Obsession kitap kapağı

13. bölüm / 13

Obsession

13.bölüm: Youno yaşıyacak!

Vaveyla Yazarı: ⭒✮İćl𝖆𝖑✮⭒ .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 13Şu an: 13.bölüm: Youno yaşıyacak!

Rahat bir uykunun ardından ertesi güne uyandım. Bugün Woog, kolumun iyileştiğini söyleyerek alçıyı çıkardı. Bu kez yatağıma yalnızca bana ait bir kahvaltı getirmişti. Ardından kolumdaki serumu da çıkardı. İyi davranıyordu ama bu, ona karşı duyduğum korkuyu kesinlikle ortadan kaldırmamıştı.

Etrafta çıkardığı eşyaları bir çantaya yerleştirip topluyordu. O sırada kendi kendine şarkı mırıldandığını fark ettim. Kendimi Woog'un bu sakin ve huzurlu hâline bakmaktan alıkoyamıyordum. Bir süre sonra ona baktığımı fark etmiş olacak ki duraksadı ve bana gülümseyerek döndü.

- Ne oldu, sevgilim? Niye öyle bakıyorsun?

Kendime gelip hemen önüme döndüm ve yutkundum. Tereddütlü bir sesle konuştum.

- Hiç...

Dişlerimi sıktım. Gerilmiştim. Adama neredeyse gözümü bile kırpmadan bakıp ardından "hiç" dememin hiçbir anlamı yoktu. Woog da bunun farkındaydı.

Eşyalarını bir kenara bıraktı ve yanı başımdaki küçük boşluğa oturdu. Gözlerindeki ifade yumuşadı; bakışlarına şefkat yerleşti. Nazikçe bana uzandı, çenemi kavrayarak yüzümü kendisine çevirdi.

- Hiç diyorsun, Haylie ama ben o bakışı gördüm. Ne oldu, söylesene?

Dudaklarımı birbirine bastırdım. Gözlerine bakınca ne hissedeceğimi bilemedim. Ben sadece onun bu kadar sakin olduğunu ilk defa görüyordum. Ona, ilk kez böyle sakin davrandığını söylersem işlerin kesinlikle iyiye gitmeyeceğini düşünüyordum.

Gözlerimi kucağıma indirdim. Ona neden baktığımı ben bile bilmiyordum. Üstelik bir cevap vermezsem kızacağından emindim. Kalbim hızla atmaya başladı. Böylesine çelişkili duyguların arasında kalmak beni tüketiyordu. Bir yanım onun bu hâlini anlamaya çalışırken diğer yanım, en ufak bir yanlışın bedelini ödemekten korkuyordu.

Gözlerim kısa bir anlığına Woog'un gözlerine değdi. Yavaşça kaşlarını çattı.

- Hey, yavru köpek gibi davranmayı bırak. Sadece neden baktığını soruyorum. Seni tehdit falan etmiyorum.

Telaşlandım. Gözlerimi kaçırarak bir şeyler uydurmaya çalıştım.

- B... Bugün biraz değişik görünüyorsun... S... Saçın.

Devamını getiremedim. Gözlerimi sürekli kaçırıyor, titreyen dudaklarımı kontrol edemiyordum.

Bir an donakaldı. Korkuyla başımı eğdim. Woog, elini saçlarına götürürken düşüncelere daldı.

- Her zamanki gibi basit bir düzenleme yapıp çıktım. Farklı bir şey yok ki?

Başımı eğdiğimi fark edince bana döndü ve nazikçe gülümsedi. Ardından güven verircesine hafifçe başını eğdi. Kendi kendine kıkırdadı.

- İlgini çektim demek.

Kızmamıştı.

Gözlerim büyüdü. Farkında olmadan tuttuğum nefesi bıraktım. Ancak gülümsemesi genişledikçe yüzünde saplantılı bir ifade belirdi. İki elini belimin iki yanına, yatağa dayadı. Bir anda kendimi onunla yatağın arasında sıkışmış gibi hissettim.

Korkum yeniden alevlendi.

- Demek ilgini çektim, bebeğim.

Yutkundum. Tereddütle başımı salladım. Çünkü ne yapacağımı, nasıl davranacağımı bile bilmiyordum. Woog bir anlığına dudaklarıma baktı. Tepkimi ölçmeye çalıştığı belliydi.

- Senin ilgini çektiysem o zaman bu... Bana karşı bir şeyler hissetmeye başladığın anlamına mı geliyor?

Kaşlarım çatıldı. İçimi kaplayan korkunun altında saklanan nefret yeniden uyandı.

- Yok öyle bir şey!

Sözler ağzımdan aniden dökülüverdi.

Ne söylediğimi fark ettiğim anda gözlerim büyüdü. Alt dudağım yeniden titremeye başladı. Woog'un ifadesi donmuştu ama gülümsemesi henüz silinmemişti. Dişlerini sıkarak sözlerimi yanlış anlamak istercesine yüzüme baktı.

- Öyle bir şey yok demek... Anladım.

Zar zor nefes alıyordum. Acilen bir şey bulmalıydım. Yoksa bu konuşma yalnızca bir konuşma olarak kalmayacak, bedelini kırık kemiklerimle ödeyecektim.

Gözlerim hafifçe dolarken kekeleyerek konuştum.

- B... Ben şu an sana karşı bir şey hissetmiyorum, üzgünüm... Ama! Duygular değişebilir, değil mi?

Bunları söylerken yumruklarımı sıkıyordum. Korku, insana en istemediği şeyleri bile yaptırıyordu. Söylediklerimin hiçbirini içtenlikle söylememiştim. Bunlar kalbimden gelen sözler değil, yalnızca kendimi koruyabilmek için bulduğum çaresiz bir yoldu.

Ama işe yaradığını, Woog hafifçe geri çekildiğinde anladım.

Dudaklarındaki gülümseme solmuştu. Gözlerindeki ifade değişmiş, bakışları daha sakin ve daha az tehditkâr bir hâl almıştı. Yine de onun sakinliğine güvenemiyordum. Bazen en korkutucu şey, karşındaki insanın öfkesini bile belli etmemesiydi.

Bir süre sessizlik oldu.

Sonra önüne döndü ve sessizce fısıldadı.

- Haklısın... Sana çok acı çektirdim. Ama söz, kendimi sana sevdireceğim.

Tuttuğum nefesi yavaşça bıraktım. Gözlerimde biriken yaşları elimle sildim.

Woog ayağa kalktı, eşyalarını aldı ve sessizce odadan çıktı.

Ardından kapı kapandı.

Ve ben, yine onun olmadığı bir odada bile ondan korkmaya devam ettim.

Gece...

Uykumun derinliklerinden bilincime doğru yükselirken her şey parça parça hatırlanmaya başladı.

Birinin beni taşıdığını, bir yere oturtulduğumu ve yeniden bağlandığımı anımsıyordum. Sonrasına dair hiçbir şey hatırlamıyordum. Şimdi ise kaburgalarımdaki ağrıdan ve ellerimin arkamdan bağlanmış olmasından, oturtulduğum yerde hâlâ durduğumu anlıyordum.

Sabah...

Sabahın erken saatlerinde uyandım ama gözlerimi açmamla yaşadığım şok bir oldu.

Buraya ilk getirildiğim günkü gibi bir sandalyeye bağlanmıştım. Ellerim arkamda bağlı, ağzım bantlıydı.

Ne olmuştu?

Yine ne yapmıştım?

Birkaç saat boyunca öylece bekledim. Kaburgalarımdaki ağrı ve daha yeni iyileşmiş olan kolumun sızısı dayanılmazdı. Kıpırdamaya bile çekiniyordum. Her hareketimde acım biraz daha artıyordu.

Tam ne yapacağımı düşünürken kapı açıldı.

Woog içeri girdi. Üzerinde şık bir takım elbise vardı ve saçları özenle şekillendirilmişti. Nazikçe gülümsüyordu ama onu görünce yeniden korkmaya başladım.

Bugün ne vardı? Ne olmuştu da beni tekrar buraya bağlamıştı?

Önüme gelip eğildi ve konuşmaya başladı.

- Günaydın, sevgilim. Erken uyanmışsın.

Korkuyla gözlerine baktım.

- Ah, ne olduğunu anlamadın tabii. Dur canım, ağzını açayım.

Nazikçe uzanıp ağzımdaki bandı çıkardı. Ancak ben konuşmaya cesaret edemiyordum.

- Sana anlatacağım ama önce... Canın acıyor mu? Biliyorum, seni böyle oturtmamalıydım ama anlatacağım.

Canım acıyordu, hem de çok. Fakat asıl merak ettiğim şey, ne anlatacağıydı. Neden tekrar bağlandığımı bile bilmiyordum.

- Evet, ağrım var ama... Şey, ne oluyor?

Elini nazikçe yanağıma dokundurdu, ardından yüzümü okşadı. Gülümsemesinin ardında mahcup bir ifade vardı.

Sonra konuştu.

- Üzgünüm, sevgilim. Gerçekten. Yukarıda bir toplantım var. Seni bağlamak zorundaydım.

Toplantı mı?

Buraya, bu eve birileri mi gelecekti?

Alt katta, aylardır herkes tarafından öldü bilinen bir kadının bulunduğunu bilmeden bu eve toplantı yapmaya mı geleceklerdi?

Gözlerim büyüdü.

Bu, elime geçebilecek en büyük fırsattı.

Kaçmak için bir şansım vardı ve bunu mahvetmemeliydim. Belki de bir daha asla böyle bir fırsat yakalayamayacaktım.

Aklıma basit bir fikir geldi. Hem gerçek bir ihtiyacımı dile getirecek hem de kurtuluşum için bana yardımcı olabilecek bir istekti bu.

- Woog... Gerçekten kolum çok ağrıyor. Rica etsem ipleri biraz gevşetir misin? Gerçekten dayanamıyorum...

Gözlerimde hafif bir nemlilik belirdi. Bu kez gözyaşlarımın bir kısmı gerçek acımdan, bir kısmıysa kurtulabilmek için çırpınmamdan kaynaklanıyordu.

Woog'un yüzündeki gülümseme soldu. Hızla ayağa kalkıp arkama geçti.

- Ah, çok üzgünüm. Kolunu böyle zorlamam gerektiğini biliyorum. Aslında ipleri zaten gevşek bağlamıştım ama canın acıyorsa biraz daha gevşetebilirim.

İpleri gevşetirken biraz rahatladığımı hissettim. Derin bir nefes verdim.

Woog arkadan bana sarıldı ve omzuma bir öpücük kondurdu.

- Şimdi iyi mi, sevgilim? Canını acıtmayacağıma dair kendime söz verdim.
- Evet, iyiyim...

diye sessizce karşılık verdim.

Önüme geçerken boynuma da bir öpücük kondurdu ve tam karşımda durdu. Yüzünde yine o nazik gülümseme vardı.

- Şimdi yukarı çıkmam gerek. Sessiz ol ve dinlen. Sana yemeği biraz geç getirmek zorunda kalacağım. Üzgünüm.

Yavaşça başımı sallayarak onayladım.

Ardından bandı ağzıma yeniden yapıştırdı, saçlarımdan öptü ve odadan çıktı.

Derin bir nefes verdim.

Kolumdaki ipler gevşemişti ama hâlâ kurtulamayacağım kadar sıkıydı.

Yine de bugün elimde bir fırsat vardı.

Belki ilk ve son fırsatım.

Canım ne kadar acırsa acısın, buradan çıkmak için çabalayacaktım.

Buna mecburdum.

Saatler geçmişti. Ben ise yalnızca kaçışımı düşünüyordum. Ellerimi ve ayaklarımı çözmeyi başarabilsem bile kapı kilitliyse ne yapacaktım? Birisi beni bulursa ne olacaktı? Üst kattaki insanlar beni duyabilir miydi?

Aklımdan onlarca ihtimal geçiyordu.

Üst kattan sesler gelmeye başlayınca irkildim. Sanki uzun zamandır hiç ses duymamış bir insanın, ilk kez işitme cihazı takıp çevresindeki dünyayı yeniden duyması gibiydi.

İnsanları unutmuştum.

Woog'un sesinden başka sesleri, onun yüzünden başka yüzleri...

Dışarıda hâlâ başka insanların yaşadığını, konuştuğunu ve güldüğünü unutacak kadar uzun süre yalnız kalmıştım.

Ne yapacağımdan emin değildim. Ellerimi çözmeye çalışırken kolumu da zorlamak zorunda kalıyordum. Her hareketimde canım yanıyordu. Bu da kaçışımı yavaşlatıyordu ama pes etmeye niyetim yoktu.

İpi azar azar gevşetmeyi başardım.

Uzun uğraşların sonunda, acıya daha fazla dayanamayacağımı düşündüğüm bir anda ellerimi kurtardım.

Ellerim serbestti.

Acının bir anlığına hafiflemesiyle derin bir nefes verdim ve ağzımdaki bandı çıkardım.

Sırada belime bağlanmış ip vardı.

Woog, kaburgalarımı daha fazla incitmemek için ipi çok sıkı bağlamamıştı. Yine de eğildiğimde kaburgalarıma binen baskı canımı yakıyordu.

Dişlerimi sıktım ve pes etmeden belimdeki ipi de çözmeye çalıştım.

İpi göremediğim için bu işlem beni oldukça zorladı. Kolumdaki ve belimdeki ipleri çözmem neredeyse bir saatimi almıştı. Hem hareket etmekte zorlanıyor hem de her seferinde acıyla mücadele ediyordum.

Elimdeki imkânlarla daha hızlı yapabileceğim bir şey yoktu.

Şimdi sıra ayaklarıma gelmişti.

Tam eğilip ayaklarımdaki ipleri çözmeye başlayacaktım ki merdivenlerden gelen sesleri duydum.

Yüreğim ağzıma geldi.

Hayır, hayır!

Woog şimdi gelirse her şey biterdi.

Panikle önce bandı ağzıma yeniden yapıştırdım. Ardından ipleri beceriksizce etrafıma doladım ve kendimi olabildiğince eski pozisyonuma getirdim. Her şey eskisi gibi görünmüyordu ama elimden gelen buydu.

O sırada diğer kapıların açılmaya çalışıldığını duydum.Sonunda ayak sesleri tam kapının önünde durdu.

Gelen kişinin Woog olmadığını anlamıştım. Kapı kilitliydi ama bu adam, bir anahtar kullanmadan kapıyı açmayı başardı.

Nefesimi tuttum.

Kapı aralandığında karşıma genç, takım elbiseli bir adam çıktı. Oldukça profesyonel görünüyordu. Toplantıya katılmak için geldiği belliydi. Ama burada, bu katta ve tam da bu odada ne işi vardı?

Hayır, Youno! Sorun bu değil! Şu an kaçmanın tek yolu bu adam!

Zihnimde yankılanan sesle kendime geldim.Hızla ellerimi yeniden çözmeye çalıştım. Adam beni görünce gözleri büyüdü. Profesyonel bir tavırla kapıyı sessizce kapattı ve hızla yanıma geldi.

Ben de ağzımdaki bandı çıkarıp sessizce konuştum.

- Bana yardım et! Kaçırıldım!

Adam kaşlarını çattı. Konuştuğunda ise donakaldım.

- ¿De qué estás hablando? ¿Quién eres?
(Ne diyorsun? Sen kimsin?)

Gözlerim doldu.
Adam beni anlamıyordu. Ben de onu anlamıyordum.

Lanet olsun!

Bir çözüm olmalıydı.Başımı iki yana sallayarak onu anlamadığımı belirttim. Sonra aklıma gelen tek şeyi yaptım: İngilizce konuşmayı denedim.

- (İngilizce) Ben kaçırıldım. Woog beni kaçırdı. Lütfen bana yardım et. Polisi ara!

Adamın gözleri büyüdü. Söylediklerimi anlamıştı.

O da İngilizce konuşmaya başladı.

- (İngilizce) Hemen arayacağım! Merak etme. Her şey kayıt altında. Ben ajanım.

Gömleğinin düğmesine benzeyen küçük bir nesneyi gösterdi. İçinde gizli bir kamera vardı.

Gözlerimden yaşlar süzülürken gülümsedim.

Bir ajandı.
Buraya tesadüfen gelmiş bir yabancı değildi. Beni kurtarabilecek biriydi.
Aylardır ilk kez, içimdeki korkunun arasından küçücük bir umut ışığı doğdu.

- (İngilizce) Hızlı ol. Woog burada olduğunu anlarsa...

Cümlemi tamamlayamadım.
Adam başıyla onayladı. Ardından hızla telefonunu çıkardı, bir numara tuşladı ve telefonu kulağına götürdü.

Gözlerimi ondan ayıramıyordum.

Aylardır hapis olduğum bu yerden sonunda çıkabilecektim.

Beni öldü bilen herkese hâlâ hayatta olduğumu gösterecektim.Beni unuttuğunu düşündüğüm dünyaya geri dönecektim.Belki yeniden gülebilecek, korkmadan uyuyabilecek ve bir gün bütün bunları geride bırakabilecektim.

Youno sonunda yeniden yaşayacaktı.
Bir zamanlar elimden alınan hayatıma, kendi adıma ve kimliğime yeniden kavuşacaktım.Ve belki de ilk defa, geleceği düşünürken içimde korkudan başka bir şey hissediyordum.
Umudu.
Sonunda...
Gerçekten sonunda...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

60okunma 5beğeni 8yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18