5. bölüm · Mürekkep İzi
5 kendi mezarına çiçek bırakmak
Aras’ın siyah spor arabası, Alaz Akademisi’nin yanan kulesinden yükselen dumanları dikiz aynasında bırakarak orman yoluna saptı. Arabanın içindeki sessizlik, motorun gürültüsünden daha ağırdı. Aras direksiyonu o kadar sıkı tutuyordu ki, parmak eklemleri bembeyaz kesilmişti.
"Nereye gidiyoruz Aras? 'Kendi mezarına' ne demek?" diye sordum, sesim rüzgarda kaybolmasın diye çabalayarak.
Cevap vermedi. Sadece gaza daha sert bastı. Yaklaşık yarım saatlik dik yokuşlardan sonra, uçurumun kenarında terk edilmiş, ahşap bir evin önünde durduk. Evin pencereleri tahtalarla çakılmıştı ve bahçesi yabani otlarla doluydu.
Aras arabadan indi ve bagajdan bir fener çıkardı. "Burası," dedi evi işaret ederek. "Annenin seni sakladığı son yer. Ve dünyanın seni öldü bildiği yer."
Evin arkasındaki küçük bahçeye yürüdük. Orada, serves ağaçlarının gölgesinde küçük, taş bir tümsek vardı. Üzerinde hiçbir isim yazmıyordu, sadece bir tarih kazınmıştı: 12 Eylül 2014. Benim bu şehirden ayrıldığım, kimlik değiştirdiğim tarih.
"Annem beni buraya gömmedi Aras," dedim titreyerek. "Beni korumak için öldüğümü mü söyledi?"
Aras yanıma geldi ve fenerin ışığını mezar taşının altındaki küçük bir çatlağa tuttu. "Hayır Lara. Seni korumak için senin yerine başka birini buraya gömdüler. Ve o kişi, benim abimin sevdiği kızdı. Mürekkep Projesi’nin ilk kurbanı."
Dizlerimin üzerine çöktüm. Toprağı kazmak istiyordum ama gücüm yoktu. Aras yanıma çömeldi ve elimi tuttu. Elinin sıcaklığı, buz kesmiş tenimde bir şok etkisi yarattı. "Babam, abimin o kızı sevmesini asla affetmedi. Proje açığa çıkmasın diye kızı öldürdüler ve senin kimliğini ona, onun cesedini de senin geçmişine verdiler. Sen şu an teknik olarak 'yaşayan bir hayaletsin'."
Tam o sırada telefonum titredi. Bilinmeyen bir numaradan bir mesaj gelmişti.
Gelen Mesaj: "En yakınındakine asla güvenme Lara. Aras, o mezarı kazan kişinin oğlu. Kan çekiyor, görmüyor musun?"
Mesajı Aras’a göstermedim. Telefonu avucumun içinde sakladım. Aras bana bakıyordu, gözlerinde ilk kez suçluluk değil, saf bir şefkat vardı. "Burada kalmalıyız," dedi. "Okulda şu an ortalık karışık. Selim ve babam senin öldüğünü sanmalı."
Geceyi o eski evin içinde geçirdik. Aras, şömineyi yaktı. Alevlerin ışığı yüzüne vururken, o her zamanki sert maskesi tamamen düşmüştü. Bir köşede, tozlu bir piyano duruyordu. Aras piyanoya yaklaştı ve tuşlara tek bir nota bıraktı. Ses, boş odada hüzünle yankılandı.
"Neden yardım ediyorsun bana?" diye sordum. "Aileni ele veriyorsun. Her şeyini kaybedebilirsin."
Bana doğru yürüdü ve tam önümde durdu. Ellerini yanaklarıma koydu; başparmağıyla dudağımın kenarındaki küçük yarayı okşadı. "Çünkü Lara," dedi sesi fısıltıdan farksızdı, "Ben on yıl boyunca o mezarın başında ağladım. Senin öldüğünü sanırken her gün biraz daha karardım. Şimdi karşımda kanlı canlı dururken, seni bir kez daha o karanlığa teslim etmeyeceğim. Babam olsa bile."
Dudaklarımız arasındaki mesafe santimlere inerken, dışarıdan bir dal kırılma sesi geldi. Aras anında geri çekilip belindeki silahı çıkardı.
"Dışarıda biri var," dedi buz gibi bir sesle.
Pencerenin tahta aralıklarından dışarı baktığımda kalbim duracak gibi oldu. Bahçede, elinde fenerle dolaşan kişi, okulda tek dostum sandığım oda arkadaşım Eylül’dü. Ama üzerinde okul üniforması değil, siyah bir operasyon giysisi vardı ve kulağındaki kulaklığa doğru konuşuyordu:
"Hedef tespit edildi. Aras Alaz ile birlikte. Onu canlı istiyoruz, Aras’ı ise devre dışı bırakın."
İhanetin soğukluğu, mahzendeki sudan daha çok üşüttü beni. En yakınım, en büyük düşmanımmış.
Aras bana döndü, gözleri kararlılıkla parlıyordu. "Arka kapıdan ormana çıkacağız. Koşmanı söylediğimde sakın arkana bakma, anladın mı?"
"Seni bırakmam!"
"Bu bir veda değil Lara," dedi ve alnımdan öptü. "Bu, avın avcıyı yiyeceği o anın başlangıcı."
