9. bölüm / 13
Obsession9.bölüm: Kim suçlu?
Bölümler 13Şu an: 9.bölüm: Kim suçlu?
- 1 1.Bölüm: Partideyken başka bir yere992 kelime
- 2 2. BÖLÜM: takıntılıyla baş başa758 kelime
- 3 3.Bölüm: Kişilik ve konum561 kelime
- 4 4.BÖLÜM: Gidiş ve süpriz758 kelime
- 5 5.BÖLÜM:canlı bedenin içindeki ölü ruh735 kelime
- 6 6.bölüm:yeni bir kimlik1.035 kelime
- 7 7. Bölüm: şart ve umut1.228 kelime
- 8 8.bölüm: özgürlük ve koma983 kelime
- 9 9.bölüm: Kim suçlu?848 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 10.BÖLÜM: başa dönüş1.457 kelime
- 11 11.bölüm: affetmek için herşey...1.635 kelime
- 12 12.Bölüm: Nefret edilen aşk1.725 kelime
- 13 13.bölüm: Youno yaşıyacak!1.667 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sonra tekrar uykuya daldım...
2 ay sonra.....
Bilmediğim bir zaman diliminde uyandım. Kaç ay geçmişti, hangi gündeydim veya saat kaçtı? Bunların hepsi belirsizdi; tek belirli olan şey konumdu. Yine aynı garaj, fakat daha çok hastaneyi andıran eşyalar vardı. Koluma bağlı bir serum, boynumu dik tutacak bir boyunluk ve belirli yerlerimde sargı vardı. Beni ne kadar hırpaladığı buradan belliydi. Nefes alınca kaburgalarım ağrıyordu, bu da gözlerimin dolmasına neden oldu.
Woog etrafta gözükmüyordu. Anlamıyordum; beni seven bir insan nasıl bu kadar acımasız oluyordu? Ona karşı çıkmam tam bir saçmalıktı. Ona hiçbir şekilde zarar veremem ve bir daha da böyle bir hata yapmamalıydım. Ölümün bu kadar yakın olduğunu ilk defa hissettim. Her şey çok karmaşıktı. Ölmek istemem bile artık korkutuyordu beni, çünkü acı içinde ölmek de var. Ama Woog ile yaşamak ölümden daha beter bir şey; sanki sonsuz korku ve çaresizlik gibi. Tek istediğim en hızlı zamanda bu lanetin bitmesiydi. Ailem beni ölü biliyor, artık Son-Youno değilim; bana takıntılı olan kişiyle evliyim ve kurtulacağım derken az kalsın ölüyordum. Gerçekten filmlerde bile konu olamayacak bir lanete benziyor. Hâlâ nasıl dayandığımı ben de bilmiyorum. Ve asıl anlamadığım şey, bunları seven bir kişinin yapıyor olması. Tek bildiğim şey, asıl benliğimin öldüğü...
Dakikalar geçtikten sonra kapı tarafından ses geldi. Korkuyla kapıya baktım. Kapı açıldı. Kapı açılır açılmaz ne yapacağımı bilemeyip gözlerimi kapattım ve uyuyormuş gibi yaptım. Woog'u görmek beni eskisinden daha çok bir korkuya sürükledi. Korkuyla yutkundum ve gerçekten uyuyormuş gibi nefeslerimi düzenledim. Dikkatle sesleri dinledim. Kapı kapandı ve ayak sesleri yükseldi. Yakınıma gelmişti. Kolumdaki serumun hafif hareketiyle serumuma bir şeyler kattığını anladım. Kalbim korku ve dehşetle hızla atıyordu. Tekrar bana dokunmasını düşünmek ölüm gibi korkunçtu.
Yaptığı işlemler çok geçmeden bitti sanırım, daha fazla ses gelmiyordu. Sonunda ayak seslerinin uzaklaştığını düşündüm fakat bir sandalyenin yere sürünme sesi geldi. Sandalyeyi yakınıma getirdi ve sanırım oturdu. Nefesleri hafif duyulur hâle geldi. Gitmesi için içimden dua ettim; onunla baş başa kalmak çok korkunçtu. Her an bu başarısız rolümü anlayabilirdi. Fakat çok sessizdi; hiçbir hareket sesi ya da tenimde bir sıcaklık hissetmedim. Aksine bu, korkumu daha da artırdı. Ne olmuştu buna?
Woog'un nefesi daha duyulur hâle geldi ve titremeye başladı. Ortam an be an gerilmeye başladı. Zaman gitgide bulanıklaşıyor, kaç dakikadır burada olduğunu kestiremiyordum. Garip davranışları devam ederken sonunda sessiz bir şekilde, titrek nefesinin altından konuştu:
— Haylie... seni çok özledim... senin canını acıtan bu lanet şeytan seni çok özledi... uyan lütfen...
Dediklerini duyunca nefesim kesildi. Yalvarıyordu. Titrek nefesi küçük hıçkırıklara dönüştü. Ağlıyor muydu? Bu beni iyice şaşırttı. Titrek ve ağlak sesi bu sefer daha güçlü bir şekilde konuştu:
— İstersen o camı tekrar tekrar ve tekrar omzuma sapla... bağır, küfret, parçala beni... ama ne olur uyan güzelim... her buraya geldiğimde seni gözlerin kapalı gördüğümde... kendimi öldürmek istiyorum.
Uyanık olduğumu belli etmemek için çok zor çabaladım çünkü şaşkınlık yüzüme de vuruyordu. Bu kadar çok şey yaptıktan sonra pişman olması ve şu an yalvarması bana çok garip gelmişti. Ama sonuç neticesinde yapmıştı; yani bu, onun ne kadar şeytan olduğunu değiştirmeyecekti. Woog'un titreyen ellerini yattığım yerin üzerinde ve ellerimin yakınında hissettim. Bu beni ürpertmişti. Sakinleşmeye çalışıyordum. Woog tekrar konuşmaya devam etti:
— Hiçbir şansım yok... bundan önce de yoktu... her şey sen şirkete gelmenle başladı!
Ağlarken sesi yükseldi. Neyden bahsettiğini anlayamamıştım. Korkuyla nefeslerim hızlandı. Konuşmaya devam etti:
— Senden vazgeçmeye çalışırken iyice kaptırdım kendimi. O gün sen her zamanki gibi şirkete gelirken, ben seni her zamanki gibi izlerken, gözümün önünde seni bırakan o lanet adamı öptüğünde... tüm bunlar benim mi suçumdu?
Duraksadı ve derin bir nefes aldı. Hıçkırıkları arasında konuşmaya devam etti:
— Belki seni görmeseydim o gün, senden vazgeçseydim o gün, şimdi bu hâlde olmayacaktın. Ama kaderimiz buydu. Hiçbir şey benim suçum değildi. Sana isteyerek âşık olmadım, isteyerek sana takıntılı olmadım. Senden vazgeçmeye çalışsam da sen sanki bir lanet gibiydin... şirkete geldiğin günden beri tüm çekiciliğiyle dolaşan sen suçluydun! Her gün eşek gibi çabaladım senin beni fark etmen için. Ama sen sadece bir iki toplantıda karşıma çıktın ve onda da görmedin beni. Senin patronunken sen beni tanımadın bile ilk kaçırdığım zaman... hiç mi görmedin beni, Haylie? Yalvarırım söyle, hiç mi fark etmedin beni?
Kafasını yatağa dayadı ve titreyen eli benim elimi tuttu. Söylediklerini dinlerken geçmişi hatırladım. Beni her gün izliyormuş ve ben gerçekten onu fark etmemişim. Cidden ben nasıl görmedim bunu? Söylediklerini duyunca boğazım düğümlendi ve yutkunamadım. Her şey benim mi suçumdu? Bu bir saçmalık; bu kader değil, benim suçum da değil.
Woog'un hıçkırıkları sakinleşti ve kafasını kaldırdı. Burnunu çekerken konuştu:
— Ne olur diğer geldiğimde uyan... en azından gözlerime bak.
Ayağa kalkma sesi duydum ve kapıya doğru ayak sesleri. Sonunda gidiyordu. Söyledikleri kafamda yankılanıyor ve beni çok kötü etkiliyordu. Gerçekten beni bu ne zamandır izleyen adamı hiç mi görmedim ben? Sert bir kapı sesi çıktı ve ben de gözlerimi açtım. Sessizlik etrafı tekrar bürümüştü. Yine yalnız kaldım, bu sefer birçok düşünceyle. Beni hep izliyormuş, toplantılarda karşılaşıyormuşuz ve kendisi benim patronum olduğu hâlde ben onu hiç görmemişim...
Gerçekten benim mi suçum? Asla anlamıyordum. Bu kader değil, onu biliyorum. Her şeyi kendisi yaptığı hâlde suçu bana atıyor. Bu hissettikleri aşk değil. Tamamen intikam ve psikopatlıktı. Ama vazgeçmeye çalışmış... peki neden vazgeçemedi? Sessizlik bu soruları bana tekrar tekrar soruyordu. Bunların suçu kimdeydi?...
Bölüm etkileşimi
