neForm#İlk Durak kitap kapağı

1. bölüm / 6

neForm#İlk Durak

Yolun Başı

Vaveyla Yazarı: ne Form

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: Yolun Başı

Her şey 15 Ağustos 2025'te, insanlığın sonunun geldiği o gün başladı. Dünyada kalan son insanlardan biriyim; adım Hamza, 17 yaşındayım.Okullar tatildi. Şarkımı dinleyerek metroyla arkadaşlarımla buluşmaya, Ankamall'a gidiyordum.

Derken bir adam aniden yere yattı ve kıvranmaya başladı. O zamanlar popüler olan bir sosyal medya şakasını yapıyor sandım. Çatır çatır kemiklerinin kırıldığını duydum. Yüzü ölü gibi bembeyazdı, gözleri ise sanki acı sos dökülmüş gibi kıpkırmızı... Damarları fokurdar gibi atıyordu. Ne yapacağımı şaşırdım. Böyle filmlere ilgim vardı ama bu bir film değildi.

Etrafımdakiler koşuşturmaya başladı. Yaratık üstüme atladı, beni yere serdi ve ısırmaya çalıştı. Tek elimle boğazını yakaladım, diğer elimle saçından tuttum. Ne yapacağımı bilemeyip var gücümle kafasını yandaki demire vurdum. Kafası patladı; pıhtılaşmış, bordomsu yeşilimsi bir sıvı çıktı.

Korkudan ne yapacağımı şaşırıp ayağa kalktım, metronun öbür ucuna koştum. Herkes etrafta telaşla bakıyordu. Bir anda 2 kişi daha yere yattı, sonra 3, sonra 4 derken sayıları artmaya başladı. Metroyu süren adamın buraya doğru koştum ve kapıyı omuzlamaya başladım. Arkama bir baktım, üstüme bağırarak 5 dönüşmüş yaratık koşuyor! Var gücümle hızlıca kapıya vurmaya başladım ama açılmıyordu. Arkamı kapıya yasladım ve çaresizce bekledim.

Tam üstüme doğru atladıkları an kapı açıldı, arkaya doğru düştüm. Adam kapıyı kapattı ama üstümde virüslü biri vardı! Kolumu boğazına koydum, adam yangın tüpüyle virüslünün kafasını patlattı.

Makinist (Dehşet ve nefes nefese): ISIRILDIN MI?

Hamza: HAYIR!

Makinist: ISIRDILAR MI?

Hamza: HAYIR!

Makinist (Panikle): OFF! NOLUYO BUNLARA?!

Hamza: METROYU DURDUR!

Makinist: Ne?

Hamza: METROYU DURDUR!

Metroyu durdurdu ve aşağı indik ve diğer metroya koşmaya başladık. Telefon çekmiyordu, o yüzden kimseyi arayamadık. Diğer durağa geldiğimizde kimse kalmamıştı. Sessizce etrafı aradık, birisi kaldı mı diye bakmak için güvenlik tarafına gittim. İçeri girdik, kimse kalmamıştı. Kameralardan biri var mı diye baktık, işimize yarayacak alet aradık. Kimse yoktu ama 1 tabanca, 1 şarjör ve levye bulduk. Adam silahı kendine aldı, bana levyeyi verdi.

Hamza: "Bu arada adın ne?"

Ali: "Ali... Senin ne?"

Hamza: "Hamza."

Oturup biraz dinlenmeye başladık. Yaşadıklarımızın ardından İkimizinde nefesini toparlamaya ihtiyacı vardı. Ortalık sessizdi. Ara sıra uzaktan gelen sesler dışında içeride neredeyse hiçbir şey duyulmuyordu.

Bir süre sonra güvenlik kameralarına bakmaya başladık. Kameraların görüntüleri bazı yerlerde gidip geliyor, bazılarıysa tamamen kararmış görünüyordu. Ekranlardan birinde koridorlardan birinde koşan bir kadın gördük.

Kadın sürekli arkasına bakıyordu. Öylesine hızlı koşuyordu ki birkaç kez dengesini kaybedip duvara tutunmak zorunda kaldı. Fakat arkasında kimse görünmüyordu.

Birbirimize baktık.

Hamza: "bu kadın neyden böyle kaçıyor?"

Kadının gerçekten bir şeyden kaçıp kaçmadığını anlamak için hemen bulunduğu yere gittik.

Kadını koridorun sonunda yakaladığımızda yüzü bembeyazdı ve Nefes nefeseydi

Hamza: "Neyden kaçıyorsun?"

Kadın birkaç saniye boyunca yüzüme baktı. Sanki sorumu anlamamış gibiydi.

Sonra birden bağırdı:

Kadın (korku içinde): "GELİYO!"

irkildik.

Hamza: "Ne!?"

Kadın bu kez daha yüksek sesle aynı şeyi tekrarladı.

Kadın: "GELİYO!"

Arkasını dönüp tekrar koşmaya başladı.

Bir süre peşinden gittik. Fakat koridorun tamamını kontrol etmemize rağmen arkasından gelen kimseyi göremedik. Kapılara, köşelere ve odalara baktık. Hiçbir şey yoktu.

Birbirimize bakıp ne yapacağımızı anlamaya çalıştık.

Yaklaşık birkaç dakika sonra kadını tekrar bulduk.

Yere çömelmişti. Kafasını bacaklarının arasına almış, iki eliyle başını tutuyordu. Titriyordu.

Kadın: "GELME! İSTEMİYORUM!"

Sonra daha da yüksek sesle bağırmaya başladı.

Kadın: "AAAAAĞĞ! GİT BURADAN! NOLUR YAPMA!"

Ağlıyordu.

Yanına yaklaşmaya çalıştık ama her yaklaştığımızda daha da korkuyordu. Ona ne olduğunu, kimden kaçtığını ve burada ne gördüğünü sorduk. Fakat hiçbir sorumuza cevap vermedi.

Sadece aynı şeyleri tekrar edip duruyordu.

Kadın: "Git... Git buradan..."

Yaklaşık beş dakika boyunca böyle devam etti.

Sonra bir anda sustu.

Öylesine ani sustu ki olduğumuz yerde kaldık.

Kadın yavaşça başını kaldırdı.

Bize bakıyordu.

Gözlerini üzerimizden hiç ayırmıyordu. Yüzünde hiçbir ifade yoktu. Ne ağlıyor ne de konuşuyordu. Sadece sessizce bizi izliyordu.

Ali: "İyi misin?"

Cevap vermedi.

Hamza: "Sana yardım edeceğiz. Korkmana gerek yok."

Yine cevap vermedi.

Birkaç saniye daha geçti.

Sonra kadın bir anda yanındaki çöp kovasını kaptı ve bütün gücüyle üzerimize fırlattı.

Kova yere çarpıp büyük bir ses çıkardı.

Kadın çığlık atarak bağırdı:

Kadın: "ARKANDAAA!"

İçgüdüsel olarak hemen arkamı döndüm.

Ama kimse yoktu.

Koridor bomboştu.

Sadece birkaç saniye önce bize doğru baktığımız karanlık koridor uzanıyordu.

Ali (bağırarak): "YETER LAN! NOLUYO? ADAM AKILLI KONUŞ!"

Kadın yine cevap vermedi.

Bunun yerine cebine uzandı.

Ne yapacağını anlamadan elindeki bıçağı gördük. O anda hepimiz donup kaldık.

Kadın kendi karnına sapladı.

Ne olduğunu anlamaya çalışırken birkaç saniye boyunca kimse konuşamadı.

Her şey bir anda olmuştu.

Kadının neden böyle davrandığını, ne gördüğünü veya neden sürekli "geliyor" dediğini anlayamıyorduk.

Aklımdan birçok ihtimal geçti. Belki ağır bir psikolojik sorun yaşıyordu. Belki yaşadığı korku onu tamamen kontrolünü kaybedecek hâle getirmişti.

Ama içimde bir şey bunun sadece psikolojik bir durum olmadığına dair ısrar ediyordu.

Kadının sürekli "arkanda" demesi de aklımdan çıkmıyordu.

Çünkü gerçekten arkamızda hiçbir şey yoktu.

En azından bizim gördüğümüz kadarıyla...

Sonrasında koridorda ağır bir sessizlik oluştu.

Kimse konuşmuyordu.

Sanki bütün metro nefesini tutmuştu.

Etrafımıza baktığımızda yerlerin cesetlerle dolu olduğunu gördük. Bazıları virüsün etkisiyle hayatını kaybetmiş, bazılarıysa yaşadıkları korku yüzünden kendilerini öldürmüştü.

İçeride birkaç dakika daha kalırsak ne olacağını düşünmek bile istemiyordum.

Hamza: "Buradan çıkmamız lazım."

Yukarı doğru çıktık.

Merdivenleri çıkarken ayak seslerimiz boş binada yankılanıyordu. Her adımımız olduğundan daha yüksek geliyordu.

Sonunda dışarı çıktık.

Fakat dışarıdaki manzara içeriden çok farklıydı.

İnsanlar panik içinde koşuşturuyordu. Bazıları nereye gittiğini bile bilmiyordu. Herkes birbirinden kaçıyor, bağırıyor ve etrafına bakıyordu.

Ne olduğunu anlamaya çalışırken birkaç saniye olduğumuz yerde kaldık.

Sonra hemen bir yere saklanmamız gerektiğini fark ettik.

Çıkar çıkmaz yakındaki uygun bir yere geçip saklandık.

Kimse konuşmadı.

Sadece dışarıdaki insanların çığlıklarını ve koşuşturmalarını dinledik.

Ali: "Araba kullanmayı biliyor musun?"

Hamza: "Az çok bir şeyler biliyorum, babam öğretmişti."

Ali: "Üçe kadar sayacağım. Sağdaki arabaya bineceğiz ve gaza basacaksın. 1... 2... 3!"

Hızla arabaya bindik ve gaza bastım.

Hamza (Panikle): "NEREYE GİDİCEM?"

Ali: "Sür!"

Hamza: "NEREYE?"

Ali: "Sadece sür!"

Çok korkuyordum. Yanımda henüz yeni tanıdığım bir adam, dışarıda ise binlerce virüslü vardı. Ayrıca bu devasa stres altında, doğru düzgün sürmeyi bile bilmediğim bir arabayı kullanmaya çalışıyordum.

Aklıma ilk gelen yere, evime doğru sürmeye başladım. Radyoyu açtım; tüm kanallar aynı haberi yayınlıyordu. Yayındaki ses şunları söylüyordu:

"Ne yazık ki insanlığın sonu geldi. 2022'de keşfedilen bu virüs, uzaydan gelen bir hastalık. Kişinin bağışıklığına göre etkileri değişebiliyor ve bağışıklık durumuna göre ısırılan kişinin virüsten etkilenme süresi farklılık gösterebiliyor. Bu güne kadar kontrol altında tutulan virüs, 15 Ağustos 2025'te, gece saat 00.28'de kontrolden çıktı. Virüsün günümüze kadar 3 kere mutasyona uğradığını tahmin ediyoruz. Isırılan kişi ortalama 30 ile 120 dakika içinde dönüşüm geçiriyor.

Virüsü 3 farklı çeşit olarak düşünebiliriz:

1. Aşama: Virüs kişinin beynini ele geçiriyor. Kendi gibi ısırılanlar dışındaki tüm canlılara saldırıp onları enjekte etmeye çalışıyor.

2. Aşama: Bu virüs, etkisi altına aldığı kişide küçük bir travma bile olsa bunu arşa çıkarıyor ve kişi gerçek olmayan şeyler görmeye başlıyor.

3. Aşama: En korkutucusu bu... Virüs, 1. aşamadaki gibi davranıyor ama insan zekasından yararlanabiliyor. Yani zeki bir canavar değil de farklı bir canlı gibi; bazı şeylerden korkabiliyor, ölüm korkusu var. Ama daha kötüsü, mantarları kullanarak dünyanın öbür ucundaki virüslüyle anlaşabiliyor ve çok iyi koku alıyorlar.*

Yapacak bir şey yok. Daha çok yaşamak istiyorsanız evden çıkmayın. Ve tamamen kendi düşüncem; eğer bir virüslü tarafından ısırılırsanız kendi kafanıza sıkın. Sıkın ki virüslü sayısı artmasın. Allah yardımcımız olsun."

Haber bittiğinde dehşet içinde Aliye döndüm:

Hamza: "Boku yedik! Ne yapacağız? Ne yapalım sence?"

Ali: "..."

Hamza: "Ne yapacağız?"

Ali: "..."

Ali hiçbir şey söylemeden aniden üstüme atladı ve bana saldırmaya başladı! Virüs ona da bulaşmıştı. İçimden "Buraya kadarmış, sonumuz böyleymiş" diye geçirdim. Beni ısırmasın diye tek elimle boğazını tutuyordum ama o elleriyle omzumu yumrukluyordu. Ayaklarımı gövdesine dayayıp onu itmeye çalışırken belindeki silahı gördüm. Güçlü bir tekme savurup onu üzerimden attım, belinden silahı çekip tereddüt etmeden ateş ettim.

Neresinden ısırıldığına bakmak için eğildim; kolundan ısırılmıştı. Muhtemelen metronun orada beni kurtarırken ısırılmış ve bana söylememişti...

Cesedini arabadan dışarı attım ve tekrar evime doğru sürmeye başladım. Yollar virüslülerle doluydu ama eve gitmem gerek.

Eve vardığımda bahçemizin virüslülerle dolu olduğunu gördüm. Aileme bir şey olacak diye çok korkuyor, aşırı derecede telaşlanıyordum. Hiçbir şey düşünmeden arabadan inip koştum ve eve girmeye çalıştım fakat kapı kilitliydi.

Hamza: "Sıçtım! Şimdi öldük işte!"

Kapıyı çaresizce yumruklamaya başladım. kapının yanında ki baltayı elime aldım, sağa sola rastgele sallayarak bağırmaya başladım:

Hamza: "GELİN LAN! GELSENİZE LAN!"

O sırada çok yakından bir silah sesi patladı. Sesin geldiği yere baktığımda maskeli bir adamın bana bağırarak seslendiğini duydum:

Adam: "YERE YAT!"

Hiç sorgulamadan kendimi yere attım. Adam etraftaki tüm yaratıkları taramaya başladı. Bir yandan korkudan titriyor, bir yandan da ağlıyordum. Bütün zombiler öldükten sonra adam bana doğru yürüdü ve silahını doğrudan üzerime doğrulttu.

Hamza (Ağlayarak): "Hayır, yapma! Ailemin yanına geldim ama kapı kilitliydi! Zombiler etrafımı sardı, beni öldüreceklerdi! Bağırdım, çaresizce baltayı sallamaya başladım..."

Adam: "Evlat..."

Hamza: "Salladım çünkü çaresizdim! Ölecektim, kendimi koru..."

Adam: "EVLAT!"

Maskesini çıkardı. Bu, benim ortaokuldaki matematik hocamdı! Eski bir askerdi, daha sonrasında meslek zor gelince matematik öğretmeni olmuştu

Hoca: "Çok büyümüşsün. Isırıldın mı?"

Hamza: "Isırılmadım hocam. Annem, babam, kardeşlerim nerede hocam? Yoklar, neredeler?"

Hemen eve girdik ve etrafı aradık ama kimse yoktu. Masanın üzerinde bir not bulduk:

"Hamza, burası çok tehlikeli. Sana ulaşamıyoruz, telefonlar çekmiyor. Umarım bu notu bulursun. Bulursan bahçemize gel, orası güvenli. Deden de orada, bize zırhlı araç gönderdi, oraya gidiyoruz. Seni seviyorum. — Annen"

Mutluluktan ağlamaya başladım. Onların iyi olduğunu bilmek içimi rahatlatmıştı.

Hamza: "Hocam! Hocam, Ankamall'de bizimkilerle buluşacaktım. Onları bulmam lazım!"

Hoca: "Evlat, şimdilik güvenli bir yer var, oraya geçmemiz gerek. Saat geç oldu."

Hocamın götürdüğü güvenli bölgeye geçtik. Gider gitmez bir şeyler yedim ve hemen uyudum.

O gece bir rüya gördüm: Ankamall otoparkındaydık ve zombiler üzerimize geliyordu. Arkadaşlarım Buğra ile Mahir yanımdaydı.

Buğra: "Ayrılalım, böyle yakalanma ihtimalimiz daha fazla."

Mahir: "Olmaz, tek başına daha kolay yakalanırız."

Hamza : "Hayır, ayrılmamız gerek."

Buğra: "Bugünü atlattıktan sonra buluşma noktamız Toplantı Odası olsun!"

Aniden bir araba patladı ve sıçrayarak uyandım. Bu rüya bana direkt Toplantı Odası'na gitmem gerektiğini hissettirdi. Eskiden hep orada buluşurduk ve kendi aramızda "Böyle bir felaket durumu olursa buluşma noktamız burası olsun" diye sözleşmiştik.

Hemen hocamı uyandırdım.

Hamza: "Hocam, Toplantı odası Toplantı Odasındalar, eminim! Oraya gitmemiz gerek."

Hazırlığımızı yapıp yola çıktık. Hocam beni hiç sorgulamadı. Parka vardığımızda etrafın tamamen zombilerle dolu olduğunu gördük. Arabanın içinde çaresizce düşünmeye başladım:

Ya gelmediyseler?

Ya zombiye dönüştüyseler?

Ya öldüyseler?

Bunları düşünürken gözüm yanda ki eve takıldı. Bir sopaya bağlı beyaz bir atlet ve üzerinde kırmızı harflerle "neForm" yazıyordu. Bu, bizim grubumuzun adıydı!

Hamza (Heyecanla): "Ordalar! Sür hocam sür, oradalar!"

Hoca: "Evlat, arabayla daha fazla gidemeyiz. Zombi çok fazla. Ben onları oyalayayım, sen arkadaşlarını al ve gel."

Hamza: "Olmaz Hocam..."

Hocası: "Evlat hadi, tek yolu bu!"

Hocam camı açıp dışarı doğru bağırdı:

Hoca: "HEYYY! BURDAYIM, GELSENİZE!"

Arabayı zombilerin üzerine kırıp zıt yöne doğru sürmeye başladı.

Hiç vakit kaybetmeden arabadan atlayıp koşmaya başladım. Siteye girdim ve grubun bulunduğu eve ulaştım ama kapı kilitliydi.

Hamza (Kapıyı yumruklayarak): "GELDİM! KAPIYI AÇ, KURTULACAĞIZ HADİ! AÇ KAPIYI HADİ!"

Kapıyı zorlamaya başladım ama metal olduğu için açılmıyordu. Çıkardığım ses yüzünden olsa gerek, hem yukarı hem de aşağı kattan zombiler üzerime doğru koşmaya başladı.

Hamza: "Ne olur açın, açın geliyorlar!"

Sonunda kapı açıldı. Buğra karşımdaydı ama aniden yere düştü; karnında derin bir yara vardı ve kan kaybediyordu. Hemen içeri girip kapının önüne ağır dolapları devirdim ve ne olduğunu anlamaya çalıştım.

Buğra (Öksürerek): "Öhöm... Yağmacılar... Evleri yağmalıyorlardı. Beni gördü... Öhöm... Beni gördüler. Kendimi savunurken teki karnıma bıçak taktı ve gittiler."

Üstümdeki tişörtü çıkarıp yarasına bastırması için ona verdim.

Hamza: "Tamam, tamam! Al, şunla yarana bastır!"

Hamza: "Camdan atlayalım. Sana yardım edeceğim, çok yüksek değil."

Buğra: "Olmaz, yapamam... Ayakta duramıyorum."

O sırada kapıya dayanan zombiler kapıyı sarsmaya başladı; neredeyse yerinden çıkaracaklardı.

Hamza: "Kapıyı kıracaklar! Diğer balkona atlayalım, oradan sessizce aşağı inelim. Gel, yardım edeceğim."

Aralarında çok mesafe olmadığı için diğer balkona atlatmamız zor olmadı.

Hamza:(parmağıyla sus işareti) ("Şşş!").

Tek kolunu omzuma aldım ve hızlıca yürümeye başladık. Arkamızda 20'ye yakın zombi kapıyı kırmaya çalışıyordu.

Zombiler: "ĞUAAAAAĞHHHHKKKKK!"

Hamza: "Kahretsin, Kahretsin Hızlı!"

Buğra: "Bırak beni, öleceksin! Koş!"

Hamza: "Hayır, olmaz! Hadi, başaracağız!"

Üstümüze doğru koşuyorlardı, aramızda sadece 15 metre kalmıştı. Ne yapacaktık? Ya Buğra'yı bırakıp kendimi kurtaracaktım ya da ikimiz de ölecektik. Belimdeki tabanca aklıma geldi ama bu kadar kalabalığa mermim yetersizdi.

Buğra: "Karşımızda yangın hortumu var! Beni bırak, koş onu al! Beni kurtarırsın!"

Yapacak başka bir şeyimiz yoktu, denemek zorundaydık.

Hamza: "Al şunu!"

Belimdeki silahı Buğra'nın eline verdim. Tüm gücümle koşup yangın hortumunu kaptım ve tazikli suyu zombilerin üzerine sıkmaya başladım! Beklediğimden çok daha büyük bir tepki verdiler; taziikli suyun etkisiyle yere yatıp kafalarını tutarak çığlık atmaya başladılar. İşe yarıyordu!

Hemen koşup Buğra'yı omuzlarından tutarak çekmeye başladım.

Hamza: "Başardık! Hadi dayan!"

Sitenin kapısında hoca arabayla bizi bekliyordu. Bizi görünce hemen arabadan indi. Buğra'yı bacaklarından tutup birlikte arabaya attık ve hızla güvenli bölgeye doğru sürdük.

Hamza (Sevinç çığlıklarıyla): "VUUUUUHHU! HHUUUUUUUHUHUUUU! BAŞARDIK!"

Buğra: "Öhhhhö..." (Gözleri kapanıp pürüzsüzce bayıldı)

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

84okunma 21beğeni 3yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.