen karşı çıktı:
“Neden?”
“Şehir girişinden itibaren takip edilip edilmediğinizi kontrol edeceğiz.”
“Bizi kim takip edecek?”
Adam cevap vermedi.
Artemis Ege’ye döndü.
“Sen bunların normal olduğunu mu düşünüyorsun?”
“Hayır. Ama geri dönmeyi de düşünmüyorum.”
Ege araçtan indi. Bagajdan küçük çantasını çıkarırken Artemis yerinden kıpırdamadı.
“Bana bütün bunları söylemedin.”
Ege açık kapının önünde durdu.
“Sen de babanla Soren Vale arasındaki bağlantıyı söylemedin.”
Artemis’in yüzü sertleşti.
“Bunu arabada öğrendin.”
“Hayır. Lucas sorunca itiraf ettin.”
“İtiraf etmedim.”
“Sekiz yıldır sakladığın bir şeyi ilk kez söyledin. Benim için yeterince yakın.”
Artemis birkaç saniye ona baktıktan sonra araçtan indi. Üzerindeki uzun paltoyu kapattı, çantasını omzuna taktı.
“Beni sorgulama hakkın yok.”
“Bu insanlarla aynı araca biniyorsan var.”
“Sen kimsin?”
Ege’nin cevabı gecikmedi:
“Leyla’nın ailesiyim.”
Artemis, bu cümlenin onun için unvandan daha güçlü olduğunu fark etti. Ege, Aureth’in makamlarını, aile mühürlerini veya eski anlaşmaları bilmiyordu. Fakat Leyla’yı korumak için geldiğini söylerken kimsenin yetkisine ihtiyaç duymuyordu.
“Ben de babamın neye karıştığını öğrenmek için geldim,” dedi Artemis.
“Öyleyse ikimiz de soru soracağız.”
“Ben sana cevap vermek zorunda değilim.”
“Doğru. Ama sakladığın şey Leyla’yı tehlikeye atarsa, seni arabaya bindirip Ankara’ya kendim götürürüm.”
Artemis’in kaşları kalktı.
“Bunu yapabileceğini mi sanıyorsun?”
Ege ona doğru bir adım attı.
“Denemek ister misin?”
Birbirlerine birkaç saniye sertçe baktılar. Onları almaya gelen adamlardan biri boğazını temizledi.
“Burada daha fazla bekleyemeyiz.”
Ege arka kapıyı açtı.
“Bin.”
Artemis yerinden kıpırdamadı.
“Emir vermeyi bırak.
“Rica ederim, arabaya biner misin?”
Artemis’in yüzünde istemsiz bir gülümseme oluştu.
“Böyle daha da sinir bozucu.”
“Bunu daha öncede söyledin .”
Artemis araca bindi. Ege yanına geçtiğinde aralarında bir koltuk boşluk bıraktı. Fakat araç dar Mardin yollarında sert virajlara girdikçe omuzları birkaç kez birbirine değdi. Her seferinde ikisi de aynı anda uzaklaşmaya çalıştı.
Artemis camdan dışarı bakarken sordu:
“Leyla gerçekten iyi mi?”
Ege başını ona çevirdi. Ankara’daki evde Artemis’in bütün sorularının Lucas’a çıktığını düşünmüştü. Şimdi sesinde farklı bir endişe vardı.
“İyi değil.”
“Yaralandı mı?”
“Kael, kolyenin boynunu yaktığını söyledi.”
Artemis’in yüzü değişti.
“Astér mi?”
Ege dikkatle ona baktı.
“Bu ismi de biliyorsun.”
Artemis sessiz kaldı.
“Benden ne kadarını saklıyorsun?”
“Babamın dosyalarında Astér adı geçiyordu. Ne olduğunu bilmiyordum.”
“Şimdi biliyor musun?”
“Bir anahtar olduğunu söylediler.”
“Ne açıyor?”
Artemis başını iki yana salladı.
“Dosyalarda açıkça yazmıyordu. ‘On üçüncü eşik’ ve ‘taşıyıcı’ kelimeleri vardı. Babam, bunların gerçek bir ritüel olmadığını, servet ve soy aktarımı için kullanılan sembolik bir düzen olduğunu düşünüyordu.”
Ege kaşlarını çattı.
“Yani o da Aureth’i araştırıyordu.”
“Başta onlar için çalışıyordu.”
“Ne iş yapıyordu?”
“Özel koleksiyonlara giren eserlerin geçmişini temizliyordu. Sahiplik kayıtlarını değiştiriyor, bazı parçaların hangi ülkeden çıktığını gizliyordu. Valerian Vakfı üzerinden yürüyen işlerdi.”
“Sonra niye öldürdüler?”
Artemis’in elleri çantasının üzerinde sıkılaştı.
“Bir eserin aslında sanat eseri olmadığını fark etti.”
“Ne olduğunu?”
“Bir kayıt levhası. Üzerinde isimler ve kan hatları vardı. Babam onu teslim etmek yerine kopyasını çıkardı.”
Ege dikkatini tamamen ona verdi.
“Kimlerin isimleri?”
“Bilmiyorum. Dosya kayboldu.”
“Babanda kopya yok muydu?”
“Vardı. Ama ölümünden sonra evdeki kasayı boş bulduk.”
“Annen?”
“Bana hiçbir şey anlatmadı. Babamın kazada öldüğünü kabul etmemizi istedi.”
Ege acı bir ifadeyle başını salladı.
“Herkes korumak için susuyor.”
Artemis ona baktı.
“Sen de aynı şeyi yapıyorsun.”
“Ben en azından yanlış yaptığımı biliyorum.”
Bu cevap Artemis’i susturdu. Bir süre yalnızca motor ve yol sesi duyuldu.
“Lucas’a bu yüzden mi yaklaştın?” diye sordu Ege.
Artemis’in yüzü kapandı.
“Başlangıçta.”
“Damien’a ulaşmak için.”
“Lucas, Damien’ın üniversiteden beri en yakın çevresindeydi. Şahmarların arşivlerine, özel toplantılara ve koleksiyonlara erişimi vardı.”
“Onu kullandın.”
Artemis gözlerini camdan ayırmadı.
“Evet.”
“Sonra?”
“Sonra gerçekten sevdim.”
Ege alay etmedi. Kadının sesindeki kırılma, bunun kolay söylenmiş bir cümle olmadığını gösteriyordu.
“Lucas biliyor mu?”
“Başta kullandığımı yeni öğrendi.”
“Bu yüzden sana güvenmeyecek.”
“Biliyorum.”
“Yine de buraya geliyorsun.”
Artemis başını ona çevirdi.
“Sen de Leyla gelmeni istemediği hâlde geliyorsun.”
“Bu aynı değil.”
“İkiniz de sevdiğiniz insanın kararını kabul etmiyorsunuz.”
Ege bir süre cevap vermedi.
“Leyla beni korumak için geride bıraktı.”
“Lucas da beni korumak için değil, hayatından çıkarmak için uzaklaştı.”
“Bunu kabul etmen gerekiyor.”
“Belki.”
“Belki değil.”
Artemis’in bakışları sertleşti.
“Sen ilişkiler hakkında ne biliyorsun?”
Ege omuz silkti.
“Bir insan istemiyorsa peşinden gitmemen gerektiğini biliyorum.”
“Sen de Leyla’nın peşinden gidiyorsun.”
“Leyla benden ayrılmadı. Kuzenim.”
Artemis istemeden güldü.
“Seninle konuşmak gerçekten yorucu.”
“Daha Mardin’e girmedik mi yaa.”
Araç eski taş eve yaklaşırken Artemis’in gülümsemesi kayboldu. Kapının önünde silahlı iki adam, çatıda başka bir gözcü vardı. Burası misafirlerin ağırlandığı sıradan bir aile evi gibi görünmüyordu.
“Lucas burada mı?”
Ege kapı açılmadan önce ona döndü.
“İçeri girince ilk işin onun üzerine yürümek olmayacak umarım.”
“Buna emin değilim dedi ve güldü.”
“Bennuyla kavga etmeye de gelmedin.”
Artemis’in yüzü gerildi.
“Ben kiminle konuşacağıma kendim karar veririm.”
“Bu evde insanların babaları öldürüldü, aileleri hedefte ve silahlı adamlar kapıda bekliyor. Sen ilişki hesabını sonra görürsün.”
“Senin Leyla’yla konuşman serbest ama benim Lucas’la konuşmam yasak mı?”
“Ben Leyla’ya hesap sormaya gelmedim.”
Artemis birkaç saniye sustu.
“Onu yalnız bırakamam demiştin.”
“Evet.”
“Ben de Lucas’ı bu işin içinde yalnız bırakmak istemedim.”
Ege onun yüzünü dikkatle inceledi. Artemis’in Lucas’a olan bağlılığının ne kadarının aşk, ne kadarının suçluluk olduğunu bilmiyordu. Belki kendisi de bilmiyordu.
“İçeri girince dürüst ol,” dedi.
“Sen de her şeyi biliyormuş gibi davranma.”
Kapı açıldı.
________________________________________
Bennu, taş evin salonunda Narin’in getirdiği eski belgeleri incelerken dışarıdaki araç sesini duydu. Lucas, pencereden baktığında Ege’nin önce araçtan indiğini gördü. Ardından Artemis çıktı.
Yüzündeki ifade farkında olmadan kapandı.
Bennu bunu gördü fakat hiçbir şey söylemedi. Elindeki belgeyi masaya bırakıp ayağa kalktı.
Lucas ona döndü.
“Burada kal.”
Bennu kaşlarını kaldırdı.
“Şaka yapıyorsun.”
“İlk konuşmayı benim yapmam gerekiyor.”
“Ben odada durunca konuşamıyor musun?”
“Artemis seni gördüğü anda konuyu değiştirecek.”
“Ne güzel. Demek beni görünce unutamayacağı kadar önemliyim.”
“Bennu.”
Bennu kollarını göğsünde birleştirdi.
“Git. Eski sevgilini karşıla. Ben de burada uslu uslu bekleyeyim.”
Lucas yüzünü buruşturdu.
“Böyle söylediğinde kötü görünüyor.”
“Çünkü kötü.”
Kapı açılmadan önce Narin araya girdi.
“İkiniz de salonda kalacaksınız. Artemis’in bildiği şeyler hepimizi ilgilendiriyor.”
Lucas itiraz edecek gibi oldu fakat kapı açıldı.
Ege içeri girdiğinde ilk olarak çevreyi kontrol etti. Gözü Lucas’a, ardından Bennu’ya ve Narin’e kaydı.
“Leyla nerede?”
Lucas cevap verdi:
“Otelde. Damien’la birlikte.”
“İyi mi?”
“Dinleniyor. Boynundaki yanık kontrol edildi.”
Ege’nin yüzü sertleşti.
“Onu görmek istiyorum.”
“Birazdan Kael gelecek. Seni otele götürecek.”
Artemis eşiği geçtiğinde Lucas’la göz göze geldi. Bütün yol boyunca söylemeyi düşündüğü cümleler, onu karşısında gördüğü anda dağıldı. Lucas yorgun, uykusuz ve gergin görünüyordu. Ceketinin kolunda toz, elinin üzerinde küçük bir kesik vardı.
Artemis istemsizce sordu:
“İyi misin?”
Lucas’ın cevabı mesafeliydi.
“İyiyim.”
“Telefonlarını neden açmadın?”
“Bunu sonra konuşuruz.”
“Hayır. Şimdi konuşacağız.”
Ege kapıyı kapatırken mırıldandı:
“Başladı.”
Artemis ona sertçe baktı.
“Karışma.”
Bennu salondaki masanın yanında duruyordu. Artemis onu görünce yüzündeki ifade değişti. Bennu da geri çekilmedi.
Lucas ikisinin arasına geçmedi. Birkaç saat önce olsa bunu yapabilirdi. Şimdi meselenin kendisini iki kadının ortasında saklayarak çözülemeyeceğini biliyordu.
“Artemis,” dedi. “Önce babanla Soren Vale arasındaki bağlantıyı anlatacaksın.”
Artemis’in kaşları çatıldı.
“Beni sorgulamaya mı çağırdın?”
“Seni çağırmadım.”
“Farkındayım.”
Lucas’ın yüzünde kısa bir suçluluk belirdi ama hemen kayboldu.
“Buraya kendi isteğinle geldin. Şimdi bildiklerini anlat.”
Artemis çantasını koltuğun üzerine bıraktı.
“Beni yalnızca bilgi kaynağı olarak mı görüyorsun?”
Bennu araya girdi:
“Sen de onu başta öyle görmüşsün.”
Artemis başını ona çevirdi.
“Biz konuşuyoruz.”
Bennu’nun yüzünde soğuk bir gülümseme oluştu.
“Lucas’la konuşurken benim odadan çıkmam gibi bir kural mı var?”
“Bennu,” dedi Lucas.
Bennu ona baktı.
“Ne?”
Lucas birkaç saniye tereddüt etti. Ardından açıkça konuştu:
“Kal.”
Artemis’in yüzündeki renk değişti.
Bennu da bu cevabı beklememişti fakat belli etmedi.
Lucas, Artemis’e döndü.
“Bennu bu işin içinde. Narin’in torunu. Astér kayıtları onun ailesine de uzanıyor. Ondan bir şey saklamayacağım.”
Artemis acı bir ifadeyle başını salladı.
“Benden sakladığın her şeyi ona anlatıyorsun.”
“Hayır. Ben artık kimseden saklamamaya çalışıyorum.”
“Ne kadar asil.”
“Bunu kişisel savaşa çevirme.”
“Sen çoktan kişisel olmaktan çıkardın.”
Ege pencerenin yanına geçti. Bu konuşmaya karışmayacağını düşünüyordu ama Artemis’in sesindeki kırgınlığın altında yıllardır taşıdığı başka bir yük olduğunu artık biliyordu.
“Babanın dosyasını anlat,” dedi.
Artemis ona döndü.
“Sen sus.”
“Bütün yolu anlattın. Burada da anlatacaksın.”
Lucas kaşlarını çattı.
“Yolda ne anlattı?”
Ege gözlerini Artemis’ten ayırmadan konuştu:
“Babası Valerian ağında çalışıyormuş. Bir kan hattı levhasının kopyasını çıkarmış. Ölmeden önce Soren Vale’le görüşmüş.”
Lucas’ın yüzündeki ifade sertleşti.
“Bunu bana neden söylemedin?”
Artemis öfkeyle karşılık verdi:
“Sen bana Aureth’i söyledin mi? Damien’ın ailesini, gizli arşivleri, insanların neden öldürüldüğünü anlattın mı?”
“Bunları söyleseydim seni hedef yapardım.”
“Beni korumaya çalışma.”
Bennu kısa bir kahkaha attı.
Artemis ona döndü.
“Komik olan ne?”
“Hiç. Burada herkes aynı cümleyi duyunca sinirleniyor.”
Lucas derin bir nefes aldı.
“Artemis, babanın kopyaladığı levhada ne vardı?”
Kadının yüzündeki öfke biraz azaldı. Çantasının içinden eski, küçük bir deri kılıf çıkardı. Kılıfın kenarları aşınmıştı.
“Babam öldüğünde kasada dosya yoktu. Ama bunu yıllar önce benim oyuncak kutuma saklamış.”
Kılıfın içinden yarısı yanmış ince bir fotoğraf çıktı. Fotoğrafta taş bir levhanın yalnızca alt kısmı görünüyordu. Soy çizgileri, tarihler ve birkaç isim okunabiliyordu.
Narin birkaç adımda yanlarına geldi.
“Bunu bana ver.”
Artemis fotoğrafı hemen bırakmadı.
“Önce ne olduğunu söyleyin.”
Narin yakından baktı.
“Bu Astér’in anne kan hattına ait kayıt levhalarından biri.”
Bennu fotoğrafa eğildi.
“İsimler okunuyor mu?”
“Bir kısmı.”
Narin işaret etti.
“Bu soy, Mardin’den Adıyaman’a, oradan Sivas’a uzanmış. Daha sonra iki kola ayrılmış.”
Ege’nin yüzü değişti.
“Sivas mı?”
“Evet.”
“Leyla’nın annesi Sivaslı.”
Narin başını kaldırdı.
“Meltem’in ailesi.”
Fotoğrafın yanık kenarında yarım kalmış bir soyadı vardı. Yalnızca son harfler seçiliyordu:
...KAN
Ege nefesini tuttu.
“Şahinler olabilir mi?”
Narin dikkatlice baktı.
“Olabilir. Ama kesin değil.”
Artemis şaşkınlıkla Ege’ye döndü.
“Leyla’nın soyadı Şahinler mı?”
“Evet.”
“Babam bu aileyi biliyor olabilir.”
Lucas sertçe sordu:
“Niye?”
Artemis fotoğrafın arkasını çevirdi. Babasının el yazısıyla kısa bir not vardı:
Taşıyıcı hattı, onların adıyla saklandı. Gerçek soyadı değiştirildi.
Ege’nin yüzündeki bütün renk çekildi.
“Bizim ailenin eski soyadı Karhandı.”
Odadaki herkes sustu.
Narin fotoğrafı yeniden inceledi.
“Bu yalnızca Leyla’nın annesinin ailesiyle ilgili olmayabilir. Şahinler soyadı sonradan alınmışsa eski hat, adı değiştirerek kendisini saklamış olabilir.”
Ege’nin sesi kısıldı.
“Leyla bunları biliyor mu?”
“Hayır,” dedi Bennu.
“Annem de bilmiyor.”
Lucas, Artemis’e baktı.
“Baban bu bilgiyi kime götürmeye çalışıyordu?”
“Soren Vale’e değil. Ondan kaçırıyordu.”
“Emin misin?”
“Son telefon kaydında ‘Soren beni buldu’ diye anneme mesaj bırakmış. Sonra kaza oldu.”
Narin’in yüzü sertleşti.
“Soren, taşıyıcı soyunu yıllardır izliyordu.”
“Babamı bu yüzden öldürdü,” dedi Artemis.
“Büyük ihtimalle.”
Artemis’in gözleri doldu ama ağlamadı. Yıllardır şüphelendiği şey, tanımadığı insanların ağzından ilk kez gerçek bir şekle kavuşuyordu.
Lucas bir adım yaklaştı.
“Bunu tek başına ne zamandır taşıyorsun?”
Artemis acıyla güldü.
“Şimdi mi merak ettin?”
“Artemis—”
“Hayır. Beni önce kullanan kişi gibi gördün. Haklıydın. Sana yaklaşırken babamın dosyası aklımdaydı. Damien’a, Şahmar arşivlerine ve Valerian çevresine ulaşabileceğimi düşündüm.”
Bennu sessizce dinliyordu.
Artemis devam etti:
“Fakat sonra seni gerçekten sevdim. Bunu söylediğimde bana inanmayacağını biliyordum. Bu yüzden hiçbir şeyi anlatmadım.”
Lucas’ın yüzü gerildi.
“Bana güvenmedin.”
“Sen de bana güvenmedin.”
“Çünkü her kapıya benim üzerimden girmeye çalışıyordun.”
“Başka yolum yoktu.”
Ege araya girdi:
“Her zaman başka yol vardır.”
Artemis ona sertçe baktı.
“Bunu bütün yolu söyledin.”
“Çünkü doğru.”
“Sen babanın katilini aramadın.”
“Dayımın katilini aramaya geldim.”
Artemis’in cevabı boğazında kaldı.
Ege devam etti:
“Birini kaybetmek, yaptığın her şeyi doğru yapmaz. Ama yanlış yaptığını kabul edip bundan sonra ne yapacağını seçebilirsin.”
Artemis birkaç saniye ona baktı. Ankara’daki kapıda sinir bozucu bulduğu adamın sözleri, şimdi yargılamadan çok açık bir gerçek gibi geliyordu.
Lucas bunu fark etti. Artemis’in Ege’ye bakışında, kendisine alışık olduğu öfke ve beklentiden farklı bir şey vardı. Bu, kıskançlık değildi. En azından kendisine bunu söyledi. Fakat içinde rahatsız edici küçük bir his oluştu.
Bennu yana eğilip fısıldadı:
“Kıskanmadın değil mi?”
Lucas ona ters ters baktı.
“Şu an ciddi bir şey konuşuyoruz.”
“Yüzün yine tuhaf.”
Lucas cevap vermedi.
Narin fotoğrafı masaya koydu.
“Bu kayıt Leyla’ya hemen ulaştırılmalı.”
Ege başını salladı.
“Ben götüreceğim.”
Lucas karşı çıktı:
“Otele doğrudan gidemezsin.”
“Leyla orada.”
“Kadim Divan’ın adamları, Evren’ın ekipleri ve farklı ailelerin temsilcileri hâlâ otelde.”
“Beni Kael götürecek.”
“Şu an Kael arşivden yeni çıktı. Önce güvenli geçiş hazırlanacak.”
Ege sabırsızca konuştu:
“Leyla’nın ailesiyle ilgili bir kayıt bulduk. Beklemeyeceğim.”
Artemis, masadaki fotoğrafı kılıfına yerleştirirken söyledi:
“Ben de geliyorum.”
Ege ona döndü.
“Hayır.”
Artemis’in kaşları kalktı.
“Bütün yolu beni yalnız bırakmayacağını söyleyip şimdi burada mı bırakacaksın?”
“Burası güvenli.”
“Lucas’ın yanında mı?”
Bu cümlenin ardından kısa bir sessizlik oluştu.
Lucas’ın yüzü sertleşti.
Artemis hemen devam etti:
“Yanlış anlama. Onunla hesaplaşmak için gelmedim artık. Babamın kaydı Leyla’nın ailesine çıkıyor. Bunu yüzüne ben anlatacağım.”
Ege birkaç saniye düşündü.
“Yanımdan ayrılmayacaksın.”
Artemis’in dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
“Bunu emir verir gibi söylemesen olmaz mı.”
Ege gözlerini devirdi.
“Rica ederim, yanımdan ayrılmaz mısın?”
“Böyle daha kötü.”
Bennu, Lucas’ın yüzüne baktı.
“Tanıdık geldi mi?”
Lucas dişlerinin arasından konuştu:
“Hiçbir şey söyleme.”
Ege fotoğrafı aldı. Kapıya yönelirken Artemis peşinden yürüdü.
Lucas arkasından seslendi:
“Artemis.”
Kadın durdu ama dönmedi.
“Babanın dosyasını bulmana yardım edeceğim.”
Artemis başını hafifçe çevirdi.
“Bunu bana borçlu olduğun için mi?”
Lucas kısa bir tereddütten sonra dürüstçe cevap verdi:
“Hayır. Doğru olan bu olduğu için.”
Artemis’in yüzünde acı bir gülümseme oluştu.
“Bunu sekiz yıl önce duymaya ihtiyacım vardı.”
Ardından Ege’yle birlikte çıktı.
Kapı kapandığında Bennu, Lucas’a baktı.
“İyi misin?”
Lucas pencereden dışarı, uzaklaşan iki kişiye baktı.
“Evet.”
“Yalan.”
“Artemis’i istemiyorum.”
“Ben onu sormadım.”
Lucas başını ona çevirdi.
Bennu’nun yüzünde kıskançlık değil, onu gerçekten anlamaya çalışan bir ifade vardı.
“Onun seni artık merkezine koymaması tuhaf geldi,” dedi Bennu.
Lucas birkaç saniye sustu.
“Belki.”
“Bu onu sevdiğin anlamına gelmez.”
“Biliyorum.”
“Alışkanlığın bitmesi bazen kayıp gibi gelir.”
Lucas’ın yüzündeki gerginlik hafifledi.
“Sen bu kadar akıllı konuşmayı ne zaman öğrendin?”
Bennu omuz silkti.
“Marul kafamın içinde bazen işe yarayan şeyler oluyor.”
Lucas istemsizce güldü.
Bennu yanına yaklaştı.
“Onun peşinden gitmek istiyorsan git.”
Lucas başını iki yana salladı.
“Gitmeyeceğim.”
“Beni seçtiğini göstermek için burada kalma.”
“Sen bir seçim listesi değilsin.”
Bennu’nun bakışları yumuşadı.
Lucas devam etti:
“Artemis kendi yoluna girdi. Benim yapmam gereken, yanında olduğum insanı yarım bırakmamak.”
“Yanında olduğun insan kim?”
Lucas birkaç saniye gözlerinin içine baktı.
“Sen.”
Bennu’nun yüzündeki bütün şakacı ifade kayboldu.
Lucas elini yavaşça uzatıp parmaklarını tuttu.
“Bunu büyük bir konuşmaya çevirmeyeceğim. Çünkü her konuştuğumda batırıyorum.”
“Doğru.”
“Ama Artemis geldi diye senden uzaklaşmayacağım. Onunla konuşacağım, babasının dosyasını bulmasına yardım edeceğim ve sonra hayatımdaki yerini net biçimde kapatacağım.”
“Benim yerim ne?”
Lucas başparmağını elinin üzerinde gezdirdi.
“Henüz adını koymadık.”
Bennu’nun kaşı kalktı.
“Bu yine kaçış cümlesi gibi.”
“Hayır. Bu kez kaçmıyorum. Sadece acele edip seni de başka bir yarım hikâyeye çevirmek istemiyorum.”
Bennu bir süre yüzüne baktı.
“Bunu kabul edebilirim.”
Lucas hafifçe gülümsedi.
“Şaşırdım.”
“Fikrimi değiştirmeden sus.”
Lucas sustu.
Bennu başını omzuna yasladığında Lucas ilk kez konuşmadan yanında durmayı başardı.
________________________________________
Otelin özel katındaki sessiz odada Leyla, kara kaplı defterin açık sayfalarına bakarken gözleri aynı satırların üzerinde gidip geliyordu. Arşivde bulunan not, Damien’ın kendisine ihanet edebileceğini söylemişti. Fakat babasının defterindeki kayıtlar, Damien’ın doğrudan düşman kabul edilmemesi gerektiğini yazıyordu.
Bir yanda Aynadaki Adam’ın yönlendirmesi, diğer yanda Erdem’in gözlemleri vardı.
Kapı hafifçe açıldı.
Damien içeri girdi. Elinde Asuman’ın arşivinden aldığı mühürlü mektup bulunuyordu. Leyla başını kaldırmadı.
“Uyumadın mı.”
“Sen de.”
Damien kapıyı kapatıp birkaç adım içeride durdu.
“Ege Mardin’e gelmiş.”
Leyla anında doğruldu.
“Ne?”
“Kael’in ekibi onu eski taş eve götürdü. Artemis de yanında.”
Leyla’nın yüzündeki şaşkınlık öfkeye dönüştü.
“Ben ona gelme demiştim.”
“Bu ailede kimse birbirini dinlemiyor.”
“Onu burada görmek istemiyorum.”
“Şu an seni görmek için otele geliyor.”
Leyla ayağa kalktı.
“Durdurun.”
“Bunu senden duymak oldukça tanıdık geldi.”
Leyla ona sertçe baktı.
“Ege bu işin içinde değil.”
“Artık olabilir. Artemis’in babasından kalan bir kayıt, senin anne soyuna çıkıyor.”
Leyla’nın öfkesi kısa süreliğine durdu.
“Ne kaydı?”
“Detayları gelirken anlatacaklar.”
Leyla birkaç saniye hareket edemedi. Ardından yüzünü başka tarafa çevirdi.
“Onu korumak istemiştim.”
Damien’ın sesi yumuşadı.
“Biliyorum.”
“Babam da aynısını yaptı.”
“Evet.”
“Sonunda hepimiz aynı hatayı yapıyoruz.”
Damien yaklaşarak mektubu masaya bıraktı.
“Belki hata, korumak istemek değil. İnsanları karanlıkta bırakarak koruyabileceğimizi sanmak.”
Leyla ona baktı.
“Bunu gerçekten sen mi söylüyorsun?”
“Öğreniyorum.”
“Geç öğreniyorsun.”
“Sen de.”
Leyla başını eğdi. Boynundaki Astér’in çevresi hâlâ hafif kızarıktı. Damien bakışlarını oraya indirdi.
“Acıyor mu?”
“Biraz.”
“Bakabilir miyim?”
Leyla hemen cevap vermedi. Bir hafta önce ona dokunmasına öfkeyle karşı çıkardı. Şimdi yine tam anlamıyla güvenmiyordu ama aralarındaki mesafe aynı değildi.
Başını hafifçe yana çevirdi.
Damien yavaşça yaklaştı. Parmakları doğrudan tenine değmeden zincirin çevresindeki kızarıklığı inceledi.
“Daha kötü görünmüyor.”
“Doktor musun?”
“Hayır.”
“O zaman neye göre?”
“Dün daha kötüydü.”
Leyla onun yüzüne bu kadar yakından bakınca gözlerindeki yorgunluğu fark etti. Damien da uyumamıştı. Annesinin kayıtları, Evren’ın planı ve arşivdeki not onun üzerinde de ağır bir iz bırakmıştı.
“Benden şüphe ediyor musun?” diye sordu Damien.
Leyla bu sorunun geleceğini biliyordu.
“Evet.”
Damien’ın yüzünde acıya benzeyen kısa bir ifade oluştu ama geri çekilmedi.
Leyla devam etti:
“Ama yalnızca senden değil. Evren’dan, Hazer’den, Narin’den, Raven’dan, hatta babamın yazdığı her şeyden bile şüphe ediyorum. Çünkü herkes gerçeğin yalnızca gördüğü kısmını yazmış.”
“Bu benim için iyi bir cevap mı?”
“Bilmiyorum.”
“Beni diğerleriyle aynı yerde görmen hoşuma gitmedi.”
“Şu an sana koşulsuz güveniyorum desem yalan olur.”
Damien’ın sesi alçaldı.
“Yalan söylemeni istemiyorum.”
“Fakat Aynadaki Adam’ın istediği gibi senden uzaklaşmayacağım.”
Damien birkaç saniye gözlerinin içine baktı.
“Neden?”
Leyla cevap vermekte zorlandı. Çünkü Damien’ın yanında kendisini tamamen güvende hissettiğini söyleyemezdi. Onun dünyası, babasının ölümüne çıkan karanlığın parçasıydı. Fakat platformda zincir boğazını sıktığında duyduğu ilk ses Damien’ın sesi olmuştu. Herkes Astér’e bakarken o Leyla’nın nefes alıp almadığına bakmıştı.
“Çünkü ne zaman anahtara dönüşsem, bana insan olduğumu hatırlatan kişi sensin,” dedi sonunda.
Damien’ın yüzündeki bütün savunma bir anlığına düştü.
Leyla söylediklerinin ağırlığını fark edince bakışlarını kaçırdı.
“Bunu yanlış anlama.”
“Geç kaldın.”
Leyla yeniden ona baktı.
Damien’ın gözlerinde alay yoktu. Yalnızca uzun zamandır sakladığı bir duygunun sessizliği vardı.
Kapının dışında yaklaşan ayak sesleri duyulduğunda ikisi de hareket etmedi.
Ege geliyordu.
Artemis yanında, Leyla’nın ailesine uzanan yeni gerçekle otele yaklaşıyordu.
Fakat kapı açılmadan önce, Leyla ile Damien arasındaki mesafe ilk kez ikisinin de geri çekilmek istemediği kadar azalmıştı.

— HAZAR’IN ESKİ DOSTLARI
Kapının dışında duyulan ayak sesleri yaklaşırken Leyla ile Damien arasındaki mesafe birkaç saniye daha değişmedi. Damien’ın bakışları hâlâ Leyla’nın yüzündeydi. Leyla, biraz önce söylediği cümlenin ağırlığını geri alamayacağını biliyordu.
Ne zaman anahtara dönüşsem, bana insan olduğumu hatırlatan kişi sensin.
Bu, güveniyorum demek değildi. Fakat güvenmeye çalıştığını kabul etmekti. Leyla için ikisi arasında büyük bir fark vardı.
Damien bir şey söylemek üzereydi ki kapıya üç kez vuruldu. İlk iki vuruş sert ve hızlı, üçüncüsü daha yavaştı. Damien’ın yüzündeki ifade anında değişti. Elini silahına götürmedi fakat kapıya bakışından bu vuruş biçimini tanıdığı anlaşılıyordu.
Leyla kaşlarını çattı.
“Kim?”
Damien’ın dudaklarının kenarında, Leyla’nın daha önce onda görmediği kadar doğal bir gülümseme oluştu.
“Baş ağrısı.”
Kapıyı açtığında karşılarında iki adam duruyordu. İkisi de Damien’la yakın yaşlardaydı. Sağdaki daha uzun ve geniş omuzluydu. Koyu saçlarını kısa kestirmiş, sakallarını düzenli bırakmıştı. Üzerinde sade siyah bir gömlek ve koyu renk ceket vardı. Yüzündeki ciddi ifade, çevresini tek bakışta ölçen birine aitti. Yanındaki adamınsa saçları hafif dağınık, gözlerinde yaramaz bir canlılık vardı. Ceketinin kollarını dirseklerine kadar sıvamış, sanki Aureth’in gizli koridorlarına değil de eski bir arkadaşının evine gelmiş gibi rahat duruyordu.
Dağınık saçlı olan, Damien’ı baştan aşağı süzdü.
“Hazar, insan çocukluk arkadaşlarına haber verir. Şehre geldiğini başkalarından duymak ayıptır.”
Damien kapının kenarına yaslandı.
“İki gündür bir ritüel, üç çatışma ve bir gizli arşivle uğraşıyorum. Seni aramayı unuttum.”
Adam başını salladı.
“Bahane. Küçükken de ortadan kaybolup sonra ‘tünele düştüm’ diyordun.”
Yanındaki daha ciddi adam konuştu:
“Fatih, içeri girmeden bütün mahalleyi ayağa kaldırdın he.”
Fatih eliyle onu işaret etti.
“Bak, Şehmus yine doğuştan kırk yaşında.”
Şehmus bu yorumu dikkate almadan Damien’a baktı.
“Hazar, iyi misin?”
Damien başını salladı.
“İyiyim.”
Şehmus’un gözleri Damien’ın ellerine, yüzündeki yorgunluğa ve ceketinin altındaki silaha kaydı. Damien’ın “iyiyim” dediğinde çoğu zaman iyi olmadığını çocukluğundan beri biliyordu. Fakat Leyla’nın yanında onu sorgulamadı.
Fatih, Damien’ın omzunun üzerinden odaya baktı. Leyla’yı görünce yüzündeki şakacı ifade kısa süreliğine ciddileşti.
“Demek Leyla sensin.”
Leyla kaşlarını kaldırdı.
“Benim hakkımda ne kadar konuştunuz?”
Fatih Damien’a baktı.
“Hazar hiçbir şey anlatmadı. Zaten bu adamdan bilgi almak için mahkeme kararı gerekiyor. Şehirde herkes seni konuşuyor.”
Damien’ın yüzü sertleşti.
“Kim konuşuyor?”
Fatih hemen ellerini kaldırdı.
“Sakin. Şehir dediğim bizim çevre. Şahmar Oteli’ndeki hareketlilik, konsey gecesi, silahlı adamlar, Hazer Amca’nın herkesi kovması... Bir de senin bir kadının yanından ayrılmadığın haberi.”
Leyla Damien’a baktı.
“Bir kadının yanından ayrılmıyormuşsun.”
Damien Fatih’e ters ters baktı.
“Geldiğimize pişman ettin.”
Fatih gülerek odaya geçti.
“Ben de seni özledim, Hazar.”
Şehmus içeri girmeden önce koridorun iki tarafını kontrol etti. Ardından kapıyı kapatarak sesini alçalttı.
“Otelin doğu geçidinde yabancı iki ekip var. Biri Valerian adamlarına benziyor. Diğerinin mührü yok.”
Damien’ın yüzündeki rahatlık anında kayboldu.
“Kaç kişi?”
“Gördüğümüz altı. Ama tünellerin içindeki sayıyı bilmiyorum.”
“Kael biliyor mu?”
“Haberi ona da gönderdik. Raven’ı ilk kez gördük. Adam bize bakıp hiçbir şey söylemeden geçti.”
Fatih araya girdi:
“Bence konuşmayı bilmiyor.”
Damien kısa bir nefes verdi.
“Raven’la uğraşma.”
“Ben uğraşmadım. Adam yüzüme bakınca çocukluğumda işlediğim bütün günahları hatırladım.”
Şehmus, Leyla’ya kısa bir selam verdi.
“Geçmiş olsun. Erdem Bey için de başınız sağ olsun.”
Fatih’in yüzündeki şaka tamamen kayboldu.
“Başınız sağ olsun. Babanız hakkında burada iyi şeyler duymuştuk.”
Leyla’nın boğazı düğümlendi. Tanımadığı insanlardan babasıyla ilgili birkaç kelime duymak hâlâ onu hazırlıksız yakalıyordu.
“Teşekkür ederim.”
Şehmus, Damien’a döndü.
“Hazer bizi çocukken otelin altına yaklaşmamamız için döverdi. Sen yine bütün tehlikeli kapıları açmışsın.”
Fatih başını salladı.
“Biz bir gün geç kaldık, çocukluk arkadaşımız gizli cemiyetin ortasında Majest’e silah çekmiş.”
Leyla şaşkınlıkla Damien’a baktı.
“Bunu da mı herkes duydu?”
Damien dişlerinin arasından konuştu:
“Fatih’in haber ağı, Aureth’ten daha hızlıdır.”
Fatih gururla başını kaldırdı.
“Mahalle esnafı küçümsenmemeli.”
Şehmus’un yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu. Ardından yeniden ciddileşti.
“Şaka bir yana, Hazar, aşağıdaki düzen değişiyor. Cahit’in adamlarından bazıları Evren’ın emirlerini dinlemiyor. Divan görevlileri özel arşivi kapattı. Hazer Amca da doğu koridorlarını kendi adamlarıyla tutuyor.”
“Sen bunları nereden biliyorsun?” diye sordu Leyla.
Şehmus cevap vermeden önce Damien konuştu:
“Şehmus’un ailesi nesillerdir otelin taş işçiliği ve bakım işleriyle ilgileniyor. Görünmeyen duvarların çoğunu bizden iyi bilir.”
Fatih kendisini işaret etti.
“Benim aile de taşıma, erzak, araç ve şehir bağlantıları. Hazar çocukken tünellere girerken ipi biz tutuyorduk.”
Leyla, Damien’a dönüp şaşkınlıkla baktı.
“Sen çocukken de tünellere mi giriyordun?”
Fatih kahkaha attı.
“Bu adam on yaşında otelin altında kayboldu. Şehmus’la üç saat aradık. Sonra eski şarap mahzeninde uyurken bulduk.”
Damien’ın yüzü kapandı.
“Bunu anlatman gerekmiyordu.”
Leyla’nın dudaklarında istemsiz bir gülümseme oluştu.
“Demek o zaman da başına buyruktun.”
“Uyuyakalmıştım.”
Fatih başını iki yana salladı.
“Önce kayboldu, sonra uyudu. Hazer Amca bizi de dövdü.”
Şehmus düz bir sesle ekledi:
“Fatih kaçtı. Ben yakalandım.”
Leyla bu kez gerçekten güldü. Kahkahası çok kısa sürdü ama odadaki herkes fark etti. Erdem’in ölümünden beri gülmek ona suçluluk gibi geliyordu. Ses ağzından çıktığı anda yüzü yeniden ciddileşti.
Damien bunu gördü. Gülümsemesine değil, hemen ardından gelen suçluluğa baktı.
Fatih de fark etmişti. Bu kez şakayı uzatmadı.
“Babanızı unutmuş olmadınız,” dedi sessizce. “Gülmek öyle bir şey değil.”
Leyla’nın gözleri ona döndü. Fatih, az önceki rahat hâlinden farklı görünüyordu.
“Ben de abimi kaybettim,” dedi. “İlk güldüğüm gün eve gidip saatlerce kendime kızmıştım. Sonra annem, ‘Oğlum öldü diye sen de yüzünü gömecek değilsin,’ dedi.”
Leyla ne söyleyeceğini bilemedi.
“Üzgünüm.”
Fatih başını hafifçe eğdi.
“Ben de.”
Kısa sessizliği Şehmus bozdu.
“Ege ve yanındaki kadın otele yaklaşıyor. Kael, onları doğrudan buraya getirmeden önce eski taş eve yönlendirmişti. Şimdi fotoğraf ve kayıt nedeniyle özel kata gelecekler.”
Leyla’nın yüzü yeniden sertleşti.
“Ege’ye gelme demiştim.”
Damien’ın dudağında hafif bir ifade oluştu.
“Bunu biraz önce konuştuk.”
“Bu farklı.”
“Değil.”
Şehmus, ikisinin arasındaki konuşmayı dikkatle izledi. Damien’ı çocukluğundan beri tanıyordu. Hazar’ın insanlarla arasına koyduğu mesafenin ne kadar sabit olduğunu biliyordu. Leyla’nın karşısında onunla tartışırken bile daha canlı ve daha açık olduğunu fark etmemesi mümkün değildi.
Fatih de fark etmişti. Damien’a bakarak kaşlarını kaldırdı.
“Hazar.”
“Ne?”
“Hiç.”
“Fatih.”
“Vallahi bir şey demedim.”
Şehmus ona sertçe baktı.
“Şimdi sırası değil.”
Fatih başını salladı.
“Tamam.”
Damien bu kez yüzünü Şehmus’a çevirdi.
“Dışarıdaki yabancı ekipleri takip edin. Çatışmaya girmeyin. Kimliklerini öğrenmeden yaklaşmayın.”
Şehmus başını salladı.
“Kael’la aynı hattı kullanıyoruz.”
“Raven?”
“Bize henüz güvenmiyor.”
Fatih omuz silkti.
“Biz de ona güvenmiyoruz. Eşitiz.”
Damien kapıyı açtı.
“Raven’a bunu söyleme.”
“Bence yüzümden anlamıştır.”
Şehmus çıkmadan önce Damien’ın yanında durdu. Yıllardır ona Hazar diye hitap ederdi. Bu isim, aristokrat Damien’dan önce tanıdığı çocuğun ismiydi. Ancak sesi bir anda değişti.
“Damien.”
Damien olduğu yerde durdu.
Fatih’in yüzündeki rahat ifade de kayboldu. Leyla, isim değişikliğinin ikisi için ne anlama geldiğini hemen anladı.
Şehmus sesini düşürdü.
“Doğu geçidindeki adamlardan biri seni sordu. Hazar demedi. Damien Blackthorne dedi.”
Damien’ın gözleri sertleşti.
“Kimdi?”
“Yüzünü görmedim. Siyah aynalı bir parça taşıyordu.”
“Aynadaki Adam’ın adamları,” dedi Leyla.
Şehmus başını salladı.
“Büyük ihtimalle. Sana ulaşamazlarsa yakınındakilere yönelecekler.”
Bakışları kısa bir an Leyla’ya kaydı.
Damien’ın yüzündeki bütün yumuşaklık yok oldu.
“Leyla bu odadan tek başına çıkmayacak.”
Leyla hemen karşı çıktı:
“Başlama yıne.”
Şehmus, Damien’a değil Leyla’ya bakarak konuştu:
“Hazar bazen korumayla hapsetmeyi karıştırır.”
Leyla şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı.
“Sonunda beni anlayan biri.”
Damien, Şehmus’a döndü.
“Sen kimin arkadaşındasın?”
“Senin. Bu yüzden doğruyu söylüyorum.”
Fatih kapının dışında gülümseyerek mırıldandı:
“Hazar, çocukken de bizi dinlemezdi. Sonra kuyuya düşerdi.”
Damien kapıyı yüzlerine kapattı.
Fatih’in koridordan yükselen kahkahası birkaç saniye daha duyuldu.
Leyla kollarını göğsünde birleştirdi.
“Onları sevdim.”
“Bu beni endişelendirdi.”
“Beni senden koruyacaklarını düşünüyorum.”
“Fatih önce kendi dilinden korunmalı.”
Kapı yeniden vuruldu. Bu kez Kael’in sesi geldi.
“Ege burada.”
Leyla’nın yüzündeki bütün şaka kayboldu. Kapıyı kendisi açtı.
Ege eşiğin önünde duruyordu. Yolculuk boyunca uyumadığı yüzünden belliydi. Elinde deri kılıf, yanında Artemis vardı. Leyla kuzenini görünce ilk hissettiği şey rahatlama değil, öfke oldu.
“Sen burada ne yapıyorsun?”
Ege içeri girdi.
“Seni görmeye geldim.”
“Gelme dedim.”
“Duydum.”
“Annemle Doğan’ı bırakıp buraya mı geldin?”
“Koruma var. Ayrıca onlar benim senin yanında olmamı istemediğimi mi sanıyorsun?”
Leyla kapıyı kapattı.
“Bu işin ne kadar tehlikeli olduğunu bilmiyorsun.”
“Artık biliyorum.”
“Kael sana ne anlattı?”
“Yeterince.”
Leyla öfkeyle Damien’a döndü.
“Bunu sen mi söyledin?”
Damien başını iki yana salladı.
“Kael.”
“Fark etmez. Hepiniz—”
Ege sözünü kesti:
“Kimse beni zorla getirmedi. Kendim geldim.”
“Beni yalnız bırakmamak için mi?”
“Evet.”
“Ben yalnız değilim.”
Ege’nin bakışları Damien’a kaydı.
“Biliyorum.”
Damien’la birkaç saniye göz göze kaldılar. Ege ona tam anlamıyla güvenmiyordu. Fakat Leyla’nın yanında duruşunda gösterişten farklı bir şey olduğunu görüyordu.
“Yine de ailen buraya geldi,” dedi Ege. “Bunu kabul et.”
Leyla’nın gözleri doldu fakat öfkesini bırakmadı.
“Senin başına bir şey gelirse kendimi affetmem.”
Ege bir adım yaklaştı.
“Senin başına bir şey gelirken Ankara’da oturursam ben de kendimi affetmem.”
Leyla cevap veremedi.
Ege kollarını açmadı. Leyla’nın kendisine sarılmasını beklemedi. Yalnızca karşısında durdu. Sonunda Leyla dayanamayarak ona sarıldı.
“Salaksın.”
Ege kollarını çevresine doladı.
“Senin kuzeninim.”
“Bu yerterli değil.”
“Bence yeterli.”
Leyla birkaç saniye onu bırakmadı. Babasının ölümünden beri ailesinden birini yanında hissetmeye ihtiyacı olduğunu kendisine bile itiraf etmemişti. Ege’nin gelişi tehlikeli, düşüncesiz ve sinir bozucuydu.
Ama iyi gelmişti.
Artemis kapının yanında sessizce bekliyordu. Leyla, Ege’den ayrıldıktan sonra ona döndü.
“Sen de mi beni yalnız bırakmamak için geldin?”
Artemis kısa bir nefes verdi.
“Hayır. Başlangıçta Lucas için geldim.”
“Başlangıçta?”
Artemis elindeki deri kılıfı uzattı.
“Babamdan kalan bir kayıt sizin ailenize çıkıyor.”
Leyla kılıfı aldı. İçindeki yanmış fotoğrafı ve arkasındaki notu okudukça yüzündeki ifade değişti.
Taşıyıcı hattı, Şahinler adıyla saklandı. Gerçek soyadı değiştirildi.
“Karhanlı...” diye fısıldadı.
Ege başını salladı.
“Bizim eski soyadımız.”
Leyla’nın eli fotoğrafın üzerinde titredi.
“Annemin ailesi mi?”
“Büyük ihtimalle,” dedi Artemis. “Babam bu kan hattını araştırıyordu.”
Leyla başını kaldırdı.
“Babanın adı neydi?”
“Levent Arslan.”
Damien’ın yüzünde kısa bir tanıma ifadesi oluştu.
“Valerian Vakfı’nın Avrupa sanat fonlarında çalışıyordu.”
Artemis ona baktı.
“Onu tanıyor muydun?”
“Şahsen değil. Kayıtlarda adını gördüm.”
“Sekiz yıl önce öldürüldü.”
Leyla’nın bakışları yumuşadı.
“Üzgünüm.”
Artemis’in yüzündeki sertlik bir anlığına kırıldı.
“Ben de baban için üzgünüm.”
İki kadın birkaç saniye birbirine baktı. Farklı nedenlerle aynı yapının kapısına gelmişlerdi. Artemis’in buraya gelişi yalnızca Lucas’a duyduğu takıntıdan ibaret değildi. O da babasının ölümünü taşıyordu.
Leyla fotoğrafı Damien’a uzattı.
“Bunu Narin görmeli.”
“Önce Kael kopyalasın,” dedi Damien.
Ege, Damien’a baktı.
“Her şeyi kopyalama takıntınız mı var?”
Leyla cevap verdi:
“Tek kayıt bırakmak tehlikeli.”
Ege, kuzeninin birkaç gün içinde nasıl değiştiğini fark etti. Eskiden bir belgeyi eline alıp hemen okumaya çalışırdı. Şimdi delili çoğaltmayı, saklamayı ve kimin görebileceğini hesaplıyordu.
“Sen gerçekten iyi misin?” diye sordu.
Leyla fotoğrafı çantasına koydu.
“Değilim.”
Ege bu kadar açık cevap beklememişti.
Leyla devam etti:
“Ama durmayacağım.”
Ege başını salladı.
“Ben de.”
Kapının dışından Fatih’in sesi duyuldu:
“Hazar, aşağıda hareket var.”
Damien anında kapıya yöneldi. Şehmus içeri girdiğinde yüzündeki ifade tamamen ciddiydi.
“Doğu geçidindeki ekip geri çekildi. Ama giderken otelin altındaki eski çeşme tüneline işaret bıraktılar.”
“Ne işareti?” diye sordu Kael.
“Yarım ayna.”
Damien’ın çenesi kasıldı.
Şehmus bu kez yine onun ikinci adını bırakıp ciddi sesle konuştu:
“Damien, bu davet değil. Seni bir yere çekmeye çalışıyorlar.”
“Biliyorum.”
“Gitmeyeceksin.”
Fatih kapıdan içeri bakarak mırıldandı:
“Çocukken bunu söylediğimizde hep giderdi.”
Damien ona sertçe baktı.
“Bu kez gitmeyeceğim.”
Fatih şaşkınlıkla Şehmus’a döndü.
“Büyümüş.”
Şehmus’un yüzünde küçücük bir rahatlama oluştu.
“Önce güvenliği kapatalım. Sonra işareti inceleriz.”
Damien başını salladı.
“Leyla, Ege ve Artemis bu odada kalacak.”
Üçü aynı anda karşı çıktı:
“Hayır.”
Fatih kahkaha attı.
“Hazar, senin hayatın zorlaşmış.”
Damien gözlerini kapatıp kısa bir nefes aldı.
“Kael, Şehmus ve Fatih’le birlikte geçidi kontrol edeceğiz. Lucas taş evde Bennu’yla kayıtları inceliyor. Raven Divan hattında. Burada dört koruma kalacak.”
Leyla ona yaklaştı.
“Benden bir şey saklamayacaksın.”
“Yalnızca işarete bakacağım.”
“On dakika içinde dönmezsen peşinden gelirim.”
“Bu tehdit mi?”
“Uyarı.”
Fatih, Şehmus’a fısıldadı:
“Bence Hazar karşılığını bulmuş.”
Damien duydu.
“Fatih.”
“Susuyorum.”
Üç adam Kael’le birlikte çıktı. Ege, Damien’ın ardından kapanan kapıya baktı.
“Bu çocukluk arkadaşları kim?”
Leyla’nın dudaklarında hafif bir gülümseme oluştu.
“Damien’ın gerçek insan olduğuna dair kanıt.”
Artemis koltuğa oturdu.
“Hazar diye hitap ediyorlar.”
“İkinci adı.”
“Damien buna izin veriyor mu?”
Leyla bir an düşündü.
“Onlara veriyor.”
Ege kuzenine dikkatle baktı.
“Sen ona ne diyorsun?”
“Damien.”
“Henüz.”
Leyla başını ona çevirdi.
“Ne demek o?”
Ege omuz silkti.
“Bir şey demedim.”
Leyla’nın yüzündeki ifade, Ege’nin Damien’la arasında oluşan şeyi fark ettiğini gösteriyordu. Fakat Artemis’in yanında konuyu açmadı.
Bir süre sonra Ege ile Artemis, fotoğrafın ayrıntılarını anlatmak için Narin’in bulunduğu alt kata götürüldü. Leyla odada tek başına kaldı. Yorgunluk, Damien’ın çıktığı anda daha ağır biçimde üzerine çöktü. Yatağın kenarına oturup babasının kara kaplı defterini açtı.
Erdem’in son sayfalarından birinde küçük bir cümle vardı:
İnsan karanlığa tek başına girince sesini kaybediyor. Yanında biri varsa en azından kim olduğunu hatırlayabilir.
Leyla cümleyi daha önce okumuştu ama bu kez farklı geldi. Babası tek başına ilerlemiş, kimseye güvenememiş ve sonunda bütün yükü kendi üzerinde taşımıştı.
Leyla aynı hatayı yapmak istemiyordu.
Fakat birine güvenmenin onu kaybetme ihtimalini de beraberinde getirdiğini biliyordu.
Kapı yaklaşık on dakika sonra açıldı. Damien içeri girdiğinde ceketinin omzunda toz, elinin üzerinde ince bir kesik vardı.
Leyla hemen ayağa kalktı.
“Ne oldu?”
“Eski çeşme tünelinde mekanizma vardı. İşarete dokununca taş parçası düştü.”
“Elin?”
“ Sadece bir Çizik.”
Leyla yanına gelip elini tuttu. Damien’ın parmakları bir an hareket etmeyi bıraktı.
“Bir şey yok.”
“Bunu söylemeyi bırak.”
“Gerçekten bir şey yok.”
Leyla küçük sağlık çantasını aldı. Damien karşı çıkmadan yatağın kenarına oturdu. Leyla elindeki kesiği temizlerken odada sessizlik oluştu.
“Şehmus ve Fatih iyi insanlar,” dedi Leyla.
Damien başını salladı.
“Öyleler.”
“Senin Hazar olduğun zamanı biliyorlar.”
Damien’ın bakışları ona kaydı.
“Hâlâ Hazar’ım.”
“Onların yanında farklısın.”
“Nasıl?”
“Daha az...”
Leyla doğru kelimeyi aradı.
“Taş?”
Damien’ın dudağının kenarı kıvrıldı.
“Bu kadar açık söylemeyecektim.”
“Yüzünden belli.”
Leyla yaraya küçük bandaj yapıştırdı.
“Çocukluk arkadaşlarının olması iyi. Seni sadece soyadınla tanımıyorlar.”
“Sen de artık yalnızca soyadımla tanımıyorsun.”
Leyla ellerini geri çekti.
“Bundan emin olma.”
Damien bandajlı eline baktı.
“Beni hâlâ suçlu bulma ihtimalin var.”
“Evet.”
“Yine de yarama baktın.”
“Kanı halıya akıtmanı istemedim.”
Damien gülümsedi.
Leyla bu kez onun gülümsemesini bozmadı.
“Arşivdeki not...” dedi Damien. “Benden şüphe etmen normal.”
“Normal olan hiçbir şey kalmadı.”
“Beni senden uzaklaştırmak istiyorlar.”
“Biliyorum.”
“Başarabilirler mi?”
Leyla başını kaldırıp ona baktı.
“Bilmiyorum.”
Damien’ın yüzündeki gülümseme kayboldu.
Leyla devam etti:
“Bunu dürüstçe söylüyorum. Bir gün annene ulaşmak için Astér’i kullanman gerekirse ne yapacağını bilmiyorum. Ben de babamın katiline ulaşmak için seni kullanmam gerekirse ne yapacağımı bilmiyorum.”
Damien’ın sesi alçaldı.
“Benden bunu istemeden kullanamazsın.”
“Sen de beni.”
“Evet.”
“Bunu söz olarak mı söylüyorsun?”
Damien birkaç saniye düşündü.
“Sözlerin her zaman tutulamadığını biliyoruz.”
Leyla’nın yüzü gölgelendi.
Damien devam etti:
“Bu yüzden sana söz vermeyeceğim. Sana seçim hakkını elinden almayacağımı söyleyeceğim. Her seferinde yeniden söylemek zorunda kalsam da.”
Leyla gözlerini ondan ayırmadı.
“Bu daha zor.”
“Biliyorum.”
“Birini korumak için bazen onun kararına karşı çıkmak isteyeceksin.”
“Şimdiden istiyorum.”
“Yine de?”
Damien yavaşça ayağa kalktı. Aralarında çok az mesafe kaldı.
“Yine de seni bir anahtar, görev ya da korunacak eşya gibi görmeyeceğim.”
Leyla’nın nefesi hafifçe değişti.
“Beni ne olarak görüyorsun?”
Damien hemen cevap vermedi. Bakışları Leyla’nın gözlerinden yüzüne, ardından boynundaki Astér’e kaydı. Fakat bu kez kolyede durmadı. Yeniden gözlerine döndü.
“Her şeyin ortasında hâlâ kendisi olmaya çalışan biri.”
Leyla’nın gözleri doldu.
“Bazen kim olduğumu bilmiyorum.”
Damien elini kaldırdı fakat yüzüne dokunmadan önce durdu.
“Dokunabilir miyim?”
Leyla bu soruya şaşırdı. Damien daha önce çoğu zaman onu çekip korumaya çalışmış, kolundan tutmuş ve önüne geçmişti. İlk kez dokunmadan önce soruyordu.
Leyla çok hafif başını salladı.
Damien parmaklarının dışıyla yanağına dokundu. Hareketi yavaş ve dikkatliydi. Leyla gözlerini kapatmadı. Birinin kendisine acıyarak dokunmasından nefret ediyordu. Damien’ın bakışında acıma yoktu.
Yalnızca anlama çabası vardı.
“Babamı unutmak istemiyorum,” dedi Leyla.
“Unutmayacaksın.”
“Bir gün yeniden gülersem...”
“Bu onu unutuğun anlamına gelmez.”
Leyla’nın gözlerinden bir damla yaş süzüldü. Damien başparmağıyla yaşı silmedi. Onu ağlamaktan kurtarmaya çalışmadı. Yalnızca elini yanağında tuttu.
“Onu kurtaramadım,” dedi Leyla.
“Bu senin görevin değildi.”
“Benim yüzümden bu işin içine girdi.”
“Hayır. Seni korumak için kendi kararını verdi.”
“Sonuç değişmiyor.”
“Hayır. Ama suçlu değişiyor.”
Leyla başını çok az Damien’ın eline yasladı. Bu hareket ikisini de susturdu.
Damien ona yaklaşmadı. Leyla’nın yasını, zayıf anını veya aralarındaki gerilimi kullanmak istemiyordu. Fakat geri de çekilmedi.
Leyla gözlerini kaldırdığında yüzleri birbirine çok yakındı. Damien’ın nefesini hissedebiliyordu. Aralarındaki yakınlık bir öpüşmeye dönüşebilecek kadar güçlüydü.
Fakat Leyla’nın gözlerinde hâlâ babasının acısı vardı.
Damien alnını yavaşça onun alnına dayadı.
“Buradayım,” dedi.
Leyla gözlerini kapattı.
“Ne kadar süre?”
Damien’ın cevabı dürüsttü.
“Sen istediğin kadar.”
Leyla’nın dudaklarında acı bir gülümseme oluştu.
“Dürüst cevap verdin.”
Damien da gözlerini kapattı.
“Gitmemi istersen giderim.”
Leyla birkaç saniye sessiz kaldı.
Ardından ellerini Damien’ın ceketinin iki yanına hafifçe tuttu.
“Şimdi değil.”
Damien onu kollarının arasına alırken acele etmedi. Leyla başını göğsüne yasladı. Bu, tutkulu ya da kusursuz bir sarılma değildi. İkisi de yorgun, yaralı ve ne yapacaklarını tam olarak bilmeyen insanlardı.
Fakat Leyla bir haftadır ilk kez birinin yanında ağlamasına izin verdi.
Damien ise ilk kez onu susturmaya, toparlamaya ya da güçlü görünmeye zorlamadı.
Sadece tuttu.
Kapının dışında ayak sesleri geçti. Şehmus ile Fatih koridorun köşesinde durdu. Fatih kapıya yönelmek üzereydi ki Şehmus kolundan tuttu.
“Şimdi değil.”
Fatih, kapının altındaki iki gölgeye baktı. Ardından sessizce başını salladı.
“Hazar sonunda durmayı öğrenmiş.”
Şehmus’un yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.
“Belki.”
İkisi geri çekildi.
Odada Leyla’nın hıçkırıkları yavaşça dinerken Damien çenesini saçlarının üzerine yasladı.
Astér, Leyla’nın boynunda soğuk ve sessizdi.
İlk kez aralarında duran şey anahtar, Aureth veya Kapı değildi.
Yalnızca birbirlerinin acısını taşıyamayacaklarını bilerek, birkaç dakikalığına paylaşmayı seçmiş iki insan vardı.
Karanlık onları aynı yola getirmişti.
Ama o an birbirlerine yaklaşmaları, karanlığın kararı değildi.
Kendi seçimleriydi.