9. bölüm · Mürekkep İzi
9 siyah gözlerin ardındaki boşluk
Aras’ın parmakları boğazıma bir mengene gibi kapandığında, nefesim ciğerlerimde hapsoldu. Gözlerindeki o derin, siyah boşlukta en ufak bir tanıma belirtisi yoktu. Beni bir zamanlar kollarında koruyan o adam, şimdi beni bir kağıt parçası gibi ezmeye kararlıydı.
"Aras..." diye fısıldayabildim sadece. Sesim, kopmak üzere olan bir ip kadar inceydi. "Lütfen... İçeride olduğunu biliyorum."
Cevap vermedi. Beni havaya kaldırıp laboratuvarın soğuk duvarına sertçe çarptı. Sırtımdaki acı beynime bir elektrik akımı gibi yayıldı. Aras’ın yumruğu, kulağımın milimetrelerce yanındaki duvara indi; betonun çatlama sesini duydum. Eğer hedefi şaşmasaydı, kafatasım şu an paramparçaydı.
Eylül bir köşede korkuyla büzülmüş izlerken, hoparlörden o buz gibi ses tekrar duyuldu:
"Denek 01, tereddüt etme. İmha et. O sadece bir pürüz."
Aras’ın babasının sesiydi bu. Kendi oğlunu, sevdiği kızı öldürmesi için bir uzaktan kumanda gibi kullanıyordu.
Aras tekrar saldırdı. Bu sefer kaçmadım. Elimdeki bıçağı yere attım ve savunmasız bir şekilde önünde durdum. Gözlerimin içine bakmasını sağladım. Gözyaşlarım yanaklarımdan süzülüp onun çıplak göğsüne damlıyordu.
"Beni öldürebilirsin," dedim hıçkırarak. "Ama önce o kütüphanedeki valsi hatırla. Bana verdiğin o sözü hatırla. 'Seni cehennemde bile beklerim' demiştin Aras. Burası cehennem. Ben geldim. Hadi, şimdi sözünü tut."
Aras’ın eli havada asılı kaldı. Vücudu kriz geçiriyormuş gibi titremeye başladı. Gözlerindeki o yapay siyahlık, bir anlığına dalgalandı. Kendi zihniyle, ona dayatılan o karanlık yazılım arasında bir savaş veriyordu.
"La... ra..."
Adımı söyledi. Bir fısıltı gibiydi ama odadaki tüm teknolojik gürültüyü bastırdı. Elindeki damarlar şişti, anlından aşağı terler boşaldı.
"Kapatın sistemi! Bilinci geri geliyor, hemen doz artırın!" diye bağırdı Aras’ın babası hoparlörden.
Laboratuvarın tavanından aşağı gaz püskürtülmeye başlandı. Aras dizlerinin üzerine çöktü, elleriyle kafasını tutuyordu. "Kaç..." diye inledi. "Zihnim... benim değil. Git buradan!"
"Seni bir kez daha bırakmayacağım!" diyerek yanına çöktüm ve boynumdaki kolyeyi çıkardım. Aras’ın bahsettiği o "iyileştirici veri" belki de buydu. Kolyenin arkasındaki küçük iğneyi, Aras’ın ensesindeki o metal porta taktım.
Bir saniyelik bir sessizlik oldu. Ardından laboratuvardaki tüm ekranlar kırmızıya döndü. Veriler akmaya, kodlar birbiriyle savaşmaya başladı. Aras acıyla haykırarak arkaya doğru savruldu. Ben de patlamanın etkisiyle yere fırlatıldım.
Işıklar söndü. Acil durum sirenleri çalmaya başladı.
Karanlığın içinden bir el belimi kavradı. Ama bu seferki tutuş sert değil, sahipleniciydi. Burnuma o meşhur nane ve hafif duman kokusu geldi.
"Bana çok tehlikeli bir hediye verdin, Küçük Mavi," dedi bir ses.
Bu Aras’tı. Gerçek Aras. Sesi yorgundu ama bakışları o tanıdık hüzünle parlıyordu. Hafızası tamamen gelmemişti belki ama kalbi beni tanımıştı.
"Gidiyoruz," dedi beni ayağa kaldırarak. "Burayı havaya uçurmadan önce babama küçük bir veda hediyesi bırakmam gerek."
Eylül’e baktı. Eylül titreyerek ona bakıyordu. Aras ona acıyan bir gözle baktı ama hiçbir şey yapmadı. "Seninle hesabımız sonra," dedi sadece.
Laboratuvardan çıkarken Aras, yanından geçtiğimiz bir tankın üzerindeki kontrol paneline yumruk attı. "Bu okul, bu gece kendi mürekkebinde boğulacak."
Tam koridora çıktığımızda karşımıza bir ordu dolusu güvenlik görevlisi çıktı. Ama Aras’ın yanında artık ben vardım. Ve benim elimde, annemin bana bıraktığı en büyük güç vardı: Korkusuzluk.
"Sırt sırta mı?" diye sordum, belimdeki yedek tabancayı çıkarırken.
Aras hafifçe sırıttı. Kanlar içindeki yüzüyle hiç bu kadar güzel görünmemişti. "Ölümüne kadar, Lara."
Bölüm Özeti:
