3. bölüm · Mürekkep İzi
3 maskelerin ardındaki cesetler
Alaz Akademisi’nin yıllık "Kış Ekinoksu Balosu", sadece bir eğlence değil, aynı zamanda güç gösterisiydi. Okulun ana salonu, devasa kristal avizeler, gümüş şamdanlar ve buzdan heykellerle donatılmıştı. Herkes yüzünde porselen ya da dantel maskelerle dolaşıyordu; kimin dost, kimin düşman olduğunun seçilemediği o meşum gecelerden biriydi.
Üzerimde, okulun tiyatro kulübünden gizlice "ödünç aldığım" gece mavisi, saten bir elbise vardı. Yüzümü ise gümüş rengi, zarif bir maskeyle gizlemiştim. Aynadaki yansımam yabancı gibiydi. Ama aklım baloda değil, çantamda sakladığım o günlükte ve kütüphanede bulduğum haritadaydı. Günlüğün son sayfalarından birinde, balonun yapıldığı salonun tam altını işaret eden, el yazısıyla çizilmiş bir kroki bulmuştum.
"Işıklar söndüğünde, sesler yükseldiğinde, toprağın altına in. Cevaplar orada, şarap mahzeninin arkasındaki dördüncü sütunda."
"Çok dalgınsın, Küçük Mavi."
Arkamdan gelen sesle irkildim. Aras... Maske takmamıştı. Sadece siyah bir takım elbise giymişti ve beyaz gömleğinin ilk iki düğmesi açıktı. Saçları her zamankinden daha dağınık, bakışları ise her zamankinden daha keskindi. Salondaki tüm genç kızların gözü üzerindeydi ama o, elindeki kadehi hafifçe sarsarak tam karşımda durdu.
"Beni takip etmeyi bırakmanı söylemiştim," dedim sesimi dikleştirerek.
"Seni takip etmiyorum Lara. Sadece başına gelecekleri izlemek için ön sıralardan yer kapıyorum," dedi ve bana doğru eğildi. "O elbisenin içindeki halin... On yıl önceki o kızı o kadar çok anımsatıyor ki, okul müdürünün seni gördüğünde kalp krizi geçirmemesi mucize olur."
"Neden bahsediyorsun sen? O kıza ne oldu Aras? Neden herkes ondan bir hayaletmiş gibi bahsediyor?"
Aras tam cevap verecekken, orkestra aniden sustu ve ağır, ritmik bir vals müziği başladı. Aras, beklemediğim bir hamleyle belimi kavradı ve beni dans pistinin tam ortasına çekti. Kaçmaya çalıştım ama parmakları belime bir mühür gibi basılıydı.
"Dans et," diye fısıldadı kulağıma. "Herkes bize bakıyor. Eğer şimdi gidersen, dikkatleri üzerine çekersin. Ve bu okulda dikkat çekmek, infaz fermanını imzalamaktır."
Onunla dans etmek, bir kasırganın ortasında durmak gibiydi. Adımları kusursuzdu, beni yönlendirişi sert ama güven vericiydi. Gözlerimin içine bakarken, içindeki o karanlık kuyuda bir anlığına merhamet kırıntısı gördüğümü sandım.
"Haritayı bulduğunu biliyorum," dedi birden. Sesindeki ton değişmişti; artık alay etmiyor, uyarıyordu. "O mahzene inmeyeceksin, Lara. Oraya girenlerin çoğu, çıktıklarında aynı kişi olmuyorlar. Bazıları ise hiç çıkmıyor."
"Korkmuyorum," dedim yalan söyleyerek.
"Korkmalısın," dedi ve beni kendi etrafımda döndürüp tekrar göğsüne yasladı. "Çünkü o günlüğü oraya ben bırakmadım. Onu senin bulmanı isteyen biri var. Ve o kişi, seni bir yapboz parçası gibi kullanıyor."
Müzik hızlandığında ve alkışlar koptuğunda, Aras beni serbest bıraktı. Hiçbir şey demeden kalabalığın içinde kayboldu. Kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu ama geri adım atmayacaktım. Garsonların ve sarhoş öğrencilerin arasından sıyrılıp mutfak koridoruna, oradan da rutubetli bir koku yayan mahzen merdivenlerine yöneldim.
Aşağısı zifiri karanlıktı. Telefonumun ışığını açtığımda tozlu şarap fıçıları ve küflü duvarlar belirdi. Haritadaki dördüncü sütunu buldum. Duvarın üzerindeki taşlardan biri hafifçe dışarı çıkmıştı. Tüm gücümle bastırdığımda, taş içeri göçtü ve ağır bir gıcırtıyla küçük bir bölme açıldı.
İçerisinde bir kutu vardı. Kutuyu titreyen ellerimle açtım. İçinden bir madalyon ve siyah-beyaz bir fotoğraf çıktı. Fotoğrafta üç kişi vardı: Aras’ın abisi, okul müdürü ve... benim annem?
Annem bu okulda mıydı? Fotoğrafın arkasını çevirdiğimde kan donduran o notu gördüm:
"Sırrı üç kişi biliyordu. İkisi öldü. Üçüncüsü ise şu an bu notu okuyor. Hoş geldin, kurban."
Tam o sırada arkamda bir ayak sesi duydum. Telefonumun ışığı söndü. Karanlıkta sadece birinin ağır nefes alıp verişi ve metal bir nesnenin yere sürtünme sesi geliyordu.
"Aras?" diye seslendim.
Cevap gelmedi. Ama tam ensemde o buz gibi fısıltıyı duydum:
"Aras seni kurtaramaz, Lara. Çünkü bu oyunun kurallarını o koymadı."
Karanlığın içinden bir el ağzımı kapattı ve her şey siyaha kesti.
