4. bölüm · Obsession
4.BÖLÜM: Gidiş ve süpriz
Ağlamaya devam ediyordum. Hiç durmaksızın ağlıyordum gerçekten çok zor bir durumdayım. Çabalarım nafile.
Bir kaç dakika geçti. Ağlamam azalmıştı. Sesizce bekliyordum. Ayak sesleri duydum ve kapı açıldı. Yutkundum ve kapıya baktım. Woog kapıda durmuş ciddi bir ifade ile bana bakıyordu. Bakışmamızı kesen o oldu. Cebindeki telefonu çıkarıp aniden birden fazla fotoğraf çekti.
- Bunları sahibine göndereyim.
Neden fotoğraflarımı birine gönderiyor.
- (bağırarak)Neden çekiyorsun fotoğrafımı ne
yapıcaksın fotoğrafımla!
- Sakin ol küçük bir iş bebeğim. Ah acıkmış olmalısın sana yemek getireyim
- Lanet olsun yemek umrumda değil tamamı! Ne halt yapıyorsun sen?
Omuzlarını silkti ve dışarı çıktı. Bunun üzerinden beş dakika gibi bir süre geçti ve elinde bir tepsiyle geri geldi. Gülümsedi lambayı açtı ve hemen önüme geldi. Tepsiyi gucağıma koydu. Su ve omlet vardı. Bir iki parçada ekmek.
- Acıkmış olmalıyız nasıl yemek istersin bebeğim ekmekli? Sade? Yoksa ekmek arası gibi?
Kafamı sağa çevirdim ve kaşımı çattım. Cidden benle dalgamı geçiyor ah gerçekten ellerim bağlı olmasaydı tepsiyi kafasında kırardım!. Sinirli ve ciddi bir ifade ile;
- Lanet olası yemek umrumda değil yemiyeceğim
Afalladı yutkundu ve eğildi. Çenemi tutup kendisine çevirdi. Bu sayede göz temâsı kurduk.
- Hadi aç ağzını bebeğim işi zorlaştırma.
- Sana yemiyeceğimi söyledim!!!!
Sıkıca elleriyle yanaklarımı kavradı. Sinirlendiği damarlarından anladım. İkimizde ciddiydik. Dişlerini sıka sıka gülümsedi.
- Lanet olası ağzını aç yoksa delmek zorunda kalıcam!.
Gözlerim büydü ve yutkundum, lanet olası gözlerim hemen doluyordu ve yine doldu. Korkuyordum. Elini hızlıca çekti ve omletten bir parça kesti. Kendimi zor tutuyordum ağlamak istemiyorum. Çataldaki omleti bana uzatınca ağzımı açtım ve aniden hızlı bir darbeyle çatalı boğazıma kadar soktu. Bu darbeyle irkildim ve inledim. Boğazıma batan çatal darbesiyle beraber ağlamaya başladım. Sesizce ve içimden. Çatalı boş şekilde ağzımdan çıkardı ve bende zorla omlet parçasını yuttum. Kafamı eydim ve göz yaşlarımın akmasına izin verdim. Bunu görmüş olucak ki kafamı nazikçe kaldırdı ve saçlarımı arkaya çekti.
- H-hey okadarda abartma...ç-çok sertmiydi...has!
İyimisin...
- (sesizce) Lanet....olsun...sana!...
- ağlama yeter...aç ağzını bir lokma daha...geliyor.
Ağlayarak gelen lokmayıda yedim. Bir lokma daha uzattı.Kafamı sağa sola salladım.
- Yeter doydum.....lütfen!
Ani bir hareketle elini karnıma koydu. Karnımı yokladı.
- N-napıyorsun!
- Bebeğim karnın daha dolmamış. Dolana kadar yiyeceğiz biraz dayan.
Elini karnımdan çekti ve bir lokma daha verdi. Beş on dakika geçti. Tabağı bitirtmişti. Saolsun da doymuştum. Suyu içirti ve tepsiyide alıp ayağa kalktı. Gülümseyerek birşeyler söyledi;
- Bebeğim ben iki gün boyunca gelmeyeceğim. İşlerim var bizim için. Ağlamamaya çalış ve biraz dinlen. Gerçekten dinlenmeye ihtiyacın var. Seni seviyorum...
Kafamı eğmiştim. Sinirle bir anlık şöyle dedim;
- Canın ceheneme nereye gidiyorsan git ve daha gelme!
Kıkırdadı ve geriye doğru bir kaç adım attı. Etrafına baktı ve kapının yanındaki masadan bir bant aldı. Tepsiyi yere indirmişti. Bantın bir kısmını kopartıp bana doğru yaklaştı. Bantı ağzıma takmadan önce şunları dedi;
- Bağırıp komşularımızı rahatsız etme değilmi. Sakin kal, seni çok özleyeceğim bebeğim...
- Geber....
Ağzımı bantadı ve tepsiyi alıp Dışarı çıktı. Lambayı kapattığı için zifiri karanlıktı. Ağlamaya başladım ve sinirle çırpındım. Neden bu lanet beni buldu. Kendimi boşlukta gibi hissediyorum ne kaçacak bir yer var nede saklanacak.....
(Woog gittikten sonra tamamen uyuya kalmış ve ertelsi günün gecesinde kalkarım)
Gece 4:50
Kafamı kaldırdım. Boynum çok ağrıyordu. Gözlerimi hafif açtım. Etraf gözükmüyordu. Ellerimi ve ayaklarımı oynatmaya çalıştım. Ah ama hayla bu lanet yerdeydim. Rüyamda Kore'de arkadaşlarımla beraber bir kafedeydik. Bana herşey güzel olucak youno demişlerdi. Ah keşke rüyam gerçek olsaydı. Derin bir nefes verdim. Gözlerim tam açılmıştı. Etrafta alışık olmadığım bir ışık gördüm. Belirli aralıklarla açılıp kapanan kırmızı bir ışık. Sağ omuzumun üstünden ışığın geldiği yöne baktım. Bu bir kamera...
Şok oldum o yoken beni Burdan izliyormuş. Gerçektende deli bu herif!. Biraz çırpındım. İnledim sinirle. Önüme döndüm ve derin nefes aldım. Sanki beni burda tutması yetmiyor gibi bide beni kameradan izliyor. Ah lanet olsun yapacağım başka birşey yok...
Beş on dakika bir sürede tekrar uyku bastı ve uykuya daldım. Uyandığımda herşey yine aynıydı...ha kameranın ışığı yanmıyordu. Biraz bekledim yanarmı diye ama yine yanmadı. Önüme döndüm. Gerçekten değişik hissediyorum. Şuan içimde bir umut yok. Bu adam gelince ne olucağını bilmiyordum. Neden gitti bilmiyorum. Derin bir nefes verdim ve düşünmeye başladım. O sırada kapı açıldı. Ani bir şekilde kapıya baktım. Woog lambayı açtı ve kapıyı kapattı. Bana gülümseyerek bakıyordu. Kaşımı çattım ve ona baktım.
Siyah takım elbise giyinmiş saçı biraz değişikti. Bana yaklaştı ve yavaşça ağzımdaki bantı açtı. Gözünden sevinç akıyordu ne yapmıştı bu herif.
- Ah bebeğim seni çok özledim. Sana bir süpizim var...
- Lanet olsun neyden bahsediyorsun
Cebinden telefonunu çıkartı ve üst vicudunu bana doğru eğdi. Telefonundan birşeyler açıyordu.
- Ne yapıyorsun woog. Ne süprizi!? Delimisin ya gelir gelmez!.
- Bekle bebeğim. Sadece yeniden doğduğun bir süpriz.....
