4. bölüm / 6
neForm#İlk DurakBüyük Şüphe
Bölümler 6Şu an: Büyük Şüphe
- 1 Yolun Başı2.057 kelime
- 2 İhanet Ve Acı886 kelime
- 3 Yeni Yabancı1.730 kelime
- 4 Büyük Şüphe3.874 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 Tehlikeli Yol1.625 kelime
- 6 Yeni Hal880 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Buğra:Belkide salgının çıkacağını biliyolardı
Hamza:O zaman neden herkesi uyarmadılar neden
Buğra:eve dönelim tüm düşüncelerimizi not alıp tekrar tartışalım
Hamza:Evet eve dönmemiz gerek efsun bizi bekliyor
Arabanın yanında yere düşmüş bir kaset vardı
Hamza:ORDA BİR KASET VAR BUĞRA ALMAMIZ LAZIM
buğra hiç düşünmeden koşup aldı neredeyse kıyafeti tutuşuyordu ve kaseti dinlemek için eve koşmaya başladık
Hamza(Nefes Nefese):Salgın olacağını biliyorlardı halka söylemediler çünkü 8milyar insanı alacak kadar büyük yaşam merkezleri yok dosyada 1500ile 3000 kişi arasında diyordu sadece güçlü olanları aldılar ve bizi ölüme terk ettiler
Bir süre sessizlik sonrası eve vardık ilk iş kaset takıcak bir şey bulmaktı
Efsun:Buldunuzmu bir şeyler
Hamza:Kaset kaset çalıştırcak bir şey lazım
Efsun:Çantamda kaset çalar var biraz eski bir şey ama iş görür noldu ne yapcaksınız
Buğra:Nasa arabası bulduk içinde dosyalar vardı hepsini toplamak için çanta almaya geri döndük geldiğimizde araba yanıyordu yanında bir kaset bulduk
Hamza:Susun başlatıyorum
PERSONEL-02: Kayıt başladı mı?
PERSONEL-04: Evet.
PERSONEL-02: O zaman açık konuşacağım.
PERSONEL-02: Çünkü herkese gerçeği anlatamadık.
PERSONEL-04: Evet. Ama bunun bir sebebi vardı.
PERSONEL-02: Yaşam Merkezleri bütün insanları alacak kapasitede değil.
PERSONEL-04: 8 milyar insanı kurtaramayız. Bunu biliyoruz.
PERSONEL-02: Ama bu, diğerlerini ölüme terk ettiğimiz anlamına gelmiyor.
PERSONEL-04: Merkezlerin asıl amacı insanları sonsuza kadar içeride tutmak değil. İlk aşamada mümkün olduğunca çok insanı korumak, ardından dışarıdaki bölgeleri temizleyip merkezleri tekrar açmak.
PERSONEL-02: Peki neden halkı uyarmadık?
PERSONEL-04: Çünkü salgının ne zaman başlayacağını bilmiyorduk. Sadece elimizdeki verilere göre 16 Ağustos en yüksek riskli gündü.
PERSONEL-02: Yanlış alarm olsaydı?
PERSONEL-04: Milyonlarca insanı şehirlerden kaçırmak, yolları kilitlemek ve merkezlere ulaşmaya çalışırken kaos çıkarmak daha fazla insanın ölümüne neden olabilirdi.
PERSONEL-02: Peki neden sadece belirli insanlar seçildi?
PERSONEL-04: Doktorlar, mühendisler, teknisyenler, çiftçiler, bilim insanları ve Askerler Merkezlerin çalışması için gerekli insanlar seçildi.
PERSONEL-02: Yani "sadece güçlü olanlar" değil.
PERSONEL-04: Hayır. Sistemin devam etmesini sağlayabilecek insanlar.
PERSONEL-02: Ya aileleri?
PERSONEL-04: Seçilen herkesin ailesi mümkün olduğunca birlikte götürülecek.
PERSONEL-02: Peki dışarıda kalanlar?
PERSONEL-04: Onlar için de ikinci aşama planlandı.
Kısa bir sessizlik olur.
PERSONEL-02: İkinci aşamayı gerçekten uygulayabilecek miyiz?
PERSONEL-04: Eğer ilk aşama başarılı olursa evet.
PERSONEL-02: Ya olmazsa?
PERSONEL-04: O zaman bu kayıt hiçbir zaman bulunmamalı.
[KASETTE CIZIRTI]
PERSONEL-04: Bir şeyi daha kayda geçirmek istiyorum.
PERSONEL-02: Neyi?
PERSONEL-04: Virüsün insanları öldürmesi beklenmiyordu.
PERSONEL-02: Ne?
PERSONEL-04: İlk testlerde belirtiler geçiciydi. İnsanların davranışlarını değiştireceğini bilmiyorduk.
PERSONEL-02: O zaman...
PERSONEL-04: Evet. Bir şey ters gitti.
PERSONEL-02: Peki neden merkezleri kapatıyoruz?
PERSONEL-04: Çünkü virüsün merkezlere ulaşmasını istemiyoruz.
PERSONEL-02: Ya içeridekiler?
PERSONEL-04: Onları korumak için.
[UZAKTAN ALARM SESİ]
PERSONEL-04: Alarm başladı.
PERSONEL-02: Dışarıda mı?
PERSONEL-04: Hayır...
[KASET ANİDEN KESİLİR]
Hamza:Tüm teorilerimiz yanlışmış bizi kurtarcaklardı ama her şey ters gitti...
Buğra: Belki de salgının çıkacağını biliyorlardı.
Hamza: O zaman neden herkesi uyarmadılar? Neden?
Buğra: Eve dönelim. Tüm düşüncelerimizi not alıp tekrar tartışalım.
Hamza: Evet, eve dönmemiz gerek. Efsun bizi bekliyor.
Arabanın yanında yere düşmüş bir kaset vardı.
Hamza: ORADA BİR KASET VAR! BUĞRA, ALMAMIZ LAZIM!
Buğra hiç düşünmeden koşup aldı. Neredeyse kıyafeti tutuşuyordu ve kaseti dinlemek için eve koşmaya başladık.
Hamza (Nefes nefese): Salgın olacağını biliyorlardı. Halka söylemediler çünkü 8 milyar insanı alacak kadar büyük Yaşam Merkezleri yok. Dosyada 1.500 ile 3.000 kişi arasında diyordu. Sadece güçlü olanları aldılar ve bizi ölüme terk ettiler.
Bir süre sessizlik sonrası eve vardık. İlk iş kaset takacak bir şey bulmaktı.
Efsun: Buldunuz mu bir şeyler?
Hamza: Kaset... Kaset çalıştıracak bir şey lazım.
Efsun: Çantamda kaset çalar var. Biraz eski bir şey ama iş görür. Ne oldu, ne yapacaksınız?
Buğra: NASA arabası bulduk. İçinde dosyalar vardı. Hepsini toplamak için çanta almaya geri döndük. Geldiğimizde araba yanıyordu. Yanında bir kaset bulduk.
Hamza: Susun, başlatıyorum.
PERSONEL-02: Kayıt başladı mı?
PERSONEL-04: Evet.
PERSONEL-02: O zaman açık konuşacağım.
PERSONEL-02: Çünkü herkese gerçeği anlatamadık.
PERSONEL-04: Evet. Ama bunun bir sebebi vardı.
PERSONEL-02: Yaşam Merkezleri bütün insanları alacak kapasitede değil.
PERSONEL-04: 8 milyar insanı kurtaramayız. Bunu biliyoruz.
PERSONEL-02: Ama bu, diğerlerini ölüme terk ettiğimiz anlamına gelmiyor.
PERSONEL-04: Merkezlerin asıl amacı insanları sonsuza kadar içeride tutmak değil. İlk aşamada mümkün olduğunca çok insanı korumak, ardından dışarıdaki bölgeleri temizleyip merkezleri tekrar açmak.
PERSONEL-02: Peki, neden halkı uyarmadık?
PERSONEL-04: Çünkü salgının ne zaman başlayacağını bilmiyorduk. Sadece elimizdeki verilere göre 16 Ağustos en yüksek riskli gündü.
PERSONEL-02: Yanlış alarm olsaydı?
PERSONEL-04: Milyonlarca insanı şehirlerden kaçırmak, yolları kilitlemek ve merkezlere ulaşmaya çalışırken kaos çıkarmak daha fazla insanın ölümüne neden olabilirdi.
PERSONEL-02: Peki, neden sadece belirli insanlar seçildi?
PERSONEL-04: Doktorlar, mühendisler, teknisyenler, çiftçiler, bilim insanları ve askerler... Merkezlerin çalışması için gerekli insanlar seçildi.
PERSONEL-02: Yani "sadece güçlü olanlar" değil.
PERSONEL-04: Hayır. Sistemin devam etmesini sağlayabilecek insanlar.
PERSONEL-02: Ya aileleri?
PERSONEL-04: Seçilen herkesin ailesi mümkün olduğunca birlikte götürülecek.
PERSONEL-02: Peki, dışarıda kalanlar?
PERSONEL-04: Onlar için de ikinci aşama planlandı.
Kısa bir sessizlik olur.
PERSONEL-02: İkinci aşamayı gerçekten uygulayabilecek miyiz?
PERSONEL-04: Eğer ilk aşama başarılı olursa, evet.
PERSONEL-02: Ya olmazsa?
PERSONEL-04: O zaman bu kayıt hiçbir zaman bulunmamalı.
[KASETTE CIZIRTI]
PERSONEL-04: Bir şeyi daha kayda geçirmek istiyorum.
PERSONEL-02: Neyi?
PERSONEL-04: Virüsün insanları öldürmesi beklenmiyordu.
PERSONEL-02: Ne?
PERSONEL-04: İlk testlerde belirtiler geçiciydi. İnsanların davranışlarını değiştireceğini bilmiyorduk.
PERSONEL-02: O zaman...
PERSONEL-04: Evet. Bir şey ters gitti.
PERSONEL-02: Peki, neden merkezleri kapatıyoruz?
PERSONEL-04: Çünkü virüsün merkezlere ulaşmasını istemiyoruz.
PERSONEL-02: Ya içeridekiler?
PERSONEL-04: Onları korumak için.
[UZAKTAN ALARM SESİ]
PERSONEL-04: Alarm başladı.
PERSONEL-02: Dışarıda mı?
PERSONEL-04: Hayır...
[CIZIRTI SESİ]
Hamza: Tüm teorilerimiz yanlışmış. Bizi kurtaracaklardı ama her şey ters gitti.
Efsun: O zaman neden herkes böyle oldu?
Buğra: Çünkü virüs değişmiş.
Hamza: Nasıl yani?
Buğra: İlk testlerde belirtiler geçiciymiş. Ama sonra davranış değişiklikleri başlamış.
Efsun: Yani salgının başındaki virüsle şu anki aynı değil.
Buğra: Değil.
[CIZIRTI SESİ KESİLİR]
PERSONEL-02: Mutasyon beklenenden hızlı ilerliyor.
PERSONEL-04: Merkezlerin kapıları açılırsa...
PERSONEL-02: İçeridekiler de enfekte olabilir.
PERSONEL-04: O zaman ikinci aşamayı unutun.
PERSONEL-02: Peki, dışarıdakiler?
Uzun bir sessizlik.
PERSONEL-04: Artık onları kurtaramayız.
Kaset kesildi.
Hamza: Demek bizi kurtaramamalarının sebebi planın başarısız olması değil.
Efsun: Virüsün beklenenden çok daha hızlı değişmesiymiş.
Buğra: Evet... Adamlar salgının böyle bir şeye dönüşeceğini bilmiyormuş.
Efsun: Yani başlangıçta gerçekten insanları kurtarmaya çalışmışlar.
Hamza: Öyle görünüyor.
Buğra: Bence de. En azından kasette anlatılanlara göre insanları ölüme terk etmek gibi bir planları yokmuş.
Efsun: Peki, neden herkese söylemediler?
Hamza: Çünkü ne zaman başlayacağını bilmiyorlardı. 16 Ağustos sadece en riskli günmüş.
Buğra: Bir de düşünsenize... Eğer herkese salgın çıkacak deselerdi, milyonlarca insan aynı anda şehirlerden kaçmaya çalışacaktı. Yollar kilitlenecekti. İnsanlar Yaşam Merkezlerine ulaşmaya çalışırken daha büyük bir kaos çıkacaktı.
Efsun: Yani halka söylememeleri tamamen mantıksız değil.
Hamza: Değil.
Bir süre kimse konuşmadı.
Kaset hâlâ masanın üzerinde duruyordu.
Buğra: Aslında bizim düşündüğümüz kadar kötü değillermiş.
Hamza: Evet. Arabanın yanındaki dosyaları bulduğumuzda her şeyi onların yaptığını sanmaya başlamıştım bile.
Efsun: "Sadece güçlü insanları kurtardılar." diye düşündük.
Buğra: Ama öyle değilmiş. Doktor, mühendis, asker, çiftçi, bilim insanı... Merkezlerin ayakta kalması için gerekli insanları seçmişler.
Hamza: Ailelerini de mümkün olduğunca beraber götürmeye çalışmışlar.
Efsun: Ama yine de bizi alamadılar.
Hamza bir süre düşündü.
Hamza: Çünkü herkes için yeterli yer yoktu ve ailemizden uzaktaydık. Salgın anında ben metrodaydım.
Buğra: Evet, ben de otobüsteydim. Zaten senle buluşacaktım.
Efsun: Ben de dershanedeydim.
Hamza: Ve salgının bu kadar hızlı değişeceğini de bilmiyorlardı.
Efsun: Yani bizi kurtarmadılar diye özellikle bizi seçtiklerinden değil...
Hamza: Şansımız yaver gitmedi.
Buğra: Aynen. Biz yanlış zamanda.Yanlış yerdeydik.
Efsun: O zaman NASA'dan şüphelenmek için de pek bir sebep kalmadı.
Hamza: Bence de. En azından şu an için.
Buğra: Sonuçta bulduğumuz araba onların arabasıydı. Dosyaları da salgınla ilgiliydi. Belki de gerçekten insanları kurtarmaya çalışıyorlardı.
Hamza: Ama bir şey kesin.
Efsun: Ne?
Hamza: Onlar da ne olduğunu tam olarak bilmiyordu.
Buğra: Ve sonunda her şey kontrolden çıktı.
Hamza kaseti kasetçalardan çıkardı ve masanın üzerine bıraktı.
Hamza: Neyse... Artık bunu düşünmekten bir şey çıkmaz.
Efsun: Ne yapacağız?
Hamza: Yarın için yiyecekleri kontrol etmemiz lazım. Su da azaldı.
Buğra: Ben de yukarı katı tekrar kontrol edeceğim. Belki işe yarayacak bir şey kalmıştır.
Efsun: Ben de çantaları düzenlerim.
Hamza: Tamam. Efsun, kendini yine de yorma. Bacağın yaralı, dinlenmen gerek. O zaman biraz dinlenin. Size yemek hazırlayayım, sonrasında erkenden yatarız.
Buğra ayağa kalktı.
Buğra: Kaseti ne yapacağız?
Hamza kasete kısa bir süre baktı.
Hamza: Çantaya koyalım. Belki ileride tekrar dinlememiz gerekebilir.
Buğra: Tamam.
Kaseti çantaya koydum.
O gece ilk defa, NASA'nın bizi bilerek ölüme terk etmiş olabileceği düşüncesinden biraz olsun uzaklaşmıştık.
Artık önümüzde daha basit bir sorun vardı, o da hayatta kalmak.
Hamza: Yemek yine menemen yapmaya karar verdim, okey misiniz?
Efsun (seslenerek): Oluuuur!
Buğra (seslenerek): Tamamdııır!
İçimden düşünüyorum: Dışarıda salgın olmuş, yemek yemezsek öleceğiz. Bir de bunlara "Yemek bu, yer misiniz?" diye soruyorum. Tabii ki yiyecekler, başka seçenek yok. Ama olsun, hepimizin üçümüzden başka kimsesi yok. En azından biraz da olsa eskisi gibi ev ortamında hissedelim.
Hamza: Tamamdır, gelin. Yemek hazır.
Efsun: Oha, bu çok fazla. İdareli yememiz gerek, değil mi?
Buğra: Merak etme, zaten en 4,5 güne hepsi bozulacak.
Efsun: Doğru ya, elektrik bulmamız gerek.
Hamza: AAAAA! 3 yan bahçede güneş paneli vardı. Küçükken kuzenlerimle gizlice o bahçeyi gözetlerdik. Bahçesinde havuz vardı. Bir keresinde bahçenin sahibi gelmemişti, çitlerden atlayıp havuza girmiştik. Biraz pisti ama olsun. Zaten çok nadir geliyordu ama geldiğinde de bayağı kalıyordu. Çok güzel zamanlardı.
Buğra: Paneli söküp eve götürsek çalıştırabilir miyiz?
Hamza: Hiçbirimiz nasıl söküleceğini bilmiyoruz. Bozarsak elimizdeki tek enerji kaynağını da kaybederiz.
Efsun: Kabloyu uzatamaz mıyız?
Buğra: Belki... Önce panelin nereye bağlı olduğunu bulalım.
Hamza: Tamam, o zaman yarın ilk iş oraya gidiyoruz ve kaynağını buluyoruz. Neyse, şimdi kafamızı buna yormayalım. Yarın işimiz çok. İyice dinlenelim, bulaşıkları yarın yıkayalım.
Buğra: Artık bulaşık yıkamak yok, suyumuz kısıtlı.
Hamza: Evet, haklısın. İyi geceler o zaman.
Efsun: İyi geceler.
Buğra: İyi geceler.
Sabah güneş daha ufuktayken yola çıktık. Birkaç dakika sonra bahçenin olduğu sokağa geldik.
Hamza: İşte burası.
Evin uzaktan hâlâ aynı olduğunu görünce şaşırdım.
Buğra: Paneli görüyor musun?
Hamza: Evet.
Tam bahçeye girecekken Efsun kolumdan tuttu.
Efsun: Durun.
Hamza: Ne oldu?
Efsun: Ne olur ne olmaz, dikkat edelim.
Üçümüz eve baktık.
Buğra: Haklısın, ne olur ne olmaz, dikkatli olmalıyız.
Efsun: Evet.
Buğra: Bu panelin oraya gidelim, kabloları takip edip nereye gittiğini bulalım, sonra ne yapacağımızı düşünürüz.
Efsun: Panel çatıda, birimizin çıkması lazım.
Buğra çantasını yere bıraktı.
Buğra: Ben hallederim. Hamza, destek olman gerek.
Hamza: Tamam, sırtıma bas.
Efsun: Dikkat et, düşeceksin.
Buğra: Tamam, gidip bakacağım. Siz ön tarafa geçin.
Havuz pislenmiş, üstünde yapraklar ve böcekler vardı.
Buğra (seslenerek): Kablonun teki evin içine gidiyor, diğer teki garaja gidiyor.
Hamza: Tamam, garaja bakalım ilk başta.
Efsun: Metal kapı, nasıl gireceğiz? Kıramayız da.
Hamza: Şimdi ben kapıyı kaldıracağım, hızlıca geç. İçerden kapıyı açman lazım bana.
Efsun: Tamam, hadi yapalım.
Hamza: Dur, silah kullanmayı biliyor musun?
Efsun: Yani, babamdan kaynaklı biraz bir şeyler biliyorum.
Hamza: Tamam, çok dikkat et. İçerde ne var bilmiyoruz.
Hamza: 3 deyince hızlıca geç. 1... 2... 3!
Hamza (zorlanarak): Hıgğğmmm!
Efsun: Burada bir araba var, üstünde bir örtü var.
Hamza: Tamam, bakarız ona. Bana kapıyı açman lazım.
Efsun: Nasıl açacağım? Aaa, dur, şalterler burada. Bekle.
(Işık açılma sesi.) Garajın ışığı açıldı.
Efsun: Evet, şimdi garaj kapısının nasıl açılacağını bulmam gerek.
Hamza: Ana sistemi bensiz bulman gerek.
Efsun: Buraya gelen kablo, arabayı şarj etmek için.
Efsun (korkarak): AAAAAAĞ!
Hamza: NOLDU?!
İçerde bir şeyler devrildi ve Efsun'un çığlıkları vardı, sanki bir şey kovalıyormuş gibi.
Hamza: EFSUN! EFSUN! NOLUYO?!
Evin içine doğru gittiler. 2 el ateş sesi geldi.
Hamza: EFSUUUN! HAYIR!
Her şey bir anlığına sustu ve yine bir ses, Efsun'un çığlığı.
Buğra: HAMZA! NOLUYO?!
Efsun: HAMZA! NERDESİN?!
Hamza: EFSUUUUN!
Normalde açılmayan kapı bir anda açıldı ve üstüme doğru Efsun koşmaya başladı, arkasından yerde ellerinin üstünde koşan bir yaratık.
Adı: Çöken.
Normal zombi gibi, sadece ellerinin üstünde koşar. Normal zombiden %50 daha hızlıdır.
Hamza: ÇEKİLLL!
Silahımı çıkarıp vuracaktım ama daha çekemeden Efsun bana çarptı ve havuza düştük. Zombi orada durdu, çığlık atmaya başladı.
Hamza (nefes nefese): Efsun, iyi misin? İyi misin?
Efsun (nefes nefese): İyiyim de, bu şey sudan korkuyor galiba.
(Silah sesi.) Buğra, Çöken'i vurdu.
Buğra: İyi misiniz?
Efsun: Daha yeni bir zombi tarafından yenmek üzere olduğumu saymazsak iyiyim, epeydir yüzmüyordum.
Hamza:Bir şey oldumu ısırdımı bu nasıl bi yaratık ilk defa görüyorum
Buğra:Neden ateş etmedin
Efsun:Ettim ama denk gelmedi çok iyi kaçtı
Buğra:Ben nasıl vurdum ozaman
Efsun:Arkası dönüktü ve bize odaklanmıştı belkide gerçekten iyi nişancısın
Hamza:Tamam hadi çıkalım buğra yardım et
Elini uzattı ve havuza çektim
Buğra:Napıyosun gel buraya üsütüm ıslandı ya
Hamza(gülerek):Olsun serinledin
15dk yüzdükten sonra
Buğra:Hadi çıkmamız gerek
Hamza:Haklısın garajda efsun araba buldu onun anahtarını bulabilirsek arabamız olucak üstelik elektirikli
Buğra:Yinede dikkatli olalım içerde bunun gibi bir şey daha olabilir
Havuzdan çıktık ve eve girdik ev dağılmıştı ve boş görünüyordu tek tek odaları aramaya başladık
Efsun:Beyler bir çanta buldum
Hamza:İçinde ne var
Efsun:Bakmadım gelin bakalım
İçinden Şarj aleti birkaç konserve yiyecek bir kumanda ve cüzdan cüzdanın içinden bir kimlik ve değişik bir kart çıktı
Hamza:Emrah abinin çantası bu evin sahibi Ama bu kart ney
Buğra:Araba anahtarı araba anahtarı bu yeni nesil elektirikli arabalar kart anahtar olabiliyo
Efsun:Ee çok iyi garajın kumandası ozaman buda
Hamza:evet çok iyi artık koşmak zorunda değiliz
Buğra:Şalterleri bulmamız gerek bunun için geldik
Hamza:Elektiriği bizim eve kadar götürmemiz çok zor bence biz buraya yerleşelim hem daha güvenli Emrah abi Duvar çit yaptırdı hırsızlar girmesin diye
Efsun:Çok mantıklı bencede öyle yapalım
(Işık açılma sesi) Tek tek tüm evin ışıkları yandı
Hamza:Oh be epeydir ışık görmüyordum
Buğra:Ozaman 2 kişi kalsın burayı toplasın 1 kişide arabayla bizim eve gitsin ve tüm eşyaları arabaya yükleyip getirsin
Efsun:Ben burda kalırım araba kullanmayı bilmiyorum
Hamza:Tamam ben giderim siz buraları toplayın
Yola koyuldum ve eşyaları tek tek arabaya yükledim
2 Saat sonra
Eve geldim ve eşyaları taşımaya başladım
Efsun(dalga geçerek):Sonunda geldin gelmeyince aç kaldık ne yapcaz diye düşünüyorduk
Buğra:Harbi Efsun dert edindi Hamza nerde kaldı diye aç bırakma kızı
Hamza(gülerek):Makarayı bırakında yardım edin belim koptu
45 Dakika sonra
Tüm eşyaları eve taşıdık
Hamza: Oh be... Dünya varmış. Lütfen bir süre sadece oturalım.
Hepimiz oturduk.
Bir süre sonra Efsun mutfaktan elinde bir şişeyle geldi.
Efsun: Beyler...
Efsun: Bir problemimiz var.
Hamza: Ne oldu?
Efsun: Bu son şişe.
Buğra: Son şişe derken?
Efsun: Evdeki içilebilir suyun son şişesi.
Hamza: Ne?!
Hepimiz mutfağa gittik.
Dolapları açtık. Gerçekten de başka su yoktu.
Buğra: Biz bütün gün taşıma işiyle uğraşırken bunu nasıl fark etmedik?
Hamza: Çünkü açlıktan ve yorgunluktan ölüyorduk.
Efsun: Şimdi ne yapacağız?
Hamza: Arabayla su bulmaya gideceğiz.
Buğra: Gece mi?
Pencereden dışarı baktım. Hava çoktan kararmaya başlamıştı.
Hamza: Hayır. Bu saatte çıkmayacağız.
Efsun: Sabah?
Hamza: Sabah ilk iş.
Buğra: O zaman bu gece suyu dikkatli kullanmamız lazım.
Hamza: Evet.
Şişeyi masanın üzerine koyduk.
Üçümüz de bir süre ona baktık.
Efsun: Sabah gerçekten su bulmamız gerekiyor.
Hamza: Bulacağız.
Buğra: Ya bulamazsak?
Kısa bir sessizlik oldu.
Hamza: O zaman daha uzağa gideriz.
Buğra: Arabayla mı?
Hamza: Arabayla.
Efsun: Umarım araba bizi yarı yolda bırakmaz.
Hamza: Bırakmayacak.
Ama bunu söylerken içimde garip bir endişe vardı.Çünkü Araba elektirikli ve şarjı biterse her an ortalıkta kalabiliriz
7 Saat Sonra
Uyandık ve hiçbir şey yemeden hazırlanmaya başladık
Hamza:Silahlarınızı unutmayın
Buğra:Arabanın şarjı %78 umarım bize yeter
Efsun:Umarım
Yola koyulduk
Hamza:Şehire gidelim ordaki awmlerde ya da büyük marketlerden birine girelim
Efsun:Peki zombiler
Hamza:Yapcak başka bir şey yok Çok dikkatli olmamız gerek
Şehre doğru ilerlemeye başladık.
Bir süre sonra yollar değişmeye başladı. Terk edilmiş arabalar azaldı. Bazı evlerin önlerinde yüksek çitler ve barikatlar vardı.
Buğra: Bir dakika.
Hamza: Ne oldu?
Buğra: Şu evlere bak.
Yolun kenarındaki evlerin etrafına yüksek tahta çitler yapılmıştı. Bazı pencereler tahtalarla kapatılmış, girişlere de arabalar çekilmişti.
Efsun: Burası ne böyle?
Biraz daha ilerledik.
Yolun ortasına büyük bir demir bariyer konulmuştu.
Hamza: Buradan geçemiyoruz.
Arabayı yavaşça durdurdum.
Tam geri dönecekken bariyerin arkasından biri çıktı.
Elinde silah vardı.
Adam: Arabadan inin!
Üçümüz birbirimize baktık.
Hamza: Sakin olun. Sorun çıkarmaya gelmedik.
Bariyerin arkasından birkaç kişi daha çıktı.
Sonra birkaç kişi daha...
Etrafımıza baktığımda en az on kişinin bizi izlediğini fark ettim.
Buğra: Hamza...
Hamza: Hadddi bee.
Efsun: Bizi çevirdiler.
Adam arabaya doğru yaklaştı.
Hamza:Şu maskeleri alın çocuk olduğumuzu anlamasın
Adam: Arabadan inin dedim.
Hamza: Silahlarımızı indirdik zaten.
Adam: Ben silahlarınızı bırakın demedim. Arabadan inin dedim.
Bir an sessizlik oldu.
Kaan'ın adamlarından biri arabanın arkasına geçti.
Diğeri yolun gerisine gidip ikinci bir bariyeri kapattı.
Hamza: Buğra... Arkayı da kapattılar.
Buğra: Fark ettim sakin olmamız gerek.
Arabadan indik.
Hemen etrafımız sarıldı.
İçlerinden biri arabaya baktı.
Adam: Anahtarı ver.
Hamza: Hayır.
Adam cevap vermedi.
Sadece elini uzattı.
Adam: Anahtar.
Tam cevap verecekken kalabalığın arasından bir adam çıktı.
Yaklaşık otuzlu yaşlardaydı kısa siyah saçlı uzun sakallı bakımsız bir asker gibi duruyordu. Diğerlerinden farklı olarak elinde silah yoktu.
Ama herkes onun gelmesiyle sustu.
Adam: Ben Kaan.
Hamza: Hamza.
Kaan gözlerini önce bana, sonra Buğra ve Efsun'a çevirdi.
En son arabaya baktı.
Kaan: Bu arabayı nereden buldunuz?
Hamza: Bir evin garajında.
Kaan: Sahibi nerede?
Hamza: Öldü mü bilmiyoruz.
Kaan birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra gülümsedi.
Kaan: Biliyor musunuz... Son birkaç gündür bu bölgede çalışan bir elektrikli araba görmedik.
Buğra: Şansımıza bulduk.
Kaan: Şans mı?
Kaan etrafındaki adamlara baktı.
Kaan: Şans mı şans Çocuk masalları ve Fıkralarda vardır.
Sonra tekrar bana döndü.
Kaan: Arabanın anahtarını ver.
Hamza: Veremem.
Kaan'ın yüzündeki gülümseme kayboldu.
Hamza: Karşılığında ne alıcam.
Kaan birkaç saniye bana baktı.
Sonra yanındaki adama döndü.
Kaan: Kaç kişi?
Adam: Üç.
Kaan başını salladı.
Kaan: Üç kişi...
Sonra tekrar bana baktı.
Kaan: Bak Hamza. Sana bir seçenek sunuyorum.
Etrafımızdaki adamlara işaret etti.
Kaan: Anahtarı bana verirsiniz, size su ve yiyecek veririm. Sonra buradan sağ salim çıkarsınız.
Efsun: Peki ya vermezsek?
Kaan Efsun'a baktı.
Kaan: O zaman burada kalırsınız.
Buğra: Ne demek burada kalırız?
Kaan cevap vermedi.
Bunun yerine arkasındaki çitleri gösterdi.
Kaan: Burası dışarıdan göründüğünden daha büyük.
Bir an durdu.
Kaan: Ve dışarı çıkan herkes geri dönmüyor.
Efsun bana baktı.
Efsun: Hamza...
Kaan tekrar konuştu.
Kaan: Size beş dakika veriyorum.
Hamza: Beş dakika ne için?
Kaan: Karar vermeniz için.
Kaan arkasını döndü ve birkaç adım uzaklaştı.
Sonra durup bize baktı.
Kaan: Ama bir şeyi unutmayın.
Gözleri doğrudan arabanın anahtarına kaydı.
Kaan: Bu kapıdan anahtarla çıkarsanız... sizi durdurmam.
Kısa bir sessizlik oldu.
Kaan: Ama anahtarsız çıkarsanız...
Kaan cümlesini tamamlamadı.
Sadece arkasındaki adamlara baktı.
Adamların hepsi bize bakıyordu.
Kaan yürüyüp bariyerin arkasına geçti.
Buğra: Hamza...
Hamza: Ne?
Buğra: Bence buradan gitmemiz lazım.
Efsun: Ama arabayı bırakmamızı istiyorlar.
Hamza: Biliyorum Bırakmıyacaz.
Anahtarı avucumda sıkıca tuttum.
Hamza: Ama arabayı verirsek su bulsak bile eve nasıl döneceğiz?
Bir anda uzaktan yüksek bir ses duyuldu.
(Uzakta zombi sesleri.)
Çetenin adamlarından biri hemen Kaan'ın yanına koştu.
Adam: Kaan! Kuzey tarafından geliyolar!
Kaan başını kaldırıp bize baktı.
Kaan: Hadi be Beş dakikanız artık yok.
Bariyerin arkasındaki adamlara döndü.
Kaan: Hepiniz yerlerinize!
Sonra tekrar bize baktı.
Kaan: Şimdi karar verin.
Kaan: Ya arabayı bırakıp içeri girersiniz...
Bir an durdu.
Kaan: Ya da arabayı alıp dışarıdaki sürüyle birlikte şehre doğru gidersiniz.
Buğra yutkundu.
Buğra: Hamza...
Ben ise sadece şehir yönüne baktım.
Uzakta gittikçe artan sesler duyuluyordu.
Kaan'ın son sözlerinden sonra kimse konuşmadı.
Sadece uzaktan gelen zombi sesleri duyuluyordu.
Buğra: Hamza... Ne yapacağız?
Cevap vermedim.
Etrafımıza baktım.
Çetenin adamları hâlâ bizi izliyordu. Bazıları silahlarını yere doğru tutuyor, bazılarıysa gözlerini arabadan ayırmıyordu.
Kaan ise bariyerin yanında durmuş, sanki vereceğimiz kararı bekliyordu.
Efsun(Sessizce): Bence arabayı vermemeliyiz.
Buğra(Sessizce): Ben de öyle düşünüyorum ama buradan nasıl çıkacağız?
Hamza(sessizce): Önce sakin olun.
Kimse hareket etmiyordu.
Sonra çetenin arkasındaki bir adam elindeki demir kapıyı kapattı.
(Kapı kapanma sesi.)
Üçümüz de aynı anda o tarafa baktık.
Efsun: O kapı ne içindi?
Buğra: Bilmiyorum.
Kaan bizi izliyordu.
Kaan: Merak etmeyin. Henüz kapatmadık ama kapatıcaz.
Hamza: "Henüz" ne demek?
Kaan cevap vermedi.
Sadece saatine baktı.
Sonra uzaktan gelen sese kulak verdi.
Zombi sesleri biraz daha yaklaşmıştı.
Kaan: Şehirden gelenler bunlar.
Buğra: Kaç tane?
Kaan: Saymadım.
Kaan'ın yanındaki adamlardan biri telsizini çıkardı.
Adam: Doğu tarafında da hareket var.
Kaan başını salladı.
Kaan: Anladım.
Sonra bize döndü.
Kaan: Kararınız?
Hamza: Düşünüyoruz.
Kaan: Çok düşünmeyin.
Kaan'ın arkasındaki adamlardan biri arabaya doğru bir adım attı.
Ben hemen önüne geçtim.
Efsun: Arabaya yaklaşma.
Adam durdu.
Kaan elini kaldırdı.
Kaan: Geri çekil.
Adam geri çekildi.
Kaan bana baktı.
Kaan: Arabanızı almak istememizin nedenini anlamıyorsunuz.
Hamza: O zaman anlat.
Kaan birkaç saniye sustu.
Kaan: Şarj istasyonlarımız çalışmıyor.
Buğra: Ne?
Kaan: Elektrik tamamen kesilmeden önce elimizde birkaç çalışan araç vardı. Şimdi sadece bir tanesi kaldı.
Efsun: O yüzden bizim arabayı istiyorsunuz.
Kaan: Evet.
Hamza: Peki bize su verirseniz?
Kaan hafifçe gülümsedi.
Kaan: Su verebilirim.
Hamza: Yiyecek?
Kaan: Bir miktar.
Hamza: Karşılığında araba.
Kaan: Aynen öyle.
Bir süre kimse konuşmadı.
Sonra yakındaki bir evin çatısından küçük bir taş yere düştü.
(Tık.)
Hepimiz o tarafa baktık.
Buğra: Zombi mi?
Çetedeki iki kişi hemen silahlarını kaldırdı.
Birkaç saniye beklediler.
Hiçbir şey olmadı.
Silahlarını indirdiler.
Kaan: Sakin olun.
Ama bu sefer onun sesi de eskisi kadar rahat değildi.
Uzakta bir başka ses duyuldu.
Sonra bir tane daha.
Efsun: Sesler çoğalıyor.
Kaan telsizini çıkardı.
Kaan: Kuzey kapısı?
Telsizden cızırtılı bir ses geldi.
Telsiz: ...görüş alanında... çok fazla...
Ses kesildi.
Kaan tekrar konuştu.
Kaan: Tekrar et.
Cevap gelmedi.
Kaan'ın yüzündeki ifade değişti.
Bariyerin arkasındaki adamlara döndü.
Kaan: Herkes hazırlansın.
Sonra bize baktı.
Kaan: Son kez söylüyorum.
Bir an durdu.
Kaan: Arabayı verin. Size içeride güvenli bir yer ayarlayayım.
Hamza(korkuyla): Ya vermezsek?
Kaan bu kez cevap vermeden yanımızdaki yola baktı.
Uzakta birkaç gölge görünmeye başlamıştı.
Kaan: O zaman kararınızı hızlı vermenizi tavsiye ederim.
Buğra bana yaklaştı.
Buğra: Hamza... Araba hâlâ çalışıyor.
Hamza: Biliyorum.
Buğra: Şarj yüzde kaç?
Göstergeye baktım.
Hamza: %72.
Efsun: Kaçabilir miyiz?
Yola baktım.
Sonra çeteye.
Sonra tekrar arabaya.
Hamza: Eğer bir şansımız varsa...
Anahtarı cebime koydum.
Hamza: ...onu deneyeceğiz.3 den geriye sayıcam arabaya atlayın
3...
2...
1..
Arabaya atladık ve gaza bastım
Kaan:KAÇIYOLAR GÜNEY TARAFI YAKALAYIN
Bariyerin yanındaki adamlardan biri önümüze geçmeye çalıştı ama son anda direksiyonu kırıp yanından geçtim.
Buğra: Başardık!
Efsun: Arkaya bakın!
Dikiz aynasına baktım.
Kaan'ın adamları çoktan araçlarına binmişti.
Ama normal arabalar değildi.
Hepsi elektrikli araçlardı.
Hamza: Bunlar da nereden çıktı?!
Buğra: Demek arabaları varmış!
Arkadan iki araç hızla üzerimize doğru geliyordu.
Sonra üçüncü bir araç daha çıktı.
Efsun: Kaan da geliyor!
Kaan'ın arabası diğerlerinden biraz gerideydi ama hızla yaklaşıyordu.
Buğra:Tünele sür arazide açık hedefiz
Hazma: Oraya mı gireceğiz?
Buğra: Başka yolumuz yok.
Arabayı tünele doğru sürdüm.
Arkamızdaki araçlar da peşimizden geliyordu.
Efsun: Bizi bırakmıyorlar!
Buğra: Daha hızlı git!
Hamza: Gidiyorum!
Tünelin girişine ulaştık.
İçerisi tamamen karanlıktı.
Farları açtım.
tren rayları yolun ortasından ilerliyordu.
Efsun: Burası çok dar!
Hamza: Umarım artık burası çalışmıyordur
Arabayı rayların yanındaki dar bölümden sürmeye başladım.
Arkamızdaki araçların farları tünelin girişini aydınlattı.
Buğra: Geldiler!
İlk araç tünele girdi.
Ardından ikinci araç.
Hamza: Şarjımız kaç?
Buğra göstergeye baktı.
Buğra: %41.
Hamza: Daha şimdiden bu kadar mı düştü?
Buğra: Sürekli hızlandığımız için.
Efsun: Peki ya şarj biterse?
Cevap vermedim.
Tünelin ilerisine baktım.
Bir anda uzaktan metalik bir ses duyuldu.
TAK... TAK... TAK...
Üçümüz de sustuk.
Buğra: O neydi?
Ses gittikçe yükseliyordu.
Efsun: Hamza...
Tünelin duvarlarında yankılanan ses artık çok daha belirgindi.
TAK... TAK... TAK...
Hamza: Tren...
Dikiz aynasına baktım.
Kaan'ın araçları hâlâ arkamızdaydı.
Önümüzde ise karanlık tünel.
Buğra: Tren geliyorsa ne yapacağız?
Hamza: Bilmiyorum.
Tam o sırada Kaan'ın sesi telsizden duyuldu.
Kaan: Durun!
Şaşkınlıkla telsize baktım.
Hamza: Telsizimize nasıl bağlandı?
Kaan: O tünelden çıkış yok çıksan bile seni bulup öldürücem.
Efsun: Ne?!
Kaan: Aklın varsa kaçmaya devam et.
Hamza: Bizi rahat bırak!
Kaan cevap vermedi.
Sadece arkasındaki adamlara bir şey söyledi.
Araçlarının farları aynı anda uzunları açtı.
Tünel bir anda tamamen aydınlandı.
Buğra: Hamza... Önümüze bak!
Hamza: Hangisi çıkış?
Efsun: Hamza!
Arkamızdaki araçlar hızlanmaya başladı.
Önümüzde trenin sesi gittikçe yaklaşıyordu.
Hamza: Sağ mı sol mu?!
Buğra: Sağ!
Efsun: Hayır, sol!
Bir saniye içinde karar vermem gerekiyordu.
Direksiyonu kırdım.
Araba rayların yanındaki dar yola savruldu.
Arkamızdaki Kaan'ın araçlarından biri de aynı yöne girdi.
Kaan: DURUN!
Ama artık çok geçti.
Efsun: Tren, tren! Buradan geliyor, ne yapacağız?!
Kaan: AAAAAH! Yeter artık!
Arabayla çarpıştı ve araba yan yattı.
Hamza: Öhhöm, öhhöö, öhhöm... İyi misiniz?
Buğra: İyiyim, çabuk çıkmamız lazım!
Efsun: Ahhhh! Sıkıştım!
Hamza: NE?!
Buğra: Tren de geliyor, arkamızdan da Kaan geliyor...
Trenin sesi tünelin içinde gittikçe yükseliyordu.
Hamza: Efsun, neren sıkıştı?
Efsun: Bacağım! Koltuğun altında kaldı!
Bölüm etkileşimi
