17. bölüm · Mürekkep İzi
17 siyah gözlerin matemi
"Anne! Dur!" diye haykırdım ama sesim alevlerin uğultusunda kaybolup gitti.
Aras, annemin ellerini çözmeye çalışmıyordu bile. Sadece ona bakıyordu; bir zamanlar "anne" diyebileceği tek kadının, kendi babası tarafından nasıl bir silaha dönüştürüldüğünü görmenin verdiği o yıkımla donup kalmıştı. Demir ise bir köşede, yüzündeki kanı silerek bu vahşeti izliyordu. Dudaklarında o iğrenç, zafer kazanmış gülümseme vardı.
"Bak Lara!" diye bağırdı Demir, sesini duyurmak için. "Mürekkep sadece kanı kirletmez, ruhu da siler. O artık senin annen değil. O, Alaz Holding’in en kusursuz mülkü!"
O an içimde bir şey koptu. Omuzlarımdaki taktik yeleğin ağırlığını hissetmedim bile. Yerden kaptığım boş bir yangın tüpünü tüm gücümle Demir’in olduğu tarafa fırlattım. O bir anlık dikkat dağınıklığından faydalanıp Aras’a doğru atıldım.
"Aras, çekil!"
Aras’ı sertçe kenara ittiğimde, annemin pençeleri benim omzuma saplandı. Acı, beynime bir elektrik akımı gibi yayıldı. Annem üzerime kapandığında, burnuma o tanıdık kurabiye kokusu değil, keskin bir kimyasal ve yanık kokusu geldi.
"Anne, benim... Lara," diye fısıldadım, gözlerinin içine bakarak. "Lütfen, içeriye bak. Oraya, en derine bak."
Annemin elleri titredi. Boğazından hırıltılı, insana benzemeyen bir ses çıktı. O siyah gözbebeklerinin içinde, çok derinde, bir anlığına bir ışık parladı. Sanki bir saniyeliğine beni tanıdı. Dudakları kıpırdadı ama kelimeler yerine ağzından siyah bir sıvı sızdı.
"Öldür... beni..." diye fısıldadı o kadar derinden ki, bunu sadece kalbimle duyabildim.
En Zor Karar
"Vur onu Lara! Yoksa ikinizi de parçalayacak!" diye bağırdı Gölge, uzaklardan bir yerlerden ateş ederek.
Silahım hemen yanımdaydı. Ama o benim annemdi. Aras, yerden kalkıp yanıma ulaştığında elini silahımın üzerine koydu. Göz göze geldik. Aras’ın gözleri yaş içindeydi ama kararlıydı.
"O acı çekiyor Lara," dedi Aras. "Bu onun yaşamı değil. Bu onun hapishanesi."
Tam o sırada Demir, elindeki uzaktan kumandayla bir frekans daha gönderdi. Annem acıyla haykırarak başını geriye attı ve omzumu neredeyse koparacak bir güçle beni havaya kaldırdı. Artık bir seçim şansım kalmamıştı. Annemi kurtarmanın tek yolu, onu bu canavarlıktan azat etmekti.
Gözlerimi kapattım. Silahın soğuk namlusunu hissettim. Güm.
Tek bir kurşun sesi. Alevlerin uğultusunu bile bastıran o tek ses.
Annemin vücudu aniden ağırlaştı ve üzerime yığıldı. Siyah gözleri yavaşça kapandı, yüzündeki o gergin, vahşi ifade yerini derin bir huzura bıraktı. Omuzlarımdaki yük hiç bu kadar ağır olmamıştı. Annemin cansız bedenine sarılıp limanın ortasında, yanan konteynerlerin arasında hıçkıra hıçkıra ağladım.
Küllerin Arasından Kaçış
"Zamanımız yok!" Aras beni kollarından tutup zorla ayağa kaldırdı. Demir, patlamanın ve kaosun etkisiyle geri çekilmişti ama destek ekipleri yoldaydı.
Gölge, zırhlı bir jiple alevlerin içinden fırladı. "Bin çabuk! Gidiyoruz!"
Annemi orada, o cehennemde bırakmak zorundaydım. Aras beni araca bindirirken son bir kez arkama baktım. Liman havaya uçarken, annemin bedeni ateşlerin arasında kayboldu. O gece sadece annemi değil, içimdeki son merhamet kırıntısını da o yangında bıraktım.
Aras, araçta elimi tuttu. Elimi o kadar sıkı sıkıya kavradı ki, sanki bıraksa ben de o küllerle birlikte savrulup gidecektim.
"Artık geri dönüş yok Lara," dedi, sesi bir mezar kadar soğuk. "Artık sadece biz varız. Ve bu geceyi onlara ödeteceğiz. Her bir saniyesini."
Bakışlarım camdan dışarıya, karanlık şehre döndü. Gözyaşlarım kurumuştu. Gözlerimde artık sadece tek bir şey vardı: Demir ve babasının krallığını yerle bir edecek o karanlık plan.
