26. bölüm · Mürekkep İzi
26 küçük Mavi'nin dönüşü(1.kitap sonu)
Güneş, denizin ufkunda batmaya hazırlanırken gökyüzü o meşhur turuncu ve mor renklerine bürünmüştü. Aras, teknenin güvertesinde durmuş, rüzgarın yüzüne çarpmasına izin veriyordu. Artık bir "Hayalet"in kaskatı duruşu yoktu onda; omuzları rahatlamış, bakışları yumuşamıştı.
Yanına gidip elini tuttum. Parmaklarını parmaklarıma kenetledi. Artık o soğuk, mekanik tutuş gitmiş; yerine o eski, tanıdık sıcaklık gelmişti.
Yeni Bir Kıyı
Haftalar sonra, kimsenin bizi tanımadığı, küçük bir sahil kasabasına ulaştık. Burası, Alaz Akademisi’nin o boğucu duvarlarından ya da holdingin soğuk cam binalarından çok uzaktı. Eski, beyaz boyalı bir ev tuttuk. Kütüphanemiz artık tozlu ve tehlikeli sırlar içermiyordu; sadece okumayı sevdiğimiz şiir kitapları ve romanlar vardı.
Bir akşamüzeri bahçede otururken Aras bana döndü. "Biliyor musun Lara," dedi, sesi huzur doluydu. "Üç yıl boyunca o karanlığın içindeyken, sadece tek bir şeyi kaybetmekten korktum. Senin sesini. Diğer her şeyi unuttuğumda bile o ses zihnimde yankılanmaya devam etti."
"Ben de seni asla bırakmadım Aras," dedim başımı omzuna yaslayarak. "Mürekkep ne kadar derine inerse insin, senin ruhuna dokunamayacağını biliyordum."
Küçük Mavi
Aras cebinden küçük bir kutu çıkardı. İçinde, o eski kütüphanede bulduğumuz ve hikayemizin simgesi haline gelen mavi taşlı kolyenin bir benzeri vardı. Ama bu seferki bir takip cihazı ya da veri depolama birimi değildi. Sadece saf, güzel bir takıydı.
Kolyeyi boynuma takarken fısıldadı: "Artık kaçmak zorunda değiliz. Artık savaşmak zorunda değiliz. Sadece yaşamalıyız, Küçük Mavi."
Son Söz
Geçmişin "Mürekkep İzi" belki tenimizden tamamen çıkmayacaktı; yara izlerimiz bize kim olduğumuzu ve nelerden geçtiğimizi hatırlatmaya devam edecekti. Ama artık o izler bir lanet değil, bir zafer nişanesiydi.
Kasabanın çocukları sahilde koşuştururken, Aras ile birlikte batan güneşe baktık. Karanlık gitmişti. Mürekkep kurumuştu. Ve biz, enkazın altından sağ çıkan o iki çocuk, nihayet kendi hikayemizin son cümlesini huzurla yazmıştık:
Ve gökyüzü, bir daha asla simsiyah olmadı.
— DEVAM EDECEK... —
