Obsession kitap kapağı

10. bölüm / 13

Obsession

10.BÖLÜM: başa dönüş

Vaveyla Yazarı: ⭒✮İćl𝖆𝖑✮⭒ .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 13Şu an: 10.BÖLÜM: başa dönüş

Düşüncelerle boğuşan Haylie, fazla düşünme sonucu yorulmuş ve uyuyakalmıştı. Kimin suçlu olduğunu bulmak ve ona dayatılan yalanlara inanması onu bir hayli düşündürmüştü. Fiziksel ve psikolojik olarak yorgun ve her an parçalara ayrılmaya hazır bir cam gibi... Sessiz uykusu, onu düşüncelerden kurtaran tek çaresiz ilaçtı.

Ertesi sabah...

Gözlerimi yavaşça açtım. Her zamanki garaj. Ne bekliyordum ki? Neden hep sanki başka bir yerde uyanacakmışım gibi direkt etrafı kontrol ediyordum? Her zamanki bu aynı garaj. Aynı soğukluk, aynı duvarlar, aynı sessizlik... Neden içimde böyle bir heves vardı ki? Bu, canımı acıtmaktan başka bir şey yapmıyordu.

Sert bir nefes verdim. Kaburgalarıma keskin, bıçak gibi bir ağrı girdi. Doğru... En son bir şerefsiz tarafından komaya sokulmuştum. Hücrelerime kadar işleyen o sızı. Ben ne hale düşmüştüm? Hâlâ işkence çeken bu vücutla yaşamak da beni çok zorluyordu. Etrafa bakmayı kestim, sonuçta ezberlediğim hep aynı betonlar. Tavanı izledim bir süre. Duvarlardaki loş ışıklar, etraftaki o soğuk hastane cihazlarının mekanik sesleri... Ruhum, bu dört duvar arasında eriyip gidiyordu. Ne zaman iyileşeceğim, ne zaman buradan çıkacağım? Ah, çıkmak... Bu benim kullanmaya layık olduğum bir kelime değil. Özgür değilim bile, buradan çıkma düşüncesi de ne? Bu çaresizlik hem nefes kesiyor hem de boğuyor. Ne öldürüyor ne de yaşatıyor. Tam bir cehennem gibi...

Tam o sırada, sessizliği bölen o uğursuz ses duyuldu. Kapı açıldı. İçgüdüsel olarak gözlerimi kapatmak, yine o uykunun arkasına saklanmak istedim ama yapamadım. Bedenim istemsizce korkudan buz kesmişti, gözlerimi kapıdan ayıramıyordum. Kapı açıldı ve Woog içeriye yavaş ve dalgın adımlarla girdi. Muhtemelen yine beni uyuyor sanıyordu; omuzları çökük, adımları ağırdı. Fakat kafasını kaldırıp da gözlerimi açık gördüğü o an... Zaman resmen durdu. İkimiz için de...

Gözlerine bakınca sonumun tekrar geldiğini düşündüm. Hareket etmeliydim, gözlerimi kapatmalıydım! Çok geç. Gördü. Korkunun verdiği nefessizlikle boğuluyordum. Tabi Woog için bu an böyle değildi. O, sanki cennette ona özel bir gül açmış da güzelliğini ortaya saçıyordu. Mucizevi bir şeymiş gibi gözlerime baktı.

Woog’un gözleri şokla irileşti. Dudakları titredi, sanki kelimeler boğazına düğümlenmişti. Günlerdir, belki de aylardır uyanmam için yalvardığı o mucize tam karşısındaydı. Ama onun bu şok anı, bende sadece saf bir dehşet uyandırdı.
Bana doğru ani, büyük bir adım attı.

— Haylie...

diye fısıldar gibi bir ses çıktı ağzından.
O an, sanki o komaya girdiğim gece tekrar yaşanıyormuş gibi hissettim. Üzerime doğru gelen o devasa cüssesi, bana yine zarar verecekmiş gibi geldi. Kaburgalarımdaki acıyı unuttum çünkü bu adam acıyı bile unutturacak bir korku bırakmıştı üzerimde. Woog sendeleyerek hızla yaklaşırken kafamı farklı tarafa çektim ve ellerimle durması için bir işaret yaptım. Kalbim sanki kaburgalarımı tekrar kıracak gibi atıyor, yanımdaki cihaz acı acı ötmeye başlıyordu. Nefesim boğazımda tıkandı, titreyen dudaklarımdan sadece bir fısıltı dökülebildi:

— Yalvarırım dokunma...

Sesimdeki o ölümcül çaresizlik, odadaki havayı bir anda dondurdu.
Woog, havada asılı kalan elleriyle, benden birkaç adım uzakta kalakaldı. Attığı o ani adımın bende yarattığı bu yıkım, onun yüzüne sert bir tokat gibi çarpmıştı. Gözlerindeki o sevinç parıltısı, yerini saniyeler içinde zifiri bir karanlığa, derin bir pişmanlığa bıraktı. O an Woog'un yüzünde gördüğüm ifade... Bir insanın ne kadar derinden yıkılabileceğinin resmiydi. Dudakları titremeye devam etti, gözleri hızla doldu. Koskoca mafya lideri, o soğukkanlı cerrah, karşımda resmen küçüldü. Attığı adımdan pişman, ellerini yavaşça aşağı indirdi, bana zarar vermeyeceğini kanıtlamak ister gibi geri çekildi.

— H... Haylie... Tamam... Tamam güzelim, durdum... Korkma.

Sesi o kadar muhtaç, o kadar kırılgandı ki...
Odaya çok ağır, felç edici bir sessizlik çöktü. Sadece benim korkudan düzensizleşen nefeslerim ve cihazın ritmik bip sesleri duyuluyordu. Woog, bir süre hiçbir şey yapmadan, sadece bana baktı. Gözlerinden süzülen bir damla yaşın, çenesinden süzülüp yere düşüşünü izledim göz ucuyla. İçindeki o vicdan azabı o kadar büyüktü ki, o saniyelerde beni komaya sokan canavarla, karşımda duran bu çaresiz adam arasında sıkışıp kaldım.

Woog, dakikalar süren o sessizliğin ardından çok yavaşça hareket etti. Beni ürkütmemek için her adımını hesaplayarak yaklaştı. Makineyi ve serumumu kontrol etti. Yakınımda olması bile her an canımı yakacakmış gibi hissettiriyordu. Ama o, canımı acıtmaktan ölesiye korkuyor gibi sessiz, boşluk gibi hareket etti.

Ben ellerimi indirip tereddütle ve korkuyla Woog'a bakarken onun gözleri hiç yerden ayrılmadı. Yatağımın ucuna yaklaştı. Ayağımın altına sanki oraya ait değilmiş gibi, suçlu bir misafir çocuğu gibi çekinerek oturdu. Başını öne eğdi, ellerini dizlerinin arasında birleştirdi. Boğuluyormuş gibi derin, sarsıntılı bir nefes aldı. Zar zor konuşuyordu:

— Lanet olsun bana. Seni ne hale getirmişim... Çok korkuyorsun benden...

diye mırıldandı, sesi garajın soğuk duvarlarında yankılandı.

— Benden korkuyorsun, hepsi benim suçum... Sadece seni çok seviyordum.

Göz ucuyla bana baktı. Bakışlarında öyle bir sızı vardı ki, gözlerim korkuyla büyüdü ve kaşlarımı çaresizlikle çattım.

— Asla bunu yapmak istemedim... Sen benim en değerlimsin, Haylie. Özür dilerim... Kim sevdiğini böyle korkutmak ister ki? Tanrım..

Derin bir nefes verdi. Sessizce bekledim. Konuşacak ne gücüm ne de cesaretim vardı.

— Şirkete ilk geldiğinde,

dedi Woog, gözleri geçmişin derinliklerine dalarak. Bir şeyleri anımsıyorcasına uzaklara daldı.

— İsmini dosyalarda gördüğümde pek de umursamadım. Sıradan, basit bir sınav yaptık sana ve gittin. Şirkete kabul edildin ve onun gibi bir sürü boş iş. Ardından... Toplantılarda senin diğer yöneticilere yaptığın asistanlığı gördüm. İşine o kadar odaklıydın ki, etrafındaki her şeye duvar örmüştün. Ama etrafındakilerle, arkadaşlarınla çok samimi, çok tatlıydın. Hiçbir erkeğe taviz vermezdin. Kimsenin gözünün içine bakmazdın. Bu çok farklıydı.

Hafifçe, acı bir tebessüm belirdi yüzünde. Pişmanlığı sesinin her tonundan akıyordu. O günlerden bahsedince gözlerim irileşti. Nutkum tutuldu ve zar zor yutkundum.

— Bir gün odamdayken, içeri dosya getiren sen... Yüzüme bile bakmadan dosyayı masaya bırakıp gittin. Ben... Dünyada hiçbir şeyi olmayan, varlık ve zenginlik dışında hiçbir şeye sahip olmayan ben... Birisinin bana bakmadan, beni umursamadan geçmesini ilginç bulup peşine düşmüştüm. Ne kadar senin patronun olsam da, bana hiç taviz vermedin. Hiç kimseye vermediğin gibi güzelim. İşte bu... Benim kalp ritimlerimi değiştirmeyi başardı, Haylie. Bir cerrah olarak, binlerce kalbe dokunmuş bir adam olarak, ilk defa kalbin bu yönünü gördüm ben. Nasıl olur da beni umursamamanla beni bu kadar etkileyebildin? Bunun tıbbi bir açıklaması yoktu, beni gece gündüz sorgulamaya yönlendirdi.

Başını tekrar öne eğdi, hıçkırıklarını gizlemek ister gibi omuzları sarsıldı. Yutkundu, biraz sessizlik çöktü, sonra boğuk bir sesle devam etti.

— Seni o cam odamdan her gün izledim. O gururlu, o işine âşık duruşuna her gün yeniden vuruldum. Kendimle savaştım, senden vazgeçmek istedim ama sen bir lanet gibi içime işledin. Seni o şirketin önünde, o adamın kollarında gördüğüm gün... Dünyam başıma yıkıldı. Anladım ki sen beni yoğunluktan görmüyor değildin, sen beni hiç istemiyordun. Çünkü sana ait biri vardı zaten. İşte o gün delirdim. Seni dünyadan silip, aşkımı yok etmek istedim. Aptal, patronunun yüzüne bile bakmayan bir kıza neydi bu takıntım?! Ama olmadı. Sen lanet olası bir kara delik gibiydin; çabaladıkça içine gömülüyor, sonsuzluğunda kayboluyordum. Başkası değil, sadece sen Haylie... Beni büyük bir boşluğa düşürdün. Ondan sonra, daha çok çığırdan çıktı kalbim. Bu lanet virüsü tüm vücuduma, ruhuma, bedenime yaydı. Yaptığım işlere, ameliyat yaptığım hastalara, bastığım her düşmanımın ininde, alakan olmasa da hep sana olan aşkımın hırsıyla hepsini yaptım. Oysaki sen hiç görmemiştin beni. Manyağın tekiydim ama seni sadece kendime saklamaktan başka çarem kalmadı.

Bakışlarını tekrar bana çevirdi. Gözleri kan çanağı gibiydi. Nefesi kesik kesikti. Benim de boğazım düğümlenmiş, sanki karnıma tekrar tekrar vurulan demir sopalar gibi indi her sözü. Nasıl bu kadar ileri gitti onun aşkı? Sessizce konuşmaya devam etti.

— Ama seni bu yatakta, benden ölmekten korkar gibi kaçarken görmek... Bu beni öldürüyor. Ben seni yaşatmak için dünyayı karşıma aldım güzelim... Yalvarırım bana öyle bakma.

Woog’un bu çaresiz itirafları odadaki o buz gibi havayı eritmiş, yerini hüzünlü bir pusa bırakmıştı. Söyledikleri kafamda yankılanıyordu. Kulaklarımın duyduğu bu gerçekler içimi ürpertiyordu. Ben sadece işimi yaparken, o yukarılardan bir yerden beni adım adım kendi karanlığına çekiyormuş. İçimdeki o büyük ölüm korkusunun yanına, ilk defa ona karşı garip, hüzünlü bir çaresizlik eklenmişti. Karşımdaki adam bana bu acıları çektiren bir canavardı, ama şu an o sevgisinin ve pişmanlığının altında ezilen yaralı bir çocuk gibiydi. Burada gerçek yaralı ben olsam bile.

Yine de tek bir kelime bile etmedim. Sessizlik, ikimizin arasına aşılmaz bir duvar gibi örüldü. Ellerimi yatak örtüsünün üzerinde sıktım. Gerçekten o kadar odaklanmıştım ki işime ve erkek arkadaşıma, hiç kimseyi farklı bir amaçla görmemiştim; özellikle de Woog'u. Onların bana duyduğu duyguları da görmemiştim, sıkıntı buydu.
Odanın içine çöken sessizlik gitgide ağırlaşırken, ikimizden de tek bir ses çıkmıyordu. Sadece cihazın mekanik bip sesleri bu donmuş anı bölüyordu. Woog, yatağın ucunda suçlulukla büzülmüş, dakikalarca öylece bekledi.

Sonunda derin, sarsıntılı bir nefes alarak yavaşça ayağa kalktı. Beni ürkütmemek için milim milim hareket ediyor, aramızdaki mesafeyi korumaya çalışıyordu. Yüzündeki pişmanlık loş ışıkta iyice belirginleşti. Dudakları titredi ve boğuk, kırılgan bir sesle fısıldadı:

— Ben seni çok seviyorum, Haylie... Yalvarırım hızlıca iyileş. Sadece iyi ol.

Bakışlarındaki o derin sızıyla arkasını döndü. Omuzları çökmüş bir halde, ağır adımlarla kapıya doğru yürüdü. Kapıyı yavaşça açtı ve arkasına bile bakmadan, büyük bir naziklikle odadan çıkıp gitti.
Kapı kapandığında odada yine o sağır edici sessizlik kaldı. Cihazın ritmik sesleri eşliğinde tekrar tavanı izlemeye başladım. Gitmesiyle birlikte üzerimdeki o ağır baskı, yerini yorgun bir nefese bırakmıştı

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

139okunma 12beğeni 5yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18